-
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Quadratum Satoris
Quadratum Satoris est frequens antiquaque inscriptio Latina quinque verborum in quadratum dispositorum, quae sunt SATOR AREPO TENET OPERA ROTAS. Inscriptio, quae multis Europae locis reperta est, scilicet Pompeiis, Corinii, et Mancunii, non solum a fronte et a tergo, sed etiam a summo et ab imo idem legitur: undique palindroma est. TENET unum a tergo lectum idem habet sensum, SATOR et AREPO autem ROTAS et OPERA a tergo leguntur. Quadrato ab antiquo magicae ascribuntur facultates, in quibus potestas ignem exstinguendi. Hodie complures de sensu exstant interpretationes versionesque possibiles a doctis praebitae, sed nemo etiamdum firme scit quidnam formula significet vel attingat.
Loci in quibus quadratum repertum est
Inscriptionis specimina complura sunt, quorum alia leguntur SATOR AREPO TENET OPERA ROTAS, alia autem ROTAS OPERA TENET AREPO SATOR, alia dein quadrati formam non habent cum tantum verba tria SATOR AREPO TENET figurent (e.g. inscriptio saeculi quattuordicesimi in Närke, Suecia), alia postremo non solum verba sed etiam signa ostendunt. Quadrati specimina alia ad Saeculum primum, secundum et tertium p.C.n. spectant, alia ad varia Saecula Medii Aevi.
Quadratum ad exemplum his locis repertum est:
Ecclesia Sancti Petri ad oratorium in Capistrano, in Provincia Aquilana (Italia); haec incipit inscriptio verbis ROTAS OPERA
Corinium Dobunnorum, in Glocestria (Anglia); haec incipit inscriptio verbis ROTAS OPERA
Conimbriga, in Lusitania
Dura Europus,? in Syria
Ecclesia Lancastriensis comitatus (Anglia)
Mancunium, in Mancunio maiore (Anglia); haec incipit inscriptio verbis ROTAS OPERA
Pompeii, in Italia; haec habetur inscriptio antiquissima omnium, cum Pompeii anno 79 a Vesuvii eruptione deleti sunt
Sena Iulia, in Italia
Sententiae de sensu
De quadrati sensu multae exstant sententiae, quamquam AREPO unum hapax legomenon litterarum Latinarum sit et tantum obscurum verbum ut a nonnullis nomen proprium aestimetur. Sic AREPO quidam nomen putant esse satoris, qui tenet opera atque rotas curri aut aratri. Hieronymus Carcopino putabat AREPO verbum Celticum Latinizatum, quod 'aratrum' significabat; I. G. Griffiths autem id credebat ab Aegyptio verbo Hr-Hp deductum esse et 'faciem Apis' significare.
De sensu Christiano
Credunt nonnulli quadratum sensum Christianum habere: nam cum quadrati litteris bis "PATER NOSTER" scribi potest in formam crucis quae litteram N medium tenet, cum sublatae sint A duas duasque O quae alpha omegaque, scilicet initium finemque rerum, indicare putentur.
Sator Karesi
Sator Karesi, bir kare içinde düzenlenmiş beş kelimeden oluşan yaygın ve eski bir Latince yazıttır: SATOR AREPO TENET OPERA ROTAS. Avrupa'nın birçok yerinde, özellikle Pompei, Corinium Dobunnorum ve Manchester'da bulunan yazıt, yalnızca önden ve arkadan değil, üstten ve alttan da aynı şekilde okunur: her yerde bir palindromdur. Arkadan okunan TENET aynı anlama gelirken, SATOR ve AREPO, ROTAS ve OPERA arkadan okunur. Antik çağlardan beri, kareye yangın söndürme gücü de dahil olmak üzere büyülü güçler atfedilmiştir. Günümüzde, bilim insanları tarafından anlamın birkaç olası yorumu ve versiyonu sunulsa da, formülün ne anlama geldiğinden veya neye atıfta bulunduğundan henüz kimse emin değil.
Karenin Bulunduğu Yerler
Yazıtın birçok örneği vardır; bunlardan bazıları SATOR AREPO TENET OPERA ROTAS, diğerleri ROTAS OPERA TENET AREPO SATOR şeklinde okunur; bazıları ise yalnızca SATOR AREPO TENET kelimelerinin geçtiği kare biçiminde değildir (örneğin, İsveç, Närke'de 14. yüzyıldan kalma bir yazıt) ve diğerleri yalnızca kelimeleri değil, aynı zamanda işaretleri de içerir. Karenin bazı örnekleri MÖ 1., 2. ve 3. yüzyıllara, diğerleri ise Orta Çağ'ın çeşitli yüzyıllarına tarihlenir.
Bir kare örneği aşağıdaki yerlerde bulunmuştur:
San Pietro ad Oratorium Kilisesi
Aquilana [kent], Capestrano' daki [komün] Aziz Pietro Kilisesi (İtalya); bu yazıt ROTAS OPERA kelimeleriyle başlar
Corinium Dobunnorum, Gloucestershire'da (İngiltere); bu yazıt ROTAS OPERA kelimeleriyle başlar
Coimbra, Portekiz'de
Dura Europus,? Suriye'de
Lancashire Kilisesi (İngiltere)
Manchester, Büyük Manchester'da (İngiltere); Bu yazıt ROTAS OPERA sözcükleriyle başlar
Pompei, İtalya'da; Pompei, 79 yılında Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla yıkıldığından, bu yazıt en eski yazıt olarak kabul edilir.
Siena, İtalya
Anlam Hakkında Görüşler
Karenin anlamı hakkında birçok görüş vardır, ancak AREPO Latin harflerinden oluşan bir hapax legomenon'dur ve bazıları tarafından özel isim olarak kabul edilen bir kelimedir. Bu nedenle, bazıları AREPO'nun bir araba veya sabanın çarklarını ve tekerleklerini tutan bir üreticinin adı olduğunu düşünür. Jérôme Carcopino, AREPO'nun 'saban' anlamına gelen Latinceleşmiş bir Kelt kelimesi olduğunu düşünmüştür; ancak J. Gwyn Griffiths, AREPO'nun Mısır dilinde Hr-Hp kelimesinden türediğine ve 'Apis yüzü' anlamına geldiğine inanıyordu.
Hristiyan anlamı üzerine
Bazıları karenin Hristiyan bir anlamı olduğuna inanır: Kare iki harften oluştuğunda, "PATER'İMİZ" ortasında N harfi bulunan bir haç şeklinde yazılabilir, çünkü iki A ve iki O harfi çıkarılmıştır; bunların alfa ve omegayı, yani şeylerin başlangıcını ve sonunu gösterdiği düşünülür.
Haydar Akın, Orta Çağ Avrupa'sında Cadılar ve Cadı Avı:
Batıda yaygın olarak kullanılan bir diğer önemli form, özellikle de İbranice kelimelerden oluşmuş tekerlemeler, bir daire içine yerleştirilmiş kare biçiminde olan ve dört farklı yönden okunabilen büyü formülleridir. Parşömenlerin üzerine, yüksek ateşe karşı koruyucu gücü olduğuna inanılan "Eugenis. Stephanus. Prothasius. Sanbatius. Clenitus. & Quiriacus" kelimeleri yazılmıştır. 'Büyülü Kare'de de olduğu üzere, sağaltma gücünü parşömenler üzerinde arka arkaya sıralanmış kelimelerin sağladığına inanılır. Orta Çağ'da en çok tanınan formül, 'Büyülü Kare' oluşturan "SATOR-AREPO"dur (Rebus Sator, Sator Karesi, Sator-Arepo-Karesi, Rotas-Opera-Karesi).
SATOR ........... ROTAS
AREPO ........... OPERA
TENET ........... TENET
OPERA ........... AREPO
ROTAS ........... SATOR
Pompei'de bulunan 'Büyülü Kare'nin (AREPO kelimesinin herhangi bir anlamı yoktur) olağanüstü yaygınlığına karşın çözümlenmesi hayli zordur. Formül 17. yüzyıla kadar Batı Avrupa'da, hayvanların ve insanlann sağaltılması amacıyla kullanılmış, evlerin şimşeklerden ve yangından korunması, kadınların kolay doğum yapabilmesi için talisman olarak da taşınmıştır.
Ortaçağ boyunca "SATOR-AREPO" kadar bilinen bir diğer 'Büyülü Kare' ise "SATAN-ADAMA"dır.
SATAN
ADAMA
TABAT
AMADA
NATAS
SATOR-AREPO ve SATAN-ADAMA büyülü kare formülünün açılımı hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. KIECKHEFER: 1995, 93; ÖNNERFORS: 1995, 26-29; BANDINI-BANDINI: 1998, 18-20; BOLOGNE: 1995, 197; BECKER: 2000, 248.
Pyromantia sanatının icrasında kullanılan gizemli bir kelimenin kökenini araştıran J. Hartlieb şu ilgi çekici yorumu yapar; "...bu kelimelerden bir tanesi de 'Ragel'. Yaşamım boyunca bu türden kelimeleri araştırdım ve çok sayıda insana, bu arada Yahudilere de sordum ancak bilen biri çıkmadı. Yine Yunanlılara, Tatarlara, Türklere onların hekimlerine ve yıldız falcılarına ve hatta Yahudi falcı kadınlara sordum ancak hiçbir sonuç elde edemedim. Daha önce sıklıkla yinelediğim gibi, bence korkutucu, ancak gerçek sonuç şudur: bu kelime şeytanla kurulan ilişki ve işbirliğinin sonucunda ortaya çıkmıştır."
HARTLIEB: 1998, Pyromantie (Bölüm 80-97), 151. (Bölüm 85)
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Öncüller şudur:
Her ne kadar biri [gizemli] şeytani diğeri [gizemli] şahsi özel isim gibi görünse de, ne Ragel ne de Arepo' nun anlamını biliyoruz.
Fakat her nedense, Sator, Rotas, Opera ve Tenet' te Latince.
Sator ' Nomen substantivum, Tertia Declinatio, Singularis, Nominativus, Masculinum: [Flavor] Anglice -> Sower, Planter '
Rotas ' Nomen substantivum, Prima Declinatio, Pluralis, Accusativus, Femininum: [Flavor] Anglice -> Wheels '
Opera ' Nomen substantivum, Prima Declinatio, Singularis, Nominativus, Femininum: [Flavor] Anglice -> Work, Care '
Tenet ' Verba, Secunda Coniugatio, Singularis, Nominativus, Tertia Persona, Indicativus, Activa, Praesens: [Flavor] Anglice -> [He | She | It] holds ' Latince.
Ergo, [Olumsal] Hüküm:
_ Pyromantia sanatının icrasında kullanılmasa da kullanılsa da ' şeytani olmasa da olsa da ' Ragel diye bir kelime y o k t u r.
_ Arepo [muhtemelen] sözde şahsi bir özel isimdir ' [pseudo] nomen proprium ', özde Opera' nın çevrilmiş halinden başka bir şey değildir.
_ Sator, [muhtemelen] sözde tekil bir [latince] isimdir, özde Rotas' ın çevrilmiş halinden başka bir şey değildir.
_ Sator-Arepo Karesi'nde 5 kelime y o k t u r, 3 kelime v a r d ı r.
_ Sator-Arepo Karesi diye bir şey y o k t u r, Rotas-Opera Karesi v a r d ı r.
;................................................. .................................................. ..........................................
Eski dostumuz Fındıkfındık için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Eski dostumuz Victoryv için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
Dr. Moreau' nun Adası ' The Island of Dr. Moreau /Insula Doctoris Moreauiani '
Dialoglar enteresandır:
- Ama bu şeyler, bu yaratıklar, yani, onlar birer insan.
- Hiç de öyle değil. Yeteri kadar insanlar ...
- ... ama en sonunda, hemen her zaman, bir zamanlar oldukları şeye dönüşüyorlar. Aslan, ayı, sırtlan ...
- ... ve eski hallerine döndükleri zaman belleklerindeki bu deneyimin hatıralarıyla birlikte vahşi yaşamlarına geri dönüyorlar.
- Bu, onların insanlık mirası. Kendi türlerimizin yansımasında, intikamcı katiller haline geliyorlar.
Monologlar da ' öyledir ':
- Sen benim için bunu yapacaksın. İçerideki savaşı keşfe çıkacaksın. Hücrelerin savaşını. Ve bilgiyi getireceksin.
- Bedeninin ve beyninin içinde bunu hissederek, hiçbir insanın daha önce bilmediği, bir hayvana dönüşmenin nihai bilgisiyle geri döneceksin.
Öz nedir_?
Bunlar insan değillerdir; üzerinde deney yaptığımız insana benzer hayvanlardır: Hi sunt non homines; sunt animalia similia humano quae vivisecuimus.
Kitap boyunca Kara Ejderha'nın ve film boyunca Dr. Moreau' nun düşünce ve tatbikatları benzerdir. Neden acaba_? : )
Tarihin gösterdiği gibi, bu ve benzeri düşünceler, önünde sonunda, ortak atalardan türeme hipotezinin ' descendentiae hypotheticae ' özü varoluş mücadelesi ve mekanizması doğal seleksiyonun toplumlara ve ırklara ve dillere indirgenmesine ' reductionismus ' dek varır, ki bu da ideolojik & politik & felsefi [teolojik, filolojik,...] & biyolojik Irkçılık: Rassismus ideologicus et politicus et philosophicus [theologicus, philologus,...] et biologicus, i.e. Nazismus, Fascismus, Imperialismus, Colonialismus, Sionismus, Paneuropeanismus, Determinismus biologicus,... ve benzeri tehlikeli felsefelere yol açar, şöyle ki:
_ Theoria: Varoluş Mücadelesi ' certamine vitae ' & Doğal Seleksiyon ' selectio naturalis '*
* Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla: On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life: De Origine Specierum per Selectionem Naturalem, sive Conservatio Generum Fortunatorum in Certamine Vitae
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, IV. Bölüm., Doğal Seleksiyon; veya En Uygunun Hayatta Kalması ' On the Origin of Species, Chap. IV., Natural Selection; or the Survival of the Fittest. /De Origine Specierum, Cap. IV., Selectio Naturalis; sive Salus Aptissimi. '
We have seen that in each country it is the species of the larger genera which oftenest present varieties or incipient species. This, indeed, might have been expected; for, as natural selection acts through one form having some advantage over other forms in the struggle for existence, it will chiefly act on those which already have some advantage; and the largeness of any group shows that its species have inherited from a common ancestor some advantage in common. Hence, the struggle for the production of new and modified descendants, will mainly lie between the larger groups, which are all trying to increase in number. One large group will slowly conquer another large group, reduce its numbers, and thus lessen its chance of further variation and improvement. Within the same large group, the later and more highly perfected sub-groups, from branching out and seizing on many new places in the polity of Nature, will constantly tend to supplant and destroy the earlier and less improved sub-groups. Small and broken groups and sub-groups will finally tend to disappear. Looking to the future, we can predict that the groups of organic beings which are now large and triumphant, and which are least broken up, that is, which as yet have suffered least extinction, will for a long period continue to increase. But which groups will ultimately prevail, no man can predict; for we well know that many groups, formerly most extensively developed, have now become extinct.
Her ülkede çoğu zaman çeşitler ya da başlangıç halinde türler gösteren türlerin büyük bir cinsten olduğunu görmüştük. Gerçekten böyle olması da beklenebilir; çünkü, doğal seçme varolma savaşında öbür biçimlere bir üstünlüğü olan bir biçimle iş gördüğü için, önceden bir üstünlüğü olanları özellikle etkileyecektir; ve herhangi bir grubun büyüklüğü, onun türlerinin ortak bir atanın herhangi bir üstünlüğünü soyaçekimle ortaklaşa kazanmış olduğunu gösterir. Bundan dolayı, yeni ve değişik döller türetme savaşı, özellikle, hepsi de sayıca çoğalmaya çabalayan büyük gruplar arasında olacaktır. Büyük bir grup başka bir büyük grubu yavaş yavaş yenecek, onu sayıca azaltacak, ve böylece onun ilerde değişmesi ve gelişmesi şansını azaltacaktır. Aynı büyük gruptaki yeni ve daha da yetkinleşmiş alt-gruplar, dallanarak ve doğa düzenindeki yeni birçok yeri ele geçirerek, eski ve daha az gelişmiş alt-grupların yerini hiç durmadan kapmaya ve onları yok etmeye çalışacaktır. Sonunda, küçük ve parçalanmış gruplar ve alt-gruplar ortadan kalkacaktır. Gelecekte ise, bugün üstün ve büyük, ve en az parçalanmış organik grupların, yani şimdiye kadar en az kırıma uğramış olanların, uzun zaman üreyegideceğini önceden bildirebiliriz. Ama en sonunda hangi grubun üstün geleceğini hiç kimse bilemez; çünkü eskiden en iyi gelişmiş olan bazı grupların bugün tükendiğini biliyoruz.
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, XIV. Bölüm., Sonuç ' On the Origin of Species, Chap. XIV., Conclusion. /De Origine Specierum, Cap. XIV., Conclusio. '
It is interesting to contemplate an entangled bank, clothed with many plants of many kinds, with birds singing on the bushes, with various insects flitting about, and with worms crawling through the damp earth, and to reflect that these elaborately constructed forms, so different from each other, and dependent on each other in so complex a manner, have all been produced by laws acting around us. These laws, taken in the largest sense, being Growth with Reproduction; Inheritance which is almost implied by reproduction; Variability from the indirect and direct action of the external conditions of life, and from use and disuse; a Ratio of Increase ' Incrementi so high as to lead to a Struggle for Life, and as a consequence to Natural Selection, entailing Divergence of Character and the Extinction of less-improved forms. Thus, from the war of nature, from famine and death, the most exalted object which we are capable of conceiving, namely, the production of the higher animals, directly follows.
Çeşitli bitkilerle kaplı, çalılıklarında kuşların ötüştüğü, türlü böceklerin uçuştuğu; nemli toprağında solucanların süründüğü bir yamaca bakıp, birbirinden böylesine farklı, ve birbirine böylesine karmaşık bir tarzda bağımlı ve ustalıkla yapılmış bütün o canlı biçimlerin, çevremizde etkilerini sürdüreduran yasaların ürünleri olduğunu düşünmek ilginçtir. Bu yasalar, en geniş anlamda, Üreme ile Büyüme ' Incrementum cum Reproductione ' olmak üzere; hemen hemen üreme ile kastedilen Kalıtım ' Hereditas biologica '; dış yaşam koşullarının dolaylı ve doğrudan etkisinden ve kullanımdan ve kullanılmamasından kaynaklanan Değişkenlik ' Variabilitas '; bir Varoluş Mücadelesine ' {Certamine Vitae | Pugna ad Existentiam} ' yol açacak kadar yüksek Artış Oranı ' Ratio Incrementi ' ve bunun sonucu olarak, Iranın Iraksamasına ' Characteris [Diductio, Divergentis, Divergentiae] ' ve daha az gelişmiş biçimlerin Neslinin Tükenmesine ' Extinctio ' neden olan Doğal Seleksiyon ' Selectio Naturalis '. Böylece, doğanın savaşından, kıtlıktan ve ölümden, tasavvur edebildiğimiz en yüce erek, yani, daha yüksek hayvanların üretimi doğrudan doğruya gelir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
_ Theoria [Extenta]: Organizmadaki Parçaların Varoluş Mücadelesi ' certamine vitae partium in organismo ' & Organizmadaki Parçaların Doğal Seleksiyonu ' selectio naturalis partium in organismo ':
Wilhelm Roux, Organizmada Parçaların Mücadelesi.: Mekanik Uygunluk Doktrininin Tamamlanmasına Bir Katkı /Der Kampf der Theile im Organismus.: ein Beitrag zur Vervollständigung der mechanischen Zweckmässigkeitslehre '
1. Moleküllerin Mücadelesi ' Der Kampf der Molekel '
2. Hücrelerin Mücadelesi ' Der Kampf der Zellen '
3. Dokuların Mücadelesi ' Der Kampf der Gewebe '
4. Organların Mücadelesi ' Der Kampf der Organe '
C. Parçaların Mücadelesinin İşlevlerine Genel Bakış ' Uebersicht der Leistungen des Kampfes der Theile '
Gehen wir nun nach dieser allgemeinen Begründung zur Untersuchung der Art und der Leistungen des Kampfes der Theile im Speciellen über, so muss er nothwendig in ebenso viele Unterinstanzen zerfallen, als selbständig variirende Einheiten da sind, also in einen Kampf der Zellentheilchen, der Zellen, der Gewebe und der Organe, jede Einheit nur mit Ihresgleichen kämpfend. Denn ein Kampf zwischen Angehörigen verschiedener Einheiten, etwa eines Plasson- Moleküls mit einer Zelle, oder einer Zelle mit einem Organ wäre wie eine öummation von Differentialen verschiedener Ordnung. Erst wenn sich die Eigenschaft eines Theilchens niederer Ordnung durch Ausbreitung zu einer Individualität höherer Ordnung vergrössert hat, also erst, wenn das Differential zweiter Ordnung zu einem erster Ordnung integrirt ist. kann der Kampf mit einem anderen Individuum dieser höheren Ordnung beginnen.
Şimdi bu genel akıl yürütmeden sonra, belirli bir parçadaki parçalar arasındaki mücadelenin doğası ve performansının araştırılmasına geçersek, bu mücadelenin bağımsız olarak değişen birimler kadar çok alt örneğe, yani hücre parçacıkları, hücreler, dokular ve organlar arasında bir mücadeleye, her birimin yalnızca kendi türüyle mücadele etmesine bölünmelidir. Çünkü farklı birimlerin üyeleri arasındaki bir mücadele, örneğin bir Plasson molekülünün bir hücreyle veya bir hücrenin bir organla mücadelesi, farklı mertebelerdeki diferansiyellerin bir toplamı gibi olurdu. Ancak daha düşük mertebeden bir parçacığın özelliği, genişleme yoluyla daha yüksek mertebeden bir bireyselliğe arttığında, yani yalnızca ikinci mertebeden diferansiyel birinci mertebeden bir diferansiyele entegre olduğunda, bu daha yüksek mertebeden başka bir bireyle mücadele başlayabilir.
Da, wie wir gesehen haben, das Einzelgeschehen als solches nicht fest normirt ist und da von vorn herein nicht alle Zellen desselben Gewebes von vollkommen gleicher Lebenskraft sein werden, so muss in der Zeit, in welcher die Zellen eines Gewebes sich noch vermehren, ein Kampf der Zellen stattfinden; denn diejenigen Zellen, welche unter den vorhandenen Verhältnissen am günstigsten zur Vermehrung disponirt sind, werden sich rascher vermehren, als die anderen, und damit bei der Beschränktheit des Raumes den Nachkommen der anderen mehr oder weniger den Platz wegnehmen, also ihre weitere Ausbildung und Vermehrung hemmen. Die kräftigeren werden also eine grössere Zahl Nachkommen liefern, als die schwächeren.
Gördüğümüz gibi, bireysel süreçler bu şekilde sıkı bir şekilde düzenlenmediğinden ve aynı dokudaki tüm hücreler başlangıçtan itibaren tam olarak aynı canlılığa sahip olmayacağından, bir dokunun hücreleri hala çoğalırken hücreler arasında bir mücadele gerçekleşmelidir. Çünkü mevcut koşullar altında çoğalmaya en elverişli olan hücreler diğerlerinden daha hızlı çoğalacak ve sınırlı alan verildiğinde, diğerlerinin yavrularının alanını az çok kaplayacak ve böylece daha fazla gelişmelerini ve çoğalmalarını engelleyecektir. Bu nedenle daha güçlü hücreler, daha zayıf olanlardan daha fazla yavru üretecektir.
_ Theoria [Reducta]: [Irkların] Varoluş Mücadelesi ' certamine vitae generum ' & Doğal [olmayan] Seleksiyon ' selectio [in]naturalis '
J. Deniker, The Races of Man ' İnsan Irkları; phylae humanae vel {gentes | genera} hominis ':
Man, on the contrary, becomes almost helpless apart from society, incapable Of maintaining the struggle for existence without the help of his fellow-men. The development of all the manifestations of "sociality" is then the measure of progress of human societies.
İnsan ise, aksine, toplumdan ayrı neredeyse çaresiz hale gelir, hemcinslerinin yardımı olmadan varoluş mücadelesini sürdüremez hale gelir. Şu hâlde, "toplumsallığın" tüm tezahürlerinin gelişimi, insan toplumlarının ilerlemesinin ölçüsüdür.
Nazi Diktatör, Kavgam* ' Mein Kampf '
* Yalana, Aptallığa ve Korkaklığa Karşı Dört Buçuk Yıllık Mücadele ' Viereinhalb Jahre (der Kampf) gegen Lüge, Dummheit und Feigheit /Quattuor et Dimidium Annuorum (Pugna) Contra Mendacium, Socordiam atque Ignaviam '
Denn sowie erst einmal die Zeugung als solche eingeschränkt und die Zahl der Geburten vermindert wird, tritt an Stelle des natürlichen Kampfes um das Dasein, der nur den Allerstärksten und Gesündesten am Leben läßt, die selbstverständliche Sucht, auch das Schwächlichste, ja Krankhafteste um jeden Preis zu "retten", womit der Keim zu einer Nachkommenschaft gelegt wird, die immer jämmerlicher werden muß, je länger diese Verhöhnung der Natur und ihres Willens anhält.
Bu şekilde üretimin sınırlı olduğu ve doğum sayısının azaldığı anda, yalnızca en güçlü ve en sağlıklı olanı bırakan doğal varoluş mücadelesinin yerine, pek açık olarak en hastalıklıları ve zayıfları kurtarmak işi ortaya çıkacak ve sonunda tabiatın iradesi hafifletilecek ve böylece kaçınılmaz olarak daha fazla ve daha acınası bir nesil ortaya çıkacak ve devam edecektir.
Sondern die Natur selbst trifft in ihrer unerbittlichen Logik den Entscheid, indem sie die verschiedenen Gruppen miteinander in den Wettbewerb treten und um die Siegespalme ringen läßt und die Bewegung ans Ziel führt, die den klarsten, nächsten und sichersten Weg gewählt hat.
Fakat doğanın kendisi, amansız bir mantıkla, çeşitli grupları birbirleriyle rekabet etmek ve zafer kazanmak için mücadeleye bırakır ve böylece hareketi en net, en kısa ve en güvenli yolu seçmiş olan hedefine yönlendirerek karar verir.
Die Natur selber pflegt ja in Zeiten großer Not oder böser klimatischer Verhältnisse sowie bei armem Bodenertrag ebenfalls zu einer Einschränkung der Vermehrung der Bevölkerung von bestimmten Ländern oder Rassen zu schreiten; allerdings in ebenso weiser wie rücksichtsloser Methode. Sie behindert nicht die Zeugungsfähigkeit an sich, wohl aber die Forterhaltung des Gezeugten, indem sie dieses so schweren Prüfungen und Entbehrungen aussetzt, daß alles minder Starke, weniger Gesunde, wieder in den Schoß des ewig Unbekannten zurückzukehren gezwungen wird.
Doğa, büyük zorluklar ya da kötü iklim koşullarının yanı sıra, kötü arazi verimlerinin olduğu zamanlarda, belirli ülkelerin ya da ırkların nüfusunun artmasını kısıtlama eğilimindedir; ama akıllıca ve acımasız bir yöntemle. Bu, kendi başına üretim kapasitesini engellemez, fakat doğan ferdin korunmasını engeller, ağır denemelere ve yoksunluklara maruz bırakır, her şeyin, daha az güçlü, daha az sağlıklı olanı, ebedi bilinmeyenin bağrına dönmeye zorlanır.
Während die Natur, indem sie die Zeugung freigibt, jedoch die Forterhaltung einer schwersten Prüfung unterwirft, aus einer Überzahl der Einzelwesen die besten sich als wert zum Leben auserwählt, sie also allein erhält und ebenso zu Trägern der Forterhaltung ihrer Art werden läßt, schränkt der Mensch die Zeugung ein, sorgt jedoch krampfhaft dafür, daß jedes einmal geborene Wesen um jeden Preis auch erhalten werde. Diese Korrektur des göttlichen Willens scheint ihm ebenso weise wie human zu sein, und er freut sich, wieder einmal in einer Sache die Natur übertrumpft, ja ihre Unzulänglichkeit bewiesen zu haben. Daß in Wirklichkeit allerdings wohl die Zahl eingeschränkt, aber dafür auch der Wert des einzelnen vermindert wurde, will das liebe Äffchen des Allvaters freilich nur ungern sehen oder hören.
Doğa, doğurmayı serbest bırakarak, en şiddetli denemeye tabi olmakla birlikte, bireylerin çoğunluğundan en iyi olanı yaşamaya değer olarak seçer, böylece onları tek başına muhafaza eder ve türlerini korumanın taşıyıcıları olarak seçer, insan ise üremeyi sınırlandırır, fakat bir varlık doğduğunda, ne pahasına olursa olsun onu korumak için çaba sarfeder. İlahi iradenin bu şekilde düzeltilmesi, insancıl olduğu kadar, bilgece gibi de görünür ve insan bir kez daha Doğa' yı altettiğini ve hatta onun yetersizliğini kanıtlamış olduğundan dolayı sevinç duyar. Tabii ki, sayının aslında sınırlı olduğu, fakat bireyin değerinin azaldığı gerçeği, her şeye gücü yetenin sevgili maymununun görmek ya da duymak istemediği bir şeydir.
Nun muß wieder die Natur helfen und Auswahl treffen unter den von ihr zum Leben Auserwählten; oder es hilft sich der Mensch wieder selbst, das heißt, er greift zur künstlichen Behinderung seiner Vermehrung mit allen ihren schon angedeuteten schweren Folgen für Rasse und Art. Man wird noch einzuwenden vermögen, daß diese Zukunft ja der ganzen Menschheit einmal so oder so bevorstehe, mithin auch das einzelne Volk diesem Verhängnis natürlich nicht zu entgehen vermöge.
Doğa, şimdi yeniden yardım etmeli ve hayat için seçtiği kişiler arasından seçim yapmalı; fakat, insan yine kendine yardım eder; yani, ırk ve türler için, belirtilen tüm ciddi sonuçlarıyla çoğalmasını suni olarak engeller. Bu geleceğin her halükarda insanlığın bütünüyle karşı karşıya kalacağı ve sonuç olarak hiçbir milletin doğal olarak bu kaderden kaçınamayacağına itiraz edilebilir.
Die Natur kennt keine politischen Grenzen. Sie setzt die Lebewesen zunächst auf diesen Erdball und sieht dem freien Spiel der Kräfte zu. Der Stärkste an Mut und Fleiß erhält dann als ihr liebstes Kind das Herrenrecht des Daseins zugesprochen.
Doğa hiçbir politik sınır tanımaz. Canlıları ilk önce bu dünyaya koyar ve güçlerin serbest faaliyetlerini izler. Cesaret ve gayret içinde en güçlü olan, tabiatın sevgili çocuğu olarak, o, asil yaşamak hakkını elde edecektir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Nazi Diktatör, burada, das Herrenrecht ' Ius Senioris ' derken, fevkalade nahoş ' pravitas ' bir Ortaçağ uygulaması olan Feodal [Lord | Senyör,...] İlk Gece Hakkı' na ' Das Herrenrecht der ersten Nacht: Ius Primae Noctis de Seniore ' gönderme yapmaktadır.
;................................................. .................................................. ..........................................
Hätten unsere Vorfahren einst ihre Entscheidungen von dem gleichen pazifistischen Unsinn abhängig gemacht wie die heutige Gegenwart, dann würden wir überhaupt nur ein Drittel unseres jetzigen Bodens zu eigen besitzen; ein deutsches Volk aber dürfte dann kaum mehr Sorgen in Europa zu tragen haben. Nein - der natürlichen Entschlossenheit zum Kampfe für das eigene Dasein verdanken wir die beiden Ostmarken des Reiches und damit jene innere Stärke der Größe unseres Staats- und Volksgebietes, die überhaupt allein uns bis heute bestehen ließ.
Atalarımız, vaktiyle kararlarını bugünkü gibi manasız pasifist saçmalıklar anlayışına bağlı olarak vermiş olsaydı, günümüzdeki arazimizin sadece üçte birine dahi sahip olamayacaktık; ve böylece Alman halkı da artık Avrupa hakkında endişelenmek zorunda kalmayacaktı. Hayır - Reich'in doğu sınırlarını, doğal bir kararlılıkla, kendi varoluş mücadelemize borçluyuz ve aslında tek başımıza bugüne kadar var olmamızı sağlayan da, devlet gücümüzün ve ulusal topraklarımızın büyüklüğünden doğan dahili güçtür.
Wenn diese Erde wirklich für alle Raum zum Leben hat, dann möge man uns also den uns zum Leben notwendigen Boden geben. Man wird das freilich nicht gerne tun. Dann jedoch tritt das Recht der Selbsterhaltung in seine Wirkung; und was der Güte verweigert wird, hat eben die Faust sich zu nehmen.
Eğer dünyada herkesin yaşamasına yeter derecede yer varsa, yaşamak için gerekli olan toprağı bize versinler. Şüphesiz bunu gönül rızası ile yapmayacaklardır. İşte o zaman da varlığını koruma yasası ' das Recht der Selbsterhaltung /the law of self-preservation /lex conservationis sui ipsius ' yürürlüğe girecek ve sonunda dostane yöntemlerle reddedilen iş, yumrukla halledilecektir.
Daß aber diese Welt dereinst noch schwersten Kämpfen um das Dasein der Menschheit ausgesetzt sein wird, kann niemand bezweifeln. Am Ende siegt ewig nur die Sucht der Selbsterhaltung. Unter ihr schmilzt die sogenannte Humanität als Ausdruck einer Mischung von Dummheit, Feigheit und eingebildetem Besserwissen, wie Schnee in der Märzensonne. Im ewigen Kampfe ist die Menschheit groß geworden – im ewigen Frieden geht sie zugrunde.
Bu dünyanın bir gün insanlığın varoluşunun en büyük mücadelelerine maruz kalacağı konusunda hiç kimse şüphe edemez. Sonunda, sadece yaşama içgüdüsü sonsuza dek kazanacaktır. Bunun dışında, budalalık, korkaklık ve kendini beğenmişlikten oluşan insaniyet, Mart güneşindeki kar gibi eriyip gidecektir. İnsanlık, ezeli bir mücadelede gelişmiştir -Sonsuz barış içinde yok olur.
Aber auch in diesem letzten Falle würde im gegenseitigen Kampf um das Dasein das Mischprodukt unterliegen, solange eine höherstehende, unvermischt gebliebene Rasseneinheit als Gegner noch vorhanden ist. Alle herdenmäßige, im Laufe der tausend Jahre gebildete innere Geschlossenheit dieses neuen Volkskörpers würde infolge der allgemeinen Senkung des Rassenniveaus und der dadurch bedingten Minderung der geistigen Elastizität und schöpferischen Fähigkeit dennoch nicht genügen, um den Kampf mit einer ebenso einheitlichen, geistig und kulturell jedoch überlegenen Rasse siegreich zu bestehen.
Ancak bu son olayda bile, melez ürün, kanı karışmamış olan daha yüksek bir ırksal grup rakip olarak var olduğu sürece, mütekabil varoluş mücadelesine yenik düşecekti. Bununla birlikte, ırksal seviyenin genel olarak düşürülmesi ve bunun sonucu olarak zihinsel esneklik ve yaratıcı kabiliyetin azalması nedeniyle ' melez ırkın ' binlerce yıllık bir süreçte geliştirdiği tüm sürünün iç tutarlılığı da ' sürünün dayanışması ' zihinsel ve kültürel açıdan üstün olan bir ırkla mücadeleye yeterli olmazdı.
Das Ende aber wird sein, daß einem solchen Volke eines Tages das Dasein auf dieser Welt genommen werden wird; denn der Mensch kann wohl eine gewisse Zeit den ewigen Gesetzen des Forterhaltungswillens trotzen, allein die Rache kommt früher oder später doch. Ein stärkeres Geschlecht wird die Schwachen verjagen, da der Drang zum Leben in seiner letzten Form alle lächerlichen Fesseln einer sogenannten Humanität der einzelnen immer wieder zerbrechen wird, um an seine Stelle die Humanität der Natur treten zu lassen, die die Schwäche vernichtet, um der Stärke den Platz zu schenken.
Ve sonunda, böyle bir halk bir gün bu dünyadaki varlığından mahrum edilecektir; çünkü insan, koruma iradesinin ebedi yasalarına ancak bir süre meydan okuyabilir, fakat er ya da geç intikam gelir. Daha güçlü bir ırk zayıflığı kovacaktır, çünkü en son biçimindeki yaşamsal dürtü, art arda, bireylerin toplumsallaşmış insanlığının tüm saçma prangalarını patlatacak ve yerlerini daha güçlülere vermek için zayıfları yok eden tabiata uygun bir beşeriyete yer sağlayacaktır.
Wir wissen also jedenfalls: Was wir an materiellen Erfindungen um uns sehen, ist alles das Er-gebnis der schöpferischen Kraft und Fähigkeit der einzelnen Person. Und alle diese Erfindungen, sie helfen im letzten Grunde mit, den Menschen über das Niveau der Tierwelt mehr und mehr zu erheben, ja ihn endgültig davon zu entfernen. Sie dienen somit im tiefsten Grunde der sich dauernd vollziehenden höheren Menschwerdung. Aber selbst das, was einst als einfachste Finte den im Urwald jagenden Menschen den Kampf um das Dasein erleichterte, hilft in Gestalt geistvoller wissenschaftlicher Erkenntnisse der Jetztzeit wieder mit, den Kampf der Menschheit um ihr heutiges Dasein zu erleichtern und die Waffen zu schmieden für die Kämpfe der Zukunft.
Bu yüzden her halükarda biliyoruz: Çevremizde gördüğümüz tüm maddi buluşlar, bireylerin yaratıcı güçleri ve yetenekleri tarafından üretilmiştir. Ve tüm bu icatlar, insanın kendisini hayvan dünyasının üzerinde daha yükseğe yükseltmesine ve kendisini bu dünyadan kesin bir şekilde ayırmasına yardımcı oluyor. Bu nedenle insan türünü yükseltmeye ve sürekli olarak ilerlemesine hizmet ederler. İlk çağlara ait zamanlarda, bakir ormanda avlanan insanın varoluş mücadelesini kolaylaştıran kurnazlık, geleceğin mücadeleleri için zırhlar oluşturmak ve günümüzdeki yaşam mücadelesinde ona yardımcı olan muhteşem bilimsel keşiflerin formunda bugün de ona benzer türde bir destek vermektedir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Dictionarium Liberum ' Victionarium ' ne diyordu_?
Noun
Menschwerdung f (genitive Menschwerdung, plural Menschwerdungen)
1. (religion, chiefly Christianity) incarnation
(din, bilhassa Hristiyanlık) enkarnasyon
Es gibt nichts Erstaunlicheres als die Menschwerdung Gottes in Jesus Christus.
There is nothing more amazing than the incarnation of God in Jesus Christ.
İsa Mesih' te Tanrı' nın enkarnasyonundan daha şaşırtıcı bir şey yoktur.
2. (biology, anthropology) the evolutionary and intellectual development by which Homo sapiens sapiens came into being
(biyoloji, antropoloji) evrimsel ve entelektüel gelişimiyle var olan modern insan ' Homo sapiens sapiens '
Es gibt nichts Erstaunlicheres als die Menschwerdung vom Einzeller bis hin zum modernen Menschen.
There is nothing more amazing than the development of man from unicellar organisms to modern human beings.
Tek hücreli organizmalardan modern insana kadar insanın gelişiminden daha şaşırtıcı bir şey yoktur.
Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri ' Principes Elementaires de Philosophie /Philosophiae Principia Elementaria ' adlı eserinde ne diyordu_?
"Doğa bilimleri, yeryüzünün insanın da, başka herhangi bir canlı varlığın da varolmadığı, varolamadığı bir durumda da, varolduğunu kesin olarak doğrular. Organik madde, çok sonradan gelen bir olgudur, uzun bir evrimin ürünüdür."
Engels der ki, Darwin, tüm doğa ürünlerinin, başlangıçta tekhücreli küçük tohumların uzun bir gelişme sürecinin sonucu olduğunu, her şeyin kökeninde hücre bulunan uzun bir sürecin ürünü olduğunu ortaya koymuştur.
Nazi Diktatör, burada, Menschwerdung derken ' bazılarının sandığı gibi ' Hristiyanlık & Enkarnasyon' dan değil, evrimsel ve entelektüel gelişimiyle var olan modern insandan bahsetmektedir.
;................................................. .................................................. ..........................................
Erst benützte er das Bürgertum als Sturmbock gegen die feudale Welt, nun den Arbeiter gegen die bürgerliche. Wußte er aber einst im Schatten des Bürgertums sich die bürgerlichen Rechte zu erschleichen, so hofft er nun, im Kampfe des Arbeiters ums Dasein, den Weg zur eigenen Herrschaft zu finden.
' Yahudi ' ilk olarak, feodal dünyaya karşı, burjuvaziyi bir şahmerdan olarak kullanmıştı, şimdi de burjuvaziye karşı işçi sınıfını kullanmaktadır. Vaktiyle, burjuvazinin gölgesinde sivil hukuku nasıl elde etmişse, bugün de işçinin varoluş mücadelesinde kendi tahakkümüne giden yolu bulmayı ummaktadır.
Ich glaube, die erste Frage eigentlich zur Genüge beantwortet zu haben. Wie die Dinge heute liegen, können meiner Überzeugung nach die Gewerkschaften gar nicht entbehrt werden. Im Gegenteil, sie gehören zu den wichtigsten Einrichtungen des wirtschaftlichen Lebens der Nation. Ihre Bedeutung liegt aber nicht nur auf sozialpolitischem Gebiet, sondern noch viel mehr auf einem allgemeinen nationalpolitischen. Denn ein Volk, dessen breite Masse durch eine richtige Gewerkschaftsbewegung die Befriedigung ihrer Lebensbedürfnisse, zugleich aber auch eine Erziehung erhält, wird dadurch eine außerordentliche Stärkung seiner gesamten Widerstandskraft im Daseinskampf erlangen.
İlk soruya yeterince cevap verdiğime inanıyorum. Halihazırda, sendikalardan vazgeçemeyeceğimize ikna oldum. Aksine, milletin ekonomik yaşamının en önemli kurumları arasındadırlar. Onların önemi, yalnızca sosyal politika alanında değil, genel olarak ulusal politik konularda da daha çok yer almaktadır. Halkın büyük kütleleri, doğru bir sendikal hareket aracılığıyla, yaşamın gerekliliklerinin tatmin edildiğini gördükleri ve bununla birlikte bir çeşit eğitim de aldıkları zaman, tüm milletin varoluş mücadelesi için direniş gücü, muazzam bir şekilde güçlendirilecektir.
Die Wirtschaft ist dabei nur eines der vielen Hilfsmittel, die zur Erreichung dieses Zieles eben erforderlich sind. Sie ist aber niemals Ursache oder Zweck eines Staates, sofern eben dieser nicht von vornherein auf falscher, weil unnatürlicher Grundlage beruht. Nur so ist es erklärlich, daß der Staat als solcher nicht einmal eine territoriale Begrenzung als Voraussetzung zu haben braucht. Es wird dies nur bei den Völkern vonnöten sein, die aus sich selbst heraus die Ernährung der Artgenossen sicherstellen wollen, also durch eigene Arbeit den Kampf mit dem Dasein auszufechten bereit sind.
Ekonomi, bu hedefe ulaşmak için gereken birçok araçtan sadece biridir. Ancak, başlangıçtan yanlış, doğal olmayan bir temelden yola çıkmadıkça, asla bir devletin ereği ya da sebebi değildir. Ancak bu şekilde, devletin, böyle bir önkoşul olarak bölgesel bir sınırlamaya ihtiyaç duymayacağı açıklanabilir. Bu, yalnızca kendi başlarına, kendi özgüllerinin beslenmesini, yani kendi emeği yoluyla varoluş mücadelesi için savaşmaya hazır olduklarını temin etmek isteyenler için gerekli olacaktır.
In Erkenntnis dieser Folgen ist es nicht zufällig in erster Linie immer der Jude, der solche todgefährlichen Gedankengänge in unser Volk hineinzupflanzen versucht und versteht. Er kennt seine Pappenheimer nur zu gut, um nicht zu wissen, daß sie dankbar jedem spanischen Schatzschwindler zum Opfer fallen, der ihnen weiszumachen versteht, daß das Mittel gefunden wäre, der Natur ein Schnippchen zu schlagen, den harten, unerbittlichen Kampf ums Dasein überflüssig zu machen, um an seiner Stelle bald durch Arbeit, manchmal auch schon durch bloßes Nichtstun, je nachdem "wie's trefft", zum Herrn des Planeten aufzusteigen.
Bu sonuçları nazarı itibara alarak, halkımıza böylesine tehlikeli düşünce biçimlerini ekmek için çabalayan ve muvaffak olanların, öncelikli olarak Yahudi olması bir tesadüf değildir. ' Yahudi ', müşterilerinin, doğanın amansız varoluş mücadelesini, kimi zaman çalışmayla, kimi zaman da hiçbir iş yapmadan şeylerin nasıl ortaya çıktığı ile bağlantılı olarak hiçbir şey yapmadan, gereksiz kılmak ve gezegenin efendisi olmak için, doğaya biraz hile yapmanın bir yolunu bulduğunu düşünmelerini sağlayan herhangi bir değersiz şey satıcısı tarafından, kendilerinin dolandırıldıklarını fark ettirtmemeyi ve kendisine de minnettar olduklarını çok iyi bilir.
Die Religion wird lächerlich gemacht, Sitte und Moral als überlebt hingestellt, so lange, bis die letzten Stützen eines Volkstums im Kampfe um das Dasein auf dieser Welt gefallen sind.
Nihayet ' Yahudi ', dini ve ahlakı, gülünç ve basit bir hale sokar, örf ve adetleri ölü, modası geçmiş ve köhnemiş şeyler olarak gösterir, böylece bir milletin hayatı uğruna mücadele edeceği son dayanaklarını da ortadan kaldırır.
Die Propaganda war im Kriege ein Mittel zum Zweck, dieser aber war der Kampf um das Dasein des deutschen Volkes, und somit konnte die Propaganda auch nur von den hierfür gültigen Grundsätzen aus betrachtet werden.
Propaganda, savaşta bir amaç için araçtı, ancak bu, Alman halkının varoluş mücadelesiydi ve bu nedenle propaganda, sadece bu amaç için geçerli olan ilkeler temelinde değerlendirilebilirdi.
Denn in dem einen Fall ist für diese schwachen Geister der Staat sowohl als die Staatsautorität schon der Zweck an sich, im anderen aber nur die gewaltige Waffe im Dienste des großen ewigen Lebenskampfes um das Dasein, eine Waffe, der sich jeder zu fügen hat, weil sie nicht formal mechanisch ist, sondern Ausdruck eines gemeinsamen Willens zur Lebenserhaltung.
Bu zayıf zihinler için Devlet ve Devletin otoritesi bir amaçtan başka bir şey değildir, bizim için ise, varoluş için büyük ve sonsuz yaşam mücadelesinin hizmetinde etkili, herkesin benimsemesi gereken bir silahtır, çünkü sadece resmi bir mekanizma değildir, ancak, varoluşumuzun ortak iradesinin esas ifadesidir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
... im Kampfe um das Dasein... -> ... varoluş mücadelesinde...
... des großen ewigen Lebenskampfes um das Dasein... -> ... varoluş için büyük ve sonsuz yaşam mücadelesinin...
Burada, din & devlet ve devlet otoritesi, varoluş mücadelesi için gerekli bir dayanak, bir sütun olduğundan, varoluş mücadelesinin asli, din & devlet ve devlet otoritesinin ise tali bir konumda olduğu aşikârdır.
Hülasa, Nazizm' de, din & ' her şeyin üstünde olan bir kurum olmasına rağmen ' devlet ve devlet otoritesi, ancak ve sadece, ortak atalardan türeme hipotezinin özü varoluş mücadesinin gerçekleştirilmesi için bir araçtan başka bir şey değildir.
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
_ Tatbikat ' exercitatio militaris ':
Irkların varolma savaşımı ' certamine vitae generum ' -> sosyal darwinizm ' darwinismus socialis ', hayat alanı ' [lebensraum | spatium vivendi | geo-darwinismus] ', II. dünya savaşı ' [bellum orbis terrarum II | secundum bellum mundanum] '
Nürnberg Yasaları ' leges Norimberga ', Action T4, öjeni ' eugenica ', Getto ' Ghectum ', [temerküz | imha] kampları, e.g. KZ Auschwitz ' campi captivorum constipationis, exterminationes castra, e.g. Osviecimianorum castrorum carceralium ', gaz odaları ' gasia conclavia ', holokost ' holocaustum ', jenosit ' genocidium '
En uygunun hayatta kalması ' salvos aptissimum ' -> Irk eşitsizliği ' genus inaequalitas ', ayrımcılık ' [opinio praeiudicata | praeiudicium | discriminatio] ', Irk iyileştirme ' melioratio phylae ', zorunlu sterilizasyon ' sterilizatio coacticia '
Kayırılmış Irklar ' genera fortunata ' -> Irkçılık ' [rassismus | phyletismus] ', [nordik | aryan | saf] ırk ' phyle [nordica | ariana |pura] ', [ecnebi | Irk | Yahudi] düşmanlığı ' xenophobia, odium Phyleticum, Antisemitismus '
[Sözde] Theoria [Reducta] Eleştirisi:
Bay Dawkins, Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları ' The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution /Spectaculum Grandissimum in Terra: Ad Evolutionem Evidentiam ':
Hitler'in Darwin'den ilham aldığını söyleyen meşhur asılsız iddia kısmen hem Hitler hem de Darwin'in herkesin yüzyıllardır bildiği bir şeyden etkilendiği gerçeğinden kaynaklanır: istenilen özellikler için hayvanları ıslah edebilirsiniz. Hitler herkesin bildiği bu bilgiyi insanlarda kullanmaya niyetlendi. Darwin niyetlenmedi. Darwin'in ilhamı onu çok daha ilginç ve orijinal bir doğrultuya yöneltti. Darwin'in büyük sezisi, herhangi bir seçici etmene ihtiyacınızın olmadığıydı: doğa (hayatta kalma veya ayrımcı üreme başarısı) seçici rolünü oynayabilirdi. Hitler'in "Sosyal Darwinciliği" (ırklar arasındaki mücadeleye olan inancı) aslında ziyadesiyle Darwincilik karşıtıdır. Darwin için, var olma mücadelesi, bir türün içindeki bireyler arasındaki bir mücadeleydi, türler, ırklar veya diğer gruplar arasındaki değil. Darwin'in büyük kitabının hatalı seçilmiş ve talihsiz alt başlığı sizi aldatmasın: Kayırılan ırkların yaşam mücadelesinde korunması. Metnin kendisinden, Darwin'in ırkı "ortak bir soy veya kökenle birbirine bağlı insan, hayvan veya bitki grubu" anlamında kullanmadığı fazlasıyla açıktır (Oxford İngilizce Sözlüğü, tanım 6.1). Darwin daha ziyade Oxford İngilizce Sözlüğü'ndeki 6.II tanımını kastetmiştir: "bazı ortak özellik veya özellikleri olan insan, hayvan veya şeyler grubu veya sınıfı". Anlam 6.II'ye güzel bir örnek "(coğrafi ırklarından bağımsız olarak) mavi gözlü tüm bireylerdir." Modern genetiğin teknik jargonunda (ki bu Darwin'in kullanabileceği bir şey değildi) bizler Darwin'in alt başlığındaki "ırkı', "belli bir alele sahip olan tüm bireyler" olarak ifade ederiz. Darwinci var olma mücadelesini birey grupları arasındaki mücadele olarak yorumlama hatası (sözde "grup seçilimi" mantık hatası) ne yazık ki Hitler ırkçılığıyla sınırlı kalmamıştır. Bu hata Darwinciliğin amatörce yanlış yorumlamalarında, hatta bunu çok iyi bilmesi gereken profesyonel biyologlar arasında bile sık sık yeniden yüzeye çıkmaktadır.
Soru: Bay Dawkins' e göre, bay Darwin' in, Irk tanımı hangisidir_?
Irk " 6.I ":
ortak bir soy veya kökenle birbirine bağlı insan, hayvan veya bitki grubu " tümel "
Irk " 6.II ":
bazı ortak özellik veya özellikleri olan insan, hayvan veya şeyler grubu veya sınıfı " tikel "
Yanıt:
6.II : )
Daha önceden de defalarca tanıtladığımız gibi, ortak atalardan türeme hipotezinin hiçbir tanımı veya önermesi tikel o l a m a z.
Nazizm' in veya Nazi Diktatör' ün bu denli zayıf önermeler üzerinden Darwincilik karşıtı olduğu ileri sürülemez, şöyle ki:
Ortak atalardan türeme hipotezinde, insan, alelade [hiçbir ek özelliği olmayan] bir hayvan türüdür ve alt türlere ve I r k l a r a ve formlara dek bölünmüştür ki, [a ş a ğ ı | ü s t ü n] insanlar arasındaki " var olma mücadelesi ", hem bir ' tür ' içindeki ' bireyler ' arasında hem de " türler, ırklar veya diğer gruplar arasındaki " mücadeledir.
Tanıt:
The Descent of Man:
The taste for the beautiful, at least as far as female beauty is concerned, is not of a special nature in the human mind; for it differs widely in the different races of man, and is not quite the same even in the different nations of the same race. Judging from the hideous ornaments, and the equally hideous music admired by most savages, it might be urged that their æsthetic faculty was not so highly developed as in certain animals, for instance, as in birds. Obviously no animal would be capable of admiring such scenes as the heavens at night, a beautiful landscape, or refined music; but such high tastes are acquired through culture, and depend on complex associations; they are not enjoyed by barbarians or by uneducated persons.
Güzelden hoşlanma, hiç değilse kadın güzelliği ile ilgili olduğu ölçüde, özel bir nitelik göstermemektedir; çünkü farklı insan ırklarında büyük ölçüde farklıdır, ve aynı ırktan olan farklı uluslarda bile tümü ile aynı değildir. Yabanıl insanların pek çoğunun hayran olduğu çirkin bezekler, ve aynı ölçüde çirkin müzik dikkate alınırsa, onların estetik yetisinin belirli hayvanlardaki kadar, örneğin kuşlardaki kadar çok gelişmemiş olduğu ileri sürülebilir. Yıldızlı bir gökyüzü, güzel bir kır görünüşü gibi sahnelere, ya da incelmiş müziğe hiç bir hayvanın hayran kalamayacağı besbellidir; böyle yüksek duygular kültürle kazanılır ve karmaşık çağrışımlara bağlıdır. Barbarlar ya da eğitilmemiş kimseler, onların güzelliğine varmaz.
Charles Darwin' in Hayatı ve Mektupları ' Life and Letters of Charles Darwin /Vita et Epistulae Caroli Darwinii ':
Lastly, I could show fight on natural selection having done and doing more for the progress of civilization than you seem inclined to admit. Remember what risk the nations of Europe ran, not so many centuries ago of being overwhelmed by the Turks, and how ridiculous such an idea now is ! The more civilized so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world.
Doğal seçilim esnasında gerçekleşen mücadelenin, uygarlığın gelişmesine katkısının, sizin kabul etmeye yanaştığınızdan daha fazla olduğunu ve olmaya da devam ettiğini ispat edebilirim. Avrupa milletlerinin daha birkaç yüzyıl önce Türklerin karşısında duramadıklarını hatırlayın, oysa şimdi bunun fikri bile gülünç geliyor! Beyaz ırklar olarak bilinen daha medeni ırklar, varoluş mücadelesinde Türkleri hezimete uğrattılar. Çok da uzak olmayan bir geleceğe baktığımızda, kimbilir daha hangi aşağı ırklar dünyanın dört bir yanında daha yüksek medeni ırklar tarafından elimine edilecekler.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Dipnotun, öz hariç, bir kısmı ' Darwincilik karşıtlığı, Darwin'in büyük kitabının hatalı seçilmiş ve talihsiz alt başlığı ' zorlamalıdır, bir kısmı ' Darwin'in [ilhamı, sezisi, niyeti], istenilen özellikler için hayvanların ıslah edilip edilemeyeceği, seçici etmene ihtiyaç olup olmadığı ' önemsiz, bir kısmı ' Oxford İngilizce Sözlüğü, genetiğin teknik jargonu ' gereksiz, geri kalanı da geçersizdir, ki gereksiz, önemsiz ve zorlamalı bölümler atıldığında, öz şudur, ki enteresandır ki, 33 yıllık eserlerinin ' Gen Bencildir, 1976 - Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları, 2009 ' hemen tümünde, bu sav, tutkuyla da savunulmuştur:
Darwinci var olma mücadelesini birey grupları arasındaki mücadele olarak yorumlama hatası (sözde "grup seçilimi" mantık hatası) ne yazık ki Hitler ırkçılığıyla sınırlı kalmamıştır. Bu hata Darwinciliğin amatörce yanlış yorumlamalarında, hatta bunu çok iyi bilmesi gereken profesyonel biyologlar arasında bile sık sık yeniden yüzeye çıkmaktadır.
Ne yazık ki, bu sav, ne mantıklıdır ne tutarlıdır ne geçerlidir ne de doğrudur, ki h ü k ü m s ü z d ü r. Neden_?
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, III. Bölüm., Varoluş Mücadelesi.' nde ' On the Origin of Species, Chap. III., Struggle For Existence. /De Origine Specierum, Cap. III., Certamine Vitae.' ne diyordu_?
Struggle for life most severe between individuals and varieties of the same species; often severe between species of the same genus
En zorlu yaşama savaşı aynı türün çeşitleri ve bireyleri arasındadır; aynı cinsin türleri arasındaysa çoğu kez zorludur: Certamen vitae severissimae inter individua et varietates eiusdem speciei; saepe severae inter species eiusdem generis '
Ergo, bay Darwin' e göre, varoluş mücadesi, felsefi olarak, tümellerin -universalium- ' türlerin, i.e., species in categoriis taxonomicis ' tikelleri -particularia- ' alt tür, varyete [ırk], alt varyete, form [tip] ve alt formları, i.e., subspecies, varietas, subvarietas, forma, subforma in categoriis taxonomicis ' ve tekilleri -individua- ' fertleri ' arasında en zorlu, üst tümelin -superuniversalis- ' cinsin, i.e., genus in categoriis taxonomicis ', tümelleri -universalia- ' türleri, i.e., species in categoriis taxonomicis ' arasında da zorludur.
Bay Dawkins, Bir Şeytanın Papazı ' A Devil's Chaplain /Diaboli Unius Cappellanus ':
Here is T. H., in his Romanes Lecture in Oxford in 1893, on 'Evolution and Ethics':
Let us understand, once for all, that the ethical progress of society depends, not on imitating the cosmic process, still less in running away from it, but in combating it.
That is G. C. Williams's recommendation today, and it is mine. I hear the bleak sermon of the Devil's Chaplain as a call to arms. As an academic scientist I am a passionate Darwinian, believing that natural selection is, if not the only driving force in evolution, certainly the only known force capable of producing the illusion of purpose which so strikes all who contemplate nature. But at the same time as I support Darwinism as a scientist, I am a passionate anti-Darwinian when it comes to politics and how we should conduct our human affairs.
İşte 1893'de Oxford'da 'Evrim ve Ahlak' üzerine verdiği Romanas Lecture'la T.H.. [Huxley]
İlk ve son kez anlamalıyız ki toplumun ahlaki gelişimi, kozmik süreci taklit etmeye değil, ondan uzaklaşmak şöyle dursun onunla savaşmaya bağlıdır.
Bu G. C. Williams'ın günümüzdeki tavsiyesidir, ve benim de. Şeytan'ın Papazı'nın kasvetli vaazını savaş çağrısı olarak duyuyorum. Akademik bir bilim insanı olarak tutkulu bir Darwinciyim. Doğal seçilimin, (eğer evrimin tek başına itici gücü değilse bile) doğayı düşünen herkesin gözüne ilişen amaç yanılsamasını üretebilecek kesinlikle bilinen tek kuvvet olduğuna inanıyorum. Bir bilim adamı olarak Darwinciliği desteklemekle birlikte, konu politikaya ve insani meselelerimizi nasıl idare etmemiz gerektiğine geldiğinde hararetli bir anti-Darwinci olurum.
Bay Gould, İnsanın Yanlış Ölçümü ' The Mismeasure of Man /Mensura Falsa Hominis ':
We are inextricably part of nature, but human uniqueness is not negated thereby. "Nothing but" an animal is as fallacious a statement as "created in God's own image." It is not mere hubris to argue that Homo sapiens is special in some sense-for each species is unique in its own way; shall we judge among the dance of the bees, the song of the humpback whale, and human intelligence?
Bizler doğanın ayrılmaz bir parçasıyız, ama insanın benzersizliği buradan hareketle reddedilemez. İnsanın "hayvandan başka bir şey olmaması", "Tanrı'nın suretinde yaratılmış olması" kadar yanıltıcı bir ifadedir. Homo sapiens'in bir anlamda özel olduğunu savunmak sadece kibir taslamaktan ibaret değildir, çünkü her tür kendi özgüllüğüyle benzersizdir, arıların dansı, kambur balinanın şarkısı ve insanın zekası arasında bir yargıya varmamız mı gerekiyor?
Ne var ki indirgemeci ortak atalardan türeme hipotezine ' reductionisticus Darwinismus ', karşı sunulan benzeri [sözde] tanıtların da istisnasız tümü, içler acısıdır, şöyle ki:
Doğal seçilimin, (eğer evrimin tek başına itici gücü değilse bile) doğayı düşünen herkesin gözüne ilişen amaç yanılsamasını üretebilecek kesinlikle bilinen tek kuvvet olduğuna inanıyorum.
Hâlihazırda, ' her nedense ', ortak atalardan türeme hipotezinin özü varoluş mücadelesinden hiç bahsedilmeksizin mekanizması doğal seleksiyon çok ısrarlı bir şekilde vurgulanır, şöyle ki:
Doğal seçilim, bir evrim mekanizmasıdır ' selectio naturalis evolutionis mechanismus est ', doğal seçilim, evrimi yönlendiren temel mekanizmadır ' naturalis lectio est primaria mechanismus evolutionem impellens ', doğal seçilim, türlerin nicelik ve soy bakımından doğal evrimini etkileyen en önemli mekanizmalardan biridir ' selectio naturalis est unus e mechanismis magni momenti quibus naturalis specierum evolutio numero et genere efficitur ',...
Materyalist felsefenin teorisyenlerinden Karl Marx, 18 Haziran 1862' de, Engels' e yazdığı bir mektupta ne diyordu_? ' Marx-Engels Seçme Yazışmalar /Ausgewählte Briefe /Correspondentiae Selectae '
Mit dem Darwin, den ich wieder angesehn, amüsiert mich, daß er sagt, er wende die â€Malthussche“ Theorie auch auf Pflanzen und Tiere an, als ob bei Herrn Malthus der Witz nicht darin bestände, daß sie nicht auf Pflanzen und Tiere, sondern nur auf Menschen – mit der geometrischen Progression – angewandt wird im Gegensatz zu Pflanzen und Tieren. Es ist merkwürdig, wie Darwin unter Bestien und Pflanzen seine englische Gesellschaft mit ihrer Teilung der Arbeit, Konkurrenz, Aufschluß neuer Märkte, »Erfindungen« und Malthusschern »Kampf ums Dasein« wiedererkennt. Es ist [Thomas] Hobbes' bellum omnium contra omnes, und es erinnert an Hegel in der »Phänomenologie«, wo die bürgerliche Gesellschaft als »geistiges Tierreich«, während bei Darwin das Tierreich als bürgerliche Gesellschaft figuriert.
Darwin'i yeniden gözden geçirdim; "maltusçu" kuramı bitkilerle hayvanlara da uyguladığını söyleyerek beni çok eğlendiriyor; sanki bay Malthus'ta -ve geometrik artış dizisinde- [tüm] sorun, kuramın bitkilerle hayvanlara değil de yalnızca insanlara uygulanmasıymış gibi... Darwin'in hayvanlarla bitkiler arasında, işbölümüyle, rekabetiyle, yeni pazarlar açışıyla, "icatlarıyla" ve maltusçu "varolma savaşımı''yla kendi İngiliz toplumunu bulup görmesi çok dikkate değer birşey. Bu Hobbes'un 'bellum omnium contra omnes'idir: bir de insana, Hegel'in Phanomenologie'sini anımsatıyor; sivil toplum orada "ruhsal hayvanlar alemi" diye tanımlanırken, Darwin'de hayvanlar alemi sivil toplum olarak beliriyor...
Materyalist felsefenin gözüpek savunucularından Friedrich Engels, Doğanın Diyalektiği ' Dialektik der Natur /Dialectico Naturae ' adlı eserinde ne diyordu_?
Struggle for life. Bis auf Darwin von seinen jetzigen Anhängern grade das harmonische Zusammenwirken der organischen Natur hervorgehoben, wie das Pflanzenreich den Tieren Nahrung und Sauerstoff liefert, und diese den Pflanzen Dünger und Ammoniak und Kohlensäure. Kaum war Darwin anerkannt, so sehen dieselben Leute überall nur Kampf. Beide Auffassungen innerhalb enger Grenzen berechtigt, aber beide gleich einseitig und borniert. Die Wechselwirkung toter Naturkörper schließt Harmonie und Kollision, die lebender bewußtes und unbewußtes Zusammenwirken wie bewußten und unbewußten Kampf ein. Es ist also schon in der Natur nicht erlaubt, den einseitigen »Kampf« allein auf die Fahne zu schreiben. Aber ganz kindisch ist es, den ganzen mannigfaltigen Reichtum der geschichtlichen Ent- und Verwicklung unter die magre und einseitige Phrase »Kampf ums Dasein« subsumieren zu wollen. Man sagt damit weniger als nichts.
Die ganze Darwinsche Lehre vom Kampf ums Dasein ist einfach die Übertragung der Hobbesschen Lehre vom bellum omnium contra omnes und der bürgerlichen ökonomischen von der Konkurrenz, sowie der Malthusschen Bevölkerungstheorie aus der Gesellschaft in die belebte Natur. Nachdem man dies Kunststück fertiggebracht (dessen unbedingte Berechtigung, besonders was die Malthussche Lehre angeht, noch sehr fraglich), ist es sehr leicht, diese Lehren aus der Naturgeschichte wieder in die Geschichte der Gesellschaft zurückzuübertragen, und eine gar zu starke Naivität, zu behaupten, man habe damit diese Behauptungen als ewige Naturgesetze der Gesellschaft nachgewiesen.
Yaşam savaşımı: Bugünkü yandaşlarının da belirttiği gibi, Darwin'e kadar önemli olan, organik doğanın uyumlu işleyişi, bitki dünyasının hayvanlara yiyecek ve oksijeni nasıl sağladığı, hayvanların da onlara gübre, amonyak ve karbonik asidi nasıl sağladığı noktasıydı. Bu aynı kişiler, her yerde savaşımdan başka bir şey görmezden önce, Darwin hemen hiç kabul edilmiyordu. Her iki görüş dar sınırlar içinde haklıdır, ama her ikisi de aynı ölçüde tekyanlı ve önyargılıdır. Cansız doğa cisimlerinin karşılıklı etkisi, uyumluluğu ve çatışmayı, bilinçli ve bilinçsiz savaşımı olduğu kadar, canlı cisimlerin bilinçli ve bilinçsiz işbirliğini de içine alır. Demek ki, doğa bakımından bile, yalnızca tekyanlı "savaşımı" bayrak yapmaya izin yoktur. Ama tarihsel evrimin ve karmaşıklığın tüm çeşitli zenginliğini "varolma savaşımı" gibi zayıf ve tekyanlı bir deyim altında toplamaya kalkışmak, çok çocukça bir şeydir. Bu, hiç bir şey söylemez.
Varolma savaşımı ile ilgili tüm Darwin teorisi, Hobbes'un bellum omnium contra omnes teorisini ve burjuva ekonomisinin rekabet teorisini, ayrıca Malthus'un nüfus teorisini toplumdan canlı doğaya aktarmaktan başka bir şey değildir. Bu marifetin tamamlanmasından sonra (bunun kayıtsız şartsız haklı olduğu, özellikle Malthus'un teorileri bakımından henüz çok şüphelidir), bu teorileri doğa tarihinden alıp tekrar toplum tarihine aktarmak çok kolaydır ve böylece bu iddiaların toplumun ölümsüz doğal yasaları olduğunun tanıtlandığını ileri sürmek çok daha fazla bir bönlüktür.
Materyalist felsefenin önde gelenleri, şu meşhur doğal seçilimden, niçin, hiç bahsetmemektedir_?
Bay Darwin' in eserinin adı nedir_? ' Ne hatalı seçilmiştir ne de alt başlığı talihsizdir, bilakis bilinçli bir şekilde seçilmiştir '
On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life
Bu önerme, or ' V ' bağlacı aracılığıyla, iki önermeden müteşekkildir.
On the Origin of Species by Means of Natural Selection " Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon Yoluyla "
On the Origin of Species by Means of the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life " Türlerin Kökeni, Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla "
Or bağlacının hangi manada olduğu anlaşılamazsa, [önerme] anlaşılamaz. Sözün kısası, şu önermenin doğruluğu zorunludur.
Or; ya en fazla birinin doğruluğunu belirten bir bağlaçtır ya da [eş anlamlılık | eşitlik | birbiri yerine geçebilme | en az birinin doğruluğunu] belirten bir bağlaçtır.
Bu durumda önerme şu forma dönüşür ' ki doğruluğu yine zorunludur ':
Or; ya ya da ya da veyadır.
Or; ya da olamaz, zira bu durumda, önermenin doğru olabilmesi için bileşenlerinden birinin doğru diğerinin yanlış olması zorunludur.
O hâlde or bağlacı v e y a anlamındadır. Avami lisanda_? Ha Doğal Seleksiyon ha Yaşam Mücadelesi. : )
Materyalist felsefenin gözüpek savunucularından Friedrich Engels, Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü ' Anteil der Arbeit an der Menschwerdung des Affen /Pars Laboris in Transitu a Simia ad Hominem ' adlı eserinde ne diyordu_?
Dem Kopf, der Entwicklung und Tätigkeit des Gehirns, wurde alles Verdienst an der rasch fortschreitenden Zivilisation zugeschrieben; die Menschen gewohnten sich daran, ihr Tun aus ihrem Denken zu erklären statt aus ihren Bedürfnissen (die dabei allerdings im Kopf sich widerspiegeln, zum Bewußtsein kommen) - und so entstand mit der Zeit jene idealistische Weltanschauung, die namentlich seit Untergang der antiken Welt die Köpfe beherrscht hat. Sie herrscht noch so sehr, daß selbst die materialistischsten Naturforscher der Darwinschen Schule sich noch keine klare Vorstellung von der Entstehung des Menschen machen köhnen, weil sie unter jenem ideologischen Einfluß die Rolle nicht erkennen, die die Arbeit dabei gespielt hat.
Toplumun hızlı gelişmesinin bütün kazançları zihne, beynin gelişmesine ve etkinliğine dayandırıldı; insanlar, faaliyetlerini, gereksinmeleriyle açıklamak (gene de bunlar zihinde yansır ve bilinçleşir) yerine, düşünceleriyle açıklamaya alıştılar. Böylece, zamanla, özellikle antik dünyanın batışından bu yana zihinleri etkilemiş olan idealist dünya görüşü meydana geldi. Bu idealist dünya görüşü, insanlara hâlâ o kadar egemendir ki, darvinci okulun en materyalist doğabilimcileri bile insanın kökeni konusunda hâlâ herhangi bir duru görüş oluşturmaktan acizdirler, çünkü bu ideolojik etki altında, bu konuda emeğin oynadığı rolü kavramıyorlar.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü, sentiocentrismus ' his merkezcilik ' ve biocentrismus' tan ' canlı merkezcilik ', Doğanın Diyalektiği & Marx-Engels Seçme Yazışmalar, [insani] Türcülük ' specismus ' ve insan merkezcilikten ' anthropocentrismus ' muzdariptir, ki ya çelişik ya da karşıttır.
Benzer şekilde, bay Williams ve Dawkins' in söylemleri, şu eserlerdekilerle, ya çelişik ya da karşıttır, zira ne deniliyordu_?
Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak ' Climbing Mount Improbable /Ascensus Mons Improbabilis ':
I was driving through the English countryside with my daughter Juliet, then aged six, and she pointed out some flowers by the wayside. I asked her what she thought wildflowers were for. She gave a rather thoughtful answer. 'Two things,' she said. 'To make the world pretty, and to help the bees make honey for us.' I was touched by this and sorry I had to tell her that it wasn't true.
As the historian Sir Keith Thomas documents in his Man and the Natural World, this attitude pervaded medieval Christendom and it persists to this day.
Another pious medieval writer thought that weeds were there to benefit us: it is good for our spirit to have to work hard pulling them up.
Henry More, in 1653, believed that cattle and sheep had only been given life in the first place so as to keep their meat fresh 'till we shall have need to eat them'.
The attitude that living things are placed here for our benefit still dominates our culture, even where its underpinnings have disappeared. We now need, for purposes of scientific understanding, to find a less human-centred view of the natural world. If wild animals and plants can be said to be put into the world for any purpose-and there is a respectable figure of speech by which they can-it surely is not for the benefit of humans. We must learn to see things through non-human eyes.
Kızım Juliet ile İngiltere kırsalından arabayla geçiyorduk ve o zamanlar altı yaşında olan kızım yol kenarındaki bazı çiçekleri işaret etti. Ona yaban çiçeklerinin ne işe yaradığını düşündüğünü sordum. Oldukça düşünceli bir cevap verdi. "İki şeye yararlar," dedi. "Dünyayı güzel yapmaya ve arılara bizim için bal üretirlerken yardımcı olmaya." Bu cevap beni çok etkilemişti ama ona bunun doğru olmadığını söylemek zorunda olduğum için de üzülmüştüm.
Tarihçi Sör Keith Thomas'ın İnsan ve Doğal Dünya isimli kitabında belgelediği üzere, bu tavır Ortaçağ Hıristiyanlık alemine yayılmıştır ve günümüze dek de varlığını korumuştur.
Bir başka dindar Ortaçağ yazarı, tarlalardaki yabani otların bizim iyiliğimiz için var olduklarını düşünmüştü: Onları ayıklayarak çok çalışmak zorunda kalmak ruhumuza iyi geliyordu.
1653'te İngiliz tarihçi Henry More, ineklere ve koyunlara "biz onları yeme ihtiyacı duyana kadar" etleri taze kalsın diye can verildiğine inanıyordu.
Diğer canlıların bizim faydalanmamız için buraya yerleştirildikleri düşüncesi hala kültürümüze hakimdir, hatta onu destekleyen şeylerin artık ortadan kalktığı yerlerde bile. Bilimsel anlayış açısından, çok daha az insan odaklı olan bir doğal dünya görüşüne ihtiyacımız var. Eğer vahşi hayvanların ve bitkilerin dünyaya belirli bir amaç için koyuldukları söylenebilecekse, bu amaç kesinlikle insanların çıkarına hizmet emek değildir. Varlıkları, insana ait olmayan gözlerle görmeyi öğrenmemiz gerekir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Teleologia est notio philosophiae, quae eventa ad finem refertur. Teleologia causalitate ad exitum, destinatum refertur, et origines operae Platonis et Aristotelis sunt. Etiam Immanuel Kantius aestheticam teleologiae cogitavit.
Teleoloji, olayları bir sonla ilişkilendiren bir felsefe kavramıdır. Teleolojik nedensellik, bir sonuca, bir varış noktasına atıfta bulunur ve kökenleri Platon ve Aristoteles'in eserlerine dayanmaktadır. Ayrıca Immanuel Kant, teleolojinin estetiğini de düşündü.
Miss Juliet' in yanıtı Anthropocentrismus & Teleolojik Nedensellik' ten ' teleologia causalitate ' mütevellittir, ki Satan ' diabolus ' için Kutsal Su ' aqua sancta ' ne ise, ortak atalardan türeme hipotezi için de odur.
;................................................. .................................................. ..........................................
Bir Şeytanın Papazı ' A Devil's Chaplain /Diaboli Unius Cappellanus ':
The speciesist assumption that lurks here is very simple. Humans are humans and gorillas are animals.
But tie the label Homo sapiens even to a tiny piece of insensible, embryonic tissue, and its life suddenly leaps to infinite, uncomputable value.
Burada gizli insan ırkının üstünlüğü (speciesist) varsayımı çok basittir. İnsanlar insandır ama goriller hayvandır.
Fakat minnacık ve hissiz bir embriyonik dokuya Homo sapiens etiketi iliştirildiğinde, hayatı birden bire sonsuz, hesaplanamaz bir değere yükselir.
Bir kez daha benzer şekilde, bay Gould' un söylemleri de ya çelişik ya da karşıttır, şöyle ki:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in Karşıtlık Karesi ' translaticium contrarium quadratum ':
Üst karşıt tümel önermeler ' [supra] contrarias propositiones universales: E & A ' birlikte doğru olamaz, ama birlikte yanlış olabilirler. Biri doğru ise, öbürü yanlıştır. Ne var ki, biri yanlış ise öbürünün doğru olması gerekmez.
Çelişik önermelerden de biri doğru ise diğeri yanlıştır, et vice versa.
Bizler doğanın ayrılmaz bir parçasıyız, ama insanın benzersizliği buradan hareketle reddedilemez. İnsanın "hayvandan başka bir şey olmaması", "Tanrı'nın suretinde yaratılmış olması" kadar yanıltıcı bir ifadedir.
Her iki önerme de ' E & A ', kuşkusuzdur ki tümel önermelerdir.
;................................................. .................................................. ..........................................
Karşıt ise:
E: Hiçbir insan hayvandan başka bir şey değildir, Hiçbir insan hayvan olmayan değildir, &c.
A: Her insan Tanrı suretinde yaratılmıştır, Her insan hayvan olmayandır, &c.
Ortak atalardan türeme hipotezi; hem tasdiklenip hem de inkâr edilemez ' principium noncontradictionis ', ki tasdik edilirse ' affirmativus ', E doğru, A doğru değil, inkâr edilirse ' negativus ' E doğru değil, A doğrudur.
Her iki önerme de birlikte yanlış o l a m a z, ki demek ki aynı anda yanıltıcı o l a m a z l a r.
Çelişik ise:
~E: Bazı insanlar hayvan olmayandır
~A: Bazı insanlar hayvan olmayan değildir.
Ne ~E = A ne de ~A = E' dir, ki çelişki, ki E & A çelişik olamazlar.
;................................................. .................................................. ..........................................
Çelişik ise:
A: Her insan Tanrı suretinde yaratılmıştır, Her insan hayvan olmayandır, &c.
~A: Her insan Tanrı suretinde yaratılmış değildir, Her insan hayvan olmayan değildir, &c.
A doğru ise, ~A yanlıştır, et vice versa.
Her iki önerme de birlikte yanlış o l a m a z, ki demek ki aynı anda yanıltıcı o l a m a z l a r.
;................................................. .................................................. ..........................................
Homo sapiens'in bir anlamda özel olduğunu savunmak sadece kibir taslamaktan ibaret değildir, çünkü her tür kendi özgüllüğüyle benzersizdir, arıların dansı, kambur balinanın şarkısı ve insanın zekası arasında bir yargıya varmamız mı gerekiyor?
Bir yargıya varamıyorsak, Homo sapiens özel değildir, ki değilse de, insanın "hayvandan başka bir şey olmaması" yanıltıcı bir ifade olamaz, ki çelişki ' i.e. Niçin yanıltıcı bir ifade olsun ki_? '
Ataların Hikâyesi: Yaşamın Kökenine Yolculuk ' The Ancestor's Tale: A Pilgrimage to the Dawn of Life /Fabula Antecessorum: Peregrinatio ad Auroram Vitae '
The common ancestor we share with them, Concestor 1, is our 250,000-greats-grandparent -an approximate guess this, of course, like the comparable estimates that I shall be making for other concestors.
Onlarla ' şempanze & bonobo ' paylaştığımız ortak ata, Ortak Ata 1, 250.000'inci büyük-büyük ebeveynimizdir -elbette bu, diğer atalar için de yapacağım benzer hesaplamalar gibi, yaklaşık bir tahmindir.
Kör Saatçi ' The Blind Watchmaker /Horologiarius Caecus '
The last common ancestor of humans and chimps lived perhaps as recently as five million years ago, definitely more recently than the common ancestor of chimps and orang-utans, and perhaps 30 million years more recently than the common ancestor of chimps and monkeys.
We animals are the most complicated things in the known universe.
Zoologically speaking, lobsters are certainly not insects. They are animals, but then so are insects and so are we.
İnsanlarla şempanzelerin en son ortak atası beş milyon yıl gibi kısa bir süre önce yaşadı; bu, şempanzelerle orangutanların ortak atasının zamanından daha yakındır ve hatta şempanzelerle maymunların ortak atalarından 30 milyon yıl öncedir.
Biz hayvanlar, bilebildiğimiz evren içerisindeki en karmaşık şeyleriz.
Zooloji açısından baktığımızda, ıstakozlar kesinlikle böcek değildir. Istakozlar hayvandır, ama böcekler ve biz de hayvanız.
ESEB destekli bir platform ' olasılıkla bay Gould' dan mülhem ' bir makalede ne diyordu_? " İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir? "
Unutmayalım ki insanın herhangi bir ek özelliği bulunmamaktadır. İnsan da, belirli bir süredir doğada bulunan bir hayvan türüdür. Sadece yaşadığı bölgenin özellikleri ve şartları sayesinde bu kombinasyon bir araya gelip, zekanın evrimine yol açmıştır. Hiçbir canlı zeka evrimleştireyim diye kendisini zorlamaz. Zekanın abartılmış versiyonlarını aklımızdan atar ve bilimsel tanımıyla olaya yaklaşırsak, bu kadar büyütülecek bir durum olmadığı, sıradan bir hayvan özelliği olduğu, sadece insanda, saydığımız şartlar altında daha ileri gittiği görülebilecektir. Ancak bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değildir. Sonuçta hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır ve evrimleşmiştir.
Elhasıl ortak atalardan türeme hipotezine göre, insan, hayvan oğlu hayvandır, hayvanlardan bir hayvandan başka bir şey değildir, ne şempanze ne de insan bir ortak atadan türemiştir, ki bir hayvan türüdür " taksonomik kategorilerde Âlem ' Regnum in categoriis taxonomicis ': Animalia ' Hayvanlar ", ki demek ki [insani] Türcülük ' specismus ' ve insan merkezcilikten ' anthropocentrismus ' bağımsızdır.
;................................................. .................................................. ..........................................
[Sözde] ortak atalardan türeme hipotezini savunan bazı platformlarca ' i.e., communarii Darwinistici ' ileri sürülen iddialarsa komediden farksızdır, ee.g.:
_ Victorya çağında, race, [insani] ırk' tan ziyade [nebati ve hayvani] tür anlamına gelmekteydi. Türlerin Kökeni' nde de nebatat ve hayvanattan bahsedilmektedir, insandan d e ğ i l.
Bay Darwin' in eserinin adı nedir_? ' Ne hatalı seçilmiştir ne de alt başlığı talihsizdir, bilakis bilinçli bir şekilde seçilmiştir '
Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla
Mademki öyle idi, niçin bir yerde " species " diğer yerde " races " demiş idi_?
Türlerin Kökeni' nin adı, niçin şöyle özel değil de öyle genel idi_?
[Nebatat ve Hayvanatta ya da İnsan olmayan] Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış [Nebatat ve Hayvanatta ya da İnsan olmayan] Irkların Korunması Yoluyla
_ Bay Darwin, ince ruhlu, nazik, sevecen, dost canlısı, siyahi hayranı, kölelik karşıtı bir liberaldir, ki demek ki Irkçı d e ğ i l d i r.
Bay Gould ve Dawkins' te dahil, ortak atalardan türeme hipotezinin önde gelenleri, bay Darwin' in Irkçı olduğunu belirtirler ve haklıdırlar, zira o devirlerde Irkçılık, bilimsel bir gerçeklikti. Dahası, önemli olan söylem değil, hipotezlerdeki özdür, öz. Meselâ, şu söylemleri ele alalım:
Entelektüelliğin ve zekanın liyakat sorununa gelince, ben "her siyah bir budaladır" argümanını kullanmayı kesinlikle reddediyorum. (Siyahlar hakkında şimdiye kadar verilmiş en sert yargı, eşitlik doktrininin öncülerinin birinden geliyor. Franklin, siyahı "mümkün olduğunca çok yiyip az çalışan bir hayvan" olarak tanımlar.)
İzole gruplar birbirine karışmaya ve tek bir halk olmaya başlar başlamaz, büyürler ve uygarlaşırlar ve bunların biri diğerini yararlı bulduğu için bunlar birbirlerine daha olumlu bir gözle bakarlar.
Üç büyük türün her birine eşit derecede yabancı olan sanatsal deha, ancak siyah ve beyazın evliliklerinden sonra ortaya çıkmıştır.
Kan' a dayalı ' melezleşme karşıtı ' Irkçılık savunucusu ' rassisticus ' tarafından söylenemeyecek söylemler değil mi_? Her hâlde.
Ne var ki, bu pasajlar, Arthur de Gobineau' ya aittir. ' İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine Deneme: Essai sur l'inégalité des races humaines: Commentatio de Inaequalitate Gentium Humanarum. '
Eski bir darbımesel ne diyordu_?
Şeytan bile Kutsal Kitap'tan alıntılar yapar ' Even the Devil Quotes Scripture. ' : )
_ Hitler Evrim Teorisine Değil 'Akıllı Tasarım'a İnanıyordu
Bak hele! Doğrusu enteresan. : )
;................................................. .................................................. ..........................................
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla, Giriş' te ne diyordu_? ' On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life, Introduction. /De Origine Specierum per Selectionem Naturalem, sive Conservatio Generum Fortunatorum in Certamine Vitae, Introductio. '
In the next chapter the Struggle for Existence amongst all organic beings throughout the world, which inevitably follows from their high geometrical powers of increase, will be treated of. This is the doctrine of Malthus, applied to the whole animal and vegetable kingdoms.
Yeryüzündeki bütün organik varlıklar arasında geçen ve onların büyük bir geometrik oranla çoğalmalarını zorunlu kılan Varoluş Mücadelesi, sonraki bölümde incelenecektir. Bu, hayvanlar ve bitkiler aleminin tümüne uygulanmış Malthus öğretisidir. ' Malthusianae populationis doctrinae '
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
[Doğal] varoluş mücadelesi, [Ortodoks] Darwinizm' in ' Ortak Atalardan Türeme Hipotezi: Descendentiae de Antecessoribus Communibus Hypotheticis ' esaslı hipotezlerindendir ve tek kelimeyle özüdür ' sic naturalis pugna de existentia fit, quae vulgo Darwinismus nuncupatur; dolayısıyla doğal bir varoluş mücadelesine yaygın olarak Darwinizm denilir ', zira zarif bir mantıksal tanıtı da vardır, ki demek ki çürütülmesi oldukça müşkül bir hipotezdir, şöyle ki:
Popülasyon[lar], kontrol edilmediği takdirde geometrik olarak büyür, ancak zaman içinde sayı olarak sabit kalma eğilimindedir, ki öyleyse de [doğal] varoluş mücadelesi [çıkarsanır].
Her ne kadar [Neo] Darwinizm' in önde gelenleri tarafından, sanki bir marifetmiş gibi, [doğal] varoluş mücadelesinden hiç bahsedilmeksizin mütemadiyen doğal seleksiyon vurgulansa da, doğal seleksiyon, enikonu bir başına bir mekanizma d e ğ i l d i r, zira [doğal] varoluş mücadelesine bağlıdır, şöyle ki:
P ' [Doğal] Varoluş Mücadelesi ' -> Q ' Doğal Seleksiyon '
Magni Momenti Notitia: P n e d e n, Q sonuçtur.
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, XIV. Bölüm., Sonuç' ta ' On the Origin of Species, Chap. XIV., Conclusion. /De Origine Specierum, Cap. XIV., Conclusio. ' tümdengelimsel bir çıkarımla bu önermeyi tanıtlamaktadır, lakin en azından şu an için bunun nasıl çıkarsandığına girmeyeceğiz.
Ayrıca " the Struggle for Existence amongst all organic beings throughout the world, which inevitably follows from their high geometrical powers of increase " önermesi, biraz köhnedir ve hâliyle de trajikomiktir, i.e., fonksiyon, illaki geometrik olacak diye bir şey yoktur, birinci ve ikinci türevi pozitif ' ∂f(z) /∂t & ∂²f(z) /∂t² > 0 ' konveks herhangi bir fonksiyon olabilir.
;................................................. .................................................. ..........................................
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, III. Bölüm., Varoluş Mücadelesi., Yüksek Artış Oranı' nda ne diyordu_? ' On the Origin of Species, Chap. III., Struggle for Existence., High Rates of Increase. /De Origine Specierum, Cap. III., Certamen Existentiae., Ratum Summum Incrementi. '
The elephant is reckoned to be the slowest breeder of all known animals, and I have taken some pains to estimate its probable minimum rate of natural increase: it will be under the mark to assume that it breeds when thirty years old, and goes on breeding till ninety years old, bringing forth three pair of young in this interval; if this be so, at the end of the fifth century there would be alive fifteen million elephants, descended from the first pair.
Fil, bilinen hayvanların en yavaş üreyeni sayılır, ve ben, filin doğal üreme oranının olası minimumunu hesaplamak için biraz uğraştım: filin otuz yaşında doğurmaya başladığı ve doksan yaşına kadar doğurarak üç çift verdiği güvenle kabul edilebilir; durum böyle olsaydı, beşinci yüzyılın sonunda ilk çiftin soyundan olan fillerin sayısı, on beş milyonu bulurdu.
_ Fil çifti 30 yaşından 90 yaşına kadar üç çift doğurur ve ölür. 90 yıl aralığı, 3 otuzluk dilim olarak düşünülebilir ve problemin genel şartları açısından da herhangi bir değişiklik olmaz.
_ Fil çifti; ilk aralıkta ' 0. yılda ' etkisiz olduğundan tek çift. sonraki aralıkta ' 30. yılda ', ilk çift doğar, bir sonraki aralıkta ' 60. yılda ', ilk çiftler doğar, &c.
Tablo problemi özetler. ' * doğurduktan sonra ölen fil, ** önceki evrede ölmüş fil,... sayısal indislerde o fil çiftinin yaşıdır. '
0 ......... 30 ........ 60 .......... 90 ........... 120 ............ 150
F0 ....... [F30] ... [F60] ..... [F90]* .... [F120]** ... [F150]***
............ Fa0 ....... [Fa30] ... [Fa60] .... [Fa90]* ...... [Fa120]**
........................... Fb0 ........ [Fb30] .... [Fb60] ........ [Fb90]*
........................... Fc0 ........ [Fc30] .... [Fc60] ........ [Fc90]*
............................................ Fd0 ........ [Fd30] ........ [Fd60]
............................................ Fe0 ........ [Fe30] ........ [Fe60]
............................................ Ff0 ......... [Ff30] ........ [Ff60]
............................................ Fg0 ........ [Fg30] ........ [Fg60]
.................................................. .......... Fh0 ............ [Fh30]
.................................................. .......... Fı0 ............. [Fı30]
.................................................. .......... Fi0 ............. [Fi30]
.................................................. .......... Fj0 ............. [Fj30]
.................................................. .......... Fk0 ............ [Fk30]
.................................................. .......... Fl0 ............. [Fl30]
.................................................. .......... Fm0 ........... [Fm30]
.................................................. .............................. Fn0
.................................................. .............................. Fp0
.................................................. .............................. Fq0
.................................................. .............................. Fr0
.................................................. .............................. Fs0
.................................................. .............................. Ft0
.................................................. .............................. Fu0
.................................................. .............................. Fü0
.................................................. .............................. Fv0
.................................................. .............................. Fw0
.................................................. .............................. Fx0
.................................................. .............................. Fy0
.................................................. .............................. Fz0
_ Her [otuz yıllık] dönemde doğan fil çiftlerinin sayısı aşağıdaki dizidir.
1, 1, 2, 4, 7, 13, . . .
Bu dizi, sonraki terimi önceki üç teriminin toplamından oluşan bir dizidir ve teoride önceki ya da sonraki terim ya da terimlerine bağlı olan bu tip dizilere doğrusal indirgemeli dizi denir. Bu dizinin herhangi bir teriminin ne olduğunun bulunması için genel formülünün bulunması gereklidir, çünkü herhangi bir teriminin direkt olarak bulunması kolay değildir.
Dizinin herhangi bir terimi, kendisinden önceki üç terimin toplamıdır, ki rekürsif bağıntı ve başlangıç şartı da şudur.
an = an-1 + an-2 + an-3
a1 = 1, a2 = 1, a3 = 2, . . .
Ne var ki n >> 1 için, an, terimlerine bağlı olduğundan, bulunması oldukça müşküldür. Bu yüzden de terimlerine bağlı olmayan bir formül bulunmalıdır, ki bunun için de en iyi yöntemlerden birisi an = rⁿ şeklinde değişken değiştirilmesidir.
rⁿ = (rⁿ /r) + (rⁿ /r²) + (rⁿ /r³)
r ≠ 0, ±∞ olduğundan rⁿ parantezine alınıp sadeleştirildiğinde rekürsif bağıntı, kübik denkleme dönüşür.
1 /r + 1 /r² + 1 /r³ = 1
r³ — r² — r — 1 = 0
r1 = 1.8392867552142
r2, 3 = —0.4196433776071 ± 0.6062907292072 i
ri = [19/27 + V33/9]¹/³
rj = [19/27 — V33/9]¹/³
r1 = (1/3) + ri + rj
r2, 3 = (1/3) — (ri + rj) /2 ± (V3 /2) (ri — rj) i
Rekürsif bağıntının n. teriminin başlangıç şartları altında bulunabilmesi için I1, I2, I3 sabit katsayılarıyla çarpılarak toplanılması gerekir. Bu tip bağıntıların n. terimlerinin bulunması için oluşturulan denklemin sabit katsayılı diferansiyel denklemlerin çözüm fonksiyonlarıyla benzer olduğuna da dikkat edilmelidir.
an = I1 an-1 + I2 an-2 + I3 an-3
a1 = I1 r1 + I2 r2 + I3 r3 = 1
a2 = I1 r1² + I2 r2² + I3 r3² = 1
a3 = I1 r1³ + I2 r2³ + I3 r3³ = 2
Köklerin her biri esas denklemi sağlar, ki öyleyse de,
r³ — r² — r — 1 = 0
(r1, r2, r3)³ = (r1, r2, r3)² + (r1, r2, r3) + 1
elde edilir ve a3 denkleminde yerine konulup a2 ve a1 ile karşılaştırıldığında
a3 = I1 (r1² + r1 + 1) + I2 (r2² + r2 + 1) + I3 (r3² + r3 + 1) = 2
a3 = I1 r1² + I2 r2² + I3 r3² + I1 r1 + I2 r2 + I3 r3 + I1 + I2 + I3 = 2
a3 = I1 + I2 + I3 + 2 = 2
I1 + I2 + I3 = 0
a3 yerine bu denklem kullanılarak elde edilen denklem sistemi çözülür ve I1, I2, I3 bulunur.
I1 + I2 + I3 = 0
I1 r1 + I2 r2 + I3 r3 = 1
I1 r1² + I2 r2² + I3 r3² = 1
İlk denklem —r3 ve ardından —r3² ile çarpılıp sırasıyla diğer denklemlerle toplandığında şu denklem elde edilir:
I1 (r1 — r3) + I2 (r2 — r3) = 1
I1 (r1² — r3²) + I2 (r2² — r3²) = 1
İlk denklem —(r2 + r3) ile çarpılıp diğeriyle toplandığında I1 bulunur ve I1 herhangi birinde yerine konulduğunda I2 bulunur.
I1 + I2 + I3 = 0 denkleminden de I3 bulunur.
I1 = (1 — r2 — r3) /(r1 — r2) (r1 — r3)
I2 = —(1 — r1 — r3) /(r1 — r2) (r2 — r3)
I3 = (1 — r1 — r2) /(r1 — r3) (r2 — r3)
_ Her [otuz yıllık] dönemde ölen fil çiftlerinin sayısı aşağıdaki dizidir.
0, 0, 0, 1, 1, 2, 4. . .
u dizi, sonraki terimi önceki üç teriminin toplamından oluşan bir dizidir ve teoride önceki ya da sonraki terim ya da terimlerine bağlı olan bu tip dizilere doğrusal indirgemeli dizi denir. Bu dizinin herhangi bir teriminin ne olduğunun bulunması için genel formülünün bulunması gereklidir, çünkü herhangi bir teriminin direkt olarak bulunması kolay değildir.
Dizinin herhangi bir terimi, kendisinden önceki üç terimin toplamıdır, ki rekürsif bağıntı ve başlangıç şartı da şudur.
bn = bn-1 + bn-2 + bn-3
b2 = 0, b3 = 0, b4 = 1, . . .
Ne var ki n >> 1 için, an, terimlerine bağlı olduğundan, bulunması oldukça müşküldür. Bu yüzden de terimlerine bağlı olmayan bir formül bulunmalıdır, ki bunun için de en iyi yöntemlerden birisi an = rⁿ şeklinde değişken değiştirilmesidir.
rⁿ = (rⁿ /r) + (rⁿ /r²) + (rⁿ /r³)
r ≠ 0, ±∞ olduğundan rⁿ parantezine alınıp sadeleştirildiğinde rekürsif bağıntı, kübik denkleme dönüşür.
1 /r + 1 /r² + 1 /r³ = 1
r³ — r² — r — 1 = 0
r1 = 1.8392867552142
r2, 3 = —0.4196433776071 ± 0.6062907292072 i
ri = [19/27 + V33/9]¹/³
rj = [19/27 — V33/9]¹/³
r1 = (1/3) + ri + rj
r2, 3 = (1/3) — (ri + rj) /2 ± (V3 /2) (ri — rj) i
Rekürsif bağıntının n. teriminin başlangıç şartları altında bulunabilmesi için J1, J2, J3 sabit katsayılarıyla çarpılarak toplanılması gerekir. Bu tip bağıntıların n. terimlerinin bulunması için oluşturulan denklemin sabit katsayılı diferansiyel denklemlerin çözüm fonksiyonlarıyla benzer olduğuna da dikkat edilmelidir.
bn = J1 bn-1 + J2 bn-2 + J3 bn-3
b2 = J1 r1² + J2 r2² + J3 r3² = 0
b3 = J1 r1³ + J2 r2³ + J3 r3³ = 0
b4 = J1 r1 + J2 r2 + J3 r3 = 1
İlk denklem —r3 ve ardından —r3² ile çarpılıp sırasıyla diğer denklemlerle toplandığında şu denklem elde edilir:
J1 r1² (r1 — r3) + J2 r2² (r2 — r3) = 0
J1 r1² (r1² — r3²) + J2 r2² (r2² — r3²) = 1
İlk denklem —(r2 + r3) ile çarpılıp diğeriyle toplandığında J1 bulunur ve J1 herhangi birinde yerine konulduğunda J2 bulunur.
Herhangi bir denklemden de J3 bulunur.
J1 = 1 /r1² (r1 — r2) (r1 — r3)
J2 = —1 /r2² (r1 — r2) (r2 — r3)
J3 = 1 /r3² (r1 — r3) (r2 — r3)
;................................................. .................................................. ..........................................
RECORD: Darwin, C. R. 1869. [Letter] Origin of species [On reproductive potential of elephants]. Athenaeum no. 2174 (26 June): 861.
ORIGIN OF SPECIES.
Caerleon, North Wales, June 19, 1869.
I am much obliged to your Correspondent1 of June 5 for having pointed out a great error in my 'Origin of Species,' on the possible rate of increase of the elephant. I inquired from the late Dr. Falconer with respect to the age of breeding, &c., and understated the data obtained from him, with the intention, vain as it has proved, of not exaggerating the result. Finding that the calculation was difficult, I applied to a good arithmetician; but he did not know any formula by which a result could easily be obtained; and he now informs me that I then applied to some Cambridge mathematician. Who this was I cannot remember, and therefore cannot find out how the error arose. From the many familiar instances of rapid geometrical increase, I confess that, if the answer had been thirty or sixty million elephants, I should not have felt much surprise; but I ought not to have relied so implicitly on my mathematical friend. I have misled your Correspondent by using language which implies that the elephant produces a pair of young at each birth; but the calculation by this assumption is rendered easier and the result but little different. A friend has extended your Correspondent's calculation to a further period of years. Commencing with a pair of elephants, at the age of thirty, and assuming that they would in each generation survive ten years after the last period of breeding—namely, when ninety years old—there would be, after a period of 750 to 760 years (instead of after 500 years, as I stated in 'The Origin of Species'), considerably more than fifteen million elephants alive, namely, 18,803,080. At the next succeeding period of 780 to 790 years there would be alive no less than 34,584,256 elephants.
CHARLES DARWIN.
1 Ponderer 1869. In Origin p. 64 Darwin wrote:
The elephant is reckoned to be the slowest breeder of all known animals, and I have taken some pains to estimate its probable minimum rate of natural increase: it will be under the mark to assume that it breeds when thirty years old, and goes on breeding till ninety years old, bringing forth three pair of young in this interval; if this be so, at the end of the fifth century there would be alive fifteen million elephants, descended from the first pair.
'Ponderer objected that there would be '85,524 elephants, less the number that would have died by reason of their age.' See Correspondence vol. 17, p. 274.
'Ponderer's letter is given below:
Darwins Elephants.—In the last edition of Mr. Darwin's 'Origin of Species,' he makes the following statement (chap, iii., page 74, line 18):— "The elephant is reckoned the slowest breeder of all known animals, and I have taken some pains to estimate its probable minimum state of natural increase. It will be under the mark to assume that it begins breeding when thirty years old, and goes on breeding till ninety years old, bringing forth three pair of young in this interval. If this be so, at the end of the fifth century there would be alive fifteen million elephants descended from the first pair." Perhaps some of your readers will be able to enlighten my dull intellect as to the process of reasoning by which this result is obtained. According to Mr. Darwin's theory, each pair brings forth a pair when it is thirty, when it is sixty, and when it is ninety. Hence if there be one pair in the first year, there will be one pair born in the thirtieth year; these two pairs will produce two pairs in the sixtieth year, and these four will produce four pairs in the ninetieth. After that we have only to add the numbers born in the three preceding periods to find out how many are born in each period; because after they have attained the age of ninety years they cease to breed. This method of reasoning gives the number of pairs born in each period of thirty years as 1, 1, 2, 4, 7, 13, 24, 44, 81, 149, 274, 504, 927, 1,705,3,136,5,768,10,609, 19,513; the last number being born in the period commencing with the five hundred and tenth year. Therefore the number of elephants alive at that time would be 42,762 pairs, that is, 85,524 elephants, less the number that would have died by reason of their age. But Mr. Darwin says that there would be fifteen millions. On what does he base his calculation?
PONDERER.
Kayıt: Darwin, C. R. 1869. [Mektup] Türlerin Kökeni [Fillerin üreme potansiyeli üzerine]. Athenaeum no. 2174 (26 Haziran): 861.
TÜRLERİN KÖKENİ.
Caerleon, Kuzey Galler, 19 Haziran 1869.
5 Haziran tarihli Muhabirinize, filin olası üreme hızıyla ilgili 'Türlerin Kökeni' yazımda büyük bir hataya dikkat çektiği için çok minnettarım. Merhum Dr. Falconer'a üreme yaşı vb. konularda sorular sordum ve ondan elde ettiğim verileri, boşuna olduğu kanıtlanmış olsa da, sonucu abartmamak amacıyla olduğundan daha az gösterdim. Hesaplamanın zor olduğunu görünce iyi bir aritmetikçiye başvurdum; ancak sonucun kolayca elde edilebileceği bir formül bilmiyordu; ve şimdi bana o zamanlar Cambridge'li bir matematikçiye başvurduğumu söylüyor. Bunun kim olduğunu hatırlayamıyorum ve bu nedenle hatanın nasıl ortaya çıktığını bulamıyorum. Hızlı geometrik artışın birçok bilindik örneğinden yola çıkarak, cevap otuz veya altmış milyon fil olsaydı, pek şaşırmayacağımı itiraf ediyorum; ancak matematikçi arkadaşıma bu kadar dolaylı olarak güvenmemeliydim. Filin her doğumda bir çift yavru doğurduğunu ima eden bir dil kullanarak Muhabirinizi yanılttım; ancak bu varsayımla hesaplama daha kolay ve sonuç da pek farklı değil. Bir arkadaşım, Muhabirinizin hesaplamasını birkaç yıla kadar genişletti. Otuz yaşında bir çift fille başlayıp, her neslin son üreme döneminden (yani doksan yaşında) on yıl sonra hayatta kalacağını varsayarsak, 750 ila 760 yıllık bir sürenin ardından ('Türlerin Kökeni'nde belirttiğim gibi 500 yıl sonra değil), on beş milyondan çok daha fazla fil hayatta kalacaktır, yani 18.803.080. Sonraki 780 ila 790 yıllık dönemde ise en az 34.584.256 fil hayatta kalacaktır.
CHARLES DARWIN.
1 Ponderer 1869. Köken'de s. 64 Darwin şöyle yazmıştır:
Fil, bilinen tüm hayvanlar arasında en yavaş üreyen hayvan olarak kabul edilir ve olası minimum doğal artış durumunu tahmin etmek için biraz uğraştım. Otuz yaşında üremeye başladığı ve doksan yaşına kadar üremeye devam ettiği ve bu aralıkta üç çift yavru dünyaya getirdiği varsayılabilir. Eğer durum buysa, beşinci yüzyılın sonunda ilk çiftten türemiş on beş milyon fil olması gerekir.
'Ponderer, yaşları nedeniyle ölecek olanların sayısı hariç, '85.524 fil olacağını' ileri sürdü. Bkz. Yazışmalar cilt 17, s. 274.
'Ponderer'ın mektubu aşağıda verilmiştir:
Darwin'in Filleri.—Bay Darwin'in 'Türlerin Kökeni' kitabının son baskısında, şu ifadeyi kullanır (bölüm, iii., sayfa 74, satır 18):— "Fil, bilinen tüm hayvanlar arasında en yavaş üreyen hayvan olarak kabul edilir ve olası minimum doğal artış durumunu tahmin etmek için biraz uğraştım. Otuz yaşında üremeye başladığı ve doksan yaşına kadar üremeye devam ettiği ve bu aralıkta üç çift yavru dünyaya getirdiği varsayılabilir. Eğer durum buysa, beşinci yüzyılın sonunda ilk çiftten türemiş on beş milyon fil olması gerekir." Belki okuyucularınızdan bazıları, bu sonucun nasıl elde edildiğine dair akıl yürütme süreci konusunda benim donuk zekamı aydınlatabilirler. Bay Darwin'in teorisine göre, her çift otuz, altmış ve doksan yaşındayken bir çift doğurur. Dolayısıyla, ilk yılda bir çift varsa, otuzuncu yılda bir çift doğacaktır; bu iki çift altmışıncı yılda iki çift, bu dördü de doksanıncı yılda dört çift üretecektir. Bundan sonra, her dönemde kaç kişi doğduğunu bulmak için yalnızca önceki üç dönemde doğanların sayılarını toplamamız gerekir; çünkü doksan yaşına ulaştıktan sonra üremeyi bırakırlar. Bu akıl yürütme yöntemi, otuz yıllık her dönemde doğan çiftlerin sayısını 1, 1, 2, 4, 7, 13, 24, 44, 81, 149, 274, 504, 927, 1.705, 3.136, 5.768, 10.609, 19.513 olarak verir; son sayı beş yüz onuncu yıldan başlayarak dönemde doğmuştur. Dolayısıyla o dönemde hayatta olan fillerin sayısı 42.762 çift, yani 85.524 fil olurdu; yaşları nedeniyle ölecek olanların sayısı ise bundan düşülür. Fakat bay Darwin, bu sayının on beş milyon olacağını söylüyor. Peki hesabını neye dayandırıyor?
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
Bay Darwin ve Ponderer bu sayıları nasıl buluyor_? Şöyle:
................ N .................................................. ..... N-1
Lim [2(∑ I1 r1ⁿ + I2 r2ⁿ + I3 r3ⁿ — ∑ J1 r1ⁿ + J2 r2ⁿ + J3 r3ⁿ)]
N -> C .... n=1 .................................................. . n=2
................ N
Lim [2(∑ I1 r1ⁿ + I2 r2ⁿ + I3 r3ⁿ]
N -> D .... n=1
C = [18 | 27 | 28] -> [78052 | 18803080 | 34584256]
D = 18 -> 85524
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
Eski dostlarımız ZaFrEsA & Anthis için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Eski dostumuz Palio68 için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Eski dostumuz Kolibri için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Eski dostumuz ZaFrEsA için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Eski dostumuz Anthis için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Eski üstadlarımız kaybedilenlerimizden gitseler de, yinelenemez hatıratlarımızdan tek tek gelirler.
Hiç bizlere görünmeseler de, beklenilenler uzakta olamazmış çünkü.
Ara sıra sırra kadem bassak da, sürgünlüklerimizde unutulsak da, içtenlikleri hiçbir zaman azalmayan eski üstadları asla u n u t m a y ı z.
N.B.: Bu resim upload platformlarının azizliğine uğramamak imkansız gibi bir şey gerçekten de. Her neyse. : )
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XVI:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Metafizik' te ' Metaphysica, liber IX., C. VIII., 1050a4-10 ' ne diyordu_?
At vero et substantia. Primum quidem quia quae generatione posteriora specie et substantia sunt priora, ut vir puero et homo spermate; hoc quidem enim iam habet speciem illud vero non. Et quia omne ad principium uadit quod fit et finem. Principium enim cuius causa, finis vero causa generatio; finis autem actus, et huius gratia potentia sumitur.
Ancak fiil töz bakımından da şüphesiz kuvveden önce gelir. Çünkü ilkin, meydana geliş bakımından sonra gelen, form ve töz bakımından önce gelir (örneğin büyük insan çocuktan, insan meniden önce gelir (çünkü birinin forma sahip olmasına karşılık öbürü henüz ona sahip değildir) ve çünkü olan her şey, bir ilkeye, yani bir ereğe yönelir (çünkü bir şeyin ereksel nedeni onun ilkesidir ve oluş, erek içindir): İmdi fiil, bir erektir ve kuvve bir erek için tasarlanmıştır.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber II., C. VIII., 198b16-32, Translitteratio Latina ' ne diyordu_?
Ama "doğanın 'bir şey için' etkinlikte bulunmamasına, öylesi iyi olduğu için de etkinlikte bulunmamasına ne engel var", diye sorulabilir: nasıl "Zeus'un yağması" ürün yetişsin diye değilse, bu zorunluysa (çünkü yükselen havanın soğuması, soğuyunca da su olup aşağı inmesi gerekir, bu da ekinin yetişmesini sağlar [rastgele]); aynı şekilde birinin ürünü doluda yokolup gitse, ürün yokolsun diye, bunun için dolu yağmamışsa, ama ilineksel olarak bu olmuşsa. Dolayısıyla doğal nesnelerin parçalarının da böyle olmasına ne engel var? Sözgelişi öndişler zorunlu olarak keskin ve ısırmaya elverişli büyüyor, azı dişleriyse düz, besini çiğnemeye yarayacak biçimde. Oysa bu 'bunun için' olmamıştır, ilineksel olarak öyle olmuştur. Bir ereksel neden varmış gibi görünen öteki organlarla ilgili olarak da bu böyle. O halde ilineksel olarak oluşan herşey, ilineksel olarak uygun durumda bulunduğundan, sanki 'birşey için' oluşmuş gibi kendini korumuştur. Bu şekilde olmayanlar da Empedokles'in sözünü ettiği "insan yüzlü öküzler" gibi yokolmuşlar ve yokolmaktalar.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Antik Yunan' da, Zeus yağıyor ibaresiyle " yağmurun yağması " kastedilmekteydi.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Empedokles' in zoogonisinde ' zoogeneia ', herhangi tümellerin ' türlerin ' karakteristikleri, tümellere özgü ve ayrılmaz değildir, rastgele ve mümkün olan her şekilde birleşirler, ki yaşamaya elverişliler varlıklarını korurken, diğerleri ortadan kalkarlar ve hâlihazırdaki tüm türler de, yaşamaya elverişli olanlardandır, &c.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e göre, tümellere özgü ve ayrılmaz olmayan karakteristiklerden mütevellit tümeller, ilineksel olarak uygun durumda bulunmadıklarından ' bir zamanlar var olmamış olmasalar dahi ' yokolmuşlar ve yokolmaktadırlar, & al.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in, bu pasajda, doğal seleksiyondan ' naturalis selectio ' söz ettiği aşikârdır.
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber II., C. VIII., 194a27-32, Translitteratio Latina ' ne diyordu_?
Yine ereksel nedeni, amacı ve bunlar için olan nice şey varsa bunları bilmek de aynı bilimin işi. Doğa bir amaç, bir ereksel nedendir (çünkü kendilerinde sürekli devinim olan nesnelerin bir amacı var, işte bu son nokta aynı zamanda ereksel neden. Bunun için Ozan'ın* "sonuna kavuştu, zaten bu son için doğmuştu" demesi gülünç. Çünkü en son nokta değil, en iyi nokta amaç olsa gerek.)
* Antik Yunan trajedi Ozanı ' poëta tragicus Graecus antiquus ' Euripides.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber III., C. I., 200b12-25, Translitteratio Latina ' ne diyordu_?
Madem doğa bir devinim ve değişme ilkesi ve madem araştırmamız doğa üzerine, devinim ne, bunu gözden kaçırmamamız gerekiyor, çünkü devinim bilinmediğinde doğa da bilinemez. Devinim konusunda belirleme yaptıktan sonra izleyen konularda da aynı tarzda ilerlemeli. Devinimin sürekli olan şeylerden olduğu düşünülüyor, "sürekli" kavramında ilk görünen şeyse 'sonsuzluk'. Bunun için "sürekli" kavramını belirleyenlerin çoğu kez "sonsuz" kavramından yararlanmaları sözkonusu, nitekim 'sürekli olan' sonsuza ayrılabilen şey. Ayrıca yerden, boşluktan ve zamandan bağımsız bir devinim olanaksız. İmdi şu açık: hem bu yüzden hem de bütün bunların ortak ve tümel kavramlar olması nedeniyle herbirini tek tek ele alıp incelemek gerekiyor (çünkü özel durumlar üzerine çalışma ortak durumlar üzerine olandan sonra gelir).
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla, XIV. Bölüm., Sonuç' ta ' On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life, Chap. XIV., Conclusion. /De Origine Specierum per Selectionem Naturalem, sive Conservatio Generum Fortunatorum in Certamine Vitae, Cap. XIV., Conclusio. ', ne diyordu_?
These laws, taken in the largest sense, being Growth with Reproduction; Inheritance which is almost implied by reproduction; Variability from the indirect and direct action of the external conditions of life, and from use and disuse; a Ratio of Increase ' Incrementi so high as to lead to a Struggle for Life, and as a consequence to Natural Selection, entailing Divergence of Character and the Extinction of less-improved forms. Thus, from the war of nature, from famine and death, the most exalted object which we are capable of conceiving, namely, the production of the higher animals, directly follows.
Bu yasalar, en geniş anlamda, Üreme ile Büyüme ' Incrementum cum Reproductione ' olmak üzere; hemen hemen üreme ile kastedilen Kalıtım ' Hereditas biologica '; dış yaşam koşullarının dolaylı ve doğrudan etkisinden ve kullanımdan ve kullanılmamasından kaynaklanan Değişkenlik ' Variabilitas ' ; bir Varoluş Mücadelesine ' {Certamine Vitae | Pugna ad Existentiam} ' yol açacak kadar yüksek Artış Oranı ' Ratio Incrementi ' ve bunun sonucu olarak, Iranın Iraksamasına ' Characteris [Diductio, Divergentis, Divergentiae] ' ve daha az gelişmiş biçimlerin Neslinin Tükenmesine ' Extinctio ' neden olan Doğal Seleksiyon ' Selectio Naturalis '. Böylece, doğanın savaşından, kıtlıktan ve ölümden, tasavvur edebildiğimiz en yüce erek, yani, daha yüksek hayvanların üretimi doğrudan doğruya gelir.
;................................................. .................................................. ..........................................
_ Felsefe
Demek ki bay Darwin' e göre, nedensellik ' principium causalitatis ' şu şekildedir.
Üreme ile Büyüme :≈ Kalıtım -> ' Biyolojik ' Değişkenlik
Artış Oranı ' Üreme ' -> [Doğal] Varoluş Mücadelesi -> Iranın Iraksaması & [Doğal Seleksiyon -> Neslin Tükenmesi]
N.B.: Neden - Sonuç ilişkisi saltık değil, görelidir, ee.g.
Doğal Seleksiyon neden -> Neslin Tükenmesi sonuçtur.
[Doğal] Varoluş Mücadelesi neden -> Iranın Iraksaması & [Doğal Seleksiyon -> Neslin Tükenmesi] sonuçlardır.
_ Klasik Mantık:
Demek ki bay Darwin' e göre, kıyas ' syllogismus ' şu şekildedir.
Öncül i: Popülasyonların potansiyel üstel artışı
Öncül j: Popülasyonların gözlemlenen durgun durum kararlılığı
Öncül k: Kaynakların sınırlılığı
__________________________________________________ ____
Ergo:
İstidlâl i: Bireyler arasında varoluş mücadelesi
Öncül p: Bireyin benzersizliği[eşsizliği, tekliği]
Öncül q: Bireysel varyasyonun büyük bir kısmının kalıtımı
__________________________________________________ ____
Ergo:
İstidlâl j: Kademeli [sağ]kalım, i.e., doğal seleksiyon
__________________________________________________ ____
Ergo:
İstidlâl k: Birçok nesil boyunca: Evrim
N.B.: Aşikardır ki, Doğal seleksiyon neden ise, [Doğal] Varoluş Mücadelesi nedenin nedenidir.
;................................................. .................................................. ..........................................
Bay Darwin, Türlerin Kökeni, III. Bölüm., Varoluş Mücadelesi., Yüksek Artış Oranı. ' On the Origin of Species, Chap. III., Struggle for Existence., High Rate of Increase. /De Origine Specierum, Cap. III., Certamine Vitae., Alti Rati Incrementi ':
There is no exception to the rule that every organic being naturally increases at so high a rate, that if not destroyed, the earth would soon be covered by the progeny of a single pair. Even slow-breeding man has doubled in twenty-five years, and at this rate, in a few thousand years, there would literally not be standing room for his progeny. Linnæus has calculated that if an annual plant produced only two seeds—and there is no plant so unproductive as this—and their seedlings next year produced two, and so on, then in twenty years there would be a million plants.
Her organik varlık doğal olarak öylesine büyük bir hızla ürer ki, hiç yok edilmeseydi, bir tek çiftin dölleri yer yuvarlağını kaplayıverirdi; bu kuralın hiç bir istisnası yoktur. Yavaş üreyen insan bile yirmi yılda iki kat çoğaldı, ve bu hızla çoğalırsa bin yıla varmadan yeryüzünde ayakta durulacak yer kalmaz. Linnæus, bir yıllık bir bitki yalnız iki tohum verirse -böylesine verimsiz bir bitki yoktur- ve ertesi yıl onların dölleri de ikişer tohum verirse, ve bu böyle sürüp giderse, yirmi yılda bir milyon bitki olacağını hesapladı.
Geometrik Seri:
................. n—1
f(z, n) = ∑ zⁿ = 1 + z + z² + z³ + . . . + zⁿ¯¹ = (1 — zⁿ) /(1 — z)
................. n = 0
İspat:
.................................................. ........................ n—1 ....... n—1
f(z, n) — z f(z, n) = (1 — z) f(z, n) = ∑ zⁿ — ∑ zⁿ†¹ = 1 — zⁿ
.................................................. ........................ n = 0 ...... n = 0
f(z, n) = (1 — zⁿ) /(1 — z)
f(z, n), z Є (—∞, —1] U [1, ∞) için ıraksaktır ' n -> ∞ için zⁿ¯¹ -> ∞ ', |z| < 1 için yakınsaktır ' n -> ∞ için zⁿ¯¹ -> 0 ', ki toplamı da şudur.
Lim f(—1 < z < 1, n) = f(z) = 1 /(1 — z)
n -> ∞
N.B.: z = —1 -> ' Titreşen Seri, Grandi's Series '
Linnæus' un serisi için:
f(z, n) = (1 — zⁿ) /(1 — z)
—1 + f(z = 2, n = 20) = —1 + [(1 — 2²°) /(1 — 2)] = 1048574
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bay Dawkins, Ataların Hikayesi: Yaşamın Kökenine Yolculuk ' The Ancestor's Tale: A Pilgrimage to the Dawn of Life /Fabula Antecessorum: Peregrinatio ad Auroram Vitae '
Evrilebilirlik
İlerlemenin itici gücü olarak silahlanma yarışıyla ilgili söylemek istediklerim bu kadar. Geri dönen hancı geçmişten bugüne başka hangi mesajlar getirdi? Makro-evrim ile mikro-evrim sözde ayrımından söz etmeliyim. "Sözde" diyorum; çünkü benim görüşüme göre makro-evrim (milyon yıl ölçeğinde evrim), mikro-evrimin (bireysel yaşam süreleri ölçeğinde evrim) milyonlarca yıl devam etmesine izin verilince elde edilen şeydir. Karşıt görüşe göre ise, makro-evrim, mikro-evrimden nitelik olarak farklı bir şeydir. Her iki görüş de aptalca değil. Birbirleriyle çelişme zorunluluğu da yok. Çoğu kez olduğu gibi, bu ne anlatmak istediğinize bağlıdır.
O halde, makro-büyüme, küçük mikro-büyüme olaylarının toplamı mıdır? Evet. Ama farklı zaman ölçeklerinin, tamamen farklı inceleme yöntemleri ve düşünce alışkanlıkları dayattığı da doğrudur.
Bay Dawkins, Genişlemiş Fenotip " The Extended Phenotype /Extentus Phaenotypus ':
microevolution See macroevolution.
macroevolution The study of evolutionary changes that take place over a very large time-scale. Contrast with microevolution, the study of evolutionary changes within populations. Microevolutionary change is change in gene frequencies in populations. Macroevolutionary change is usually recognized as change in gross morphology in a series of fossils. There is some controversy over whether macroevolutionary change is fundamentally just cumulated microevolutionary change, or whether the two are 'decoupled' and driven by fundamentally different kinds of process. The name macroevolutionist is sometimes misleadingly restricted to partisans on one side of this controversy. It should be a neutral label for anybody studying evolution on the grand time-scale.
macro evrim: Çok büyük zaman dilimlerinde gerçekleşen evrimsel değişimler üzerinde çalışan alan. Mikro evrimden farklı olarak popülasyonlardaki evrimsel değişiklikler üzerinde çalışır. Mikro evrimsel değişimler popülasyonlardaki gen frekansında gerçekleşen değişimlerdir. Makro evrimsel değişimler genellikle bir dizi fosildeki belirli morfolojik değişimler olarak tanımlanır. Makro evrimsel değişimlerin temel olarak mikro evrimsel değişimlerin birikimi mi olduğu yoksa ikisinin 'bir arada' mı yürüdüğü ve temel olarak farklı süreçlerle mi yürütüldüğü konusunda tartışmalar sürmektedir. Makro evrimci ismi kimi zaman yanıltıcı olacak şekilde bu tartışmadaki taraflardan biri olarak algılanır fakat büyük zaman dilimlerinde gerçekleşen evrimle ilgili çalışan herhangi bir kimseye verilen yansız bir isim olmalıdır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bay Dawkins, mikro evrimi açıklamaksızın makro evrime yönlendirmekte. Neden acaba_? : )
;................................................. .................................................. ..........................................
Magni Momenti Notitia:
" Mikro evrimsel değişimler popülasyonlardaki gen frekansında gerçekleşen değişimlerdir " önermesi, hem Darwinizm' in önde gelenleri ' ee.g. Bay Dawkins, Gould ', hem de tilmîzleri ' v.g. ESEB destekli bir platform ' tarafından çok ısrarlı bir şekilde mütemadiyen tekrarlanır.
Boru mu_? D e ğ i l. Neden_?
Bay Darwin & Türlerin Kökeni' ndeki Darwinizm' in ' Orthodoxus Darwinismus ' köhne kavramları nere, bay Dawkins, Gould ve eserlerindeki Neo-Darwinizm' in sihirli kavramları ' gen frekansı, popülasyon,... ' nere değil mi ya_? : )
Peki köhne kavramlar ' birey, çevre,... ' yerine, sihirli kavramlar kullanılmasının ereği ne_? Malum. Psikolojik etki, bir başka deyişle, öyle, böyle, şöyle de değil, çok derin bir şey ile karşı karşıya olunduğu hissini uyandırmak.
Popülasyon: Bir bölgede aynı türe ait bireyler topluluğu
Gen ' Alel ' Frekansı: Bir popülasyondaki belirli bir alelin sayısı /Popülasyondaki tüm alellerin sayısı
Misal:
Genotip sayılarından gen ' alel ' frekans hesabı:
Belirli bir locustaki iki olası alel ' A ve a ' ve sırasıyla ni, nj, nk adet AA, Aa, aa genotip ve 2ni adet A, nj adet A ve nj adet a, 2nk adet a alel ve popülasyondaki tüm alellerin sayısı N olsun.
N = 2ni + nj + nj + 2nk
Gen Frekansı ' A Aleli ': GA = (2ni + nj) /N = (2ni + nj) /(2ni + nj + nj + 2nk)
Gen Frekansı ' a Aleli ': Ga = (nj + 2 nk) /N = (nj + 2 nk) /(2ni + nj + nj + 2nk)
Farzımuhal herhangi bir etmenden ' göç, genetik sürüklenme, mutasyon,... ' dolayı ni, nj, nk, bir şekilde oldu ni', nj', nk'.
Ne o_? Olamaz mı ki_? Neden olmasın ki_?
N' = 2ni' + nj' + nj' + 2nk'
Gen Frekansı ' A Aleli ': G'A = (2ni' + nj') /N' = (2ni' + nj') /(2ni' + nj' + nj' + 2nk')
Gen Frekansı ' a Aleli ': G'a = (nj' + 2 nk') /N' = (nj' + 2 nk') /(2ni' + nj' + nj' + 2nk')
GA ≠ G'A ve Ga ≠ G'a ise, gen frekansında bir değişim oldu, doğru mu_? Tabii ki.
G: Green, Y: Yellow
First generation:
1 /[1 + (Y/G)] = 1 /[1 + (3/9)] = 3/4 -> % 75
1 /[1 + (G/Y)] = 1 /[1 + (9/3)] = 1/4 -> % 25
Second generation:
1 /[1 + (Y/G)] = 1 /[1 + (7/17)] = 17/24 = 0.7083... ≈ % 71
1 /[1 + (G/Y)] = 1 /[1 + (17/7)] = 7/24 = 0.2916... ≈ % 29
O efsanevi " gen frekansında gerçekleşen değişimler ", i.e. Mikro evrim " Tür içi niceliksel ve niteliksel değişim, bir başka deyişle varyasyon ", işte bu kadarcıktır. : )
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XVII:
Atlantis BA34: «X» Bölgesi' nde Stanislaw Spilhaus' un Öğretmeni ne diyordu_?
Yunan Felsefesinde tek bir evren kavramı yoktu... Felsefe okullarına göre değişiyorlardı... Politik, sosyal ve dini açıdan farklı yorumlar vardı...
Aristoteles konuya dini açıdan yaklaşarak evrenin üstün bir güç tarafından yoktan var edildiğini savunuyordu...
Martin Mystère A03: Condominium' da hanımefendi Diana ne diyordu_?
Ama er ya da geç doyum noktası gelecektir...
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Peki doyum noktası ile entropi arasındaki ilişki nedir_?
Bay Dawkins, Ataların Hikâyesi: Yaşamın Kökenine Yolculuk ' The Ancestor's Tale: A Pilgrimage to the Dawn of Life /Fabula Antecessorum: Peregrinatio ad Auroram Vitae ':
This interpretation of Dollo's Law could be called the thermodynamic interpretation. It is reminiscent of the Second Law of Thermodynamics, which states that entropy (or disorder or 'mixed-upness') increases in a closed system. A popular analogy (or it may be more than an analogy) for the Second Law is a library. Without a librarian energetically reshelving books in their correct places, a library tends to become disordered. The books become mixed up. People leave them on the table, or put them on the wrong shelf. As time goes by, the library's equivalent of entropy inevitably increases. That's why all libraries need a librarian, constantly working to restore the books to order.
Dollo Yasası'nın bu yorumuna, termodinamik yorum denilebilir. Bu yorum, ikinci termodinamik yasasını; kapalı bir sistemde entropinin (düzensizliğin ya da "karışık"lığın) arttığını ifade eden yasayı anımsatır. İkinci yasayla ilgili popüler bir benzetme (benzetmeden fazlası olabilir), kütüphane benzetmesidir. Kitapları raflardaki yerlerine yeniden yerleştiren çalışkan bir kütüphaneci yoksa, bir kütüphane düzensiz olma eğilimindedir. Kitaplar birbirine karışır. İnsanlar kitapları masaların üzerinde bırakır ya da yanlış raflara koyar. Zaman geçtikçe, kütüphanenin entropi eşdeğeri artar. Tüm kütüphanelerin, sürekli çalışıp kitapları düzene sokan bir kütüphaneciye ihtiyaç duymalarının nedeni budur.
Bay Dawkins, Bir Şeytanın Papazı ' A Devil's Chaplain /Diaboli Unius Cappellanus ':
The statistical nature of this argument points up an irony in the claim, frequently made by lay opponents of evolution, that the theory of evolution violates the Second Law of thermodynamics, the law of increasing entropy or chaos* within any closed system. The truth is opposite. If anything appeared to violate the law (nothing really does), it would be the factst, not any particular explanation of those facts! The Darwinian explanation, indeed, is the only viable explanation we have for those facts that shows us how they could have come into being without violating the laws of physics. The law of increasing entropy is, in any case, subject to an interesting misunderstanding, which is worthy of a brief digression because it has helped to foster the mistaken claim that the idea of evolution violates the law.
The Second Law originated in the theory of heat engines, but the form of it that is relevant to the evolutionary argument can be stated in more general statistical terms. Entropy was characterized by the physicist Willard Gibbs as the 'mixed-upness' of a system. The law states that the total entropy of a system and its surroundings will not decrease. Left to itself, without work being contributed from outside, any closed system (life is not a closed system) will tend to become more mixed-up, less orderly. Homely analogies - or they may be more than analogies - abound. If there is not constant work being put in by a librarian, the orderly shelving of books in a library will suffer relentless degradation due to the inevitable if low probability that borrowers will return them to the wrong shelf. We have to import a hard-working librarian into the system from outside, who, Maxwell's-Demon-like, methodically and energetically restores order to the shelves.
Bu görüşün istatistiksel doğası, evrim karşıtları tarafından sıklıkla gösterilen, iddiadaki bir ironiyi işaret ediyor. Evrim teorisinin termodinamiğin ikinci kanununu, herhangi kapalı bir sistem içinde artan düzensizlik kanununu çiğnediğini. Gerçek ise tam tersidir. Eğer kanunu çiğneyen bir şey var gibi görünüyorsa (aslında çiğneyen bir şey yok), o çiğneyen şey gerçekler olacaktı, bu gerçeklerin detaylı açıklamaları değil! Aslında Darwinci açıklama, bu gerçeklerin fizik kurallarını çiğnemeden nasıl oluşabildiklerini geçerli bir şekilde açıklayabilen elimizdeki tek açıklamadır. Her durumda artan düzensizlik kanunu ilginç bir yanlış anlamanın kurbanıdır. Konu dışı özet bir nota layıktır çünkü evrim fikrinin bu kanunu çiğnediği gibi yanlış bir iddianın büyümesine yardım etmiştir.
İkinci kanunun kaynağı ısı makineleridir, fakat teorinin evrimsel tartışma ile ilgili türü daha genel istatistiksel terimlerle ifade edilebilir. Entropi, fizikçi Willard Gibbs tarafından bir sistemde 'belirsizliğin artması' şeklinde tanımlanmıştır. Kanun, bir sistemin ve çevresinin toplam entropisinin azalmayacağını belirtir. Kendi kendine bırakılmış herhangi bir kapalı sistem (hayat kapalı bir sistem değildir), dışarıdan bir iş eklenmediği sürece daha fazla belirsiz ve daha az düzenli olmaya meyilli olacaktır. Basit benzerlikler (bunlar benzerliklerden fazlası da olabilir) etrafta yaygındır. Eğer bir kütüphaneci tarafından sürekli bir çalışma ortaya konmuyorsa, kitapları ödünç alanlar kitapları yanlış raflara geri koyduklarında, rafların düzenli yerleşimleri kaçınılmaz olarak amansız bir bozulmaya uğrayacaktır. Sisteme dışarıdan, Maxwell'in şeytanı gibi sıkı çalışan, düzenli ve enerjik bir biçimde rafları düzenleyen bir kütüphaneci eklemeliyiz.
Bay Dawkins, Cennetten Akan Irmak: Yaşama Darwinci Bir Bakış ' River Out of Eden: A Darwinian View of Life /Fluvius ex Paradiso: Vitae Despectus Darwinianus ':
Among many other consequences, this digital revolution at the very core of life has dealt the final, killing blow to vitalism-the belief that living material is deeply distinct from nonliving material.
Yaşamın ta özündeki bu sayısal devrim, diğer pek çok sonucunun yanı sıra, vitalizme de -canlı maddenin cansız maddeden tamamen ayrı olduğu inancına- öldürücü bir darbe vurdu.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bay Dawkins, Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları ' The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution /Spectaculum Grandissimum in Terra: Ad Evolutionem Evidentiam ':
but I won't apologize for quoting, as I have done in at least one previous book, the marvellous saying of Sir Arthur Eddington on the subject:
If someone points out to you that your pet theory of the universe is in disagreement with Maxwell's equations - then so much the worse for Maxwell's equations. If it is found to be contradicted by observation - well, these experimentalists do bungle things sometimes. But if your theory is found to be against the second law of thermodynamics I can give you no hope; there is nothing for it but to collapse in deepest humiliation.
When creationists say, as they frequently do, that the theory of evolution contradicts the Second Law of Thermodynamics, they are telling us no more than that they don't understand the Second Law (we already knew that they don't understand evolution). There is no contradiction, because of the sun!
The whole system, whether we are talking about life, or about water rising into the clouds and falling again, is finally dependent on the steady flow of energy from the sun. While never actually disobeying the laws of physics and chemistry - and certainly never disobeying the Second Law - energy from the sun powers life, to coax and stretch the laws of physics and chemistry to evolve prodigious feats of complexity, diversity, beauty, and an uncanny illusion of statistical improbability and deliberate design.
Ama bundan önceki en az bir kitabımda yaptığım gibi Sör Arthur Eddington'un konu hakkındaki şu harikulâde sözünü alıntıladığım için de özür dilemeyeceğim:
Eğer birisi size evren hakkındaki favori teorinizin Maxwell denklemleriyle çeliştiğini gösterirse, bu Maxwell denklemlerinin problemidir. Eğer teorinizin gözlemlerle çeliştiği ortaya çıkarsa, eh, bu gözlemciler kimi zaman hata yapabilirler. Ama eğer teorinizin termodinamiğin ikinci yasasını ihlal ettiği ortaya çıkarsa size hiçbir umut vaat edemem; teorinizin derin bir utanç içinde çökmekten başka şansı yoktur.
Yaradılışçılar evrim teorisinin Termodinamiğin İkinci Yasasıyla çeliştiğini söylediklerinde (ki sıklıkla söylerler) aslında bize sadece İkinci Yasayı anlamadıklarını söylerler (evrimi anlamadıklarını zaten biliyorduk). Güneş yüzünden ortada çelişki falan yoktur!
İster yaşamdan, ister suyun bulutlara yükselip tekrar yere düşmesinden bahsediyor olalım, nihayetinde sistemin tamamı güneşten gelen düzenli enerji akımına bağlıdır. Fizik ve kimya yasalarına (ve elbette İkinci Yasaya) uymaması asla söz konusu değilse bile güneşten gelen enerji, karmaşıklık, çeşitlilik, güzellik ve esrarengiz bir istatistiksel olasılıksızlık ve kasıtlı tasarım yanılsaması evrimleştirmek üzere fizik ve kimya yasalarını esnetmesi için yaşama güç verir.
Bay Dawkins, Kör Saatçi ' The Blind Watchmaker /Horologiarius Caecus ':
'Dollo's Law' states that evolution is irreversible. This is often confused with a lot of idealistic nonsense about the inevitability of progress, often coupled with ignorant nonsense about evolution 'violating the Second Law of Thermodynamics' (those that belong to the half of the educated population that, according to the novelist C. P. Snow, know what the Second Law is, will realize that it is no more violated by evolution than it is violated by the growth of a baby). There is no reason why general trends in evolution shouldn't be reversed.
"Dollo Yasası" evrimin tersinmez olduğunu söyler. Bu, sık sık ilerlemenin kaçınılmaz olduğu hakkında bir dolu idealist saçmalıkla karıştırılır, ardından da evrimin "Termodinamiğin ikinci Yasası"nı ihlal ettiği konusundaki cahilce saçmalıklar gelir (romancı C. P. Snow'a göre, ikinci Yasanın ne olduğunu bilen eğitimli kişiler, bir bebeğin doğumu nasıl ikinci Yasayı ihlal etmiyorsa, evrimin de etmediğinin bilincindedirler). Evrimdeki genel eğilimlerin tersine dönmemesi için hiçbir neden yoktur.
Bay Gould, Yaşamın Tüm Çeşitliliği: İlerleme Mitosu ' Full House: The Spread of Excellence from Plato to Darwin /Domus plena: Propagatio excellentiae a Platone ad Darwinium ':
But this statement of the second law, usually portrayed as increase of entropy (or disorder) through time, applies only to closed systems that receive no inputs of new energy from exterior sources. The earth is not a closed system; our planet is continually bathed by massive influxes of solar energy, and earthly order may therefore increase without violating any natural law. (The solar system as a whole may be construed as closed and therefore subject to the second law. Disorder does increase in the entire system as the sun uses up fuel, and will ultimately explode. But this final fate does not preclude a long and local buildup of order in that little corner of totality called the earth.)
Oysa genellikle zaman içinde entropi (düzensizlik) artışı olarak tasvir edilen ikinci yasanın bu ifadesi sadece, dışardan hiçbir şekilde yeni enerji girdisi almayan kapalı sistemlere uygulanır. Yeryüzü kapalı bir sistem değildir; gezegenimiz sürekli olarak muazzam ölçüde güneş enerjisi akışlarıyla yıkanmaktadır ve dolayısıyla dünyada düzen herhangi bir doğal yasayı ihlal etmeden artabilir. (Buna karşılık, bir bütün olarak güneş sistemi kapalı olarak yorumlanabilir ve dolayısıyla ikinci yasaya tabi olabilir. Güneş yakıtını tüketirken, düzensizlik de tüm sistemde artacak ve en nihayetinde güneş patlayacaktır. Fakat bu nihai yazgı, yeryüzü denilen bu küçük bütünsel köşede düzenin uzun süreli ve yerel tesisini engellemez.)
Fakat neden bir etolog & bir romancı_? Neden bahçıvan & aşçı değil_?*
* Bay Dawkins, Bir Şeytanın Papazı ' A Devil's Chaplain /Diaboli Unius Cappellanus ':
Bir keresinde üniversitemdeki arkadaşlarımdan biri olan saygın bir astronomdan Büyük Patlama'yı bana açıklamasını rica ettim. Açıklamayı, kabiliyetinin (ve benimkinin de) elverdiğinin en iyi şekliyle yaptı. Ona uzayın ani doğuşunu ve zamanı mümkün kılan şeyin, temel fizik kurallarının hangi özelliği olduğunu sordum. 'Ah' dedi gülümseyerek, 'Şimdi bilim krallığından öteye geçtik. Burada görevi sevgili arkadaşımız olan Papaz'a devretmek zorundayım.' Fakat neden Papaz? Neden bahçıvan ya da aşçı değil?
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Ne var ki, mütemadiyen dillendirilen bu ve benzeri zorlamalı yorumlamalar hiçbir işe yaramaz. Ne demek istiyoruz_?
Lâmı cimi yok, bu defa, bu trajikomik iddiaların ' ki çelişkilerle doludur, ki ' köküne, kibrit suyu dökeceğiz.
;................................................. .................................................. ..........................................
_
Farzımuhal, ' güneşten gelen enerjiden dolayı ', bu küçük bütünsel köşede düzenin uzun süreli ve yerel tesisi engellemez olsun. Mademki öyle,
Neden Güneş sistemimizde, [özelde] Merih denilen bu küçük bütünsel köşede düzenin uzun süreli ve yerel tesisi y o k_? " Bir başka deyişle, neden güneşten gelen enerji, Merih' te, karmaşıklık, çeşitlilik, güzellik ve esrarengiz bir istatistiksel olasılıksızlık ve kasıtlı tasarım yanılsaması evrimleştirmek üzere fizik ve kimya yasalarını esnetmesi için yaşama güç verememekte_? "
Neden Güneş sistemimizde, [genelde] Yeryüzü denilen bu küçük bütünsel köşedeki gibi düzenin uzun süreli ve yerel tesisi y o k_? " Bir başka deyişle, neden güneşten gelen enerji, yeryüzü hariç hiçbir gezegende, karmaşıklık, çeşitlilik, güzellik ve esrarengiz bir istatistiksel olasılıksızlık ve kasıtlı tasarım yanılsaması evrimleştirmek üzere fizik ve kimya yasalarını esnetmesi için yaşama güç verememekte_? "
_
... vitalizme de öldürücü bir darbe vurdu.
Vitalizm karşıtlığı ' [anti-vitalismus | mechanismus] ile kastedilen canlılık ile cansızlık nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne de eksiktir, değil mi_? Her hâlde. Ne var ki canlılık ile canlılık olmayan ' cansızlık ' ne nicelik ne de nitelik bakımından artık ve eksiktir, ki çelişiktir, ki identik o l a m a z.
;................................................. .................................................. ..........................................
Her neyse. Öz nedir_?
_ Yeryüzü kapalı d e ğ i l, açık bir sistemdir, zira güneşten enerji almaktadır.
_ Açık sistemlerde entropi ' düzensizlik ' her zaman a r t m a y a b i l i r, zira aksi hâlde canlılık oluşamazdı, &c.
Ne yazık ki her iki önerme de hükümsüzdür.
_
Güneş, 4.603 milyar yıl, Yeryüzü, 4.54 milyar yıl, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ne göre, Canlılık, 3.8 milyar yıldan daha eski değildir.
4.54 /4.54 -> % 100
3.8 /4.54 -> % 83.7004405...
Bu da, Yeryüzü oldu olalı, zamanın ya tümünde yahut % 83' ünde düzenlilik mevcuttu demektir, ki i m k â n s ı z d ı r. Bir başka deyişle_?
Termodinamiğin II. Yasası' na göre, düzensizlikten sapma, bu denli büyük o l a m a z.
Güneş yüzünden ortada çelişki falan yoktur!
... güneş sistemi kapalı olarak yorumlanabilir ve dolayısıyla ikinci yasaya tabi olabilir.
Bu önermeler çelişiktir, ki her ikisi de aynı anda doğru o l a m a z.
;................................................. .................................................. ..........................................
Ergo, güneşten enerji akışı veya açık sistem olma hâli entropinin artmayacağını g ö s t e r m e z.
_ ' Kuramsal ' İspat:
N.B.: ' = Lagrange's [prime] notation for the derivate
_ A ç ı k sistem için termodinamiğin ikinci kanunu.
∂S = (δQ /T) + (δWky /T)
Bu denklem, ∆t zaman aralığındaki hâl değişimine uygulanıp, ∆t -> 0 için limiti alınırsa
Lim (S2 — S1) /∆t = Lim [ (1 /∆t) (δQ /T) + (1 /∆t) (δWky /T) ]
∆t -> 0 ................................ ∆t -> 0
(∂S /∂t)s = (Q' + Wky') /T
denge hâlindeki bir sistem için termodinamiğin ikinci kanununun an denklemi elde edilir.
Herhangi bir t anında (∆t -> 0) sistem sınırı ve kontrol yüzeyi çakıştıklarından
q = Lim δQ /∆A
........ ∆A -> 0
yüzeyin bir noktasından ısı geçişi ve T bu kısımdaki sıcaklık olmak üzere (∂S /∂t)s denkleminde Q' /T yerine
Lim [ (1 /∆t) ∫ (q /T) ∂A ] = ∫ (q' /T) ∂A
∆t -> 0 ............... A ............................... A
ve benzer olarak kayıp iş (entropi üretimi) için
wky = Lim δWky /∆V
............. ∆V -> 0
Açık sistemde bir noktadaki kayıp iş ve T aynı noktadaki sıcaklık olmak üzere Wky' /T yerine
Lim [ (1 /∆t) ∫ (wky /T) ∂V ] = ∫ (wky' /T) ∂V
∆t -> 0 ............... V .................................... V
kullanılarak açık sistem için termodinamiğin ikinci kanununun integral şekli elde edilir.
(∂ /∂t) ∫ ρs ∂V + ∫ ρs (V.n) ∂A = ∫ (q' /T) ∂A + ∫ (wky' /T) ∂V
............... V .................. A ................................. A ............................ V
_ A ç ı k sistem için entropinin artışı prensibi.
Açık sistem herhangi bir hâl değişiminde Tç sıcaklığındaki çevreden bir anda QA ısısını almış ve WA işini yapmış olsun, şöyle ki:
A ç ı k sistem ve çevrenin entropi değişimi:
Çevre:
Tç
QA = ∫ qA ∂A
Kütle alışverişi
—∫ ρ (V.n) ∂A
... A
—∫ ρs (V.n) ∂A
... A
Açık sistem:
T(r, t)
(∂ /∂t) ∫ ρ ∂V
............... V
(∂ /∂t) ∫ ρs ∂V
............... V
WA
Aynı anda, kütle alışverişi ile açık sistemin çevresi ile entropi alışverişi olacaktır. Açık sistemin entropi değişimi, açık sistem için termodinamiğin ikinci kanununun integral şeklinden
(∂S /∂t)A = (∂ /∂t) ∫ ρs ∂V ≥ ∫ (qA' /T) ∂A — ∫ ρs (V.n) ∂A
......................................... V ................... A ............................... A
ve çevrenin entropi değişimi
(∂S /∂t)ç = —(QA' /Tç) + ∫ ρs (V.n) ∂A
.................................................. ..... A
olduğuna göre, bunların toplamı ile bulunacak net entropi değişimi
(∂S /∂t)net = (∂S /∂t)A + (∂S /∂t)ç ≥ ∫ qA' ((1 /T) — (1 /Tç)) ∂A
.................................................. ............................... A
İntegrand incelenecek olursa,
Tç > T için qA' > 0, (1 /T) — (1 /Tç) > 0
Tç < T için qA' < 0, (1 /T) — (1 /Tç) < 0
olduklarından integrand daima pozitiftir ve net entropi değişiminin sağ tarafı pozitif veya T = Tç için sıfırdır.
O hâlde a ç ı k sistemin bir hâl değişiminde net entropi değişimi, tersinmezlik dolayısıyla pozitiftir; ve entropi a r t m a k t a d ı r. Sistem için olduğu gibi buna entropinin artışı prensibi denir.
Diğer taraftan artan entropinin açık sistem için termodinamiğin ikinci kanununun integral şeklinden
∂Si /∂t = (∂ /∂t) ∫ ρs ∂V + ∫ ρs (V.n) ∂A — ∫ (qA' /T) ∂A ≥ 0
.................................... V .................. A .................................. A
kısmı açık sistemin içindeki iç tersinmezlikten
∂Sd /∂t = ∫ (qA' /T) ∂A — (QA' /Tç) = ∫ qA' ((1 /T) — (1 /Tç)) ∂A ≥ 0
..................... A .................................................. ....... A
kısmı ise dış tersinmezlikten ileri gelmektedir. Böylece net entropi değişimi ile elde edilen netice şudur:
(∂S /∂t)net = ∂Si /∂t = ∂Sd /∂t ≥ 0
Hüküm:
Entropi, ister açık ister kapalı ister izole sistem olsun, her hâlükârda geçerlidir, aksi bir hâl i m k â n s ı z d ı r.
Magni Momenti Notitia: Bu hükümden, ehemmiyet-i haiz bazı önermeler ister istemez çıkarsanır, meselâ, bay Dawkins' in sözüm ona üstü kapalı imalarının aksine, evren kesinlikle ezeli o l a m a z, ki demek ki Materyalist felsefenin asli önermesi geçersizdir, etc.
Bu neticeye başka bir yoldan da varılabilirdi, şöyle ki:
;................................................. .................................................. ..........................................
_ [Klasik & Sembolik] Mantık:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in Karşıtlık Karesi ' translaticium contrarium quadratum ':
A ' tümel olumlu önerme; propositio universalis affirmativa ': SaP: (x) (Sx -> Px) ' Her S, P' dir: Omnis S est P '
E ' tümel olumsuz önerme; propositio universalis negativa ': SeP: (x) (Sx -> ~Px) ' Hiçbir S P değildir: Nullus S est P '
I ' tikel olumlu önerme; propositio particularis affirmativa ': SiP: ~(x) (Sx -> ~Px) ' Bazı S' ler P' dir: Quidam S est P'
O ' tikel olumsuz önerme; propositio particularis negativa ': SoP: ~(x) (Sx -> Px) ' Bazı S' ler P değildir: Quidam S non est P '
A -> ~E ' [üst] karşıtlık ' [super] contrariae ', ~I -> O ' alt karşıtlık: subcontrariae '
Altıklık ' Subalternae ':
A -> I, E -> O
Öncül[ler] doğru ise sonuç yanlış olamaz, zira [çıkarım] geçersizdir '.
Çelişki ' contradictoriae ':
A <-> ~O, E <-> ~I
Çelişiklerden biri doğru ise diğeri yanlıştır, et vice versa.
Bu önermelerden karşıtlık, altıklık ve çelişkinin tüm doğruluk ilişkisi çıkar.
Bay Dawkins ve de [kısmen] Gould' un asli önermesi nedir_?
O: Evrendeki bazı bölgelerde ' e.c., güneşten gelen enerjiden dolayı yeryüzünde ' entropi a r t m a m a k t a d ı r.
Bu önerme doğru ise, şu önerme ne yanlıştır ne de doğrudur ' yanlış da olabilir doğru da, ki doğruluk değeri belirsizdir. '
I: Evrendeki bazı bölgelerde ' e.c., güneşten gelen enerjiden dolayı yeryüzünde ' entropi a r t m a k t a d ı r.
_ I yanlış ise:
A -> I olduğundan, A yanlıştır ' doğru olamaz, aksi hâlde çıkarım geçersizdir. '
_ I doğru ise:
A -> I olduğundan, A ne yanlıştır ne de doğrudur ' yanlış da olabilir doğru da, ki doğruluk değeri belirsizdir. '
A ' nedir '_? Şu:
A: Evrendeki her bölgede entropi a r t m a k t a d ı r.
Evren nasıl bir sistemdir_? İzoledir, ki entropi, böyle bir sistemde hiçbir zaman a z a l m a z ' i.e., her zaman a r t a r. '
Öyleyse A, mutlak doğrudur, ki inkâr edilemez, ki çelişki, şöyle ki:
A <-> ~O olduğundan, O y a n l ı ş t ı r.
Hüküm:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in I. & II. Analitikler' inden ' Analytica Priora & Posteriora ', i.e. Klasik Mantık' tan ' Logica Classica ' hiçbir şey kurtulamaz. : )
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bilindiği gibi Blek' in nevi şahsına münhasır nitelikleri yabana atılmayacak kadar çoktur.
Dünyada kara bataklığı geçebilecek tek kişi var demiştim. ' Teksas NO: 104 '
20 günde Blek ormanları, dağları aştı, kızılderilileri topladı. İngilizleri bozguna uğrattı, ölümlerden kurtuldu. Bunu Blek'ten başkası başaramazdı... ' Teksas C: 283 '
İngiliz askerlerinin üzerine gözünü kırpmadan atladığını, tarafınca ağaçların mancınık, geyiklerin binek gibi kullanıldığını, atlardan bile hızlı koştuğunu da unutmamak gerek. Bize göre, tek ciddi rakibi Feroce Ferocio' dur.
İngiliz subayların diyalogları ne idi_?
Araba ya tamamen çamura gömülürse?
Bununla beraber arabanın bataklığa tamamen gömüleceğini sanmıyorum. Bir metre veya biraz daha fazla gömülür, sonra altı çok geniş olduğu için durur.
İngiliz subayı, basınca ' ki kuvvet ile doğru, yüzey alanı ile ters orantılıdır ' dem vurmakta, lakin asıl sebep başkadır, şöyle ki:
Bataklık nedir_?
Bataklık, kum parçacıklarının arasında düşük sürtünme olan, bir kolloid ' kendisi için çözücü olmayan ortamda dağılan herhangi bir madde ' hidrojeldir. Kum, kil, su ve karıştırılmadığında jel ' kolloidal sistemin katılaşma hâli ' gibi davranır fakat basıncın küçük değişimlerinde viskozitesinde ani azalmalar da meydana gelebilir.
Bataklık, kum, su ile doygun hale gelirse, kum parçacıkları arasındaki sürtünme azaldığından kum daha akışkan bir hale dönüşür, çökme ve sonrasında sıvılaşmadan dolayı da kararsızlaşır ki, her ne kadar bu hâl için tehlikeli de olsa, çizgi romanlarımızdaki kayan kumlar asla affetmez ve benzeri dehşetli betimlemelerin aksine ciddi bir tehlike oluşturması mümkün değildir. Neden_?
ph < 1000 kg/m³ < pf < 2000 kg/m³
ph ' insan yoğunluğu ' < pf ' bataklık yoğunluğu ' olduğundan batma ancak kısmen olur, ki demek ki, tamamen bataklığa gömülmek hemen hemen imkansızdır. Fakat bataklıkta hareket edilirse, hareketli için bir titreşim oluşacağından kumun sıvı gibi davranmasına yol açabilir, pf azalabilir, viskozite düşebilir ve batma hızında bir artış olabilir. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, bataklıkta, fazla hareket edilmemesi gerektiği bir gerçektir.
N.B.: || -> pi
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Vi: Ön tekerleklerin hacmi
Vj: Arka tekerleklerin hacmi
Vk: Araba kabininin hacmi
V: Arabanın hacmi
Vf: Arabanın bataklık içinde kalan hacmi
G = my gj ' Arabanın ağırlığı '
G' = m gj ' Maske' nin ağırlığı
Sisteme etkiyen kaldırma kuvveti
Fd = pf Vf gj
Sistem dengede olduğu için net kuvvet sıfırdır.
Ergo, Newton' un II. Hareket Kanunu' ndan araba için denklem şudur:
Fnet = G + G' + Fd = 0
-my gj - m gj + pf Vf gj = 0
Vf = (my + m) /pf
V = Vi + Vj + Vk
Vi < Vj < Vk
Hacimler Oranı:
Vf /V = Vf /(Vi + Vj + Vk)
Nümerik Tatbikat:
my + m = 400 kg olsun.
pf ......... V ......... Vf /V
1100 .... 0.8 ...... 0.4545
1200 .... 1.2 ...... 0.2777
1300 .... 1.6 ...... 0.1923
1400 .... 2.0 ...... 0.1428
1500 .... 2.4 ...... 0.1111
1600 .... 2.8 ...... 0.0892
1700 .... 3.2 ...... 0.0735
1800 .... 3.6 ...... 0.0617
1900 .... 4.0 ...... 0.0526
Meselâ, ortalama yoğunluklu bir bataklıkta, ortalama boyutlu bir arabanın hacminin % 11' i batar.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
G = my gj ' Salın ağırlığı '
G' = m gj ' Saldaki kütlenin ağırlığı ' e.g. Blek ve Maske' nin ağırlığı, etc. '
Salda, nw tane kütük birbirine bağlı ise, sisteme etkiyen kaldırma kuvveti
Fd = nw pf || (R /2)² L gj
olur ve sistemdeki net kuvvet sıfırdır.
Ergo, Newton' un II. Hareket Kanunu' ndan sal için denklem şudur:
Fnet = G + G' + Fd = 0
-my gj - m gj + nw pf || (R /2)² L gj = 0
Hesaplandığında, kütük sayısı bulunur. ' pb = p /pf '
nw = m /|| pf (1 - pb) (R /2)² L
Burada m, saldaki kütle, v.g. Blek ve Maske' nin kütlesi, pf, akışkan ' i.e., su, bataklık,... ' yoğunluğu, pb, salın bağıl yoğunluğu, L, salın genişliği, R kütüklerin çapıdır.
Nümerik Tatbikat:
m = 100 + 70 = 170 kg, w: [çınar | dişbudak | ladin | meşe], kütük çapı R = 0.20 m, salın genişliği 1.5 m olsun.
pf ......... pb .................................................. . n[ç | d | l | m]
1100 .... [5 /11 | 6 /11 | 7 /11 | 8 /11] .... [6.0125 | 7.2150 | 9.0187 | 12.025]
1200 .... [5 /12 | 6 /12 | 7 /12 | 8 /12] .... [5.1535 | 6.0125 | 7.2150 | 9.0187]
1300 .... [5 /13 | 6 /13 | 7 /13 | 8 /13] .... [4.5093 | 5.1535 | 6.0125 | 7.2150]
1400 .... [5 /14 | 6 /14 | 7 /14 | 8 /14] .... [4.0083 | 4.5093 | 5.1535 | 6.0125]
1500 .... [5 /15 | 6 /15 | 7 /15 | 8 /15] .... [3.6075 | 4.0083 | 4.5093 | 5.1535]
1600 .... [5 /16 | 6 /16 | 7 /16 | 8 /16] .... [3.2795 | 3.6075 | 4.0083 | 4.5093]
1700 .... [5 /17 | 6 /17 | 7 /17 | 8 /17] .... [3.0062 | 3.2795 | 3.6075 | 4.0083]
1800 .... [5 /18 | 6 /18 | 7 /18 | 8 /18] .... [2.7750 | 3.0062 | 3.2795 | 3.6075]
1900 .... [5 /19 | 6 /18 | 7 /19 | 8 /19] .... [2.5767 | 2.7750 | 3.0062 | 3.2795]
Meselâ, ortalama yoğunluklu bir bataklıkta, minimum bağıl yoğunluklu bir sal için en az 4, maximum bağıl yoğunluklu bir sal için en az 5 kütük gereklidir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Fnet = m a = f0 denkleminde, f0 bir sabit ' sıfır ya da herhangi bir sayı ' değil de değişken, meselâ, f0 = [f(v(t)) | f(z(t))] ve benzeri bir şey ise, denklemi çözmek, genellikle müşküldür.
;................................................. .................................................. ..........................................
Eski dostumuz Murats için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Metafizik Felsefe XVIII:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' dan mülhem, Şer Problemi " Epicuri dilemma /quaestiones disputatae de malo ":
Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, C3' de ne diyordu_?
Kötülük Sorunu (Os. Mes'elei şer, Fr. Probléme du malî) En iyi olan Tanrıyla evrendeki kötülüğün uzlaştırılması sorunu... Alman düşünürü Leibniz, bu sorunda Tanrıyı savunmak için Théodicée'yi yazmıştır. İ.S. II. yüzyılda yaşamış Lactantius adlı bir kilise babası, yüzyıllar boyunca süren bu çelişmeyi şöyle açıklar: Tanrı, kötülükleri, dünyamızdan ya atmak istiyor da atamıyor, ya atabiliyor da atmak istemiyor, ya ne atabiliyor ne de atmak istiyor. Bu konuda başka bir durum olamaz. Atmak istiyor da atamıyorsa, bu güçsüzlüktür ki Tanrılığa yakışmaz. Atabiliyor da atmak istemiyorsa bu kötülüktür ki Tanrılığa yakışmaz. Ne atabiliyor, ne de atmak istiyorsa bu hem güçsüzlük, hem kötülüktür ki, Tanrılığa hiç yakışmaz. Atabiliyor ve atmak istiyorsa —ki Tanrılığa yakışan budur— acaba niçin atmıyor?..* Bu soru, ortaçağın dinci düşünürlerini bir hayli kıvrandırmıştır. Hıristiyan düşünürlerinin çoğuna göre dünya, bir kötülükler alanıdır, insan bu alana düşürülmekle cezalandırılmıştır ve onu ancak Tanrının iyilikseverliği kurtarabilir. Bu konuda en iyimser düşünür olan Leibniz, iyimserlik felsefesinde şu sonuca varmaktadır: Bu dünya iyi bir dünya değildir, ama mümkün olanlar arasında en yetkinidir. Tanrının iyiliği, birçok eksik dünyalar arasından en az eksik olanını seçmekle belirmiştir. Tanrının sonsuz iyiliği olmasaydı daha çok eksik olanını da seçebilirdi.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
* Geç Antik Çağ Filozofu ' philosophus antiquitatis posterioris /artis oratoriae praeceptor et fidei Christianae defensor, qui inter Patres Ecclesiae ' Lactantius, " gazap, Tanrısal Yüklemlerdendir# " önermesinin doğruluğunun tanıtlanmaya çalışıldığı, Tanrı'nın Gazabı Üzerine' de, ' De Ira Dei ' yüzyıllar boyunca süren bu ' sözde ' çelişmeyi şöyle d e ğ i l, böyle açıklar:
CAPUT XIII. De mundi et temporum commodo et usu:
Vides ergo, magis propter mala opus nobis esse sapientia: quæ nisi fuissent proposita, rationale animal non essemus. Quod si hæc ratio vera est, quam stoici nullo modo videre potuerunt, dissolvitur etiam argumentum illud Epicuri. Deus, inquit, aut vult tollere mala et non potest; aut potest et non vult; aut neque vult, neque potest; aut et vult et potest. Si vult et non potest, imbecillis est; quod in Deum non cadit. Si potest et non vult, invidus; quod æque alienum a Deo. Si neque vult, neque potest, et invidus et imbecillis est; ideoque neque Deus. Si vult et potest, quod solum Deo convenit, unde ergo sunt mala? aut cur illa non tollit? Scio plerosque philosophorum, qui providentiam defendunt, hoc argumento perturbari solere et invitos pene adigi, ut Deum nihil curare fateantur, quod maxime quærit Epicurus. Sed nos ratione perspecta, formidolosum hoc argumentum facile dissolvimus.
13. BÖLÜM, Dünyanın ve zamanın avantajı ve kullanımı üzerine:
Görüyorsunuz ki, kötülükler yüzünden bilgeliğe daha çok ihtiyacımız var; ve eğer bunlar bize önerilmemiş olsaydı, akıllı bir hayvan olmazdık. Fakat Stoacıların hiçbir şekilde göremediği bu açıklama doğruysa, Epikuros'un bu argümanı da geçersizdir. Tanrı, der, ya kötülükleri ortadan kaldırmak ister ama kaldıramaz; ya kaldırabilir ama istemez; ya ne ister ne de kaldırabilir; ya da hem ister hem de kaldırabilir. Eğer istiyor ama kaldıramıyorsa güçsüzdür, ki bu Tanrı ırasıyla uyuşmaz; eğer kaldırabilir ama istemiyorsa kötüdür, ki bu da Tanrı ile aynı derecede çelişir; eğer ne istiyor ne de kaldırabiliyorsa, hem kötü hem de güçsüzdür, ki bu nedenle de Tanrı değildir; eğer hem istiyor hem de kaldırabiliyorsa, ki Tanrı'ya yakışan da yalnızca budur, ki o zaman da bu kötülükler nereden gelir? Ya da neden ortadan kaldırmıyor? Biliyorum ki, Takdîr-i İlâhî' yi savunan birçok filozof bu argümandan rahatsız olmaya alışkındır ve özellikle de Epikuros'un hedeflediği şeyi, ki Tanrı'nın hiçbir şeyle ilgilenmediğini, neredeyse iradeleri dışında kabul etmeye zorlanırlar; ancak konuyu incelediğimizde, bu zorlu argümanı kolayca ortadan kaldırabiliriz.
# CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus.
Non enim sic oportebat eos argumentari: Quia Deus non irascitur, ergo nec gratia commovetur; sed ita, Quia Deus gratia movetur, ergo et irascitur. Si enim certum et indubitatum fuisset, non irasci Deum, tunc ad illud alterum veniri esset necesse. Cum autem magis sit ambiguum de ira, pene manifestum de gratia; absurdum est, ex incerto certum velle subvertere, cum sit promptius, de certis incerta firmare.
5. BÖLÜM, Stoacıların Tanrı hakkındaki görüşleri; Gazabı ve lütfu üzerine.
Zira şöyle akıl yürütmemeleri gerekirdi: Tanrı gazaba gelmeye meyilli olmadığı için, lütufla harekete geçirmek de mümkün değildir; fakat şöyle ' akıl yürütmeleri gerekirdi '; Tanrı lütufla harekete geçtiği için, gazaba gelmeye de meyilli olur. Zira eğer Tanrı'nın gazaba gelmeye meyilli olmadığı kesin ve şüphe götürmez olsaydı, o zaman zorunlu olarak diğer noktaya varılırdı. Fakat Tanrı'nın gazaplı olup olmadığı daha muğlak, lütufkâr olduğuysa neredeyse apaçık olduğundan, belirsizlik yoluyla kesin olanı yıkmak istemek saçmadır; çünkü kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak daha kolaydır.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Bu, genelde, felsefenin hem en eski hem de en yeni problemidir ' insolutam quaestionem postquam tractata est ab philosophis; quaestio philosophiae antiquissimae et recentissimae ', ki özelde,
Orta Çağ Filozoflarından ' Müteahhirûn /philosophi posteriores /a philosophis Medii Aevi ', Gazzâlî ' Algazelus ' için sır^ " res occulta; İhyâ'u 'ulûmi'd-dîn, IV ", İbnü'l-Arabî ' summus magister ' için büyük mesele " magna quaestio; el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, C.III "
Aydınlanma' dan ' a philosophis illuminismi ' Hume için çözülememiş problem ' Quaestiones veteres Epicuri adhuc non responsae sunt: Dialogues concerning Natural Religion: De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis ', Kant için bir felsefe mahkemesi " philosophiae tribunal: Über das Mißlingen aller philosophischen Versuche in der Theodizee: De Insuccessu Omnium Theodicearum Philosophicarum Tentatarum "
Yakın Çağ' dan ' philosophus Islamicus Recentioris Aevi ' Muhammad Iqbal için, Teizm' in Kamburu " gibbosus Theismi: The Reconstruction of Religious Thought in Islam: Reconstructio Cogitationis Religiosae in Islam: İslam'da Dinî Düşüncenin Yeniden İnşâsı ", Katolik Teolog ' presbyter catholicus, theologus et scriptor ' Ioannes Küng için de Ateizm' in Kayası " petra Atheismi: On Being a Christian: De Christiano Esse "
ki çoktanrıcılık, putperestlik ' polytheismus, idololatria, ee.g. Samanismus, Hinduismus, Zoroastrismus ' aleyhine etkisiz olmakla birlikte, İbrahimî dinler açısından ' in religionibus [monotheisticis, Abrahamicis] vel religio [Iudaica, Christiana, Islamica] ' kelimenin tam anlamıyla büyük meseledir, ki demek ki ehemmiyet-i hâizdir.
^ Orta Çağ Filozofu ' Müteahhirûn /philosophi posteriores /philosophus Medii Aevi ' Gazzâlî' nin ' Algazelus ', bu problem hakkındaki betimlemeleri de ilgi çekicidir, şöyle ki:
Bu da ayrı, etrafı geniş, dalgaları sert, genişlikte tevhid deryasına yakın bir deryadır. Çokları bu denizde boğulmuştur. Onlar bunun derinliğini bilemediler. Çünkü bunun derinliğini ancak âlimler bilir. İşte bu denizin sonunda, çoklarının hayret ettiği ve kâşiflerinin açıklamada bulunmadan men'edildiği kader sırrı vardır.
Hulâsa, hayır ve şer hükmedilmiştir. Meşiyyet-i ilâhiyye sebkat eden ve ezelde takdîr edilen hayır ve şer ne ise olacaktır. Onun hükmünü reddedecek, kazâ ve kaderini değiştirecek bir kuvvet yoktur. Küçük-büyük her ne takdîr edilmiş ise olacaktır. Sana isâbet eden etmeyecek ve etmeyen de edecek değildi.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.: T[rue], F[alse]
P T, Q T ise P V Q F
P T, Q F ise P V Q T
P F, Q T ise P V Q T
P F, Q F ise P V Q F
P V Q = ~(P <-> Q)
;................................................. .................................................. ..........................................
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' un şiirsel & felsefi biçeminden sembolik mantık formuna dönüştürelim de bir görelim bakalım " başka bir durum " var mı yok mu_?
~(P -> Q) atmak istiyor da atamıyor
~(~P -> ~Q) atabiliyor da atmak istemiyor
~(~P -> Q) ne atabiliyor ne de atmak istiyor
~(P -> ~Q) atabiliyor ve atmak istiyor
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' un şiirsel & felsefi biçeminin önermesel formu nedir_?
~(P -> Q) V ~(~P -> ~Q) V ~(~P -> Q) V ~(P -> ~Q)
~(P -> Q) V ~(~P -> Q) V ~(~P -> ~Q) V ~(P -> ~Q)
~[~(P -> Q) <-> ~(~P -> Q)] V ~[~(~P -> ~Q) <-> ~(P -> ~Q)]
~[(P -> Q) <-> (~P -> Q)] V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[(P -> Q) -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> (P -> Q)]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[(~P V Q) -> (P V Q)] /\ [(P V Q) -> (~P V Q)]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[~(~P V Q) V (P V Q)] /\ [~(P V Q) V (~P V Q)]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[(P /\ ~Q) V (P V Q)] /\ [(~P /\ ~Q) V (~P V Q)]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[P V Q V (P /\ ~Q)] /\ [~P V Q V (~P /\ ~Q)]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[P V [(P V Q) /\ (Q V ~Q)]] /\ [~P V [(~P V Q) /\ (Q V ~Q)]]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[P V [(P V Q) /\ T]] /\ [~P V [(~P V Q) /\ T]]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{(P V P V Q) /\ (~P V ~P V Q)} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{(P V Q) /\ (~P V Q)} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[~P /\ (P V Q)] V [Q /\ (Q V P)]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[~P /\ (P V Q)] V Q]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)] ; Absorption Law
~{[(P /\ ~P) V (~P /\ Q)] V Q]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[F V (~P /\ Q)] V Q]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{[(~P /\ Q) V Q]} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~{Q} V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)] ; Absorption Law
~Q V ~[(~P -> ~Q) <-> (P -> ~Q)]
~Q V ~{[(~P -> ~Q) -> (P -> ~Q)] /\ [(P -> ~Q) -> (~P -> ~Q)]}
~Q V ~{[(P V ~Q) -> (~P V ~Q)] /\ [(~P V ~Q) -> (P V ~Q)]}
~Q V ~{[~(P V ~Q) V (~P V ~Q)] /\ [~(~P V ~Q) V (P V ~Q)]}
~Q V ~{[(~P /\ Q) V (~P V ~Q)] /\ [(P /\ Q) V (P V ~Q)]}
~Q V ~{[~P V (~Q V (~P /\ Q))] /\ [P V (~Q V (P /\ Q))]}
~Q V ~{[~P V ((~P V ~Q) /\ (Q V ~Q))] /\ [P V ((P V ~Q) /\ (Q V ~Q))]}
~Q V ~{[~P V ((~P V ~Q) /\ T)] /\ [P V ((P V ~Q) /\ T)]}
~Q V ~{(~P V ~P V ~Q) /\ (P V P V ~Q)}
~Q V ~{(~P V ~Q) /\ (P V ~Q)}
~Q V ~{[P /\ (~P V ~Q)] V [~Q /\ (~Q V ~P)]}
~Q V ~{[P /\ (~P V ~Q)] V ~Q} ; Absorption Law
~Q V ~{[(P /\ ~P) V (P /\ ~Q)] V ~Q}
~Q V ~{[F V (P /\ ~Q)] V ~Q}
~Q V ~{(P /\ ~Q) V ~Q}
~Q V ~{~Q} ; Absorption Law
~Q V Q ; Tautologia
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus haklıdır. Elhasıl_? Yok. " Bu konuda başka bir durum olamaz "
;................................................. .................................................. ..........................................
Magni Momenti Notitia:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' un önermesel formunun mutlak doğru ' i.e., tautologia ' olduğunu ispatlamak, şu ehemmiyet-i hâiz yasa kullanılmaksızın, oldukça müşküldür.
[P V (P /\ Q)] <-> P ; " Absorption Law ", ki bu yasadan pek çok yasa türetilebilir, ee.g.
[(P V P) /\ (P V Q)] <-> P
[P /\ (P V Q)] <-> P
P := ~P için
[~P V (~P /\ Q)] <-> ~P
[(~P V ~P) /\ (~P V Q)] <-> ~P
[~P /\ (~P V Q)] <-> ~P
P:= Q için
[Q V (Q /\ P)] <-> Q
[(Q V Q) /\ (Q V P)] <-> Q
[Q /\ (Q V P)] <-> Q
P:= ~Q için
[~Q V (~Q /\ ~P)] <-> ~Q
[(~Q V ~Q) /\ (~Q V ~P)] <-> ~Q
[~Q /\ (~Q V ~P)] <-> ~Q
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan Ercu Unlu için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XIX:
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?
Epikouros'un eski soruları hâlâ yanıtlanmamıştır.
Kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor? O halde erksizdir. Gücü yetiyor da, istemiyor mu? O halde kötücüldür. Hem gücü yetiyor, hem canı istiyor mu? O halde kötülük nereden geliyor?
İnsana-benzetmeden vazgeçersek, evren içinde sonsuz niteliklerle herhangi bir oranda kötülüğü bağdaştırmanın ebediyen olanaksız bulunduğunu görmek zorundayız; bu kötülük karışımından sonsuz nitelikleri kanıtlamak ise, daha da olanaksızdır. Fakat Doğanın yaratıcısını, insanlığı kat kat aşmakla birlikte, ancak sınırlı ölçüde yetkin varsayarak, o zaman doğal ve manevî kötülüğün doyurucu bir açıklaması verilebilir ve her ters olgu açıklanıp uyarlanabilir. O zaman, daha büyük bir kötülükten sakınmak için daha küçük bir kötülük seçilebilir; istenilen bir amaca varmak için ufak tefek rahatsızlıklara katlanılabilir: ve kısacası, bilgelikle düzenlenen ve zorunlulukla sınırlanan iyicillik pekâlâ tıpkı şimdiki gibi bir dünya yaratabilir.
Philo, duygularım gizlenmeye değmez, diye karşılık verdi, onun için, bu konuya ilişkin olarak aklıma gelenleri süse püse başvurmadan düpedüz söyleyeceğim. Sanırım, şunu kabul etmek gerekir ki, evreni kesinlikle hiç bilmediğini varsayacağımız çok sınırlı bir zekâya, bu evrenin, ne denli sonsuz olursa olsun, çok iyi, bilge ve güçlü bir varlığın ürünü olduğu söylenseydi, kendi yakıştırmalarıyla, o, önceden evren hakkında, bizim deneyle ulaştığımızdan çok farklı bir fikir oluştururdu ve yalnızca nedenin kendisine bildirilen bu niteliklerinden, etkinin bu yaşamda görüldüğü gibi, böylesine kötülükler, yoksulluklar ve düzensizliklerle dolu olabileceğini asla düşünemezdi.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Ben size öyle bir ev ya da saray göstersem ki, rahat yahut hoş hiçbir dairesi olmasa, pencereler, kapılar, ocaklar, geçitler, merdivenler ve yapının bütün ekonomisi gürültü, kargaşa, yorgunluk, karanlık, aşırı sıcaklık ve soğukluk kaynağı olsa, daha ileri bir incelemeye gerek duymadan, herhalde yapılışını suçlardınız. Mimarın size inceliğini göstermeye ve şu kapı ya da bu pencere değiştirilseydi, daha büyük kötülükler doğacağını kanıtlamaya çalışması boşuna olurdu. Kaldı ki, onun söyledikleri kesinlikle doğru olabilir: yapının öteki bölümleri öylece kaldıkça, bir tek yerin değiştirilmesi, rahatsızlıkları ancak arttırabilir. Fakat siz genel olarak yine de şunu söylerdiniz ki, mimar becerikli, niyetleri de iyi olsaydı, bu rahatsızlıkların hepsini ya da çoğunu ortadan kaldıracak bir biçimde bütünün bir planını çizebilir ve bölümleri biribirleriyle uyuşturabilirdi. Böyle bir planın nasıl olacağını onun bilmeyişi, hatta sizin de bilmeyişiniz, sizi hiçbir zaman bu gibi bir planın olanaksızlığına inandıramaz. Yapıda birçok uygunsuzluklar ve biçim bozuklukları bulursanız, herhangi bir ayrıntıya girmeden, her ne olursa olsun mimarı suçlarsınız.
Özetle, soruyu yineliyorum; genel olarak bakıldıkta ve bu yaşamda bize göründüğü haliyle dünya, bir insanın ya da onun gibi sınırlı bir varlığın, çok güçlü, bilge ve iyicil bir Tanrısal Varlıktan beklentisine aykırı mıdır? Değildir demek, garip bir önyargı olurdu. Bundan şu sonuca varıyorum ki, dünya belli birtakım varsayımlar ve yakıştırmalar doğru kabul edilerek, böyle bir Tanrısal Varlık fikriyle ne denli tutarlı olabilirse de, bize hiçbir zaman onun varoluşuna ilişkin bir çıkarsama yapma olanağı veremez. Tutarlılık mutlak olarak yadsınmamaktadır, yalnızca çıkarım yadsınıyor. Özellikle, sonsuzluk Tanrısal varlığın sıfatlarının dışında bırakılınca, tahminler belki bir tutarlılığı kanıtlamaya yetebilir, ama asla herhangi bir çıkarsama için temel olamaz.
Duygulu yaratıkları tedirgin eden kötülüklerin hepsinin ya da en büyük bölümlerinin dayandığı dört koşul var gibidir, bütün bu koşullar pekâlâ zorunlu ve kaçınılmaz olabilir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Kötülüğe yol açan birincil koşul, bütün yaratıkları gerek acılar gerek hazlarla eyleme kışkırtan ve onları benliği-koruma gibi büyük bir çabada uyanık tutan hayvan yaradılışının o düzen ya da ekonomisidir.
Fakat, ikincil koşul olmasaydı, acı çekme yeteneği bir başına acıyı yaratamazdı; bu ikinci koşul, dünyanın genel yasalarla yönetilmesidir ve bu da, çok yetkin bir varlık için hiç de zorunlu değildir. Evet doğrudur: eğer her şey tek tek istemelerle yönetilseydi, doğanın akışı hiç durmadan kesintiye uğrar ve hiç kimse yaşamını yönelmekte aklını kullanamazdı. Fakat acaba, tek tek başka birtakım istemeler bu uygunsuzluğu gideremezler miydi? Kısacası, Tanrısal varlık bütün kötülükleri, her nerede bulunsalar, yok edemez miydi ve nedenlerin ve etkilerin herhangi bir hazırlığı ya da uzun uzadıya ilerlemesi olmadan bütün iyilikleri yaratamaz mıydı?
Evrende her şey genel yasalarla yönetildiğine ve hayvanlar acı çekmeye yatkın kılınmış olduğuna göre, maddenin çeşitli sarsıntılarından ve genel yasaların çeşitli biçimlerde çakışma ve çarpmalarından birtakım kötülüklerin çıkmaması pek olanaklı değildir. Fakat önermek istediğim üçüncü koşul olmasaydı, bu kötülük çok ender görülürdü. Sözünü ettiğim üçüncü koşul, teker teker her varlığa bütün güç ve yetilerin kıt kanaat dağıtılmış olmasıdır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Evrendeki çaresizlik ve kötülüğün kaynak aldığı dördüncü koşul, büyük doğa makinesinin bütün zemberek ve ilkelerinde kendini gösteren özensiz işçiliktir. Evrende bir maksada hizmet etmiyor gibi görünen ve ortadan kaldırılmasıyla bütünde gözle görünür bir bozukluk ve düzensizlik yaratmayacak pek az parça olduğu kabul edilmelidir. Parçaların hepsi biribiriyle ilişkilidir ve geri kalanlarını az ya da çok etkilemeden, birine dokunulamaz. Fakat, aynı zamanda, şuraya da dikkat edilmelidir ki, bu parça ya da ilkelerin hiçbiri ne denli yararlı olursa olsun, yalnızca yararlılıklarının geçerli olduğu sınırlarda kalacak biçimde özenle ayarlanmış değildir; hepsi de her fırsatta şu ya da bu aşırılığa kaymaya eğilimlidir. Sanki, bu büyük yaradılışa yapıcısı son eli vurmamıştır, her parçası böylesine az perdahlanmış, onu oluşturan her adım öylesine kabaca atılmıştır.
O halde, doğal kötülüğün hepsi ya da büyük bölümü bu dört koşulun biraraya gelmesine dayanıyor. Bütün canlı yaratıklar acı duyamaz olsalardı ya da dünya belirli istemelerle yönetilseydi, kötülük hiçbir zaman evrene giremezdi: hayvanların, kesin zorunluluğun gerektirdiğinden öte, çok sayıda erkleri ve yetileri olsaydı ya da evrenin çeşitli zemberek ve ilkeleri her zaman doğru bir mizaç ve ortamı koruyacak biçimde özenle çerçevelenseydi, şimdi hissettiğimize oranla çok daha az kötülük bulunurdu. Öyleyse, bu durumda ne söyleyeceğiz? Bu koşullar zorunlu değillerdir, evrenin kuruluşunda kolaylıkla değiştirilebilirdi mi diyeceğiz? Bu karar, böylesine kör ve bilisiz olan yaratıklar için fazla fodulca görünüyor. Vargılarımızda daha alçakgönüllü olalım. Teslim edelim ki, Tanrısal varlığın iyiliği (insanınki gibi bir iyilik demek istiyorum) kabul edilebilir a priori sebeplerle kanıtlanabilseydi, bu olgular ne denli aykırı olurlarsa olsunlar, o ilkeyi çürütmeye yetemez; buna karşılık, kolaylıkla, bilinmeyen bir biçimde,onunla bağdaştırılabilirlerdi. Fakat yine belirtelim ki, bu iyilik önceden kanıtlanmış olmadığına ve olgulardan çıkarsanmak gerektiğine göre, evrende bunca kötülük varken ve -insan anlayışının böyle bir konuda yargıya varabileceği kadarıyla- bu kötülüklerin öylesine kolayca çaresi bulunabilecekken, bu gibi bir çıkarım temellendirilemez. Bütün akıl yürütmelerime karşın, kötü görünüşlerin, sizin varsaydıklarınız gibi sıfatlarla bağdaşabileceğini kabul edecek kadar skeptiğim: fakat hiç şüphesiz, o görünüşler bu sıfatları kanıtlayamaz. Böyle bir sonu, skeptiklikten çıkamaz; olgulardan ve bu olgulardan hareket ederek yaptığımız akıl yürütmelere güvencimizden çıkarılmak gerekir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan ZaFrEsA için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XX:
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?
Sağlık ve hastalık, dinginlik ve fırtına, nedenleri bilinmeyen ve değişken olan daha sonsuz sayıda başka ilinekler, gerek tek tek kişilerin yazgıları, gerekse genel toplumların genlikleri üstünde büyük bir etki yaparlar; hatta bütün insan yaşamı, bir bakıma bu gibi ilineklere dayanır. Onun için, evrenin gizli zembereklerini bilen bir varlık, kendini herhangi bir işlemle açığa vurmadan tek tek istemlerle bütün bu ilinekleri kolayca insanlığın yararına çevirebilir, bütün dünyayı mutlu kılabilirdi. Amacı topluma yararlı olan bir filo her zaman güzel bir rüzgâr bulabilirdi; iyi hükümdarlar sağlıklı ve uzun ömürlü olabilir, erk ve yetke yerlerine geçmek için doğmuş kişiler iyi huylar ve erdemli yatkınlıklarla donatılabilirlerdi. Düzenli olarak ve bilgece yönetilen bunlar gibi birkaç olay, dünyanın yüzünü değiştirirdi; hem de, nedenlerin gizli, değişken ve bileşik olduğu şeylerin şimdiki ekonomisinin yaptığından daha çok doğanın akışını bozuyor ya da insan davranışını şaşırtıyor gibi de hiç görünmezdi. Bebekliğinde Caligula'nın beynine yapılacak birkaç dokunma, onu bir Trajanus'a çevirebilirdi; ötekilerden biraz daha yüksek bir dalga Caesar'ı ve servetini okyanusun dibine gömerek, insanlığın önemli bir bölümünü yeniden özgürlüğe kavuşturabilirdi. Bilebildiğimiz ölçüde, Tanrısal takdirin bu yolda işe karışmaması için iyi sebepler, olabilir; fakat bu sebepleri biz bilmiyoruz: bu gibi sebeplerin yalnızca varoldukları varsayımı, tanrısal niteliklere ilişkin çıkarılan sonucu kurtarmak için yeterli olabilir, ama besbelli ki o sonucu kabul ettirmek için yeterli olamaz.
Evrenin ilk nedenleri üstüne şöyle dört tane varsayım konulabilir: bu nedenler, 1) tam bir iyilikle donatılmışlardır, 2) tam bir kötü niyetle donatılmışlardır, 3) hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedirler, 4) ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır. Olguların karışık nitelikte olması, ilk iki katışıksız ilkeyi hiçbir zaman kanıtlayamaz. Genel yasaların tekbiçimlilik ve sürekliliği de üçüncüye karşı görünmektedir. Öyleyse, açık farkla en büyük olasılık taşıyan, dördüncüsü gibi duruyor.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
N.B.: Evrendeki " özensiz işçilik ", Evrenin ilk nedenlerinin " ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır " ha_? : )
Her neyse. David Hume' un şiirsel & felsefi biçeminden sembolik mantık formülüne dönüştürelim de bir görelim bakalım " başka bir varsayım " var mı yok mu_?
1) P
2) Q
3) ~(P -> ~Q)
4) ~(~P -> Q)
David Hume' un şiirsel & felsefi biçeminin önermesel formu nedir_?
P V Q V ~(P -> ~Q) V ~(~P -> Q)
P V ~(P -> ~Q) V Q V ~(~P -> Q)
~[P <-> ~(P -> ~Q)] V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~{[P -> ~(P -> ~Q)] /\ [~(P -> ~Q) -> P]} V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~{[~P V ~(~P V ~Q)] /\ [P V (~P V ~Q)]} V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~{[~P V (P /\ Q)] /\ [P V (~P V ~Q)]} V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~{[(P V ~P) /\ (~P V Q)] /\ [(P V ~P) V ~Q)]} V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~{[T /\ (~P V Q)] /\ T} V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~{(~P V Q)} V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~(P -> Q) V ~[Q <-> ~(~P -> Q)]
~(P -> Q) V ~{[Q -> ~(~P -> Q)] /\ [~(~P -> Q) -> Q]}
~(P -> Q) V ~{[~Q V ~(~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) V Q]}
~(P -> Q) V ~{[~Q V ~(P V Q)] /\ [(P V Q) V Q]}
~(P -> Q) V ~{[~Q V (~P /\ ~Q)] /\ [P V Q]}
~(P -> Q) V ~{[(~P V ~Q) /\ (~Q V ~Q)] /\ [P V Q]}
~(P -> Q) V ~{[(~P V ~Q) /\ ~Q)] /\ [P V Q]}
~(P -> Q) V ~{(P V Q) /\ ~Q} ; Absorption Law
~(P -> Q) V ~{(Q /\ ~Q) V (P /\ ~Q)}
~(P -> Q) V ~{F V ~(~P V Q)}
~(P -> Q) V ~{~(P -> Q)}
~(P -> Q) V (P -> Q) ; Tautologia
David Hume haklıdır. Velhasıl_? Yok. " Evrenin ilk nedenleri üstüne şöyle dört tane varsayım konulabilir "
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Fakat yine de bazı mantıksal güçlüklerden kaçınılamaz, ki şunlardır:
i_
Olguların karışık nitelikte olması, " ilk iki katışıksız ilkeyi hiçbir zaman kanıtlayamaz " ise, ya " hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedirler " ya da " ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır "
Genel yasaların tekbiçimlilik ve sürekliliği de üçüncüye karşı görünmekte ise, " hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içinde " değillerdir " ki, " ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır ".
Fakat " hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içinde " değilseler " ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır " ki, öyleyse de, olguların karışık nitelikte olması olamaz, ki çelişki.
j_
David Hume' a göre; evrenin ilk nedenlerinin " ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır "
Kötülük problemine göre; kötülük, iyilik karşıtıdır ve evrende kötülük vardır, ki öyleyse de " hem iyilik hem kötülük vardır ". Aksi bir hâl olamaz, zira kötülük; hem iyilik karşıtı hem de var ise, ne iyilik ne de kötülük vardır denilemez.*
;................................................. .................................................. ..........................................
* Mantık' ta " hem iyilik hem kötülük vardır " ile " ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır " tümel önermeleri, birlikte doğru olamazlarken yanlış olabilirler. Biri doğru ise, öbürü yanlıştır. Ne var ki, biri yanlış ise öbürünün doğru olması gerekmez, şöyle ki:
~(P -> ~Q) hem iyilik hem kötülük vardır.
~(~P -> Q) ne iyilik ne de kötülük vardır.
_ P ve Q, doğru ise; ~(P -> ~Q) doğru, ~(~P -> Q) yanlıştır.
_ P doğru, Q yanlış ise; hem ~(P -> ~Q) hem de ~(~P -> Q) yanlıştır.
_ P yanlış, Q doğru ise; hem ~(P -> ~Q) hem de ~(~P -> Q) yanlıştır.
_ P ve Q, yanlış ise; ~(P -> ~Q) yanlış, ~(~P -> Q) doğrudur.
" Öyleyse, açık farkla en büyük olasılık taşıyan, dördüncüsü gibi duruyor " ise, kötülük problemi ile karşıttırlar, ki birlikte doğru olamazlar.
;................................................. .................................................. ..........................................
_
Olmuş olan, ya iyidir ya da iyi değildir.
Bu önerme, analitiktir ve a priori doğrudur, ki olmuş olan, ister iyi olsun ister olmasın isterse de başka bir şey olsun, doğruluk değeri değişemez, bu yüzden de olmuş olan, ne iyidir ne de iyi değildir denilemez.
_ Uzak geçmişte oluş yok ' Big Bang öncesi '
Ne oluş ne de bozuluş vardır ' Ne iyilik ne de ne de kötülük vardır '
_ Geçmişte oluş ' Big Bang anı '
Olmuş olmayanın olması iyiliktir ' Mutlak iyilik '
_ Geçmişten geleceğe Oluş ve Bozuluş
Olmuş olmayanın olması iyilik, olmuş olanın olmayışı kötülüktür, ki hem oluş hem de bozuluş olduğundan ' Hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedirler '
_ Uzak gelecekte yok oluş ' Entropi Yasası '
Olmuş olanın olmayışı kötülüktür ' Mutlak kötülük '
Karşıtı varsayılsa da, hiçbir şeyin değişmez, v.g.
_ Uzak geçmişte oluş yok ' Big Bang öncesi '
Ne oluş ne de bozuluş vardır ' Ne iyilik ne de ne de kötülük vardır ' Bu değişmez, zira, aksi bir hâl, mantıksızdır.
_ Geçmişte oluş ' Big Bang anı '
Olmuş olmayanın olması ' iyilik değildir ' kötülüktür ' Mutlak kötülük '
_ Geçmişten geleceğe Oluş ve Bozuluş
Olmuş olmayanın olması kötülük, olmuş olanın olmayışı iyiliktir, ki hem oluş hem de bozuluş olduğundan ' hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedirler ' Bu da değişmez, zira, aksi bir hâl, mantıksızdır.
_ Uzak gelecekte yok oluş ' Entropi Yasası '
Olmuş olanın olmayışı ' kötülük değildir ' iyiliktir ' Mutlak iyilik '
Öyleyse, ki öyle, o hâlde, evrenin ilk nedeninin ' Idealar Ideası /Idea Idearum, Nedenlerin Nedeni /Causa Causarum, &c. ':
Uzak geçmişte ne iyiliği ne de kötülüğü vardır,
Geçmişte mutlak iyiliği ' ya da kötülüğü ' vardır,
Geçmişten geleceğe hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedir,
Uzak gelecekte de mutlak kötülük ' ya da iyilik ' içinde olacaktır,
önermelerinin tasdiklenmeleri mantıken zorunludur.*
* Felsefi açıdan olumsaldır, zorunlu değil. Neden_?
Felsefeci Münteha Beki, Tanrı ve Mükemmelik Kavramı adlı DT' de ne diyordu_?
Bu ayrıma göre, örneğin, Sokrates'in dün koştuğunu gördüysem o koştuğu için bu bilgi zorunludur. Benzer şekilde, Tanrı'nın kontenjan hakkındaki bilgisinin zorunlu olması onu bilmemesinin imkansız olması şeklinde olabilir. Ancak, Hartshorne'a göre bu durum Tanrı'nın bilgisini kontenjan olmaktan çıkarmaz. Sokrates'in koşması örneğinde onun koşmama ihtimali varsayılır, eğer koşmasaydı görmeyecektim. Buna göre, Tanrı'nın bildiği bir olay kontenjan ise o zaman o olay vuku bulmayabilirdi, ya da eğer öyle bir olay olmayacaksa Tanrı onu olmuş gibi bilmeyecekti. Bu olasılıklar Tanrı'nın bilfiil bilgisinden başka türlüsünü bilebileceğini gösterir. Daha teknik bir ifadeyle, eğer p, q'yu gerektiriyorsa ve değil-p değil-q'yu gerektiriyorsa o zaman değil-p mümkünse değil-q da mümkündür. Bu durumda p'nin kontenjan olabilmesi için değil-p'nin mümkün olması gerekir.
Tanrı'nın mükemmelliği gereği sahip olduğu nitelikler özsel/zorunlu olmakla birlikte O'nun kontenjan birtakım niteliklere de sahip olabileceğini düşünebiliriz. Basitlik düşüncesi Tanrı'da her tür bileşimi/ayrımı reddettiği gibi zorunlu-kontenjan ayrımını da reddeder. Zira, bu tür bir ayrımda Tanrı'nın zorunlu/özsel niteliklerinin dışında kontenjan nitelikleri de Tanrı'ya atfetmek, özdeşliği savunan basitlik düşüncesi açısından problemli olacaktır. Plantinga'ya göre Tanrı p niteliğine kontenjan olarak sahipse o zaman O'nun P niteliğiyle özdeş olması gerekirdi. Bu durumda, Tanrı'nın var olup P'den ayrılması imkansız olacağı ve P de kontenjan olacağına göre Tanrı'nın var olduğu ve sahip olmadığı bir nitelikle özdeş olması gerekirdi. Bunun açıkça mümkün olmayacağını öne süren Plantinga'ya göre, muhtemelen bu tür bir nedenden dolayı Aquinas Tanrı'nın bütün niteliklerinin özsel/zorunlu olduğunu savunmuştur.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bize göre, Felsefeci Hartshorne' dan ziyade Orta Çağ Skolastik Filozofu ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' Thomas Aquinas haklıdır. " Tanrı'nın bütün nitelikleri özsel/zorunludur. " Neden_?
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Metafizik' te ' Metaphysica, Liber II, 994b20-30 ' ne diyordu_? " Sonsuz Bir Nedenler Dizisinin İmkânsızlığı ve Bir İlk İlkenin Varlığının Zorunluluğu "
Amplius scire destruunt qui ita dicunt; non enim possibile scire priusquam ad individua perueniatur. Et cognoscere non est; nam quae sic sunt infinita, quomodo contingit intelligere?
Non enim simile in linea *, quae secundum divisiones quidem non stat, intelligere vero non est non statuentem; propter quod non enumerabit sectiones qui per infinitam procedit. Sed materiam in eo quod movetur intelligere * necesse; et infinito nihil est. Esse * autem non. Non infinitumque est infinito esse.
Sed si infinitae essent pluralitate species causarum, non esset nec ita cognoscere; tunc enim scire putamus cum causas ipsas noverimus. Infinitum vero secundum adiectionem non est pertransire in finito.
Ayrıca böyle bir öğreti, her türlü bilimsel bilginin ortadan kalkması demektir. Çünkü tanımın bölünemez öğelerine erişinceye kadar bilime sahip olmak mümkün değildir ve böylece amiyane bilginin kendisi de imkânsız olmuş olur. Çünkü bu anlamda sonsuz olan şeyleri nasıl tasarlayabiliriz?
Zira burada durum, doğrunun durumuna benzemez. Evet, doğrunun bölünebilmesinin bir sınırı olmadığı bir gerçektir. Ancak bu bölme işlemini durdurmaksızın onu düşünemeyiz. Bundan dolayı sonsuza kadar bölünebilen doğruyu çizen kişi, onun bilkuvve bölmelerini saymayacaktır. Maddeyi de hareket halinde olan bir şeye bağlı olarak düşünmek zorunludur. Sonra sonsuz hiçbir şey var olamaz; çünkü aksi takdirde sonsuz kavramı sonsuz değildir.
Nihayet nedenlerin tür bakımından sonsuz sayıda oldukları ileri sürüldüğü takdirde yine bilgi imkânsız olur. Çünkü biz ancak nedenleri bildiğimizde bildiğimizi düşünürüz. Toplama bakımından sonsuz olan bir şey ise sonlu bir zamanda tüketilemez.
Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, C4' de ne diyordu_?
Olumsallığı Olumsallıkla Tanıtlama (Os. Mümkini mümkinle ispât, Fr. Prouver la contingence par la contingence) Bir olabilirin nedenini bir başka olabilirde arama.... Skolâstik mantık deyimidir. Skolâstik metafizikçilere göre çıkmaz bir yol olan bu tanıtlama sonsuzca sürüp gider, bu yüzden ona bir son çekmek gerekir. Antikçağ Yunan düşünürü Aristoteles devimsiz devitken (Os. Muharriki gayri müteharrik, Fr. Mouteur immobile) düşüncesine -eşdeyişle tanrı kavramına- bu tanıtlamanın çıkmazlığı yüzünden varmıştır. Örneğin her devimin bir devindiricisi vardır, Aristoteles ve onun skolâstik izdaşlarına göre demek ki bir ilk devindirici, eşanlamda kendisi devinmeyen bir devindirici olmak gerekir. Bilim, bu düşüncenin tam tersini tanıtlamıştır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
" Bilim, bu düşüncenin tam tersini tanıtlamıştır. " önermesiyle ne kastedildiğinin anlaşılması önemlidir. Peki ne_?
Bilim -> eytişimsel özdekçilik ' ki bilim değil, bir felsefedir '
düşünce -> kendisi devinmeyen bir Devindirici
Dolayısıyla, bilim diye anılan felsefe tarafından, olumsallığı olumsallıkla tanıtlamanın tam tersinin tanıtlanması değil ' zira böyle bir tanıtlama imkânsızdır* ', kendisi devinmeyen bir Devindirici' nin olması gerektiğinin tam tersinin tanıtlandığı kastedilmektedir.
Hülasa, eytişimsel özdekçiliğin bu tanıtlaması kuşkusuzdur ki, kuşkuludur, zira felsefi açıdan, metafizik kavram ya da önermeler çürütülemezdir.
* Formel bilim & Doğa felsefelerinde ' mantık, geometri, matematik & fizik, kimya,... ' neden aranırken ' sonsuz geri gidişe düşmemek için ' sonsuza dek geri gidilmez, bir yerde durulması gerekir ve durulan yer de ya ideal kavramlardır ' nokta, doğru, &c. ' ya da ispatlanmaksızın kabul edilen önermelerdir ' aksiyom, postulat, &c. ' Metafizik felsefede de, sebep aranırken, ' sonsuz geri gidişe düşmemek için ' sonsuza dek geri gidilmez, bir yerde durulması gerekir ve durulan yer de ispatlanmaksızın kabul edilen önermelerdir ' Idealar Ideası /Idea Idearum, Nedenlerin Nedeni /Causa Causarum, Kendisi Devinmeyen Bir Devindirici, &c. '
Felsefeci Hartshorne haklı ise, Muharriki gayri müteharrik, en nihayetinde ister istemez bütünüyle olumsal ' kontenjan ' niteliklerden ibaret olur, ki bu da Olumsallığı Olumsallıkla Tanıtlama' nın sonsuzca sürüp gideceğini, ona bir son çekmenin imkânsız olduğuna işaret eder, ' ki daha önceki felsefi yazılarımızda tanıtladığımız gibi, böyle bir şey imkânsızdır '. Dahası olumsallık, zaman ve devinimle doğrudan ilişkili olduğundan, kendisi devinmeyen bir Devindirici, eş anlamda devimsiz Devitken kavramıyla da aşikârdır ki, çelişiktir.
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan Caretta için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XXI:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume' un, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserindeki önerme eklemlerinin ' tümel [evetleme | değilleme] ' kökeni, çok eskilere dek uzanır, e.c.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Lysis adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Lysis, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
213c:
Peki, ama, dost; ne seven, ne sevilen, ne de hem sevip hem sevilen ise ne yapacağız? Bunların dışında başka hangi dostluk örneklerinden bahsedebiliriz?
216d-e:
Öyleyse bir çeşit sezişle ne iyi ne de kötü olan, güzelin ve iyinin dostudur diyorum. Bak bunu nereden çıkarıyorum. Üç tür vardır bence: iyi, kötü, ne iyi ne de kötü. Buna bir diyeceğin var mı?
Aynı düşüncedeyim.
Oysa ne iyi iyinin dostudur, ne kötü kötünün, ne de iyi kötünün. Az önce söylediklerimiz gösterdi bunu; o hâlde, eğer iki varlık arasında dostluk diye bir şey varsa, geriye şu kalıyor: ne iyi ne de kötü olan, iyinin ya da iyiyle aynı türden olanın dostudur; kötünün dostu olunamaz çünkü, değil mi?
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
Kötülük problemi, tümellerin Tümelinin ' Külli'l-külliyât; devimsiz Devitken ', [Tümelleriyle | Yüklemleriyle | Sıfatlarıyla] ' [Kâdir-i, Âlim-i, Hayr-i] Mutlak: Omni[Potentia, Scientia, Benevolentia] ' bir tümelin ' kötülük; malum ', ya tutarsız yahut karşıt veyahut çelişik olduğunu ileri sürer.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, De Republica adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Politeia, Liber II., Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
379b-c:
Demek ki, iyi, her şeyin sebebi değil, yalnız iyi olanın sebebidir. Kötü olan şeylerle ilgisi yoktur.
Kesinlikle öyle.
Demek Tanrı iyi olduğu için, insanların başına gelen her şey, yaygın kanının aksine, ondan gelmez. Yalnız iyi olan şeyler Tanrı'dan gelir. İyi şeyler de, kötülüklerden daha az olduğuna göre, Tanrı'dan çok değil, az şey gelir bize. Kötü şeyler için, başka sebepler aranmalı, Tanrı'dan geldiği söylenmemelidir.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Timaeus adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Tímaios, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
28c, 29a:
Evrene dair soracağımız bir sual daha var: Yapıcısı onu bu iki örnekten hangisine göre yapmıştır, değişmiyen, her zaman aynı kalana göre mi, doğmuş olana mı? Bu evren güzelse, onu yapan iyi ise, gözlerini ilksiz örnekten ayırmamış olduğuna şüphe yoktur: aksi halde, ki bunu farzetmeğe bile hakkımız yoktur, doğmuş örneğe bakmış olacaktır. Halbuki yapıcının gözlerini ilksiz örnekten ayırmamış olduğunu herkes açıkça görür, çünkü evren doğmuş olan şeylerin en güzelidir, yapıcısı da nedenlerin en kemalisidir. Demek ki, evren bu şekilde yapılmışsa akılla mana tarafından sezilen, her zaman aynı kalan örneğe göre yapılmış demektir.
30a:
Gerçekten, Tanrı her şeyin elden geldiği kadar iyi olmasını, kötü olmamasını, istediğinden hareketsiz olmıyan, kuralsız düzensiz bir hareket içinde olan, gözle görünen şeylerin bütününü aldı; düzenin her bakımdan daha iyi olduğunu düşünerek onu düzensizlikten düzene soktu. Ama her şeyden üstün olanın yaratacağı nesnenin, en güzel nesne olmamasına imkan yoktu ve yoktur.
30b-c:
Bu düşüncenin sonunda zekâyı ruha, ruhu da bedene koydu ve evrene özü bakımından mümkün olduğu kadar iyi bir eser yaratırcasına şekil verdi. İşte bu temelin, yakın düşünüşe göre gerçekten bir ruhu, bir zekâsı olan bu evrenin, bu canlı varlığın, Tanrı kayrasiyle yaratıldığını söylemek gerekir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Euthyphron adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Euthyphron, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
* 10a1-3:
Şimdi şöyle düşün: Kutsal, kutsal olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi kutsaldır?
* ' Her ne kadar alelade gibi görünse de ' soru[nun yanıtlanması], aslen çok zordur. : )
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Theaetetus adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Theaítetos, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
176a:
Ama ne kötülükleri ortadan kaldırmak mümkündür Theodoros -çünkü iyinin karşısında daima bir şey olması zorunludur- ne de onların Tanrı'da bulunması. Kötü şeyler, bir zorunluluk olarak, ölümlü tabiatı ve bu dünyayı çevrelemiştir.
176b-c:
Tanrı hiçbir yerde ve hiçbir şekilde adaletsiz değildir, aksine en adaletlidir ve hiçbirimiz de bu en adaletli olmak konusunda O'nun benzeri olamayız. Kişinin gerçek ustalığı, değersizliği ya da korkaklığı burada ortaya çıkar. Çünkü insanın bilmesi bilgelik ve gerçek erdem, bilmemesi ise bilgisizlik ve apaçık kötülüktür.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Euthydemus adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Euthydemos, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
281e:
Şu hâlde konuşmamızdan çıkan netice nedir? Bu dünyada, iyi veya kötü hiçbir şey yoktur; yalnız iki şey müstesna; iyi bir şey olan bilgelik ve kötü şey olan bilgesizlik, değil mi?
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayan değilse, ' daha da yetkini yaratılmadığından ' tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlak değildir.
Tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlak olmayan değildir.
__________________________________________________ ________________________
Evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayandır ' mümkün evrenlerin en yetkinidir '
Öncüller doğruysa, sonuç zorunlu olarak doğrudur " Modus Tollens "
Kötülük problemi ' öncüllerinde ', tümellerin Tümelinin Tümellerini ' Omni[potentia, scientia, benevolentia] ' tasdiklediğinden;
II. öncül reddedilemez ' Aksi hâlde_? Omnibenevolentia, hem reddedilmemiş hem de reddedilmiştir, ki çelişki '
I. öncül de reddedilemez* ' Aksi hâlde_? Omnipotentia reddedilmeden daha da yetkini olmayanın neden yaratıldığı açıklanamaz '
I. öncül hipotetik bir önerme olduğundan, ilk bileşeni hipotez, diğer bileşeni hükümdür ki, öyleyse de, hipotez ise hükümdür, hüküm değilse hipotez değildir, i.e. Contrapositivus.
Evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayan değilse, tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlak değildir.
Tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlaksa, evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayandır.
İlk önerme reddedilemezse ' ki reddedilemez ', diğeri de reddedilemez.
;................................................. .................................................. ..........................................
Eski dostlarımızdan Fındıkfındık için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XXII:
Vicipædia ne diyordu_?
Problem değişik versiyonlarla defalarca tekrarlanmıştır. Kötülük probleminin çok bilinen bir versiyonu da çağdaş filozof John L. Mackie tarafından ileri sürülmüştür.:
1.Tanrı vardır.
2.Tanrı mutlak iyidir.
3.Tanrı her şeye kâdirdir (Her şeye gücü yeter).
4.Kötülük vardır.
Yukardaki maddelerden herhangi üçünü kabul eden kişi, dördüncüsünü reddediyor olmalıdır. Yani:
Eğer Tanrı varsa (madde 1) ve mutlak iyiliği (madde 2) istiyorsa ve istediği her şeyi yapabilecek kadar güçlüyse (madde 3) kötülük olmamalıdır.
;................................................. .................................................. ..........................................
(P /\ Q /\ R) -> ~S
;................................................. .................................................. ..........................................
Eğer Tanrı varsa (madde 1) ve sadece iyiliği istiyorsa (madde 2), fakat Dünya'da kötülük varsa (madde 4) Tanrı istediğini yapamıyor demektir. Böylece Tanrı her şeye kâdir değil demektir.
;................................................. .................................................. ..........................................
[(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> ~(P /\ Q /\ R) V ~S Material Implication
[(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> ~(P /\ Q /\ R /\ S) Double negation
[(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> ~[(P /\ Q /\ S) /\ R] Commutation
(P -> Q) <-> (~P V Q) Material Implication
(P -> Q) <-> ~~(~P V Q) Double Negation
(P -> Q) <-> ~(P /\ ~Q) De Morgan's Theorem
[(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> [(P /\ Q /\ S) -> ~R]
;................................................. .................................................. ..........................................
Eğer Tanrı varsa (madde 1) ve her şeye kâdirse (madde 3) ve kötülük de varsa (madde 4), Tanrı kötülüğü yaratmış ve mutlak iyi değildir.
;................................................. .................................................. ..........................................
[(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> [(P /\ R /\ S) -> ~Q]
;................................................. .................................................. ..........................................
Son olarak, eğer Tanrı aynı zamanda mutlak iyi (madde 2) ve her şeye kâdirse (madde 3) ve buna rağmen kötülük varlığını sürdürüyorsa (madde 4) böyle bir Tanrı var olamaz.
;................................................. .................................................. ..........................................
[(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> [(Q /\ R /\ S) -> ~P]
;................................................. .................................................. ..........................................
Din felsefesinde bu sorulara cevap bulma çabasına genel olarak teodise denilmiş ve burada sorunun çözümüne çalışılmıştır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
(P /\ Q /\ R) -> ~S önermesi doğru ise, diğer önermeler de doğrudur. Demek oluyor ki, Felsefeci Mackie, ' çelişki üstüne çelişki olduğunu kanıtlamak için olsa gerek ' problemi şişirdikçe şişirmiş. Doğrusu enteresan.
Sözün özü, özün sözü_? Problem ' öyle, böyle, şöyle de değil, net bir şekilde ' çözülmüş.
Peki yapacak bir şey yok mu_? Kim bilebilir ki_?
Ne yani_? Antik devirlerden kalma ve Kilise Babaları ' Patres Ecclesiae ' ve Skolastikler & Mütekaddimûn & Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores & priores & scholastici ' dahil olmak üzere pek çok Filozofun, çözümlemek için binlerce yıldır kafa patlattığı, dahası hayatlarını adadıkları ' St. Augustinus, takıntı haline getirmiş, ömrünün sonuna dek çabalamıştır ' bu felsefi problem, Epicurus' tan bu yana hiç kimse tarafından hipotetik önerme formuna dönüştürülememiş, dahası bu sayın bay tarafından agu gugu ana okulu bir mantık* üzerinden tümdengelimle tek bir hamlede çözümlenerek, bir devimsiz Devitken' in ya varlığının ya da sıfatının mütenâkız olması gerektiği de keşfedilememişti öyle mi_?
Belki de kaziye-i anha öyle değildir, değil mi_? Ne o_? Olamaz mı_? Neden ki_?
Bilcümle kuyrukçuları da ' bay Dawkins, Ernest C. Mossner* ' dahil olmak üzere David Hume ne diyordu_?
Evrenin yapısından, düzeninden, tasarımından ve nedenlerinden, tümellerin Tümeli bir neden çıkarımlanamaz.
Kategoriler ' sonlu fail - sonsuz Fail ' farklıdır, aralarında mükemmel bir benzeşim yoktur, & al.
;................................................. .................................................. ..........................................
* Bilhassa Ernest C. Mossner, alelacayiptir ki, anlatılamaz, böyle bir şey olamaz. Yere göğe, vara yoğa sığdıramadığı David Hume' da billurlaşmıştır, kendisini öyle bir adamıştır ki, hiç durmadan ululamaktan başka bir şey bilmez.
David Hume' a, ' sözde* ' bir biyografi de yazmıştır, ki neler diyordu_? " David Hume, Din Üstüne, (çev., Mete Tunçay), 4. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları: 130 "
* Bu yazının biyografiyle hiçbir alakası yoktur. Ayrıca yazının başlığı da " Hume ve Söyleşilerin Kalıtı " değil, ' Hume' u Ululama ' ya da ' Hume' da Billurlaşma ' olmalıydı.
' Billurlaşmadan olsa gerek ', ululamalarda çelişkiler o kadar çoktur ki, inanılamaz, ee.g.
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?
Sağlık ve hastalık, dinginlik ve fırtına, nedenleri bilinmeyen ve değişken olan daha sonsuz sayıda başka ilinekler, gerek tek tek kişilerin yazgıları, gerekse genel toplumların genlikleri üstünde büyük bir etki yaparlar; hatta bütün insan yaşamı, bir bakıma bu gibi ilineklere dayanır. Onun için, evrenin gizli zembereklerini bilen bir varlık, kendini herhangi bir işlemle açığa vurmadan tek tek istemlerle bütün bu ilinekleri kolayca insanlığın yararına çevirebilir, bütün dünyayı mutlu kılabilirdi. Amacı topluma yararlı olan bir filo her zaman güzel bir rüzgâr bulabilirdi; iyi hükümdarlar sağlıklı ve uzun ömürlü olabilir, erk ve yetke yerlerine geçmek için doğmuş kişiler iyi huylar ve erdemli yatkınlıklarla donatılabilirlerdi. Düzenli olarak ve bilgece yönetilen bunlar gibi birkaç olay, dünyanın yüzünü değiştirirdi; hem de, nedenlerin gizli, değişken ve bileşik olduğu şeylerin şimdiki ekonomisinin yaptığından daha çok doğanın akışını bozuyor ya da insan davranışını şaşırtıyor gibi de hiç görünmezdi. Bebekliğinde Caligula'nın beynine yapılacak birkaç dokunma, onu bir Trajanus'a çevirebilirdi; ötekilerden biraz daha yüksek bir dalga Caesar'ı ve servetini okyanusun dibine gömerek, insanlığın önemli bir bölümünü yeniden özgürlüğe kavuşturabilirdi. Bilebildiğimiz ölçüde, Tanrısal takdirin bu yolda işe karışmaması için iyi sebepler, olabilir; fakat bu sebepleri biz bilmiyoruz: bu gibi sebeplerin yalnızca varoldukları varsayımı, tanrısal niteliklere ilişkin çıkarılan sonucu kurtarmak için yeterli olabilir, ama besbelli ki o sonucu kabul ettirmek için yeterli olamaz.
Âdeta Cennet!
Philo'ya diğer ikisine ayrılan yerlerin toplamından fazla yer verilmiştir: Demea yüzde on iki, Cleanthes yüzde yirmi bir, Philo yüzde altmış yedi. Daha dramatik olarak söylersek, Philo Söyleşiler'in göstermelik kahramanı Cleanthes'ten üç kere daha fazla yere gerek duymaktadır. En önemlisi, Philo, XI'inci ve XII'nci Ayrımlara egemendir; her şeyin üstünde de, hayli bilmecemsi bitiriş sözlerini o söylemektedir.
Her nedense aklımıza Üstad N.F.K.' in bir şiirinin dörtlüğü geldi. Ne diyordu_?
Allah'ın on pulunu bekleyedursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kötülük üzerine ahkâm kesip duruyorsunuz ya; peki bu adaletsizlik ve hâliyle de kötülük değil mi_?
David Hume, kötülük karşıtı değil miydi_? " Evrenin ilk nedenleri " üzerine a priori " dört varsayım " yok muydu_? Fakat " olguların karışık nitelikte olması " ve " genel yasaların tekbiçimlilik ve sürekliliği " dolayısıyla ilk üç varsayım olası değildi, a posteriori olarak " açık farkla en büyük olasılık taşıyan ", dördüncüsü ' ne iyilik ne de kötülük ' idi, değil mi_? Tamam da hiç değilse, herkese ayrılan yer, a priori ve a posteriori kanıtlamaların da gösterdiği gibi, ne iyilik ne de kötülük olacak şekilde eşit ve hâliyle de adaletli olamaz mıydı_?
Evrenin gizli zembereklerini bilen bir Varlık, hep iyilik yaratmalı, hiç kötülük yaratmamalı değil mi_? Her hâlde.
Ergo,
Evrenin gizli zembereklerini bilen bir Varlık, her sebebi bilmesine rağmen, her fiilinde de özgür olmamalıdır, değil mi_?
Ergo,
Evrenin gizli zembereklerini bilmeyen bir varlık, hep iyiliğe maruz kalmalı, hiç kötülüğe maruz kalmamalı, değil mi_? Her hâlde.
Ergo,
Evrenin gizli zembereklerini bilmeyen bir varlık, her sebebi bilmemesine rağmen, her fiilinde de özgür olmalıdır ' adaletsizlik, & seg. ', değil mi_?
Oh, ne âlâ dünya : )
Hume'un, yazarla özdeşliği hemen hemen kesin olan Söyleşiler'in kuşkucusu Philo'yu tartışmayı kazanıyor gibi göstermeyip de, kanıtları ve inançları o zamanın kişilerine çok daha yaklaşan Cleanthes'i galip ilân etmesi, bu ışık altında anlaşılabilir. Yaygın önyargılarla açık bir çatışmadan sakınan bu öngörülü strateji, günümüze değin, Hume'un ironisini fark edememiş okuyucular için bir engel ve yanlış anlama kaynağı olmuştur.
Kim fark edememiş_? Felsefeci ya da değil, herhangi biri tarafından ' bu eser okunacak ve " Hume'un ironisi " fark edilemeyecek, öyle mi_?
Ha, merak etme, az sonra kimin neyi fark edemediğini de göreceğiz, tamam mı_?
Bu arada, gözönüne alınması gereken bir başka konu da, Hume'un Doğal Din Üstüne Söyleşiler'inin Cicero'nun De Natura Deorum'undan örneklenmiş olmasıdır. Bu, çok önemli bir nokta değildir, fakat kişilerin ve yapıların koşutluğu olsun, anlamlı ayrılıklar olsun, bize Hume'un sanatı hakkında bir şeyler söylemektedir.
Cicero'nun tartışmacıları Stoacı Balbus, Epikourosçu Velleius ve Kuşkucu Cotta'dır. Bu sonuncusunun, Hume'un Philo'yu resmedişinde bir miktar etkisi vardır. (s. 112)
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Bir de ' çatlarcasına kasılarak ' şüpheci pozları kesiyordun. Nereden biliyorsun_? David Hume' un, eserinin adı " Dialogi de Religione Naturali /Doğal Din Üstüne Diyaloglar " ve karakterleri " Philo, Cleanthes, Demea ", belki de Galileo Galilei' nin eserinden " Dialogus de Systemate Mundi /Dünya Sistemi Üstüne Diyalog " ve karakterlerinden ' Simplicio —Aristoteles & Ptolemaevs, Salviati —Galilei & Copernicvs, Sagredo —Wise man " örneklenmiştir, olamaz mı ki_?
Hume'un açımlayıcıları Galilei'yi hep atlamışlardır. Oysa Galilei'nin kendi kahramanıyla sorunu, Hume'un kendi kahramanıyla sorununa tıpatıp benzemektedir. Philo'nun "gelmiş geçmiş dâhilerin en yükseklerinden biri olan bu büyük dâhi" diye övdüğü (s. 151; elinizdeki çeviride: s. 160) Galilei 1632'de, Kopernikusçu ve Aristotelesçi-Batlamyusçu (Ptolemaeus) varsayımların zekice ve pek parlak bir görüş alışverişi içinde tartışıldığı, ünlü Başlıca iki Dünya Sistemi Üstüne Söyleşi'sini yayımlamıştı. Ne yazık ki, ironi retoriği işe yaramamış ve Engizisyon ortaklaşa bilgeliğiyle, Galilei'nin güneş-merkezli varsayım hakkında kurgulamalar yapmadığına, bunu savunduğuna hükmetmiştir. Yaradılış'ın (Tekvin'in) kutsal yetkesi yadsınmaktaydı. Böylelikle, Galilei sapkınlığından yeminbillâh vazgeçmek ve cezasını çekmek zorunda kalmıştı.
Tarihçi Priscilla Robertson tarafından aydınlatılıncaya kadar, ben de bunu atlayanlardandım.
Başlıca iki Dünya Sistemi Üstüne Söyleşi üzerinden ' sözüm ona ' Kutsal Engizisyon ' Sancta Inquisitio ' eleştirilmesine rağmen, Engizitörler ' inquisitores; haereticae pravitatis ' tarafından baştan sona satır satır okunan bu eser okunmamış demek ki. Hani aydınlatılmış ya, ondan, ondan. : )
Neymiş_? Kurgulamalar yapmadığına, bunu savunduğuna hükmetmiş de, ironi retoriğiymiş de, bilmem ne imiş_?
Ne yani_? Hükmetmemeli miydi_? Engizitörlerin hiçbir şeyden anlamaz safdillerden ibaret oldukları mı sanılıyordu_?
Galileo Galilei' nin Dünya Sistemi Üstüne Diyalog adlı eserini okuyan hangi açımlayıcılar atlamış_? İsim listeleri ' Index Nominum ' nerede_?
Nasıl ki, Kilise' nin tepkisini üzerine çekmemek için, Salviati Simplicio' yu galip ilan etmişse, Philo' da, aynı nedenlerle Cleanthes' i galip ilan etmiştir, ironi retorikleri de farksızdır, &c. Hülasa, bağıntıların görülememesi imkânsızdır.
Galileo Galilei, İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog ' Dialogis, de Duobus Maximis Mundi Systematibus ' adlı eserinde ne diyordu_?
Quarti Diei, Colloquium, Systema Cosmicum, Dialogus IV.:
Salviatus – Iam quia tempus monet imponere finem dissertationibus nostris, hoc superest, ut te rogem, si per otium, a me proposita retractanti, difficultatis vel dubiorum aliquid per me non satis explicatum occurrerit, excuses defectum meum, & propter nouitatem inuentionis, & ob ingenii mei debilitatem, reique magnitudinem, & vero quia hoc mihi non sumo, neque sumpsi, ut eum ab aliis mihi pollicerer assensum, quem nec ipsemet huic phantasiæ præsto, quam pro vanissima Chimæra, solennissimoque paradoxo, facillime adducar ut habeam.
Salviatus – Artık tezlerimize son verme vakti geldiğinden, dileğim, serdettiklerimi tekrar düşündüğünüzde, yeterince açıklayamadığım müşkül veya şüpheli bir şey ortaya çıkarsa, hem mevzunun yeniliği hem meselenin büyüklüğü hem de zekâmın zaafı nedeniyle muvaffakiyetsizliğimi mazur görmenizdir, ki bizzat kendim de tasdik edemediğimden, fantezi olarak bulduğum bu mevzuyu başkalarının da tasdiklemesini dilemiyorum, ki zaten bu fikrimi boş bir kuruntu ve ciddi bir paradoks olarak görmeye de yönlenebilirim.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Güneş Merkezlilik' te ' Heliocentrismus: Theoria Heliocentrica ', selef ve halefler, i.e. Mahşerin Dört Atlısı ' Quattuor Equites Apocalyptici ', sanılanın aksine, Modern Çağ' dan ' [philosophis, physicis, astronomis, mathematicis] Aevis Modernis ' Copernicus ' clericus Catholicus: De revolutionibus orbium cœlestium ', Keplerus ' theologus Protestanticus: Epitome Astronomiae Copernicana ', Iordanus Brunus ' defensio theoriae heliocentriae Copernici: De Infinito Universo et Mundo ' ve Galilaei ' defensio theoriae heliocentriae Copernici: Dialogis, de Duobus Maximis Mundi Systematibus ' d e ğ i l, Presokratik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus praesocraticus ' Philolaus Crotoniensis‡ ve Antik Yunan Filozofları ' philosophi Graeci antiqui ' Hicetas Syracusius#, Aristarchus Samius* ve Helenleşmiş Keldani ' Chaldaeus Hellenizatus ' Seleucus Seleuciae' dir.^
‡ In systemate Philolai, sphaera stellarum fixarum, quinque planetarum, Solis, Lunae et Terrae, omnia circum Ignem Centralem movebantur.
Philolaus'un sisteminde, sabit yıldızlar küresi, beş gezegen, Güneş, Ay ve Dünya, Merkezî Ateş ' [dios pyrgós | estía toú pantós] ' etrafında hareket ediyorlardı.
# Antik Roma Filozofu ' philosophus Romanus antiquus ' Cicero, Academica, Liber II., XXXIX.
Hicetas Syracosius, ut ait Theophrastus, caelum, solem, lunam, stellas, supera denique omnia, stare censet; neque, praeter terram, rem ullam in mundo moveri: quae cum circum axem se summa celeritate convertat & torqueat, eadem effici omnia, quasi stante terra caelum moveretur. Atque hoc etiam Platonem in Timaeo dicere quidem arbitrantur, sed paullo obscurius.
Theophrastus'un da belirttiği gibi, Sirakuzalı Hicetas, göğün, güneşin, ayın, yıldızların ve hatta gökyüzündeki her şeyin hareketsiz kaldığını ve evrende Dünya dışında hiçbir şeyin hareket etmediğini savunur: Dünya, kendi ekseni etrafında en büyük hızla dönüp döndükçe, sanki dünya hareketsiz ve gök hareket ediyormuş gibi aynı sonuçlar ortaya çıkıyor. Bazıları aslında Platon'un da, Timaios'ta, bunu biraz daha muğlak bir şekilde de olsa söylediğini düşünür.
* Aristarchi, De magnitudinibus et distantiis solis et lunae ' Aristarchus' un Ay ve Güneş'in Büyüklükleri ve Uzaklıkları ':
Positiones.
4 Cum luna dimidiata nobis apparet, tunc eam a sole distare minus quadrante, quadra tis parte trigesima.
Propositio VII.
Distantia, qua sol a terra distat, distantie qua luna distat a terra maior quidem est, quam duodevigintupla, minor vero, quam vigintupla.
Sit solis quidem centrum A; terræ vero centrum B. & iuncta AB producatur. lunæ autem dimidiatæ existentis centrum sit C: & per AB, & C planu producatur, quod faciat sectionem in sphæra, per quam fertur centrum solis, maximum circulum ADE, & AC CB iungatur: producaturq; BC in D. erit vtique angulus ACB rectus, propterea quod puctum C sit lune dimidiatæ centrum. ducatur a puncto B ipsi BA ad rectos angulos BE. ergo circumferentia ED erit trigesima pars circumferentiæ EDA. positum est enim, cum luna dimidiata nobis apparet, diftare eam a sole minus quadrante, quadrantis parte trigesima. quare & EBC angulus est trigesima pars vnius recti. compleatur parallelogrammum AE: & BF iungatur. erit angulus FBE recti dimidius. secetur FBE bifariam recta linea BG angulus igitur GBE est quarta pars vnius recti. sed DBE angulus est vnius recti pars trigesima. ergo proportio anguli GBE ad angulum DBE est ea, quam habet 15 ad 2. quarum enim partium angulus rectus est 60, earum angulus quidem GBE est 15; angulus vero DBE 2.
Et quoniam GE ad EH maiorem proportionem habet, quam angulus GBE ad DBE angulun; habebit GE ad EH maiorem proportionem, quam 15 ad 2. est autem BE equalis EF: atque est angulus qui ad E rectus. quadratum igitur ex FB duplu est quadrati ex BE. vt aut quadratu ex FB ad quadratu ex BE, ita quadratu ex FG ad quadratu ex GE. ergo quadratu ex FG quadrati ex GE duplu erit. Sed 49 minora sunt qua dupla 25. quadratu igitur ex FG ad quadratum ex GE maiorem proportionem habet, quam 49 ad 25. ac propterea ipsa FG ad GE maiorem habet proportionem, quam 7 ad 5: & componedo FE ad EG maiorem, quam 12 ad 5: hoc est, quam 36 ad 15. ostensum autem est & GE ad EH maiorem proportionem habere, quam 15 ad 2. ergo ex æquali FE ad EH maiorem habebit proportionem, quam 36 ad 2, hoc est quam 18 ad 1. & ob id FE maior est, quam duodeuigintupla ipsius EH. est autem FE æqualis EB. ergo & BE ipsius EH maior est, quam duodeuigintupla. multo igitur maior erit BH, quam duodeuigintupla ipsius HE.
sed vt BH ad HE, ita est AB ad BC ob similitudinem triangulorum. ergo & AB ipsius BC maior est, quam duodeuigintupla:estque AB quidem distantia, qua sol a terra distat: CB vero distatia qua luna distat a terra: distantia igitur qua sol a terra distat, distantiæ qua luna distatia terra maior est, qua duodeuigintupla. Dico etiam minorem esse, quam vigintuplam. Ducatur enim per D ipsi EB parallela DK, & circa DKB triangulum circulus describatur DKB. erit ipsius diameter DB, propterea quod angulus ad K rectus sit: & aptetur BL hexagoni latus. Quoniam igitur angulus DBE est trigesima pars recti erit & BDK recti pars trigesima. ergo circumferentia BK sexagesima pars est totius circuli. est autem & BL totius circuli pars sexta. circumferentia igitur BL decupla erit circumferentiæ BK: atque habet circumferentia BL ad circumferentiam BK maiorem proportionem, quam recta linea BL ad BK rectam. ergo recta BL rectæ BK minor est, quam decupla. est autem ipsius BL dupla BD. quare BD ipsius BK minor erit, quam vigintupla.
sed vt DB ad BK, ita AB ad BC. ergo & AB minor erit, quam vigintupla ipsius BC. estque AB quidem distantia, qua sol a terra distat; BC vero distantia, qua luna distat a terra. distantia igitur qua sol a terra distat distantie, qua luna distat a terra minor est, quam vigintupla. ostensa autem est maior; qua duodeuigintupla. quod ostendere oportebat.
Faraziyeler.
4. ' faraziye ': Ay bize ikiye bölünmüş olarak göründüğünde, Güneş'ten uzaklığı bir çeyrek dairenin otuzda biri kadar daha azdır. (2∏ /4) /30 = ∏ /60 = 3° -> (∏ /2 - ∏ /60) = 29 ∏ /60 = 87°
7. Önerme.
Güneş'in Dünya'ya uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya uzaklığının onsekiz katından fazladır, ancak yirmi katından azdır.
Güneşin merkezi A, Dünya'nın merkezi B olsun. A & B birleşsin. C, yarım ayın merkezi olsun: AB ve C'den geçen ve küreyi kesen bir düzlem olsun ve güneşin merkezinin üzerinde hareket ettiği büyük daire ADE olsun, A & C ve C & B birleştirilsin: BC'den D elde edilsin; ACB açısı dik olacaktır, çünkü C noktası yarım ayın merkezidir. BE, B'den BA'ya dik olarak çizilsin. Bu sebeple ED yayı EDA yayının otuzda biri olacaktır. Hipoteze göre, ay bize ikiye bölünmüş göründüğünde, güneşten uzaklığı bir çeyrek dairenin otuzda biri kadar küçüktür, ki demek ki EBC açısı da bir dik açının otuzda biridir. AE paralelkenarı tamamlansın: B & F birleşsin. FBE açısı bir dik açının yarısı olacaktır. FBE açısının BG doğru parçası tarafından ikiye bölündüğünü varsayalım; dolayısıyla GBE açısı bir dik açının dörtte biri kadardır. Ne var ki DBE açısı bir dik açının otuzda biri kadardır. Sonuç olarak denilebilir ki, GBE açısının DBE açısına oranı 15'e 2'dir. Eğer bir dik açıyı 60 eşit parçaya bölersek; GBE açısı bu parçaların 15'inden, DBE açısı ise 2'sinden oluşur.
GE'nin EH'ye oranı, GBE açısının DBE açısına oranından daha büyük olduğundan, GE'nin EH'ye oranı 15'in 2'ye oranından daha büyük olacaktır. Ancak BE, EF'ye eşittir ve de E açısı diktir. Bu yüzden FB üzerindeki kare BE üzerindeki karenin iki katıdır. FB üzerindeki kare BE üzerindeki kareye göredir, ki FG üzerindeki kare de GE üzerindeki kareye göredir. O hâlde FG üzerindeki kare GE üzerindeki karenin iki katı olacaktır. Lakin 49, 25'in iki katından küçüktür. Binaenaleyh FG üzerindeki karenin GE üzerindeki kareye oranı, 49'un 25'e olan oranından daha büyüktür. FG'nin kendisinin GE'ye olan oranı da, 7'nin 5'e olan oranından daha büyüktür:* Ama, FE'nin EG'ye oranı, 12'nin 5'e oranından, yani 36'nın 15'e oranından daha büyük olmalıdır: O zaman GE'nin EH'ye oranının 15'in 2'ye oranından daha büyük olması gerektiği de kanıtlanmıştır. Bu durum karşısında, doğru orantılılık için, FE'nin EH'ye oranının 36'nın 2'ye oranından, yani 18'in 1'e oranından daha büyük olacaktır. Bu nedenle FE, EH'nin on sekiz katından büyüktür. İlle velakin FE, EB'ye eşittir. Öyleyse BE de EH'nin on sekiz katından büyüktür. Demek oluyor ki BH on sekiz kattan çok daha büyük olacaktır.
Ancak BH'nin HE'ye olan uzaklığı, üçgenlerin benzerliğinden dolayı AB'nin BC'ye olan uzaklığıdır. Bu bakımdan AB, BC'nin on sekiz katından da büyüktür: Ve de AB güneşin dünyaya olan uzaklığıdır: Tıpkı CB'nin, ayın dünyaya olan uzaklığı olması gibi: Hâliyle güneşin dünyaya olan uzaklığı da ayın dünyaya olan uzaklığının 18 katından büyüktür. Ayrıca bu uzaklığın yirmi kattan az olduğunu da söylüyorum. DK'nin EB'ye paralel olarak D'den ve DKB üçgeni etrafından çizildiğini varsayalım, ki DKB çemberi de çizilsin. Çapı DB olacaktır, zira K'deki açı diktir: Ve BL'nin çembere bir altıgenin kenarı gibi yerleştirildiğini varsayalım. Şu hâlde DBE açısı bir dik açının otuzda biri olduğundan, BDK açısı da bir dik açının otuzda biri olacaktır. BK yayı tüm çemberin altmışta biridir. BL'de tüm çemberin altıda biridir. BL, BK yayının on katı olacaktır: & BL yayının BK yayına oranı, BL doğru parçasının BK doğru parçasına oranından daha büyüktür. BL doğru parçası, BK doğru parçasının uzunluğunun on katından küçüktür. Fakat BD, BL'nin iki katıdır. Hasebiyle, BD, BK'nin uzunluğunun yirmi katından küçüktür.
Gelgelelim, DB'nin BK'ya oranı, AB'nin BC'ye oranıdır. Ve de AB, BC'nin yirmi katından da küçük olacaktır. AB, Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığıdır; BC ise Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığıdır. Öte yandan Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığının yirmi katından azdır. Evvelce, başka bir yönden, kanıtlanması gerektiği gibi, bu uzaklığın on sekiz katından büyük olduğu kanıtlanmıştı.
T.Heath, Aristarchus of Samos, the Ancient Copernicus adlı eserinde ne diyordu_?
If we bear in mind that ' Şunu göz önünde bulundurursak '
sin ∏ /2 = tan ∏ /4 = 1, sin ∏ /6 = 1 /2, tan ∏ /8 = 1 /(1 + √2)
and if we substitute for √2 the approximate value 3 which is assumed by Aristarchus, we can deduce the following inequalities:
ve √2 yerine Aristarchus tarafından varsayılan yaklaşık değer olan 7 /5'i koyarsak, aşağıdaki eşitsizlikleri çıkarabiliriz:
;................................................. .................................................. ..........................................
* Antik Yunan Filozofu ' [philosophus, mathematicus, astronomus] Graecus antiquus ' Aristarchus Samius ne diyordu_?
" erit angulus FBE recti dimidius: FBE açısı bir dik açının yarısı olacaktır ".
Şekilden FBE bir ikizkenar dik üçgendir. Pythagoras teoremi' ne göre, bir dik üçgende, dik kenarların karesi hipotenüse eşittir. Eğer ki, dik kenarlar 5 ise, hipotenüs √50 olur, ki demek ki 7 ≈ √50 = 5√2 -> √2 ≈ 7 /5, ki bağıl hata % 1.00505, ki demek ki çok küçüktür.
;................................................. .................................................. ..........................................
(1) If m > 1, sin ∏ /2m > 1 /m
(2) cos ∏ /2m = sin (∏ /2 - ∏ /2m) > (m - 1) /m
(3) If m > 2, sin ∏ /2m < tan ∏ /2m < 2 /m
(4) If m > 3, sin ∏ /2m > 3 /2m
(5) If m > 4, sin ∏ /2m < tan ∏ /2m < 5 /3m
The narrowest limits for sin ∏ /2m obtained by means of these inequalities are
Bu eşitsizlikler aracılığıyla elde edilen sin ∏ /2m için en dar sınırlar şunlardır:
(6) 5 /3m > sin ∏ /2m > 3 /2m
whereas, if Aristarchus had known the approximate value 22 /7 for ∏, he could have obtained the closer upper limit
Oysaki Aristarkus, ∏ için 22/7 yaklaşık değerini bilseydi, daha yakın bir üst sınır elde edebilirdi
sin ∏ /2m < 11 /7m
Now, for example, in Prop. 7, Aristarchus has to find limits for sin 3°, that is to say sin ∏ /60; thus m = 30, and the formula (6)
above gives his result
Örneğin, şimdi, 7. önerme'de, Aristarkus'un sin 3°, bir başka deyişle sin ∏ /60 için limitler bulması gerekir; demek ki m = 30 ve yukarıdaki (6) formülü onun sonucunu verir
1 /18 > sin 3° > 1 /20
;................................................. .................................................. ..........................................
Magni Momenti Notitita:
Antik Yunan Filozofu ' [philosophus, mathematicus, astronomus] Graecus antiquus ' Aristarchus Samius' un mantığını, Ay'ın uzanım açısının 87° değil de 89° 51', i.e. 5391' olduğu hipotezini öne sürerek yinelersek, Güneş'in Dünya'dan uzaklığı, Ay'ın Dünya'dan uzaklığının 360 ila 400 katı arasındadır. Bu sonuç, şu anda kabul gören ortalama sonuca yakındır.
Faraziyeler.
4. ' faraziye ': Ay bize ikiye bölünmüş olarak göründüğünde, Güneş'ten uzaklığı bir çeyrek dairenin altı yüzüncü parçası veya 9' kadar daha azdır, yani 5391 parçadır; bunlar aslında 5400'ün on yedinci parçası olan dokuz parçadan, bir çeyrek dairenin 5400 parçası kadar farklıdır. (2∏ /4) /600 = ∏ /1200 = 0.15° = 9' -> (∏ /2 - ∏ /1200) = 599 ∏ /1200 = 89.85° = 89° 51'
7. Önerme.
Güneş'in Dünya'ya uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya uzaklığının üç yüz altmış katından fazladır, ancak dört yüz katından azdır.
Güneşin merkezi A, Dünya'nın merkezi B olsun. A & B birleşsin. C, yarım ayın merkezi olsun: AB ve C'den geçen ve küreyi kesen bir düzlem olsun ve güneşin merkezinin üzerinde hareket ettiği büyük daire ADE olsun, A & C ve C & B birleştirilsin: BC'den D elde edilsin; ACB açısı dik olacaktır, çünkü C noktası yarım ayın merkezidir. BE, B'den BA'ya dik olarak çizilsin. Bu sebeple ED yayı EDA yayının otuzda biri olacaktır. Hipoteze göre, ay bize ikiye bölünmüş göründüğünde, güneşten uzaklığı bir çeyrek dairenin otuzda biri kadar küçüktür, ki demek ki EBC açısı da bir dik açının otuzda biridir. AE paralelkenarı tamamlansın: B & F birleşsin. FBE açısı bir dik açının yarısı olacaktır. FBE açısının BG doğru parçası tarafından ikiye bölündüğünü varsayalım; dolayısıyla GBE açısı bir dik açının dörtte biri kadardır. Ne var ki DBE açısı bir dik açının altı yüzde biri kadardır. Sonuç olarak denilebilir ki, GBE açısının DBE açısına oranı, 15'e 1/10'dur. Eğer bir dik açıyı 60 eşit parçaya bölersek; GBE açısı bu parçaların 15'inden, DBE açısı ise 1/10'undan oluşur.
GE'nin EH'ye oranı, GBE açısının DBE açısına oranından daha büyük olduğundan, GE'nin EH'ye oranı, 15'in 1/10'a oranından daha büyük olacaktır. Ancak BE, EF'ye eşittir ve de E açısı diktir. Bu yüzden FB üzerindeki kare BE üzerindeki karenin iki katıdır. FB üzerindeki kare BE üzerindeki kareye göredir, ki FG üzerindeki kare de GE üzerindeki kareye göredir. O hâlde FG üzerindeki kare GE üzerindeki karenin iki katı olacaktır. Lakin 49, 25'in iki katından küçüktür. Binaenaleyh FG üzerindeki karenin GE üzerindeki kareye oranı, 49'un 25'e olan oranından daha büyüktür. FG'nin kendisinin GE'ye olan oranı da, 7'nin 5'e olan oranından daha büyüktür: Ama FE'nin EG'ye oranı, 12'nin 5'e oranından, yani 36'nın 15'e oranından daha büyük olmalıdır: O zaman GE'nin EH'ye oranının, 15'in 1/10'a oranından daha büyük olması gerektiği de kanıtlanmıştır. Bu durum karşısında, doğru orantılılık için, FE'nin EH'ye oranının 36'nın 1/10'a oranından, yani 360'ın 1'e oranından daha büyük olacaktır. Bu nedenle FE, EH'nin üç yüz altmış katından büyüktür. İlle velakin FE, EB'ye eşittir. Öyleyse BE de EH'nin üç yüz altmış katından büyüktür. Demek oluyor ki BH, üç yüz altmış kattan çok daha büyük olacaktır.
Ancak BH'nin HE'ye olan uzaklığı, üçgenlerin benzerliğinden dolayı AB'nin BC'ye olan uzaklığıdır. Bu bakımdan AB, BC'nin üç yüz altmış katından da büyüktür: Ve de AB güneşin dünyaya olan uzaklığıdır: Tıpkı CB'nin ayın dünyaya olan uzaklığı olması gibi: Hâliyle güneşin dünyaya olan uzaklığı da ayın dünyaya olan uzaklığının üç yüz altmış katından büyüktür. Ayrıca bu uzaklığın dört yüz kattan az olduğunu da söylüyorum. DK'nin EB'ye paralel olarak D'den ve DKB üçgeni etrafından çizildiğini varsayalım, ki DKB çemberi de çizilsin. Çapı DB olacaktır, zira K'deki açı diktir: Ve BL'nin çembere bir altıgenin kenarı gibi yerleştirildiğini varsayalım. Şu hâlde DBE açısı bir dik açının altı yüzde biri olduğundan, BDK açısı da bir dik açının altı yüzde biri olacaktır. BK yayı tüm çemberin altmışta biridir. BL'de tüm çemberin altıda biridir. BL, BK yayının iki yüz katı olacaktır: & BL yayının BK yayına oranı, BL doğru parçasının BK doğru parçasına oranından daha büyüktür. BL doğru parçası, BK doğru parçasının uzunluğunun iki yüz katından küçüktür. Fakat BD, BL'nin iki katıdır. Hasebiyle BD, BK'nin uzunluğunun dört yüz katından küçüktür.
Gelgelelim, DB'nin BK'ye oranı, AB'nin BC'ye oranıdır. Ve de AB, BC'nin dört yüz katından da küçük olacaktır. AB, Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığıdır; BC ise Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığıdır. Öte yandan Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığının dört yüz katından azdır. Evvelce, başka bir yönden, kanıtlanması gerektiği gibi, bu uzaklığın üç yüz altmış katından büyük olduğu kanıtlanmıştı.
1 /360 > *sin ∏ /1200 > 1 /400
[1 - (1 /360 /sin ∏ /1200)]* 100 < [1 - (*sin ∏ /1200 /sin ∏ /1200)]* 100 < [1 - (1 /400 /sin ∏ /1200)]* 100
[1 - (1 /360 /sin ∏ /1200)]* 100 < Bağıl hata < [1 - (1 /400 /sin ∏ /1200)]* 100
% -6.10341659811 < Bağıl Hata < % 4.5069250617
Bağıl Hata aralığının dar olduğuna dikkat edilmelidir. : )
^ Antik Yunan Filozofu ' [philosophus, geographus] Graecus antiquus ' Strabon, Geographica adlı eserinde ne diyordu_?
Refert etiam Seleucum eum qui a Rubro mari oriundus fuit, in his æqualitatem inæqualitatemque statuere aliquam pro signorum coelestium ratione: nam luna in æquinoctialibus signis hærente, æquabiliter illos æstus fieri; in solstitialibus autem et quantitate et celeritate inæquali; eamque inæqualitatem in reliquis signis locum habere pro eo atque unumquodvis eorum ad dicta propius accedit.
[Stoacı Yunan Filozofu ' philosophus Stoicus Graecus ' Posidonius Apameus], Eritre Denizi kıyısındaki ülkenin yerlisi olan Seleukos'un, denizin gelgitlerinin düzenliliği ve düzensizliğinin Ay'ın burçlar kuşağındaki farklı konumlarına bağlı olduğunu; ekinoks burçlarında olduğunda gelgitlerin düzenli olduğunu, ancak tropiklere yakın burçlarda olduğunda gelgitlerin hem yükseklik hem de kuvvet bakımından düzensiz olduğunu; geri kalan burçlar için düzensizliğin, daha önce belirtilen burçlardan az veya çok uzak olmalarına göre az veya çok olduğunu söylediğini anlatır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
Eski dostlarımızdan Victoryv için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XXIII:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Eudemos'a Etik' te ne diyordu_? ' Ēthika Eudēmeia, liber II., 1223a9-20, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
Ve erdem ile kötülüğün ve onlardan doğan eylemlerin bazen yerilmesi bazen de övülmesi gerektiğinden, (ki yergi ve övgü, zorunluluk, tesadüf veya tabiattan kaynaklananlar için değil, sebep olduğumuz şeyler için verilir: zira başkasının sebep olduğu şeyler için yergi ve övgü ona aittir), hem erdem hem de kötülüğün [insani] eylemlerimizin sebebi ve kaynağı olduğu şeylerle ilgili olduğu açıktır. Öyleyse, sebep ve eylemlerin kaynağı olduğu eylemlerin ne tür olduğunu belirlemeliyiz. Hepimiz, istemli ve erekli tüm eylemlerimizin sebebi olduğumuz ve istemsiz olanların da sebebi olmadığımız mevzusunda hemfikiriz, ki aşikârdır ki, kasıtlı olarak işlenen eylemler istemli olarak işlenir. Demek oluyor ki, hem erdem hem de kötülük irâdî türdendir.
liber VII., 1223a36-39, 1223b1:
Kötülük her şeyi daha da adaletsiz hale getirir, ve öz denetim eksikliği kötülük gibi görünür, ve ölçüsüz insan akla aykırı olarak arzuya uygun hareket eden insan türüdür, ve davranışları arzu tarafından yönlendirildiğinde ölçüsüzlüğü gösterir, öyle ki ölçüsüz insan arzuya uygun hareket ederek haksızlık yapacaktır;
liber VII., 1239b11-16:
Çünkü iyi basittir, ama kötünün biçimi çeşitlidir; ve iyi insan her zaman kendisi gibidir ve karakteri değişmez, ama kötü ve akılsız akşamları sabah olduklarından tamamen farklıdır. Bu nedenle kötüler bir anlaşmaya varmadıkça, birbirlerinin dostu değillerdir, ki ayrılırlar; ama güvensiz dostluk, dostluk değildir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Nikomakhos'a Etik' te ne diyordu_? ' Ethica Nicomachea, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
liber II. De virtute, 1106b20-35:
At verò quando, in quibus, & in quos decet, cuiúsq; rei causa, & quomodo æquú est, mediocre quiddá est ac optimum: quod quidem in virtute situm est. Itémque in actionibus est nimium, parum, & mediocre. Virtus verò in affectionibus est actionibúsque: in quibus nimio peccatur, & parum in vitio est, me diocre in laude, & rectè factis. quæ duo virtutis sunt propria. Est igitur mediocritas quædá virtus, cùm mediocris sit indagatrix. Iam peccare licet multis modis, quoniam vt Pythagorei coniiciebát, malum infiniti est, bonum finiti. At verò recte facere vno modo licet. Itaque illud facile, hoc difficile est. Ná & à signo discedere facile est: at ipsum attingere, magni negotij. Ob eámq; causam nimiÅ« & parÅ« invitio est, mediocritas invirtute.
Nam est simplex virtus, omnigenum vitium.
Oysa bu duyguları, doğru olanlara, doğru zamanda, doğru vesileyle, doğru amaçla ve doğru şekilde hissetmek, onların en iyi miktarını, yani orta miktarı hissetmek demektir ve en iyi miktar da elbette erdemin işaretidir. Benzer şekilde eylemlerde fazlalık, eksiklik ya da orta olma durumu vardır. Duygular ve eylemlerse erdemin mevzusudur; ve duygularda ve eylemlerde fazlalık ve eksiklik yerilir, ki hatadır, orta miktar övülür, ki başarıyı oluşturur; övülmek ve başarılı olmaksa erdeme özgüdür. Demek oluyor ki, erdem orta olmaktır ve ulaşmak istediği erek de budur. Yine hata çok biçimlidir, zira Pisagor'un sezdiği gibi, kötülük sonsuzun, iyilik sonlunun bir biçimidir, oysa başarı yalnızca bir şekilde mümkündür, ki bu yüzden başarısız olmak kolay, başarılı olmak zordur, hedefi ıskalamak kolay, vurmak zordur; Bu nedenle fazlalık ya da eksiklik kötülüğü işaret ederken, orta olmak erdemi gösterir.
İyilik, tek bir yapıya sahip; bileşik veya karmaşık değil; bölünmemiş, birleşiktir,' ki tek çeşittir, ki tekliktir ', kötülük ise her türlüdür, ' ki envaiçeşittir, ki çokluktur '.
liber II. De virtute, 1108b8-19:
De iustitia autem quando non vno modo dicitur, deinceps diuisione adhibita, quemadmodum mediocritates vtræque sint, disseremus, itémque de virtutibus quæ rationi attributæ sunt.
Cùm autem tres sint habitus, duo vitiosi, quorum vnus immoderatus est, alter modo deest, & vna virtus in mediocritate posita, sunt illa omnia inter se quodammodo contraria. Nam extremi & medio habitui sunt, & inter se contraria, &medius extremis. Quemadmodum enim si æquale cum minore cÅparetur, maius est: sin cum maiore, minus: sic medij habitus, si cum iis qui absunt à modo, conferantur, superant: si cum iis qui modÅ« trÄseunt, deficiÅ«t, tÅ« in affectionibus, tÅ« in actionibus.
Bundan sonra adaletin iki türünü ayırt ederek ele alacağız, zira birden fazla anlamı vardır, ki her birinin nasıl orta yolu gözetmenin bir yolu olduğunu göstereceğiz ve mantıksal erdemlerle de benzer şekilde ilgileneceğiz.
Üç tür eğilim vardır: biri fazlalık, biri eksiklik, ki hiçbiri erdem değil; ve biri de orta yolu gözetmek olan erdem; ve her biri belli bir şekilde diğer ikisine karşıttır. Uçlar hem birbirlerinin hem de orta durumun karşıtıdır ve orta durum her iki ucun da karşıtıdır; tıpkı eşit olanın daha küçük olana kıyasla daha büyük, daha büyük olana kıyasla daha küçük olması gibi, karakterin orta durumları da, ister duygular ister eylemler söz konusu olsun, eksik durumlara kıyasla fazla, fazla durumlara kıyasla eksiktir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber VII., C. III., 246a10-17, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
neque alteratio omnino. manifestum est q no est omnio q& est alteratidis circa habitus Neque itaque circa anime virtutes et malitias Virtus em queda p[er]fectio est. Unumq&que enim tunc maxie perfectu est cu attingit p[er]prie virtuti. et tunc est maxime suem natura. vt circulus tunc maxie suem natura est cum maxime circulus sit Malitia aut corruptio horu et remotio est.
Beden veya ruhun durumlarında da nitelik değiştirme yoktur, zira bazı alışkanlıklar erdem, bazıları ise kötü alışkanlıklardır; ama ne erdem ne de kötü alışkanlık nitelik değiştirmedir; erdem belirli bir mükemmelliktir, ki her şey kendine özgü erdemini kazandığında, ona mükemmel denir. Tıpkı bir dairenin en iyi daire iken mükemmel olduğunun söylenmesi gibi ancak o zaman, doğasına uygun olur. Ne var ki, kötülük ve erdemsizlik, bunun yokolması, yitirilmesidir.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Metafizik' te ' Metaphysica, liber I., C. VI., 988a7-17, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
Plato quidem igitur de quesitis ita diffinivit. Palam autem ex dictis quia duabus causis solum est usus, ipsa quae est eius quod quid est et ipsa materia; species enim eius quod quid est cause sunt aliis, speciebus vero unum. Et quae materia subiecta de qua species hae quidem in sensibilibus, hae autem in speciebus, unum vero in speciebus dicitur, quia haec dualitas est: magnum et parvum. Amplius bene et male causam dedit elementis singulis singulam, quod magis dicimus priorum investigare quosdam philosophorum, ut Empedoclem et Anaxagoram.
Platon, söz konusu noktalarda görüşlerini şöyle ifade etmiştir; söylenenlerden yalnızca iki neden kullandığı açıktır: formel ve maddi neden (zira idealar, tüm diğer şeylerin özünün nedenleridir ve Bir, ideaların özünün nedenidir); niteliklerin taşıyıcısı olan (ve duyusal şeylerle ilgili olarak ideaların, idealarla ilgili olarak da Bir olan'ın hakkında tasdik edildiği) maddeye gelince, o, iki olan'dır, yani Büyük ve Küçük olan'dır. Dahası bu iki öğenin birini iyiliğin, diğerini kötülüğün nedeni olarak almaktadır;' tıpkı bazı seleflerinin, örneğin Empedokles ve Anaksagoras'ın yapmaya çalıştığı gibi."
' İyiliğin nedeni Bir olan, Kötülüğün ise İki olan'dır.
" Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in bazı şârihlerinin şerhlerinde, Presokratik Yunan Filozofları ' philosophi Graeci praesocratici ' Empedokles & Anaksagoras' ın bu görüşü ileri sürdüklerinin şüpheli olduğu ileri sürülür.
Ne var ki Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in, bu ve benzeri filozoflarla aynı çağda yaşadığı unutulmamalıdır, ki öyleyse de, hâlihazırda bilinmeyen ya da bilinse dahi kayıp olan bazı eser, şiir ya da fragmanlara ' fragmentis ', kendisi pekâlâ erişmiş de olabilir, değil mi_? : )
liber IX., C. IX., 1051a3-21:
Quod autem et melior et honorabilior studiosa potentia actus, ex hiis est palam. Quaecumque enim secundum posse dicuntur, idem est potens contraria, ut rquod dicitur posse conualescere idem est et languens, et simul; eadem enim potentia convalescendi et laborandi, et quiescendi et movendi, et edificandi et destruendi, et edificari et corruendi. Posse quidem igitur contraria simul existit; contraria vero impossibile est existere, ut sanum esse et laborare. Quare necesse horum alterum esse bonum, posse vero similiter utrumque aut neutrum. Actus ergo melior est.
Necesse autem et in malis finem et actum esse deteriorem potentia; quod enim potens: idem ambo contraria.
Palam ergo quia non est aliquid quod malum praeter res; posterius enim ipsi nature malum quam potentia.
Non ergo nec in eis quae a principio et sempiternis nihil est neque malum neque peccatum neque corruptum; et enim corruptio malorum.
İyi'nin fiilinin de İyi'nin kuvvesinden daha iyi ve daha değerli olduğunun kanıtı şudur: Bir şeyi yapma gücüne sahip olduğunu söylediğimiz bütün varlıklarda bu güç, zıtları yapma gücüdür. Örneğin sağlıklı olma gücüne sahip olduğunu söylediğimiz varlık, aynı zamanda hasta olma gücüne de sahip olan varlıktır. O her iki güce de aynı zamanda sahiptir; çünkü aynı güç hem sağlık hem hastalık, hem hareket hem sükûnet, hem yapma hem yıkma, hem yapılma hem yıkılma gücüdür. O halde zıtları kabul etme gücü varlıklarda aynı zamanda mevcuttur. Ancak zıtların kendileri aynı zamanda mevcut olamazlar ve fiillerin, örneğin hastalık ve sağlığın, aynı zamanda var olmaları da mümkün değildir. Bunun zorunlu sonucu şudur ki bilfiil İyi'nin iki zıttan biri olmasına karşılık, kuvve aynı zamanda hem biri, hem diğeri veya aynı zamanda ne biri ne diğeridir. O halde İyi'nin fiili, İyi'nin kuvvesinden daha iyidir.
Kötü'ye gelince, onun ereği veya fiili, zorunlu olarak kuvvesinden daha kötüdür. Çünkü bilkuvve varlık, aynı zamanda iki zıddın kuvvesidir;
dolayısıyla Kötü'nün duyusal şeylerden bağımsız olarak var olmadığı açıktır. Çünkü Kötü, doğası gereği kuvveden sonra gelir.
O hâlde ilk ve ezeli-ebedi gerçekliklerde ne kötülük, ne kusur, ne yokoluş mevcuttur (çünkü yokoluş da bir tür kötülüktür).
liber XII., C. X., 1075a36-39:
Alii autem nec principia bonum et malum; quamvis in omnibus maxime quod bonum principium. Alii vero hoc quidem recte quia principium, sed quomodo quod bonum principium non dicunt, utrum ut finis aut ut movens aut ut species.
Başka filozoflar* Ne iyi ne Kötü olan'ın ilkeler olduklarını söylemektedirler. Bununla birlikte her şeyde en mükemmel anlamda olan ilke İyi olan'dır. İyi'yi ilke olarak kabul edenler şüphesiz haklıdırlar. Ancak onlar da İyi'nin nasıl bir ilke olduğunu, yani ereksel neden olarak mı, hareket ettirici neden olarak mı, yoksa formel neden olarak mı bir ilke olduğunu söylemiyorlar.#
* Pythagorici & philosophus Graecus antiquus Speusippos.
# Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e göre, şeylerin ' tikellerin ' oluş ve bozuluşu ' hareketi ', dört sebeple kavranılabilir. ' Theoria [mutationis, transformationis] Aristotelis '
Maddi sebep ' causa materialis ': Tikelleri oluşturan madde.
Formel sebep ' causa formalis ': Tikellerin tümellerine değişme potansiyeli.
Fail sebep ' causa efficiens ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyet.
Ereksel sebep ' causa finalis ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyetin ereği.
N.B.: Materyalist felsefeye göre, tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir, ki demek ki tek bir sebep vardır, ki şudur: Maddi sebep.
liber XII., C. X., 1075b6-10:
Inconveniens autem et incorruptibilem esse litem; hoc ipsum autem est mali natura. Anaxagoras autem ut movens quod bonum principium; intellectus enim movet. Sed gratia alicuius movet, quare alterum, excepto ut nos dicimus;
Nefret'i^ yokoluşa tabi olmayan bir şey olarak almak da çelişkilidir; oysa o, kötülüğün doğasıdır. Anaksagoras İyi'yi hareket ettirici ilke olarak kabul etmektedir; çünkü (onun sisteminde) Akıl, şeyleri hareket ettirmektedir. Ancak o, bir amaçla hareket ettirmektedir. Bu amaç ise dolayısıyla kendisinden farklı bir şey olmak zorundadır; meğerki fail nedenle ereksel nedenin bir ve aynı şey oldukları görüşümüzü kabul etmiş olsun.
^ Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in eserlerinin çevirmenlerine de, ' hazır yeri gelmişken ' değinmek lazım, şöyle ki:
Batılı mütercimler:
liber XII., C. X., 1075b2' deki Antik Yunanca [ten] philían kelimesini, [nomen] latine -> amicitia, accusativus; amicitiam, [flavor] anglice -> the love
liber XII., C. X., 1075b7' deki Antik Yunanca tò neîkos kelimesini, [nomen] latine -> lis, accusativus; litem, [flavor] anglice -> [the] strife
Türk mütercimler:
liber XII., C. X., 1075b2' deki Antik Yunanca [ten] philían kelimesini, Dostluk
liber XII., C. X., 1075b7' deki Antik Yunanca tò neîkos kelimesini, Nefret
olarak çevirmektedirler.
Ne var ki, Antik Yunanca tò neîkos kelimesi, çatışma, mücadele ya da benzeri bir anlama da gelmektedir.
Eğer ki öyleyse ' ve de bu bölümde bazı filozofların eleştirildiği göz önüne alınırsa ' Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, üstü kapalı da olsa, Presokratik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus praesocraticus ' Herakleitos' un karşıtların birliği ve mücadelesi yasası' na ' lex unitatis et certamen oppositorum ' gönderme yapıyor olabilir.
N.B.: Bu yasa, Materyalist felsefenin ' [philosophiae Materialisticae | dialecticus materialismus] ' esaslı önermelerindendir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan Ercu Unlu için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XXIV:
Cehennem Problemi: Allah'ın Adaletinin Sınırları' nda ne deniliyordu_? ' Öncül Analitik Felsefe '
Cehennem Problemi, din felsefesi literatüründe "mutlak iyi bir varlık" ile "cehennem" gibi sonsuz bir kötülük kaynağının varlığı arasındaki çelişkiye dikkat çeken bir problemdir. Bu probleme Hristiyan teologlar ve din felsefecileri şöyle ya da böyle (bazen Kötülük Problemi içerisinde, bazen bilahare bir problem olarak) eğilmişlerse de İslam felsefesi içinde pek ilgi görmediği söylenebilir. Birkaç farklı şekilde yaptığım aramalarda buna dair İslam özelinde ne Türkçe ne İngilizce tek bir akademik makale bulamamamın epey ilginç geldiğini belirtmem gerek. Bu yazıyı İslam'ı ve cehennem anlayışını merkez alarak yazacak olsam da bu problem aynı ya da benzer cehennem anlayışının olduğu tüm dinler için geçerlidir.
İslam özelinde tartışıyor olmamın birkaç sebebi var, birincisi İslam'a -Hristiyanlıktan ve diğer dinlerden- daha hakim olmam, ikincisi bu problemin İslam içinde herhangi bir makul çözümünün olmayışının gerçekten İslam aleyhine çok güçlü bir kanıt olarak ileri sürülebileceğini düşünmem, ve üçüncüsü felsefi olarak kimsenin tartışmaya yanaşmamış olması. Umarım buradan bir tartışma kıvılcımı çıkartmayı başarabilirim. Yapmayı düşündüğüm şey öncelikle klasik formülasyonu sunmak, sonrasında İslam özelinde daha sorunlu hale getiren unsurları tartışmak.
Problemin klasik formülasyonu şöyle:
1. Allah mutlak iyi ve adildir.
2. İşlenen her kabahatin cezası, kabahate ölçülü olmalıdır. (Ölçülülük İlkesi)
3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
4. O halde Cehennem adil değildir.
5. O halde Allah yoktur.
Ayrıca sözüm ona yanıtlanması oldukça müşkül bir soru sorulmaktadır, ki ne idi_?
Bir insanın ateist, deist, Hristiyan, Yahudi, Budist vb. olması işlenebilecek suçların en büyüğü müdür? Eğer en büyüğüyse sonsuza kadar işkenceyi gerektirir mi? Kimseyi uğraştırmadan kısaca cevap vereyim: Hayır. Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok. Bu sorunun içinden nasıl çıkılabileceğine dair en ufak fikrim yok, aslında içinden çıkılabileceğini düşünmüyorum bile.
[Flavor] Anglice mualliminin hükmü ne idi_? : )
Bunların dışında görebildiğim bir savunma yok. Bu üç açıklamadan en umut vaat edeni C gibi duruyor, fakat o bile fazla zayıf. Elimizdeki en makul seçeneğin (5) numaralı önermeyi kabul etmek olduğunu düşünüyorum. Sahip olduğumuz bilgiler ışığında Allah'ın olmadığı (diğer bir deyişle İslam'ın yanlış olduğu) sonucuna ulaşıyoruz. Şüphesiz bu sonuca itiraz edilecektir, edilmesini de isterim. Zira entelektüel tartışmalar felsefi sorulara doğru cevapları bulabilmek için bildiğimiz en iyi yöntem.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Ne yazık ki, ne şu efsanevi sorunuzla ne de A, B ve C ile uğraşacağız, zira aşikârdır ki, hem soru hem de A, B ve C communarius' a yöneliktir.
Ayrıca yazı tutarsızlıklarla doludur, ee.g.
Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok.
Ha, öyle mi_? Enteresan. Teorinin kökeni ne_?
dilemma Euthyphronis <- Antik Yunan Filozofu ' philosophi Graeci antiqui /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platonis dialogis ' Platon diyalogları '
Peki büyük öncül[ünüz] ne_?
Fail ' Universalis universalium ', buyuruyorsa [doğrudur, iyidir, suç değildir, &c.], yasaklıyorsa [yanlıştır, kötüdür, suçtur, &c.]
Bak, dikkat et, gözünü aç da bak, bak.
Çünkü Tanrı Öyle Söylüyor: İlahi Buyruk Teorisi Üzerine ' Öncül Analitik Felsefe ':
1. İlahi Buyruk Teorisi Nedir?
Devam etmeden önce, ilk olarak İlahi Buyruk Teorisi'nin ne olmadığını açık hâle getirelim. İlahi Buyruk Teorisi, Tanrı'nın gerçekte ne emrettiğiyle ilgili hiçbir iddiada bulunmadığı için hangi spesifik eylemlerin iyi ya da kötü olduğuyla ilgili bir şeyler söyleyen bir teori değildir. Aynı zamanda etik gerçekleri nasıl bildiğimize dair bir teori de değildir. Tanrı'nın, emirlerini nasıl bilindik kıldığı, hatta onları duyurmayı seçip seçmediği hakkında bir şey söylemez. Son olarak, İlahi Buyruk Teorisi ateizmle tutarsız değildir. İkisi mantıksal olarak uyumludur, ancak birlikte, tıpkı anarşi durumunda neyin yasal olduğu hakkında hiçbir gerçek olmayacağı gibi, ahlak ile ilgili hiçbir gerçeğin bulunmamasını gerektirir.
" Yanlış bir metaetik teori " nerede_?
2. İlahi Buyruk Teorisi'ne Yönelik İki Problem
İlahi Buyruk Teorisi dinin popüler savunmaları için cazip görünse de ilk bakışta, aslında konumu dini düşünürler arasında tartışmalıdır.
Neden inançlı düşünürlerin çok azı İlahi Buyruk Teorisi'ni kabul eder?
Ne o_? Bu sorunun içinden nasıl çıkılabileceğine dair en ufak fikriniz yine mi yok yoksa_? Tamam canım, öyle olsun, bir şey demiyoruz.
Çünkü Tanrı Öyle Söylüyor: İlahi Buyruk Teorisi Üzerine ' Öncül Analitik Felsefe ':
İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman:
1. Tanrı tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir.
2. Bir şeyleri kendi iradesiyle iyi ya da kötü olduğuna karar veren bir varlık, bunu yapamayan bir varlıktan daha güçlüdür.
3. Bu yüzden, eğer bir şeyleri iyi ya da kötü yapan şey Tanrı'nın buyrukları değil ise, akıl edebilecek en güçlü şey Tanrı değildir (çünkü bunu yapabilecek bir şeyi düşünebiliyoruz).
4. Ama bu saçmadır.
5. Bu yüzden, Tanrı neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebilir (İlahi Buyruk Teorisinin tanımı).
Kendi başına bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir, çünkü Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler. Ama, Tanrı'nın varlığı için diğer argümanlarla birlikte kullanılabilmesi açısından yararlıdır (örneğin Aquinas'ın beş argümanından biri olarak kullanılabilir).
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
İspat ' Sembolik Mantık ':
1. Q
2. P -> Q
3. ~P -> ~Q
4. ~(~P V ~Q)
i. (P /\ Q) ' 1. & 4. : Double negation & Idempotent laws & Association '
ii. (P <-> Q) ' 2. & 3. : Transposition & Conjunction '
----------------------------------------------------------------------------------
iii. Ergo, (P /\ Q) ' i. & ii. : Simplification & Modus Ponens '
yahut
----------------------------------------------------------------------------------
iv. P ' iii. : Simplification '
veyahut
__________________________________________________ ___________
5. Q ' iii. : Simplification '
;................................................. .................................................. ..........................................
Q /\ (P -> Q) /\ (~P -> ~Q) /\ ~(~P V ~Q)
(P /\ Q) /\ (P -> Q) /\ (~P -> ~Q)
(P /\ Q) /\ (~P V Q) /\ (P V ~Q)
(P /\ ~P /\ Q) V (P /\ Q /\ Q) /\ (P V ~Q)
(P /\ ~P /\ Q) V (P /\ Q) /\ (P V ~Q)
(P /\ ~P /\ Q) V (P /\ Q /\ ~Q) V (P /\ P /\ Q)
(F[alse] /\ Q) V (P /\ F[alse]) V (P /\ Q)
F V F V (P /\ Q)
F V (P /\ Q)
P /\ Q
;................................................. .................................................. ..........................................
Müjde! Artık bir fikriniz var! : )
__ Kendi başına bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir, çünkü Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler: i.e. (Q <- P) argümanı hükümsüzdür, çünkü " Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler ": i.e. P öncülü doğrudur, ne var ki " bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir ": Q hükmü doğru değildir, ki demek ki argüman hükümsüzdür. Neden_?
Bir argümanda, öncüller doğru, hüküm doğru değil ise argüman hükümsüzdür. ' P Doğru, Q Doğru değil ise (Q <- P) Hükümsüzdür. '
;................................................. .................................................. ..........................................
Magni Momenti Notitia:
Aslında bağlaç IMPLY ' <- ' d e ğ i l, sözde bağlaç BECAUSE ' -dığı için, -den dolayı, sebebiyle, nedeniyle ' olmalıdır, lakin bu karışık bir mevzu, şöyle ki:
Meselâ, üniversite sınavına hazırlanıldığını ve sayısal ya da sözel bölümlerden birinin tercih edilmesine karar verilmesi gerektiğini varsayalım. Sözelden haz edilmediği için Sayısal seçilmiş olsun.
Üniversite sınavına hazırlanıldığı için sayısal seçildi.
Bu önerme, ilk cümleye göre d o ğ r u, diğerine göre y a n l ı ş t ı r.
Ne var ki, burada IMPLY ' <- ' alınmasında hiçbir mahzur yoktur, zira [sebep | neden] " Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler " t e k t i r.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Bilhassa Materyalist Felsefe' de " Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler ", " şu yahut bu veyahut o metafiziktir " ve benzeri öncüller, mütemadiyen dillendirilir ve Metafizik Felsefe ve argümanları sözüm ona istihfaf edilir, ki kulp takmaktan mütevellittir, ki mantıksızdır. Ne var ki, bu defa, lâmı cimi yok, bu ve benzeri iddiaların köküne kibrit suyu dökeceğiz. : )
Meselâ, Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım' da ne diyordu_?
Lachelier, bağıntı önermelerinin, ikinci çözümlemede yapıldığı gibi, içindelik önermeleri cinsinden çözümlenmesine karşı, biri metafizik* ötekiyse mantıki iki itiraz ortaya koyar. Mantıki itiraz şöyledir: Bağıntı önermelerinden yapılacak tasımlık çıkarımların "sezilen" geçerliliği, ancak standart kategorik tasımlardan farklı yapılardaki bağıntı tasımlarıyla "tanıtlanabilir".
* Metafizik değer (valeur métaphysique) gibi karanlık nosyonlara başvuran ve tartışmam açısından da herhangi bir önem taşımayan metafizik itirazı, yerim de sınırlı olduğundan, buraya alamıyorum. Bu itiraz için bkz. Lachelier, "La Proposition et le Syllogisme", 137-38.
Meselâ, Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?
Aristoteles'in deyişi ile mantık "varlığı, varlık olarak inceler." Varlığın temel ilkeleri olarak mantık yasaları evrensel olup, tüm olup bitenlere uygulanır. Doğayı inkar etmeksizin bunları inkar etmeğe olanak yoktur. Aristoteles'den beri sürüp gelen bu görüş metafizikseldir; günümüzde artık pek az kimse tarafından savunulmaktadır.*
Mantık ilkelerinin genel ve zorunlu olması, bu ilkelerin varlığın genel niteliklerini dile getiren birer yasa olmasını gerektirmez. İlkelerin genel sayılması, her türlü ispat için gerekli olmalarından; zorunlu sayılması inkarlarının söz ve düşüncelerimizi bir saçma yığını yapmasından ileri gelmektedir. Mantık ilkelerini varsaymaksızın ne matematik, ne bilim, hatta ne de günlük düşünce var olabilir.
Mantık ilkelerini varsaymaksızın ne matematik, ne bilim, hatta ne de günlük düşünce var olabilir, ne var ki bu ilkelerin varlığın genel niteliklerini dile getiren birer yasa olmasını gerektirmez, zira bu görüş metafizikseldir. Doğrusu enteresan. : )
* Rönesans' tan bu yana mütemadiyen dillendiren bu tek yanlı görüş, ki galatımeşhurdur, ki işin aslı öyle değil, şöyle:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in eserlerinin mütercimi Prof. H. R. Atademir, Aristo'nun Mantık ve İlim Anlayışı adlı doçentlik tezinde ne diyordu_?
Bununla beraber, "dedüktif istidlâl teorisi"nde bu formel karakterin köklerini görmek ve aramak da mümkündür. Fakat "modal önermeler ve kıyaslar teorisi"nde, zaruret'i ve imkân'ı vaz'ederek "nesnelere teallukunu ileri sürmekle materyel bir karakterde olduğunu, kıyasın ve isbatın materyel tetkikine girmeksizin bile" anlamakta güçlük çekilmez. Aristo'ca modalite, mutlak surette önermenin veya hükmün materyel tetkiki ile ilgili bulunmaktadır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
[Klasik ' Geleneksel ' & Sembolik] Mantık: Logica [classica & propositionalis]:
_ Yüklemin özneyle ilişkisi öznenin kapsamına göre ele alındığında, önerme tümel, tikel, tekil ve belirsiz olarak ayrılır. ' Si consideratur habitudo praedicati ad subiectum secundum extensionem subiecti, propositio dividitur in universalem, particularem, singularem, indefinitam. '
Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:
örneğin geleneksel mantığa konu şu çıkarımın, (1)
Tüm A'lar B 'dir.
Bazı C'ler B değildir.
:. Bazı C'ler A değildir.
geçerli olduğunu biliyoruz. İmdi bu çıkarımdaki önermeleri doğruluk fonksiyonu terimleriyle sırasıyle P, Q ve R önerme değişkenleri ile temsil edersek meydana gelen çıkarımın, (2)
P
Q
:. R
geçerli olmadığını görürüz. Demek oluyor ki, (1)'deki türden çıkarımlar için Doğruluk Fonksiyonu Mantığının ispat yöntemleri yeterli değildir.
Niceleme Mantığı ' logikós posodeíktis ':
Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:
Bilindiği gibi dört temel önermeden,
A ' Tümel olumlu önerme ' ile O ' Tikel olumsuz önerme ': Her S P'dir ile Bazı S'ler P değildir
&
E ' Tümel olumsuz önerme ' ile I ' Tikel olumlu önerme ': Hiçbir S P değildir ile Bazı S'ler P'dir
birbirinin çelişiğidir. O halde aşağıdaki "eşdeğerlik"leri yazabiliriz:
(a) ~A = O : ~(x) (Sx -> Px) = (-]x) (Sx /\ ~Px) ' ~(SaP) = (SoP) '
(b) A = ~O : (x) (Sx -> Px) = ~(-]x) (Sx /\ ~Px) ' SaP = ~(SoP) '
(c) ~E = I : ~(x) (Sx -> ~Px) = (-]x) (Sx /\ Px) ' ~(SeP) = (SiP) '
(d) E = ~I : (x) (Sx -> ~Px) = ~(-]x) (Sx /\ Px) ' (SeP) = ~(SiP) '
Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım:
Lachelier bu özelliği semantik bir terim çiftiyle şöyle ifade eder: genel önermenin bir yasa anlamı (sens de droit) bir de olgu anlamı (sens de fait) varken, tekil ve toplayıcı önermelerin yalnızca olgu anlamı bulunur.
Hatta Lachelier'in kendisi, dolaysız çıkarımları konu edinen önceki yazısında, tikel önermelerin yalnızca olgu değeri taşıdıklarını ve bu sebeple de tasımlarda yasa olarak hizmet veremeyeceklerini söyler. Bkz. Lachelier, Jules, "Étude sur la Théorie du Syllogisme", Revue Philosophique de la France et de l’Étranger, 1 (1876).
Cemal Yıldırım, aşikârdır ki, daha da katıdır, i.e., tümel önermelerin olgu değeri taşıdıklarını inkâr eder. Peki ne diyordu_?*
Geleneksel mantığın tersine, modern mantık kategorik tümel önermeleri hipotetik olarak yorumlama eğilimindedir. Bu yorumda, "Tüm S'ler P'dir," önermesi, "Eğer bir şey S ise, o şey P'dir," demekten ileri geçmemekte, S olan şeylerin varlığından söz etmemektedir. Böyle olunca çelişiklik ilişkisi dışında diğer ilişkilere olanak kalmamakta; SaP ve SeP üst-karşıt, SiP ve SoP alt-karşıt olmaktan çıkmakta; tümel önermeler aynı nitelikteki tikelleri içerme gücünü yitirmektedir. Gerçekten S sınıfını varlıksal saymadığımızda tümel önermelerin yanlış olma olanağı ortadan kalkar. "Tüm S'ler P'dir," önermesinin yanlış olması için P olmayan bir S'nin olması gerekir; oysa S diye bir şey yoksa, P olmayan bir S'nin varlığı olanaksızdır. Böyle olunca "Tüm S'ler P 'dir," önermesini doğru saymak gerekir. Aynı şey, "Hiç bir S, P değildir," için de geçerlidir. Bu önermenin yanlış olması için P olan bir S'nin bulunması gerekir. Oysa S sınıfı varlıksal değilse böyle bir şeyin bulunması olanaksızdır. O halde SaP gibi SeP'i de doğru saymak gerekir.#
Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım:
Bu dört nicelik, geleneksel bir asimilasyon işlemiyle iki niceliğe, yani tümel ve tikele indirgenir: tekil önerme, ilgili birinci tözün zaten bölünemez olan bütünü için bir evetleme veya değilleme yapıyor olduğundan, tasım kuramında tümel önerme muamelesi görür; belirsiz önermeyse, en azından bazı kullanımlarıyla uyumlu olacak şekilde, yine tasım kuramına tikel önerme olarak katılır.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
* Bize göre, Jules Lachelier haklıdır, lakin tümel [önerme]ler karmaşık bir mevzudur, ki detaylarına girilmeyecektir.
# " Eşdeğerlikler " üzerinden Jules Lachelier'in tikel [olumsuz | olumlu] önermeler olgusaldır öncülü çıkar, şöyle ki:
Tümel olumsuz & olumlu önermeler ' SaP & SeP ' hipotetiktir ' varlıksal olmayandır ', ki demek ki, çelişikleri olan tikel olumsuz ve olumlu önermeler ' SiP & SoP ' varlıksaldır ' i.e., olgusaldır '. Ayrıca tekil ve belirsizin tümel ve tikele indirgendiği de aşikârdır.
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan Palio68 için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XXV:
Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:
Mantıkçılar kategorik önermeleri standart biçimlere indirgeme yolunda iki adım daha atma gereğini duymuşlardır. Bunlardan biri özne ve yüklem terimlerini küme ya da sınıf adları olarak yorumlayarak, özne-yüklem ilişkisini bir alt-sınıf-sınıf ilişkisi biçiminde ele almaya; öbürü tekil önermeleri tümel olarak işleme tabi tulmaya yönelik olmuştur. Birinci yorum bir güçlük çıkarmamaktadır. Fakat ikinci yorumun bir zorlama, hatta mantıkça hatalı bir yorum olduğu söylenebilir. Gerçekten günlük kullanım yönünden de "Sokrates bir filozoftur" u "Tüm Sokratesler filozoftur" diye ele almak aykırı gelmektedir. Kaldı ki, iki önermedeki özne-yüklem ilişkisi temelden farklıdır. Birincide bir üye-sınıf ilişkisi, ikincide bir alt-sınıf-sınıf ilişkisi söz konusudur. Birini ötekisine indirgemek olanaksızdır, çünkü alt-sınıf-sınıf ilişkisi geçişli (transitive) olduğu halde, üye-sınıf ilişkisi geçişli değildir. Bu farkı bir örnekle gösterelim.
Oktay A derneğinin, A derneği de B dernekler federasyonunun üyesi ise, Oktay'ın B dernekler federasyonunun üyesi olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü kişiler değil ancak dernekler B dernekler federasyonunun üyesi olabilirler. Oysa, tüm memeliler omurgalı ve tüm omurgalılar hayvansa, tüm memelilerin hayvan olduğu kesinlikle söylenebilir.
Ne var ki, mantıkçılar bu güçlüğü bile bile söz konusu yoruma gitmekten geri kalmamışlardır. (Buna istersek, "mantığın mantıksızlığı" da diyebiliriz.)
Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım:
Bekleneceği gibi, bu asimilasyon ve onun sonucu olan sınıflama, bazı mantık kavramlarına dair tartışmalara yol açacaktır. Örneğin, bir önermeyi basitçe değillemek, geleneksel karşıolum (opposition) matematiğine göre, onun çelişiğini vermelidir. Yani önerme değillendiğinde, elde edilen yeni önerme, ilk önermeyle ne birlikte doğru ne de birlikte yanlış olabilecek bir önerme olmalıdır. Şimdi "Sokrates ölümlüdür" gibi tekil evetleyici bir önerme, tümel olarak alınacak olursa, şu soru sorulabilir: Bu önermenin değillemesi olduğunu söyleyebileceğimiz "Sokrates ölümlü değildir" önermesi de tümel olarak mı alınacaktır? Evet, tümel olarak alınması gerekir, çünkü öznesi bir birincil tözü, öncekininkiyle aynı birincil tözü belirtmektedir. Ama hayır, çünkü kategorik bir önermenin değili –yani çelişiği– hem nicelik hem de nitelik bakımından ters olmalıdır, öyleyse "Sokrates ölümlü değildir" tikel değilleyici bir önerme olmalıdır.
Bu çatalçıkmazı aşmak için ya tümel kavramının ya da çelişik kavramının içleminde bir değişikliğe gidilmelidir, çünkü ne bir birincil tözün en az bir üyesinden bahsedilebilecek ne de "Sokrates ölümlü değildir"in ilk önermeye aslında karşıt olduğu savunulabilecektir; bir değişikliğe gidilmeyecekse de tümel grubuna asimile edilmiş olan tekillerin yine de bir özgünlüğünün bulunduğu kabul edilmelidir. Ne var ki, ilk iki seçenek karşıolumun doğasını tekillerin asimilasyonu için bozmak, son seçenek de, tam bir asimilasyonun başarılamayacağını baştan kabul etmek anlamına gelecektir.
Filhakika doğru. Fakat bu yorumlamalar hem ehemmiyetsizdir hem de içinden çıkılması oldukça müşkül, hatta imkânsız bazı problemlere yol açar, şöyle ki:
_
[Genellikle] tekil önermeler, tanıt ya da kanıt için, ne formel olmayanlarda ne de formellerde ' mantık, matematik, geometri,... ' ehemmiyet-i hâizdir, ee.g.
Goldbach hipotezine göre, ikiden büyük her çift sayı, iki asal sayının toplamına eşittir. Meselâ, n = 998 için 17 ikili asal mevcuttur ve şunlardır:
(7, 991), (31, 967), (61, 937), (79, 919), (139, 859), (211, 787), (229, 769), (241, 757), (271, 727)
(307, 691), (337, 661), (367, 631), (379, 619), (397, 601), (421, 577), (457, 541), (499, 499)
Hasılıkelam, n < 4*10^18 için ikili asallar tespit edilmiştir, ki her ikili asal, Goldbach hipotezini doğrulayan bir tekil önerme gibidir, lakin ehemmiyet-i hâiz değildir, zira bu bir ispat d e ğ i l d i r.
Peki tekil önermeler ne zaman ehemmiyet-i hâizdir_?
Cemal Yıldırım, Matematiksel Düşünme' de albenili bir misal sunar, şöyle ki:
Şimdi benzer, ama evrensel geçerlikten yoksun başka bir ilişkiyi alalım. Bir zamanlar, herhangi bir tamsayının kendisiyle çarpımına kendisini ve 41 eklediğimizde sonucun asal bir sayı olduğuna inanılırdı. Simgesel olarak ilişkiyi şöyle yazarız:
f(x) = x² + x + 41 = asal sayı.
f(0 ≤ x ≤ 39) asal sayıdır, fakat f(x = 40) = (40 + 1)² = 1681, ki demek ki asal değil. O hâlde eşitlik g e ç e r s i z d i r.
Buradan Goldbach hipotezinin niçin teorem statüsüne kavuşamadığı da anlaşılmaktadır, zira, n > 4*10^18 için ikiz asalı o l m a y a n bir çift sayı bulunamayacağının garantisi var mı ki_? Y o k.
N.B.: Felsefi Tümevarım' dan ' Inductio Philosophica ' Türeme Ortak Atalardan Türeme Hipotezi açısından yaşayan fosiller de ' vivus fossilibus ', buna benzerdir. Tek fark, kavramlardadır, ki formel olmayanlarda tanıt, formellerde kanıttır. Velhasılıkelam [mantıkça] bu durumun hiçbir istisnası y o k t u r.
_
Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?
Böyle olunca çelişiklik ' contradictoriae ' ilişkisi dışında diğer ilişkilere olanak kalmamakta; SaP ve SeP üst-karşıt ' contrariae ', SiP ve SoP alt-karşıt ' subcontrariae ' olmaktan çıkmakta; tümel önermeler aynı nitelikteki tikelleri içerme ' subalternae ' gücünü yitirmektedir.
Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım' da ne diyordu_?
ya tümel kavramının ya da çelişik kavramının içleminde bir değişikliğe gidilmelidir
ki demek ki, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in Karşıtlık Karesi ' translaticium contrarium quadratum ' yok olur.
Özetle, böyle bir şey olamaz ' karşıolumun doğası tekillerin asimilasyonu için b o z u l a m a z '.
_
" Klasik formülasyon " ile " İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman " daki bazı önermeler;
_ tekil olarak alınırsa, Fail ' Universalis universalium | Causa causarum | Prima Causa ' olgusaldır, ki olamaz.
_ tikel olarak alınırsa, Fail ' Universalis universalium | Causa causarum | Prima Causa ' en az birdir ' i.e., putperestlik; idololatria ', ki olamaz.
_ Ergo, zorunludur ki, Fail ' Universalis universalium | Causa causarum | Prima Causa ' tümel olarak alınmalıdır, aksi bir hâl olamaz, ee.g.
" Allah mutlak iyi ve adildir " önermesi, " Eğer bir şey Allah ise, o şey tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir, " demekten ileri geçmemekte, Allah olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?
" Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür, " önermesi, " Eğer bir şey Allah ise, o şey sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür " demekten ileri geçmemekte, Allah olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?
" Tanrı tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir, " önermesi, " Eğer bir şey Tanrı ise, o şey tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir, " demekten ileri geçmemekte, Tanrı olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?
" Tanrı neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebilir, " önermesi, " Eğer bir şey Tanrı ise, o şey neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebilir, " demekten ileri geçmemekte, Tanrı olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?
_
Farzımuhal öncül ve hüküm doğru. Bu daha da fenadır, şöyle ki:
Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:
Mantıksal geçerlik: Dedüktif çıkarım
Bir argümanda öncüller doğru ve sonuç için yeterli ise, sonucun yanlış olması olanaksızdır. O halde sonucun doğruluğunun ispatı hem tüm öncüllerin doğru olmasını, hem de öncüllerin sonucu zorunlu kılmasını gerektirir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
' Tanrı'nın var olduğu da varsayılsa var olmadığı da varsayılsa farketmez, ki ne varsayılırsa varsayılsın ', bir argümanda; öncüller doğru, sonuç yanlış olamaz ' aksi hâlde çıkarım geçersizdir ' ve sonucun doğruluğunun ispatı hem tüm öncüllerin doğru olmasını, hem de öncüllerin sonucu zorunlu kılmasını gerektirir.
" Klasik formülasyon " için kimi öncüller ne idi_?
1. Allah mutlak iyi ve adildir.
3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
" İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman " için kimi öncüller ne idi_?
1. Tanrı tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir.
3. Bu yüzden, eğer bir şeyleri iyi ya da kötü yapan şey Tanrı'nın buyrukları değil ise, akıl edebilecek en güçlü şey Tanrı değildir (çünkü bunu yapabilecek bir şeyi düşünebiliyoruz).
" Klasik formülasyon " ile " İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman " arasında fark var ise eğer, nedir ki_?
;................................................. .................................................. ..........................................
Felsefe ve Mantık Profesörü Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?
Günlük dilde akıl-yürütmeler her zaman bu örneklerde görüldüğü kadar basit değildir. Aşağıda verilen metin oldukça karmaşık bir düşünmeyi örneklemektedir:
"Evrenimizin büyük bir mühendislik zekâsı, yani Tanrı tarafından desenlenip gerçekleştirildiğini kesin matematiksel kanunlarla ispatlayabiliriz.
Bir an cebinize birden ona kadar numaraladığınız on tane yirmibeş kuruşluk madeni para koyduğunuzu ve iyice karıştırdığınızı düşünün. Şimdi bunları birer birer çekin ve her çekişinizde yerine koyup cebinizi gene iyice karıştırın. Matematiksel olarak biliyoruz ki, ilk çekilişte 1 rakamı ile işaretli paranın çıkma olasılığı 1/10'dir; 1 ve 2 rakamlı paraların art arda çıkma olasılığı 1/100; 1, 2, ve 3 rakamlı paraların aynı sıra içinde çıkma olasılığı 1/1000' dir. Birden ona kadar rakamlı paraların aynı sıra içinde çıkma olasılığı on milyarda 1 gibi inanılması güç bir dereceye düşer.
Aynı şekilde, canlı yaşamın gezegenimiz üzerinde ortaya çıkması o kadar çok koşulun bir araya gelmesine bağlıdır ki, bunun şans veya rastlantı ile oluşabileceğini söylemeye hemen hemen olanak yoktur. Dünya, ekseni etrafında 1000 mil hızla dönmektedir. Bu dönüş saatte 100 mil hızla olsaydı, gündüz ve gecelerimiz şimdikinden 10 kat daha uzun olur, gündüzleri güneş tüm bitkileri kavururken, geceleri geriye kalan her şey, soğuktan donup kalırdı. Öte yandan, yaşamın kaynağı güneşin yüzeyindeki sıcaklığın 5000 °C'den daha yüksek olduğu gözönünde tutulursa, bu 'cehennemi ateş'in dünyadan bizi yeterince ısıtacak fakat yakmayacak bir uzaklıkta olduğu görülür. Güneşten şimdiki ışınımının ancak yansını alsaydık, bir anda donmaktan, iki katı kadar alsaydık bir anda kavrulmaktan kurtulamazdık.
Dünyanın yörünge düzlemi ile ekvator arasındaki 23 derecelik açı bize mevsimlerimizi vermektedir. Eğer bu eğiklik olmasaydı, okyanuslardan yükselen buharlar güney ve kuzeyde buz kıtaları meydana getirirdi. Gene, ay dünyamıza şimdiki uzaklıkta değil de 50.000 mil uzaklıkta olsaydı okyanuslardaki gel-gitler öylesine büyük olurdu ki, tüm kıtalar günde iki kez su altında kalır, erozyon dağları bile silip götürürdü. Arzın kabuğu, çok değil, 3-4 metre daha kalın olsaydı, oksijen olmayacak, oksijensiz de yaşama olanak kalmayacaktı. Okyanuslar birkaç kadem daha derin olsaydı, havadaki karbondioksit ve oksijen tümüyle yutulacak, bitki dünyası diye bir şey olmayacaktı.
Bu ve benzer daha bir sürü örneklerden görülüyor ki, yaşamın gezegenimiz üzerinde şans veya rastlantı sonucu oluştuğuna milyarda 1 bile olanak yoktur."*
Bu uzunca metin bir tek sonucu, Tanrı'nın var olduğu sonucunu, ispatlamaya çalışmaktadır. Argümanı kısaca şöyle dile getirebiliriz:
Eğer yüce bir zekâ, Tanrı, olmasaydı, evren böyle yetkin bir düzende olmayacaktı.
Oysa evren bir düzen içindedir.
__________________________________________________ ________________
O halde, yüce bir zekâ, Tanrı, vardır.
İlerde göreceğimiz üzere örneğimizi döktüğümüz bu kalıp mantıksal yönden geçerlidir. Ancak mantıksal geçerlik, sonucu doğru kabul etmemiz için yeterli değildir; ayrıca öncüllerin doğru olması gerekir.
Modus Tollens:
İspat ' Sembolik Mantık ':
i: ~P -> ~Q ; Propositio Maior '
ii: Q .......... ; ' Adsumptio '
-------------------------------
iii: ~P ' Assumptio '
iv: ~Q ' Modus Ponens; i, iii '
v: Q /\ ~Q ' Coniunctio; ii, iv '
_______________________
P ' Conclusio <- Reductio ad absurdum '
;................................................. .................................................. ..........................................
Hüküm:
" Kendi başına bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir, çünkü Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler " önermesi, hükümsüzdür.
;................................................. .................................................. ..........................................
" Problemin klasik formülasyonu şöyle " idi, değil mi_?
1. Allah mutlak iyi ve adildir.
2. İşlenen her kabahatin cezası, kabahate ölçülü olmalıdır. (Ölçülülük İlkesi)
3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
4. O halde Cehennem adil değildir.
5. O halde Allah yoktur.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
1*. Allah Mutlak İyi ve Adildir.
2*. İşlenen her ecirin mükâfatı, ecirden aşkın olmalıdır. (Aşkınlık İlkesi)
3*. Allah, sonlu bir evrende, sonlu ecirler için sonsuz yahut çok uzun ve lezzetli bir mükâfatı (cennet) uygun görür.
4*. Cennet adildir.
5*. O hâlde Allah vardır.
Bu çıkarım bir yanılgıdır ve geçersizdir. Neden_?*
* Aşkınlık ilkesinden dolayı değil.
;................................................. .................................................. ..........................................
_
[Flavor] Anglice mualliminin kanısının aksine, problemin formülasyonu problemlidir, şöyle ki:
Problemin formülasyonundaki öncüller ' [1., 2., 3., 4.] ' doğru ise hüküm ' [5.] ' doğru değildir, ki çıkarımlar hükümsüzdür. Neden_? Zira, öncüllerden elde edilecek hüküm şudur:
5. Allah Mutlak İyi ve Adil değildir.
Kısacası problemin formülasyonundaki öncüllerden ' doğru olsalar dahi ' hükümdeki yüklem elde edilemez, bir başka deyişle Allah' ın yok olduğu çıkmaz. Ayrıca karşıt yüklemlerden de hiçbir şey elde edilemez. Neden_?
_
Klasik formülasyon ve benzeri uyduruk çıkarımların nedeni, Fail' in hiçbir Yükleminin karşıtının olmadığı kanısıdır, şöyle ki:
Geç Antik Çağ Filozofu ' philosophus antiquitatis posterioris /artis oratoriae praeceptor et fidei Christianae defensor, qui inter Patres Ecclesiae ' Lactantius, " gazap, Tanrısal Yüklemlerdendir# " önermesinin doğruluğunun tanıtlanmaya çalışıldığı, Tanrı'nın Gazabı Üzerine' de, ' De Ira Dei ' ne diyordu_?
CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus.
Non enim sic oportebat eos argumentari: Quia Deus non irascitur, ergo nec gratia commovetur; sed ita, Quia Deus gratia movetur, ergo et irascitur. Si enim certum et indubitatum fuisset, non irasci Deum, tunc ad illud alterum veniri esset necesse. Cum autem magis sit ambiguum de ira, pene manifestum de gratia; absurdum est, ex incerto certum velle subvertere, cum sit promptius, de certis incerta firmare.
5. BÖLÜM, Stoacıların Tanrı hakkındaki görüşleri; Gazabı ve lütfu üzerine.
Zira şöyle akıl yürütmemeleri gerekirdi: Tanrı gazaba gelmeye meyilli olmadığı için, lütufla harekete geçirmek de mümkün değildir; fakat şöyle ' akıl yürütmeleri gerekirdi '; Tanrı lütufla harekete geçtiği için, gazaba gelmeye de meyilli olur. Zira eğer Tanrı'nın gazaba gelmeye meyilli olmadığı kesin ve şüphe götürmez olsaydı, o zaman zorunlu olarak diğer noktaya varılırdı. Fakat Tanrı'nın gazaplı olup olmadığı daha muğlak, lütufkâr olduğuysa neredeyse apaçık olduğundan, belirsizlik yoluyla kesin olanı yıkmak istemek saçmadır; çünkü kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak daha kolaydır.
Orta Çağ Filozofu ' philosophus Medii Aevi /eş-Şeyhü'l Ekber ' İbn Arabî, aşikârdır ki, daha da katıdır.
Ş.Topuz, İbn Arabî Metafiziğinde Kötülük Problemi adlı DT' nde ne diyordu_?
İbn Arabî'ye göre Allah, kendisini, bize, cemâl ve celâl isimlerine sahip bir varlık olarak tanıtmıştır. Ona göre Allah ismi, el-Muhyi (Hayat veren), el-Mümit (Öldüren), en-Nafi (Fayda veren), ed-Dârr (Zarar veren) gibi zıt anlamlı cemâl ve celâl isimlerini kendisinde toplayan toplayıcı isimdir. Allah, kullarına, ed-Dârr ismiyle hastalık verebileceği gibi eş-Şafi ismiyle de şifa verir. Allah, kullarına el-Muhyi ismiyle hayat verebileceği gibi el-Mümit ismiyle de öldürebilir. İşte ilahî isimler arasındaki zıtlıklar ve Allah'ın mecma'ul ezdâd yani zıtların toplamı oluşu, âlemde birbirinden farklı sonuçların ortaya çıkmasının asıl sebebidir. Bu bakımdan, âlemden, kötü, zararlı olarak görülen şeylerin ortadan kalkması mümkün değildir. Dolayısıyla, âlemde, belâ-afiyet, iyi-kötü, faydalı-zararlı vb. durumların varlığı zorunludur.
İbn Arabî açısından kötülük probleminin mantıksal formuna önermelerle de şu şekilde itiraz edilebilir:
İlahî isimlerde işlevsizlik imkânsızdır.
Tanrı el-Müblî, ed-Dârr ve el-Muazzip'tir.
Âlemde belâ, zarar ve azap veren durumlar vardır.
Öyleyse Tanrı vardır.
Dolayısıyla âlemdeki acı, elem, azap vb. durumlardan hareketle Tanrı'nın yokluğu sonucuna ulaşmak İbn Arabî açısından mümkün görünmemektedir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Mukaddes Eski Yazıtlar' da ne deniliyordu_? ' Sacris Scripturis Veteribus: Enbiya, 21:23 '
Lâ yus-elu 'ammâ yef'alu vehum yus-elûn(e)
O yaptığından mes'ul olmaz onlar ise mes'uldürler
;................................................. .................................................. ..........................................
_
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?
[Philo:] Evet Cleanthes, biz bir ev görürsek, büyük bir kesinlikle bunun bir mimarı ya da yapıcısı olduğu sonucuna varırız: çünkü bu örnek tam, o çeşit nedenden ileri geldiğini deneyle gördüğümüz etki çeşididir. Fakat evrenin, aynı kesinlikle benzer bir neden çıkarsamamıza elverecek biçimde bir eve benzediğini, ya da andırışmanın burada tam ve yetkin olduğunu söylemeyeceksiniz, herhalde. Benzeşmezlik öylesine çarpıcıdır ki, burada olsa olsa en çok yeltenebileceğimiz, benzer bir nedene ilişkin bir tahmin, bir yakıştırma, bir kabuldur; bu iddianın dünyada nasıl karşılanacağını ise sizin takdirinize bırakıyorum.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
De Ira Dei, CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus & De Religione' deki önermeler, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhemdir, şöyle ki:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber II., C. I., 192b31-193a9, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
Sed non suem se ipsa quecuque suem acciis cause fiunt vtique ipsis, est igitur natura quod dictum est. Naturam aut habent quecunque huiusmodi habet principiu, et sunt hec oia subiecta. Subiectum em quoddam et in subiecto est natura semper. Scdm naturaue aut sunt: hec et quecuque his in sunt suem se. vt igni ferri sursum hoc em natura quidem non est: neque habet naturaue, sed a natura, et suem naturam est, quid quideue natura sit dictum est, et quida natura, et quid suem natura. Q aut est natura temptare demostrare ridiculum est. Manifestum em est q huiusmodi rerum sunt multa Demostrare aut manifesta per immanifesta non potentis iudicare est propter ipsum et non perpteripm cognitum. Q& aut contingit hoc pati, non immanifestum est. Syllogiset em aliquis cu natus sit cecus de coloribus.
Quare necesse est huiusmodi de nominibus habere ronem nihil aut intelligere.
kimi ise kendi içinde taşır ama 'kendi başına' değil, yani kimi nesneler ilineksel anlamda kendileri için neden olabilir. Demek ki doğa işte bu söylediğimiz. Bu tür bir ilke taşıyan her nesnenin bir doğası var. Bunların hepsi de birer töz. Çünkü hepsi bir taşıyıcıdır, doğa da her zaman bir taşıyıcı içinde bulunur. Hem bunlar 'doğaya göre' olan nesnelerdir hem de bunlarda 'kendi başına' bulunan özellikler: sözgelişi alev için yükselmek; nitekim alevin yükselmesi bir doğa değil, bir doğası da yok ama 'doğa gereği', 'doğaya göre'. Demek ki doğa ne, 'doğa gereği', 'doğaya göre' olan ne, bunu söyledik. Doğanın varolduğunu kanıtlamaya çalışmak gülünç bir şey, çünkü bu tür varolan pek çok nesne var, bu açık. Açık olmayan şeyler aracılığıyla açık şeyleri kanıtlamak ise kendisi aracılığıyla bilinir olanla kendisi aracılığıyla bilinir olmayanı birbirinden ayıramayan birinin işi (bunun olası olması görülmeyecek bir şey değil: nitekim doğuştan kör biri renkler üzerine uslamlama yapabilir).
Dolayısıyla şu zorunlu: böyle kişiler sözcükler, adlar üzerine konuşurlar ama hiçbir şey kavramazlar.
;................................................. .................................................. ..........................................
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in I. Analitikler' de ' Analytica Priora ' inceleyerek her bir kip için tek tek ispatladığı modal mantıktaki kipli kıyaslar ' syllogismorum modalium in logica modali ' ile ilişkilidir, ki hâlihazırda dahi tam olarak çözülememiştir, tartışmalı ve de çok karışık bir mevzudur, ki hâliyle bununla uğraşmak da ziyadesiyle müşküldür. Her neyse.
I. Analitikler' de, kıyas şekilleri ' figurae syllogismorum ' ve kipler ' zorunlu -necesse-, [olumsal | mümkün] -[contingens | possibile]-, [kipsiz, yalın,...] -immodalitas- ' üçtür ve modları da ön dörttür. ' Birinci şeklin dolaylı formu dördüncü şekilden ve modlarından bahsedilmez, zaten bu şekil, gayritabiidir ve kavranması da güçtür. '
Modlar:
Barbara, Celarent, Darii, Ferio. ' I. Şekil '
Baroco, Camestres, Cesare, Festino. ' II. Şekil '
Darapti, Datisi, Disamis, Felapton, Ferison, Bocardo. ' III. Şekil '
_ Öncüller zorunlu ise:
Her şekil ' I., III., III. ' ve mod için sonuç, zorunludur.
_ Öncüller [mümkün | olumsal] ise:
I. Şekil:
Her mod için sonuç, [mümkündür | olumsaldır].
II. Şekil:
Hiçbir mod sonuç vermez.
III. Şekil:
Her mod için sonuç, [mümkündür | olumsaldır]. ' Bocardo hariç.* '
* ' Nedendir bilinmez ' I. Analitikler' de Bocardo zikredilmez.
_ Öncüllerden biri zorunlu, diğeri [mümkün | olumsal] ise:
Her şekil ' I., III., III. ' ve mod için sonuç, ya [mümkün | olumsal] ya da hem [mümkün | olumsal] hem de yalın olur.
Hem [mümkün | olumsal] hem de yalın, şu şart ve modlarda olur:
I. Şekil: Büyük öncül zorunlu ise, Celarent & Ferio' da.
II. Şekil: Her mod için sonuç, hem [mümkün | olumsal] hem de yalındır.
III. Şekil: Büyük öncül zorunlu ise, Bocardo, Felapton, Ferison.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
[Salt] Metafizik Felsefe' de, bu ve benzeri önermeler [mutlak] zorunlu veya imkânsızdır, meselâ, skolastik felsefenin ' philosophiae scholasticae ' eski üstadları ne diyordu_?
De propositionibus compositis ex parte formae (copulae) sive de propositionibus modalibus.
Propositio modalis ea est, in qua non solum pronuntiatur praedicatum subiecto convenire vel non convenire, sed etiam enuntiatur modus quo convenit vel non convenit.
Modi autem, secundum quos attributum subiecto inesse vel ab eo abesse potest, quattuor enumerantur, scilicet: necessarium, impossibile, contingens, possibile.
Possibile est, quod potest esse: Petrum esse philosophum.
Contingens est, quod potest esse et potest non esse, ut Petrum esse aegrotum.
Impossibile est, quod non potest esse, ut Deum esse crudelem.
Necessarium est, quod non potest non esse, ut Deum esse iustum.
Hinc quattuor distingui possunt propositionum modalium species, nimirum: necessaria, impossibilis, contingens, possibilis.
Formel kısım (bağ) üzerine kurulu önermeler veya modal önermeleri üzerine.
Modal önerme, yüklemin özneyle uyumlu olup olmadığını belirtmenin yanı sıra, uyumlu olup olmamasının biçimini de belirten bir önermedir.
Şimdi, bir niteliğin öznede bulunup bulunmamasına göre dört kip sıralanır: zorunlu, imkansız, rastlantısal, mümkün.
Mümkün olan, olabilecek şeydir: Peter'ın filozof olması.
Olumsal olan, olabilecek ve olamayabilecek şeydir: Peter'ın hasta olması gibi.
İmkânsız olan, olamayacak şeydir: Tanrı'nın zalim olması gibi.
Zorunlu olan, olamayacak olamaz şeydir: Tanrı'nın adil olması gibi.
Bu nedenle, dört tür modal önerme ayırt edilebilir: zorunlu, imkansız, rastlantısal, mümkün.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Ergo, iii. ' Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir ' hükmü, imkânsızdır.*
* Orta Çağ Filozofları' na ' Mütekaddimûn /philosophi priores /philosophi Medii Aevi ' göre, imtina, i.e. Özü dış varlığında yokluğunu gerektirme zorunluluğu '
Ayrıca bu çıkarım, ' sanılanın aksine ' zayıf değildir, bilakis çok güçlüdür, zira aşikârdır ki, kategoriler farklıdır, i.e. Fail ile fâni arasında ölçülülük ilkesi üzerinden bir ortak anlam ' illet ' bulunamaz, ki demek ki bir analoji kurulamaz. Zaten Fail, nerede kaldı ki ölçülülük ilkesi, zamana ve mekâna bile bağlı değildir, elhasıl hiçbir ilkeye bağlı değildir, şöyle ki:
Fail ekseriya her şeye gücü yeten ' kâdir ', her şeyi bilen, her yerde olan, her şeyi seven ' mutlak iyi, sonsuz rahmet sahibi ', sonsuz ' ebedî, namütenahi ' ve metafiziki zorunlu olarak tasavvur edilir. " Deus plerumque concipitur omnipotens, omnisciens, omnipraesens, omnibenevolens, aeternus, et metaphysice necessarius. "
Bu tanımda, herhangi bir ölçülülük ilkesi ' ne çok fazla ne çok az olma durumu, orta olma durumu ilkesi ' diye bir şey var mı_?
Öyleyse ' ki öyle ' ölçülülük ilkesi, i.e. 2. öncül:
_ Ya tutarsızdır, ki demek ki imkânsızdır.#
# Orta Çağ Skolastik Filozofu ' philosophus Scholasticus Medii Aevi ' Ioannes Duns Scotus' a göre, bir önerme tutarsız ise, imkânsızdır.
_ Ya da zorunlu doğru olamaz, ki nerede kaldı ki [Salt] Metafizik Felsefe, Materyalist Felsefede bile olumsal doğrudur, şöyle ki:
[Modal] Mantık' taki Peiorem Kuralı ' Peiorem Regulam in Logica [Modali] ' ne idi_? Sonuç, daima daha zayıf öncülü izler. " Peiorem semper sequitur conclusio partem. "
Bu kurala göre, [nicelik, nitelik, kiplik] açısından [tikel tümelden, olumsuz olumludan, [mümkün | olumsal] yalından & yalın zorunluluktan] daha zayıftır, i.e., bir kıyasta, [tikel & tümel veya olumsuz & olumlu veya [mümkün | olumsal] & yalın veya yalın & zorunlu] öncüllerden [tümel veya olumlu veya yalın veya zorunlu] sonuç çıkmaz.
Hüküm:
[Mümkündür ki | Olumsaldır ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması mümkündür veya Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olmaması da mümkündür olması da.
Ne var ki [Salt] Metafizik Felsefe' de, bu ve benzeri önermeler [mutlak] zorunlu veya imkânsızdır, lakin Hüküm mümkün veya olumsaldır, ki demek ki Hüküm hükümsüzdür, ki:
[Salt] Metafizik Felsefe' de Hüküm:
[Zorunludur ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması zorunludur.
;................................................. .................................................. ..........................................
_ [Salt] Metafizik Felsefe' nin bu ve benzeri g e ç e r l i çıkarımlarına ölçülülük ilkesi denilen şeyin, ' i.e., sözde öncülün ' doğru olduğu ileri sürülerek itiraz edilebilir mi ki_? Y o k. Peki neden_?
Bu ölçülülük ilkesi kelimenin tam manasıyla fasa fisodur, zira zihinleri bulandırmak için kasten sokuşturulmuştur, şöyle ki:
[Metafiziksel | Fiziksel] şartlı önermeler, kategorik önermelerin bir formudur, et vice versa. Gereksiz yere şişirilmiş kıyas sadeleştirildiğinde, ' i.e., ölçülülük ilkesi denilen şey, süprüntülüğü boyladığında ' g e ç e r l i mantıksal form şudur:
Modus Tollens:
i. Allah, Mutlak İyi ve Adil ise, Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür değildir.
ii. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
iii. Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir.
j. Allah, Mutlak İyi ve Adil değil ise, Allah, sonlu bir evrende, sonlu ecirler için sonsuz yahut çok uzun ve lezzetli bir mükâfatı (cennet) uygun görür değildir.
jj. Allah, sonlu bir evrende, sonlu ecirler için sonsuz yahut çok uzun ve lezzetli bir mükâfatı (cennet) uygun görür.
jjj. Allah, Mutlak İyi ve Adildir.
Ne o_? " Aleyhindeki çok güçlü bir kanıt " aleyhindeki çok güçlü bir kanıt değil mi yoksa_? : )
iii. ve jjj. hükümlerinden ' ki yüklemleri, yok ya da var yüklemleriyle özdeş olmadıklarından ' Allah Yoktur ya da Allah Vardır hükümleri çıkartılamaz, şöyle ki:
Cehennem, iyi ve adil değildir.
O hâlde cehennem yoktur.
Cennet, iyi ve adildir.
O hâlde cennet vardır.
Bu ve benzeri argümanlar, sözde lojiktir, ki özde psikolojiktir, " cehennemin iyi ve adil olduğunu düşünmüyorum, öyleyse cehennem yoktur " veya " cennetin iyi ve adil olduğunu düşünüyorum, öyleyse cennet vardır " demekten hiçbir farkı yoktur.
Metafizik Felsefede, Varlık, her şeye yüklenilen en üstün tümeldir ' esse est universalissimum ', ki demek ki hüküm, öncülleri aşmıştır, ki aşamaz, ki çelişki.
Materyalist Felsefede, Varlık, nesnenin değil, kavramın yüklemidir, ki aksi hâlde bir şeyin var olmadığı söylenemez, zira var olmadığı söylenilene gönderme yapıldığından var olmayanın var olduğunun tasdik edilmesi zorunludur, ki çelişki.
[Salt] Metafizik:
Öncüller, ya zorunlu veya [mümkün | olumsal] veyahut zorunlu ya da imkânsızdır.
Öncüller farksızdır, ki [Salt] Metafizik' tir, ki demek ki biri zorunlu, diğeri [mümkün | olumsal] olamaz.
Öncüller farksızdır, ki [Salt] Metafizik' tir, ki demek ki öncüller zorunludur, ki demek oluyor ki, her şekil ve modda hüküm zorunludur ve zorunlu bir hüküm daima doğru bir hükümdür.
Ne var ki, iii. & jjj. çelişiktir, ki demek ki biri doğru değil ise, diğeri doğrudur.
Küçük öncüller ' ii. ve jj. ' zorunlu doğrudur, ki inkâr edilemez.
Hükümlerden ilki ' ii. ' imkânsızdır, diğeri ' jj. ' zorunlu doğrudur, ki inkâr edilemez.
Bu durumda önermelerin doğruluk değerleri şu şekildedir:
i. (P -> ~Q) : (T[rue] | F[alse])
ii. Q : T[rue]
___________________________
iii. ~P : F[alse]
i. T[rue] ise, argüman geçersizdir, zira bir çıkarımda, öncüller doğru, sonuç yanlış olamaz.*
i. F[alse] ise, argüman geçerlidir, lakin sonucun doğru olduğu ispatlanamaz.#
* Ancak ve ancak bir argüman geçerli, hükmü de yanlış ise, öncüllerden en az biri yanlış demektir. İlk argümanın öncüllerinden en az biri[nin] yanlış [olması zorunludur]. Demek ki argüman geçersizdir.
(V[alida] /\ ~C[onclusio]) <-> ~P[raemissae], ~P[raemissae] :. ~V[alida]
# Sonucun doğru olarak ispatlanması hem argümanın geçerli olmasını hem de öncüllerin doğru olmasını gerektirir.
j. (~P -> ~Q) : (T[rue] | F[alse])
jj. Q : T[rue]
___________________________
jjj. P : T[rue]
j. T[rue] ise, argüman geçerlidir ve sonucun doğru olduğu ispatlanır.
j. F[alse] ise, argüman geçerlidir, lakin sonucun doğru olduğu ispatlanamaz.
Peki doğru olma ihtimali daha fazla olan argüman hangisidir_? Ne o_? Yoksa, ilki mi_? : )
Ayrıca Mantık' ta olumlu kavram yahut tanım veyahut hüküm, olumsuz kavram yahut tanım veyahut hükümden daha değerlidir.
Zaten Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, Klasik Mantığa Giriş adlı eserinde ne diyordu_?
Tanımda, izah ve olumlu bir şekilde hükme bağlama (icab) gibi iki önemli işlem yapılır.* Tanımla, bir terimin içleminde bulunan esaslı karakterlerin belirtilmesi hedeflenir. Çünkü kaplam saymakla bitmez.
* İzmirli, Felsefe Dersleri, s. 101. İyi bir tanımın tümel ve olumlu olması gerekir. Örneğin "kaplan, büyük bir kedi değildir" tanımı doğru ve uygun bir tanım değildir.
Meselâ, [Mutlak] İyi ve Adil değil ise nedir_?#
[Âdeta] İyi ve Adil mi_? [Takriben] İyi ve Adil mi_? [Şöyle Böyle] İyi ve Adil mi_? [Az] İyi ve Adil mi_? [Çok Az] İyi ve Adil mi_?
Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir = [' Allah, Mutlak İyidir ' ve ' Allah, Mutlak Adildir '] d e ğ i l [d i r]. ' ~(Qi /\ Qj) ' #
# Mantık' ta Sheffer stroke, NAND ' N[ot]AND '.
NAND' ın her iki bileşeni de aynı anda doğru ise y a n l ı ş t ı r, diğer durumlarda d o ğ r u d u r.
Cehennem Problemi: Allah'ın Adaletinin Sınırları' nda ne deniliyordu_? ' Öncül Analitik Felsefe '
Cehennem Problemi, din felsefesi literatüründe "mutlak iyi bir varlık" ile "cehennem" gibi sonsuz bir kötülük kaynağının varlığı arasındaki çelişkiye dikkat çeken bir problemdir.
_ Allah, Mutlak İyidir doğru ise ' i.e. NAND' ın ilk bileşeni doğru ise ':
Çelişki y o k o l u r.
_ Allah, Mutlak Adildir doğru ise ' i.e. NAND' ın diğer bileşeni doğru ise ':
" 4. O halde Cehennem adil değildir " hükmü y o k o l u r.
Materyalist Felsefe:
O hâlde, öncüller [mümkün | olumsal]' dır, ki hüküm ya [mümkündür | olumsaldır] ya da hükümsüzdür.
Hüküm:
[Mümkündür ki | Olumsaldır ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması mümkündür veya Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olmaması da mümkündür olması da.
;................................................. .................................................. ..........................................
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber II., C. I., 193a3-6, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
Manifestum em est q huiusmodi rerum sunt multa Demostrare aut manifesta per immanifesta non potentis iudicare est propter ipsum et non perpteripm cognitum.
çünkü bu tür varolan pek çok nesne var, bu açık. Açık olmayan şeyler aracılığıyla açık şeyleri kanıtlamak ise kendisi aracılığıyla bilinir olanla kendisi aracılığıyla bilinir olmayanı birbirinden ayıramayan birinin işi
Geç Antik Çağ Filozofu ' philosophus antiquitatis posterioris /artis oratoriae praeceptor et fidei Christianae defensor, qui inter Patres Ecclesiae ' Lactantius, " gazap, Tanrısal Yüklemlerdendir# " önermesinin doğruluğunun tanıtlanmaya çalışıldığı, Tanrı'nın Gazabı Üzerine' de, ' De Ira Dei, CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus ' ne diyordu_?
Cum autem magis sit ambiguum de ira, pene manifestum de gratia; absurdum est, ex incerto certum velle subvertere, cum sit promptius, de certis incerta firmare.
Fakat Tanrı'nın gazaplı olup olmadığı daha muğlak, lütufkâr olduğuysa neredeyse apaçık olduğundan, belirsizlik yoluyla kesin olanı yıkmak istemek saçmadır; çünkü kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak daha kolaydır.
Eğer yüce bir zekâ, Tanrı, olmasaydı, evren böyle yetkin bir düzende olmayacaktı.
Oysa evren bir düzen içindedir.
__________________________________________________ ________________
O halde, yüce bir zekâ, Tanrı, vardır.
Allah, Mutlak İyi ve Adil ise, Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür değildir.
Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir.
Çıkarımlardan hangisi " [neredeyse apaçık] kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak ", hangisi " açık olmayan şeyler aracılığıyla açık [olmayan] şeyleri kanıtlamak "_? : )
Anlaşılamadı mı ki_? Tamam, öyle olsun.
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, ilk argümandaki küçük öncülü ' adsumptio ' inkâr eder, şöyle ki:
Evrende hem düzen hem de düzensizlik vardır, ki çelişki. ' Q /\ ~Q '
Sonucun doğru olarak ispatlanması hem argümanın geçerli olmasını hem de öncüllerin doğru olmasını gerektirir.
Argüman geçerlidir, lakin çelişkiden dolayı sonucun doğru olduğu ispatlanamaz ' bu hâl sonucun yanlış olduğu anlamına gelmez '
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?
There may four hypotheses be framed concerning the first causes of the universe: that they are endowed with perfect goodness; that they have perfect malice; that they are opposite, and have both goodness and malice; that they have neither goodness nor malice. Mixed phenomena can never prove the two former unmixed principles; and the uniformity and steadiness of general laws seem to oppose the third. The fourth, therefore, seems by far the most probable.
Evrenin ilk nedenleri üstüne şöyle dört tane varsayım konulabilir: bu nedenler, 1) tam bir iyilikle donatılmışlardır, 2) tam bir kötü niyetle donatılmışlardır, 3) hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedirler, 4) ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır. Olguların karışık nitelikte olması, ilk iki katışıksız ilkeyi hiçbir zaman kanıtlayamaz. Genel yasaların tekbiçimlilik ve sürekliliği de üçüncüye karşı görünmektedir. Öyleyse, açık farkla en büyük olasılık taşıyan, dördüncüsü gibi duruyor.
Mademki öyle, şu önermenin de " açık farkla en büyük olasılık taşıyan " olması lazımdır ' değil ise de neden_? '
Evrende ne düzen ne de düzensizlik vardır.
Ne var ki evrende ya hem düzen hem de düzensizlik vardır ya da ne düzen ne de düzensizlik vardır önermesi y a n l ı ş t ı r. : )
Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?
Nothing is demonstrable, unless the contrary implies a contradiction. Nothing, that is distinctly conceivable, implies a contradiction. Whatever we conceive as existent, we can also conceive as non-existent. There is no being, therefore, whose non-existence implies a contradiction.
Karşıtı bir çelişki içermedikçe hiçbir şey belitlenemez. Seçiklikle düşünülebilen şeylerin hiçbiri bir çelişki içermez. Neyin varolduğunu düşünebilirsek, onun varolmadığını da düşünebiliriz. Onun içindir ki, varolmayışı bir çelişki içeren hiçbir varlık yoktur.
Bu m e ş h u r önermeler m ü l h e m d i r, zira skolastik felsefenin ' philosophiae scholasticae ' eski üstadları ne diyordu_? : )
Sic e. g. ostendi potest propositionem contradictoriam nulla niti ratione et proinde refelli posse vi principii: Quod gratis asseritur, gratis negatur. Ex quo legitime inferri poterit propositionem probandam non necessario esse falsam vel posse esse veram, vel saltem ab adversario non everti. Quae quidem argumentatio dicitur demonstratio negativa.
Meselâ, karşıt bir önermenin hiçbir gerekçeye dayanmadığı ve bu nedenle "[sebepsizce | gereksizce | haksızca | özgürce] ileri sürülen şey, [sebepsizce | gereksizce | haksızca | özgürce] reddedilir" ilkesi gereğince çürütülebileceği gösterilebilir. Buradan ispatlanacak önermenin mutlaka yanlış olmadığı veya doğru olabileceği veyahut en azından karşı tarafça çürütülemeyeceği meşru bir şekilde çıkarılabilir. Bu argümantasyona olumsuzdan ispat denir.
Sic etiam ostendi potest ex contradictoria propositionis probandae sequi aliquid absurdi, ipsam proinde esse falsam, ut deinde vi principii: Ex falsitate unius contradictionis sequitur veritas alterius, concludatur propositionem probandam esse veram: demonstratio per absurdum.
Ayrıca, ispatlanacak önermenin karşıt önermesinden saçma bir şeyin çıktığı ve bu nedenle yanlış olduğu gösterilebilir; böylece "bir çelişkinin yanlışlığından diğerinin doğruluğu çıkar" ilkesi gereğince, ispatlanacak önermenin doğru olduğu sonucuna varılır; [Bu argümantasyona] saçmalıktan ispat [denir].
Ayrıca, hayat-i önemi haizdirler, ki ' mevzubahis argümanlar için de ' kastedilen şudur:
Kategorik Önerme için:
Meselâ, Allah' ın [Mutlak İyi ve Adil | Var] olmadığı cehennemden çıkarsa, cennetten de Allah' ın [Mutlak İyi ve Adil | Var] olduğu ortaya çıkar.
(~P -> ~Q) -> (Q -> P) ' Tautologia '
Modal Önerme için:
N.B.: []: Zorunlu, <>: Mümkün, O: Olumsal
Meselâ, [Mümkündür ki | Olumsaldır ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması mümkündür veya Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olmaması da mümkündür olması da ' ki bu önerme[ler] çelişki içermez. '
_
Türkiye' de sembolik mantığın duayenlerinden Prof. Dr. Teo Grünberg, Sembolik Mantık El Kitabı C2' de ne diyordu_?
Kiplik Önermelerinin Yorumlanması
İmdi herhangi bir yorumlama verildiğinde, []P ile <>P'nın doğruluk değeri P'nın doğruluk değerine bağlıdır. Ancak bağıntı oldukça karmaşıktır.
Bir önermenin (mutlak) doğruluk değeri, önermelerin gerçek dünyadaki doğruluk değeri demektir.
Gerçek dünya mümkün dünyalardan biri sayılır.
Filhakika karmaşıktır. Bu yüzden de ' sayfalar dolusu ' kuramsal açıklamaları tarafımızca sadeleştirilerek sunulacaktır.
Kendisinin P için seçtiği örnek şudur:
1. Kar beyazdır
2. Kar beyazdır veya kar beyaz değildir ' ki totoloji, i.e. T[rue] '
3. Kar beyaz değildir.
4. Kar beyazdır ve kar beyaz değildir. ' ki çelişki, i.e. F[alse] '
P; yanlış ise []P yanlış, doğru ise <>P doğrudur.
P; totoloji ise P & []P & <>P doğrudur, çelişki ise P & []P & <>P yanlıştır.
Bu önerme çifti, modal doğruluk çizelgesi kurmak için yeterlidir, şöyle ki:
P .... ~P .... []P ... <>P .... []~P .... <>~P ... OP ... ~OP
T ...... F ....... F ........ T ......... F ........... T ...... T ........ F
T ...... F ....... T ........ T ......... F ........... F ...... F ........ T
F ...... T ....... F ........ T ......... F ........... T ...... T ........ F
F ...... T ....... F ......... F ........ T ........... T ...... F ........ T
[<> | O] P ' [Mümkündür ki | Olumsaldır ki] P '; ne totolojidir ne de çelişki, ki ne doğrudur ne de yanlış, ki demek ki [mümkün | olumsal] önerme[ler] çelişki içermez.
N.B.: Enteresandır ki, olumsal olmayan ' i.e., zorunlu belirli ' önermeler de çelişki içermez.
;................................................. .................................................. ..........................................
Peki Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, ikinci argümandaki hangi öncülü inkâr etmez_? : )
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
[Flavor] Anglice muallimi, ' ESEB destekli ' bir platforma da üyedir, ki öyleyse ' ki öyle ' Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ni ' Descendentiae de Antecessoribus Communibus Hypotheticis ' inkâr etmemektedir, değil mi_?
' ESEB destekli ' bir platformun temsilcisi ne diyordu_?
İnsan maymundan evrimleşmiştir
Türkçedeki "maymun" kelimesi, taksonominin anadili olan Latincedeki "Simiiformes" (Türkçe: Simiyen) taksonomik infratakımı ile eşanlamlıdır. Primatlar altında olup da, "ön maymunlar" adı verilen grup içerisinde bulunmayan her hayvan türü maymundur. İnsan da bir maymun türüdür. İnsanın kuzenleri ve ataları da maymun türleridir. Dolayısıyla evrim savunucularının sıklıkla tekrar ettiği "İnsan maymundan gelmez, maymunla ortak ataları paylaşırlar." şiarı, hatalı bir yumuşatma ve kaçıştır. İnsan hiçbir modern maymun türünden (örneğin şempanze) evrimleşmemiştir. Ancak insan, maymundur (tıpkı "memeli", "hayvan", "primat" olduğu gibi). Dahası insan maymun türlerinden evrimleşmiştir. Çünkü evrimsel süreçteki tüm atalarımız da halk arasında "maymunlar" olarak isimlendirilen Simiiformes infratakımı altında bulunan canlılardı! Bu, "İnsanlar bir memelidir ve memelilerden evrimleşmiştir" demekten tamamen farksızdır ve eşit derecede doğrudur. Buna alışmak gerekmektedir.
Maymun Meselesi: Maymun Nedir? İnsan Maymun mudur? Maymunlardan mı Gelir?
İnsan türü olarak, kendimizi diğer hayvanlardan ve maymunlardan dışlamaya çalışmanın anlamı yok. İnsan türü, yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre bir primattır, bir "maymun" türüdür ve daha spesifik olarak bir İnsansı Maymun'dur. Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. Böylece insanın maymunlardan gelmediği, diğer maymunlarla ortak atası bulunduğu ve kendisinin de zaten bir maymun türü olduğu daha net anlaşılabilecektir.
İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?
Unutmayalım ki insanın herhangi bir ek özelliği bulunmamaktadır. İnsan da, belirli bir süredir doğada bulunan bir hayvan türüdür. Sadece yaşadığı bölgenin özellikleri ve şartları sayesinde bu kombinasyon bir araya gelip, zekanın evrimine yol açmıştır. Hiçbir canlı zeka evrimleştireyim diye kendisini zorlamaz. Zekanın abartılmış versiyonlarını aklımızdan atar ve bilimsel tanımıyla olaya yaklaşırsak, bu kadar büyütülecek bir durum olmadığı, sıradan bir hayvan özelliği olduğu, sadece insanda, saydığımız şartlar altında daha ileri gittiği görülebilecektir. Ancak bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değildir. Sonuçta hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır ve evrimleşmiştir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Materyalist felsefenin bir alt dalı olan bu felsefede ' theoria descendentiae seu evolutionis specierum ', olmaz olmaz deme olmaz olmaz derler ya, işte o misal, olmayacak hiçbir şey yoktur ve zihin üzerindeki etkisi öyle göz kamaştırıcıdır ki, inanılamaz. Her ne kadar mevzubahis olmasa da, bir misal sunmadan da geçmek istemiyoruz açıkçası.
' ESEB destekli ' bir platform ne diyordu_?
Hatalı İsimlendirilmiş ve Yanlış Bilinen Hayvanlar: Kral Kobra, Gerçekten Kobra mıdır?
Gerçek kobralar Naja cinsinin üyeleridir. Kral kobra ise Ophiophagus cinsindendir. Filogenetik, anatomik ve ekolojik farklarından dolayı "kobra" üyesi değildir. Kral kobraları kobralardan ayıran özelliklerden bazıları şunlardır; örneğin kral kobranın büyük kafa pulları 11 tane iken, gerçek kobraların 9 tanedir. Kral kobraların boyunları daha dar, gerçek kobraların ise daha geniş. Ayrıca kral kobralar genelde diğer yılanlar ile beslenir. Günümüzde 28 gerçek kobra türü bulunur ve kral kobra onlardan birisi değildir.
Benzer şekilde, dağ keçisi de, gerçek keçilerin yer aldığı Capra cinsine ait bir hayvan değildir. Oreamnos americanus türünün halk arasındaki adıdır.
Katil balina, balina değildir. Balinalar (Catecea) takımının, dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı dahilindeki yunusgiller (Delphinidae) familyasında sınıflandırılırlar. Orcinus orca türü, filogenetik ve ekolojik açıdan gerçek balina olarak görülmez. Kendisi yunusgiller ailesinin en iri üyesidir. İsminin aksine katil de değildirler. Doğal ortamlarında insana saldırdıkları ile ilgili herhangi bir rapor yoktur. Sadece parklarda esir tutulanlar saldırganlaşabiliyor doğal olarak. Zira onlar da birer memeli.
Yeleli Kurt: Kurt değildir.
Balina ............................. Katil Balina
Ordo: Cetacea ............... Cetacea
Subordo: Odontoceti ..... Odontoceti
..................................................
Familia: Delphinidae ....... Delphinidae
..................................................
Genus: Delphinus ........... Orcinus
Species: D. delphis ........ O. orca
Kurt ................................ Yeleli Kurt
Ordo: Carnivora ............. Carnivora
Subordo: Caniformia ...... Caniformia
..................................................
Familia: Canidae ............. Canidae
..................................................
Genus: Canis ................. Chrysocyon
Species: C. lupus .......... C. brachyurus
Keçi ................................ Dağ Keçisi
Ordo: Artiodactyla ......... Artiodactyla
Subordo: Ruminantia ..... Ruminantia
Infraordo: Pecora .......... Pecora
..................................................
Familia: Bovidae ............. Bovidae
..................................................
Genus: Capra ................. Oreamnos
Species: C. hircus ......... O. americanus
Kobra .............................. Kral Kobra
Ordo: Squamata ............ Squamata
Subordo: Serpentes ...... Serpentes
Infraordo: Alethinophidia Alethinophidia
..................................................
Familia: Elapidae ............ Elapidae
..................................................
Genus: Naja ................... Ophiophagus
Species: N. naja ............ O. hannah
Maymun ' Şempanze ' .... İnsan
Ordo: Primates ............... Primates
Subordo: Haplorhini ........ Haplorhini
Infraordo: Simiiformes .... Simiiformes
..................................................
Familia: Hominidae ......... Hominidae
..................................................
Genus: Pan .................... Homo
Species: P. troglodytes . H. sapiens
Taksonomik kategorilerde ' categoriae taxinomicae zoologicae et botanicae ' âlemden türe ' a regno ad speciem ' benzerlik ve ortak özellik artar, et vice versa.
Öyleyse, ' ki öyle ' bu kategorilerde herhangi bir fark var ise eğer, nedir ki_? Akıl var, izan var değil mi_?
Ne yani_? Kaplan, aslan, çita, puma, panter, leopar, jaguar, serval, vaşak, oselot ve kedi, her nasılsa kedi olmasına kedilerdir de, kedigillerdendir de ' Familia: Felidae ', onlar mı farklıdır_?
Tamam, farklı olsunlar, bir şey demiyoruz. Mademki öyle, o zaman n i ç i n insan, illaki maymun ki_? ' i.e., farksız ki '_?
Ne var ki onlarda devasa bir fark yine de vardır işte. Nasıl olur_? Şöyle ki:
Kobra & kral kobra ikilisinde, ilkinin boynu geniş ve kafa pulları 9 diğerinin boynu dar ve kafa pulları 11.
Keçi & dağ keçisi ikilisinde, ilki Capra cinsine diğeri Oreamnos cinsine ait.
Balina & katil balina ikilisinde, ilki Delphinidae ailesine ait diğeri Delphinidae ailesinin iri mi iri üyesi.
Maymun ' şempanze ' ve insan hakkında da benzer şeyler söylenemez mi ki_?
Maymun ' şempanze ' ve insan ikilisinde, ilkinin kafatası hacmi çok küçük ' microcephalus ' ve kromozom sayısı 48, diğerinin kafatası hacmi çok büyük ve kromozom sayısı 46, ilkinde zihin kuramı namevcut ' deest theoria mente in simiis ' diğerinde değil, ilki dilsiz ' alalus ' diğeri değil, ilki içgüdülü ' instinctivus ' diğeri değil, ilki ağaççıl ' arborealismus ' diğeri değil, ilki dört ayaklı ' quadrupedalismus ' diğeri değil,...
Maymun ' şempanze ' ve insan ikilisinde, ilki Pan cinsine diğeri Homo cinsine ait.
Maymun ' şempanze ' ve insan ikilisinde, ilki Hominidae ailesine ait diğeri Hominidae ailesinin kıllı mı kıllı ' chaetiferous ' üyesi.
Buna rağmen, her nedense, onlar arasında devasa fark var olmasına vardır da, maymun ' şempanze ' ile insan arasında hiçbir fark yoktur, ki demek ki ya identiktirler yahut denktirler veyahut eşittirler, zira, " yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre " insan; ya mutlak maymundur yahut muhakkak maymundur veyahut illaki maymundur, değil mi_? : )
İnsan türü, yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre bir primattır, bir "maymun" türüdür, değil mi_? Neden_?
Ordo: Primates ' Primatlar ' & Infraordo: Simiiformes ' Maymunbiçimliler ' kategorilerinin farksızlığından dolayı, doğru mu_?
Tamam da, anladık da, diğerlerinde, nerede kaldı ki Ordo & Infraordo, Familia dahi farksız değil mi_?
Sözün özü, şu gülünç ibareden " i.e., yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiden " ve maval " i.e., filogenetik, anatomik ve ekolojik " farklardan ne felsefi ne de mantıkça bir şey çıkar, özün sözü hiçbir şey çıkmaz, tamam mı_?
Ayrıca, felsefenin esaslı önermelerine göre, şu önermeniz de y a n l ı ş t ı r.
[Zekâ] " bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değildir. "
Neden_?
Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ne göre, Y ve Z türleri ne Y ne de Z türünden bir ortak atadan türemiştir.
Benzer şeylerin en eski türlere dek ' X, W, . . ., J, I, . . ., B, A ' geçerli olduğunu belirtmeye gerek yok herhâlde, değil mi_?
Meselâ, P. troglodytes ' şempanze ' ve H. sapiens ' insan ', ne P. troglodytes ne de H. sapiens bir ortak atadan türemiştir, etc.
Ordo: Primates kategorisinin son ortak atası 55 ila 80 milyon yıl önce yaşamıştır, ki demek ki bu kategorideki türler ibadullahtır.
Bu kategori ve alt kategorilerdeki insan dahil tüm türlerin atası o r t a k olduğuna ve de " bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik " olmadığına göre, insandan başka hiçbir canlı n i ç i n zekâ evrimleştiremedi_?
Ek olarak, felsefenin hipotezleriyle bağdaştırılabilmesi uğraşından mütevellit [üstünkörü] hükmünüz de y a n l ı ş t ı r.
[Zekâ] " Sonuçta hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır ve evrimleşmiştir. "
Neden_?
Zekâ, " bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değil " ve " sıradan bir hayvan özelliği " idi, değil mi_? Mademki öyle, nasıl bir " katkı " sağlamış olabilir ki_?
Zekâ evrimleşmiştir ki, hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır hükmü doğruysa, hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamamıştır ki, zekâ evrimleşmemiştir hükmü de doğrudur.
(P -> Q) -> (~Q -> ~P) ' Tautologia, ki [özde] denktirler, ki contrapositivus '
Zekâ, insandan başka hiçbir canlıda yoktur ya da felsefenin tabiriyle insandan başka hiçbir canlıda evrimleşmemiştir.
Ne var ki felsefeye göre, insandan başka her canlı, " her ne kadar katkı olmasa da ' bir şekilde, üstüne üstlük hemen her zaman insandan çok daha iyi bir şekilde, hayatta kalmış ve üremiş ve evrimleşmiştir.
Meselâ, üç milyar yıl eskilere dek uzanan bakteri ve virüsler, üstelik de zekânın hiçbir katkısı olmamasına rağmen, birkaç milyon yıllık insanlardan çok daha etkili bir şekilde hayatta kalırlar ve çok hızlı ürerler ve evrimleşirler, değil mi_?
Öyleyse de " katkı " etkisiz elemandır, ki değilse ' i.e., hükmünüz doğru ise ', zekânın evrimi katiyen a ç ı k l a n a m a z.
Kısacası zekânın hayatta kalmaya ve üremeye hiçbir katkısı y o k t u r, bilakis, insanlık hayatta kalamayacak ve [hâliyle] üreyemeyecekse, bunun tek mesulu da zekâ olacaktır.
Ayrıca ' cidden enteresandır ki ' durduk yere, yerli yersiz, zekâ, bilinç, içgüdü ya da ne bileyim işte, şu, bu, o evrimleşmiştir nakaratına başvurmak, ' sanıldığının aksine ' hiçbir şeyi açıklayamamaktadır ne yazık ki.
Neden_? Bu ve benzeri yinelenmelerin şu, bu, o yaratılmıştır denilmesinden herhangi bir farkı var ise eğer, nedir ki_?
Her neyse. Ha, unutmadan, bu önermeniz de y a n l ı ş t ı r.
" Türkçedeki "maymun" kelimesi, taksonominin anadili olan Latincedeki "Simiiformes" (Türkçe: Simiyen) taksonomik infratakımı ile eşanlamlıdır. "
Nüanslar şudur:
_ Maymun ' Pithecus /Simius /Simia ' tekil, lakin Maymunbiçimliler ' Simiiformes ' tekil değildir. ' Gramatik '
_ Maymun ' Pithecus /Simius /Simia ' alt tümel ' subuniversalis ', lakin Maymunbiçimliler ' Simiiformes ' tümel ' universalis ' kavramdır. ' Felsefi '
_ " Türkçedeki "maymun" kelimesi, taksonominin anadili olan Latincedeki "Simiiformes" (Türkçe: Simiyen) taksonomik infratakımı ile eşanlamlı " değildir. Ayrıca Türkçede Simiyen diye bir kelime behemehâl yoktur, Latince Simia ' Maymun ' kelimesinden uydurulmuştur. Ha, inanmakta güçlük çekiyorsanız ya da bozuluyorsanız TDK' na ya da zât-ı Talat' ın eserlerine şöyle bir göz gezdirmeniz fazlasıyla yeterlidir.
_ Simiiformes " Latin -' nomen substantivum /nominativus /masculinum /pluralis ' simii ("apes, monkeys") + ' suffixus /nominativus /masculinum /pluralis ' formes ("forms, shapes")- "
Ne de olsa, tartışılan kavramların ne anlama geldikleri bilinmek zorundadır değil mi_? : )
İşte öyle, neyin ne olduğunu bilip bilmeden üst perdeden konuşmak, akıl öğretmek yok öyle.
;................................................. .................................................. ..........................................
Ergo, ' ESEB destekli ' bir platforma göre, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' nden şu önermelerin çıkarsanması zorunludur.
Töz' ün Öz' ü, Ortak Ata' dır ' essentia substantiae est antecessor communis ', üreyen, türeyen, ırası ıraksayan d e ğ i l.
Dile kolay, insandan başka hiçbir canlıda olmamasına rağmen, zekânın hiçbir üstün ya da farklı bir özelliği y o k t u r.
İnsan diye bir şey de y o k t u r, zira üremiştir, ki türemiştir, ki ıraksamış ıradır, ki hükümsüzdür.
Peki bu klasik formülasyon, Ortak Ata mıdır_? D e ğ i l. Neden_? Zira Ortak Ata, şudur:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' dan mülhem, Şer Problemi " Epicuri dilemma /quaestiones disputatae de malo "
Sözün kısası, [flavor] Anglice muallimi, çıkarımının, " yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre " üremiş, ki demek ki türemiş, ki demek oluyor ki ıraksamış ıra, ki denilebilir ki hükümsüz olduğuna, bir başka deyişle, böyle bir çıkarımın olmadığına, kelimenin tam anlamıyla uyduruk olduğuna alışması gerekmektedir.
N.B.: " Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. "
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan ZaFrEsA için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Metafizik Felsefe XXVI:
Bu ve benzeri sözde felsefi özde fasarya açıklamalar pek çoktur, meselâ bay Dawkins ' ki bir etolog, ki demek ki, mantıkçı d e ğ i l, ki ' Tanrı Yanılgısı' nda ' The God Delusion /Delusio Deus ' ne diyordu_?
Thomas Aquinas' 'Proofs'
The five 'proofs' asserted by Thomas Aquinas in the thirteenth century don't prove anything, and are easily - though I hesitate to say so, given his eminence - exposed as vacuous. The first three are just different ways of saying the same thing, and they can be considered together. All involve an infinite regress - the answer to a question raises a prior question, and so on ad infinitum.
1 The Unmoved Mover. Nothing moves without a prior mover. This leads us to a regress, from which the only escape is God. Something had to make the first move, and that something we call God.
2 The Uncaused Cause. Nothing is caused by itself. Every effect has a prior cause, and again we are pushed back into regress. This has to be terminated by a first cause, which we call God.
3 The Cosmological Argument. There must have been a time when no physical things existed. But, since physical things exist now, there must have been something non-physical to bring them into existence, and that something we call God.
All three of these arguments rely upon the idea of a regress and invoke God to terminate it. They make the entirely unwarranted assumption that God himself is immune to the regress. Even if we allow the dubious luxury of arbitrarily conjuring up a terminator to an infinite regress and giving it a name, simply because we need one, there is absolutely no reason to endow that terminator with any of the properties normally ascribed to God: omnipotence, omniscience, goodness, creativity of design, to say nothing of such human attributes as listening to prayers, forgiving sins and reading innermost thoughts. Incidentally, it has not escaped the notice of logicians that omniscience and omnipotence are mutually incompatible. If God is omniscient, he must already know how he is going to intervene to change the course of history using his omnipotence. But that means he can't change his mind about his intervention, which means he is not omnipotent.
Thomas Aquinas'ın on üçüncü yüzyılda öne sürdüğü beş 'kanıt' hiçbir şeyi kanıtlamaz ve -kendisinin saygınlığı göz önüne alındığında bunu söylemekte tereddüt etsem de- anlamsız oldukları kolayca gösterilebilir. İlk üçü aynı şeyi söylemenin farklı yollarıdır ve birlikte ele alınabilirler. Hepsi sonsuz bir gerilemeyi içerir - bir sorunun yanıtı, daha önceki bir soruyu gündeme getirir ve bu böyle sonsuza dek devam eder.
1 Hareketsiz Hareket Ettirici. Hiçbir şey bir ilk hareket ettirici olmadan hareket etmeye başlamaz. Bu bizi bir gerilemeye götürür ve bundan çıkışın tek yolu Tanrı'dır. Bir şeyin ilk hareketi sağlamış olmalı ve biz bu şeye Tanrı deriz.
2 Sebepsiz Sebep. Hiçbir şey kendi kendine sebep olamaz. Her etkinin öncül bir sebebi vardır ve bir kez daha gerilemeye itiliyoruz. Bunun bir ilk sebep tarafından sona erdirilmiş olmalıdır, ki biz buna Tanrı deriz.
3 Kozmolojik Argüman. Fiziksel şeylerin var olmadığı bir zaman mutlaka olmuştur. Ancak, hâlihazırda fiziksel şeyler var olduğuna göre, onları var eden fiziksel olmayan bir şey de olmuş olmalı ve biz bu şeye Tanrı diyoruz.
Bu argümanın üçü de bir gerileme fikrine dayanır ve bunu sonlandırmak için Tanrı'yı devreye sokar. Tanrı'nın kendisinin gerilemeye karşı bağışık olduğu şeklinde haksız bir varsayımda bulunur. Sonsuz bir gerilemeye keyfi olarak bir sonlandırıcı hayal edip, sırf ihtiyacımız olduğu için ona bir isim vermenin müphem lüksünü kabul etsek bile, bu sonlandırıcıya normalde Tanrı'ya atfedilen özelliklerden hiçbirini bahşetmenin hiçbir nedeni yok: Her şeye kâdir olma, her şeyi bilme, iyilik, tasarım yaratıcılığı, duaları dinleme, günahları bağışlama ve en içteki düşünceleri okuma gibi insani niteliklerde cabası. Bu arada, her şeyi bilme ve her şeye kadir olma kavramlarının birbirleriyle bağdaşmadığı mantıkçıların dikkatinden kaçmamıştır. Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye kadir olma özelliğini kullanarak tarihin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalıdır. Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da her şeye kâdir olmadığı anlamına gelir.
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
" Bu arada, her şeyi bilme ve her şeye kadir olma kavramlarının birbirleriyle bağdaşmadığı mantıkçıların dikkatinden kaçmamıştır. "
Bak hele! Doğrusu enteresan. : )
_ Bu kavramlar birbirleriyle bağdaşmaz değildir, şöyle ki:
Her şeyi bilmenin karşıtı hiçbir şey bilmeme, çelişiği bazı şeylere kâdir olmamadır.
Her şeye kâdir olmanın karşıtı hiçbir şeye kâdir olmama, çelişiği bazı şeylere kâdir olmamadır.
_ Ayrıca önermeler de çelişik değildir, şöyle ki:
Fail, her şeyi bilendir önermesinin karşıtı Fail, hiçbir şey bilen değildir, çelişiği Fail, bazı şeyleri bilen değildir önermesidir.
Fail, her şeye kâdirdir önermesinin karşıtı Fail, hiçbir şeye kâdir değildir, çelişiği Fail, bazı şeylere kâdir değildir önermesidir.
;................................................. .................................................. ..........................................
_ Bu [kavramlarla | önermelerle] bağdaşmaz, bu [kavramlardan | önermelerden] başka, herhangi bir [kavram | önerme] b u l u n a m a z. Neden_?
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in Karşıtlık Karesi' nden ' translaticium contrarium quadratum ', şöyle ki:
Kategorik Önerme formu şudur:
S, P' dir. ' S konu, P yüklem, -dır kopuladır '
T tümel, Ti tikel, Te tekil, A ' affirmans ' olumlu, N ' negans ' olumsuz, + müspet, - menfi
Konu ve yüklem, müspet ya da menfi, aralarında ilişki vuku bulursa olumlu, bulmazsa olumsuz, nicelikleri de tümel, tikel, tekil olacacağından, teorik açıdan 72 çeşit kategorik önerme vardır.
A [her S (T +) her P' dir (T +)] ............................. N [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [her S (T +) her P olmayanlardır (T -)] ............. N [hiçbir S (T +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
A [her S olmayan (T -) her P' dir (T +)] ............... N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [her S olmayan (T -) her P olmayandır (T -)] ... N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]............................ N [hiçbir S (T +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [her S (T +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]............ N [hiçbir S (T +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
A [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)].............. N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [her S olmayan (T -) bazı P olmayandır (Ti -)].. N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [her S (T +) P' dir (Te +)] .................................. N [hiçbir S (T +) P 'değil'dir (Te +)]
A [her S (T +) P olmayanlardır (Te -)] .................. N [hiçbir S (T +) her P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
A [her S olmayan (T -) P' dir (Te +)] .................... N [hiçbir S olmayan (T -) P 'değil'dir (Te +)]
A [her S olmayan (T -) P olmayandır (Te -)] ........ N [hiçbir S olmayan (T -) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
A [bazı S (Ti +) her P' dir (T +)]............................. N [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [bazı S (Ti +) her P olmayanlardır (T -)]............. N [bazı S (Ti +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
A [bazı S olmayan (Ti -) her P' dir (T +)]............... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [bazı S olmayan (Ti -) her P olmayandır (T -)]... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]........................... N [bazı S (Ti +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]........... N [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)]............. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)]. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [bazı S (Ti +) P' dir (Te +)] ................................. N [bazı S (Ti +) P 'değil'dir (Te +)]
A [bazı S (Ti +) P olmayanlardır (Te -)] ................. N [bazı S (Ti +) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
A [bazı S olmayan (Ti -) P' dir (Te +)] ................... N [bazı S olmayan (Ti -) P 'değil'dir (Te +)]
A [bazı S olmayan (Ti -) P olmayandır (Te -)] ....... N [bazı S olmayan (Ti -) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
A [S (Te +) her P' dir (T +)] ................................... N [S (Te +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [S (Te +) her P olmayanlardır (T -)] ................... N [S (Te +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
A [S olmayan (Te -) her P' dir (T +)] ..................... N [S olmayan (Te -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [S olmayan (Te -) her P olmayandır (T -)] ......... N [S olmayan (Te -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [S (Te +) bazı P' dir (Ti +)] ................................. N [S (Te +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [S (Te +) bazı P olmayanlardır (Ti -)] ................. N [S (Te +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
A [S olmayan (Te -) bazı P' dir (Ti +)] ................... N [S olmayan (Te -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [S olmayan (Te -) bazı P olmayandır (Ti -)] ....... N [S olmayan (Te -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [S (Te +) P' dir (Te +)] ........................................ N [S (Te +) P 'değil'dir (Te +)]
A [S (Te +) P olmayanlardır (Te -)] ........................ N [S (Te +) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
A [S olmayan (Te -) P' dir (Te +)] .......................... N [S olmayan (Te -) P 'değil'dir (Te +)]
A [S olmayan (Te -) P olmayandır (Te -)] .............. N [S olmayan (Te -) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
Klasik Mantık' ta tekil önerme, tümel önerme hükmündedir, bu yüzden kategorik önermeler 72 - 40 = 32' ye düşer.
A [her S (T +) her P' dir (T +)]* ............................. N [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
A [her S (T +) her P olmayanlardır (T -)] ............... N [hiçbir S (T +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
A [her S olmayan (T -) her P' dir (T +)] ................. N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [her S olmayan (T -) her P olmayandır (T -)] ..... N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]* ........................... N [hiçbir S (T +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]*
A [her S (T +) bazı P olmayanlardır (Ti -)] ............. N [hiçbir S (T +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
A [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)] ............... N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [her S olmayan (T -) bazı P olmayandır (Ti -)] ... N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
A [bazı S (Ti +) her P' dir (T +)]* ........................... N [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
A [bazı S (Ti +) her P olmayanlardır (T -)] ............. N [bazı S (Ti +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
A [bazı S olmayan (Ti -) her P' dir (T +)] ............... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
A [bazı S olmayan (Ti -) her P olmayandır (T -)] ... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
A [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]* .......................... N [bazı S (Ti +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]*
A [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlardır (Ti -)] ............ N [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)] .............. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)] .. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
I. Mantık Aksiyomu " primum axioma logicum ": Olumlu önermelerde yüklem daima tikeldir ' tümel olamaz '
II. Mantık Aksiyomu " secundum axioma logicum ": Olumsuz önermelerde yüklem daima tümeldir ' tikel olamaz '
Her iki aksiyomdan dolayı kategorik önermeler 32 - 16 = 16' ya düşer.
Ny [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
Nx [hiçbir S (T +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
Nt [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
Nz [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ax [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]*
Ay [her S (T +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]
Az [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)]
At [her S olmayan (T -) bazı P olmayandır (Ti -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
Nw [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
Nu [bazı S (Ti +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
Nn [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
Nv [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Au [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]*
Aw [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]
Av [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)]
An [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)]
;................................................. .................................................. ..........................................
Kategorik önermelerde;
Dönüştürme, doğruluk değerini muhafaza eden önermenin uçlarının tersine çevrilmesidir. " Conversio est inversio extremorum propositionis, retenta eiusdem propositionis veritate. "
i_ nitelik değiştirilmeksizin ' olumlu ise olumlu, olumsuz ise olumsuz ' konu ve yüklem yer değiştirildiğinde önermenin eşdeğeri elde edilir " conversio simplex "
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Tümel olumlu önermenin döndürülmesi, tikel olumlu olur, tümel olumlu olamaz. Neden_?
Klasik Mantık' ta, I. Mantık Aksiyomu' na göre, olumlu önermelerde, yüklem, kaplamının tümüyle alınmış olup dağıtılmış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplayan /tümel ' olamaz, bir başka deyişle, kaplamının bir kısmıyla alınmış olup daima dağıtılmamış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplamayan /tikel ' olur, aksi taktirde, konu ve yüklem kaplamsal açıdan eşit olduğundan, ya bilineni tekrardan ibarettir ' totoloji ' ya da tikel için söylenen, tümel için de söylenmiş olur, ki imkânsızdır " Konu ve yüklemleri eşit /özdeş olan kategorik önermelerde de, yüklem, konu gibi tümeldir ve haliyle de A, A' dır formunda olduğundan totolojiktir "
Tikel olumsuz önerme döndürülemez. Neden_?
Klasik Mantık' ta, II. Mantık Aksiyomu' na göre, olumsuz önermelerde, yüklem, kaplamının tümüyle alınmış olup dağıtılmış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplayan /tümel ' olur, bir başka deyişle, kaplamının bir kısmıyla alınmış olup daima dağıtılmamış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplamayan /tikel ' olamaz, aksi taktirde, evvelce tikel konu tümel yüklem iken, ahirde tümel konu tikel yüklem olacağından, döndürmede konu ve yüklemin kaplamları değişmiş olur, ki imkânsızdır. " Bir diğer neden de döndürülen önermenin bazen doğru bazen yanlış olmasıdır "
;................................................. .................................................. ..........................................
j_ nitelik değiştirilerek ' olumlu ise olumsuz, olumsuz ise olumlu ' konu ve yüklem yer değiştirilmeksizin yüklemin çelişiği alındığında önermenin eşdeğeri elde edilir " obversio propositionum "
k_ nitelik ve nicelik değiştirilmeksizin ' olumlu ise olumlu, olumsuz ise olumsuz ve tümel ise tümel, tikel ise tikel ', konu ve yüklem yer değiştirilerek çelişikleri alındığında önermenin eşdeğeri elde edilir " conversio per contrapositionem "
Nxyzt = Axyzt, Nnuvw = Anuvw olduğundan, ' j' den dolayı ' kategorik önermeler 16 - 8 = 8' e düşer.
Nyj [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SeP = S'iP
Nt [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'eP = SiP —
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Axj [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]* SaP = S'oP
Az [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)] S'aP = SoP —
;................................................. .................................................. ..........................................
Nw [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SoP
Nnj [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'oP —
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Au [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]* SiP
Avj [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)] S'iP —
;................................................. .................................................. ..........................................
cs -> conversio simplex
op -> obversio propositionum
cpc -> conversio per contrapositionem
Ny [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SeP
Nycs [hiçbir P (T +) hiçbir S 'değil'dir (T +)] PeS
Nyop [her P (T +) bazı S olmayandır (Ti -)] PaS'
Nycs [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)] S'iP
Nycs = Av olduğundan, Ny ile Av eşdeğerdir
;................................................. .................................................. ..........................................
Nt [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'eP
Ntcs [hiçbir P (T +) hiçbir S olmayan 'değil'dir (T -)] PeS'
Ntop [her P (T +) bazı S' dir (Ti +)] PaS
Ntcs [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]* SiP
Ntcs = Au olduğundan, Nt ile Au eşdeğerdir
;................................................. .................................................. ..........................................
Ax [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]* Sap
Axcpc [her P olmayan (T -) bazı S olmayandır (Ti -)] P'aS'
Axcs [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)] S'iP'
Axop [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'oP
Axop = Nn olduğundan, Ax ile Nn eşdeğerdir
;................................................. .................................................. ..........................................
Az [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)] S'ap
Azcpc [her P olmayan (T -) bazı S' dir (Ti +)] P'aS
Azcs [bazı S (Ti +) bazı P olmayandır (Ti -)] SiP'
Azop [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SoP
Azop = Nw olduğundan, Az ile Nw eşdeğerdir
;................................................. .................................................. ..........................................
csi, op, cpc' den dolayı kategorik önermeler 8 - 4 = 4' e düşer.
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ny0 [hiçbir S (T +) P 'değil'dir (T +)]* SeP = S'iP
Ax0 [her S (T +) P' dir (T +)]* SaP = S'oP
Nw0 [bazı S (T +) P 'değil'dir (T +)]* SoP
Au0 [bazı S (T +) P' dir (T +)]* SiP
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ergo, kategorik önermeler şunlardır: ' Aksi bir hâl, imkânsızdır '.
Omnes S sunt P " Her S P' dir yahut P olmayan S yoktur veyahut Bir şey P değilse, S de değildir "
Nullum S est P " Hiçbir S P değildir yahut P olan S yoktur veyahut Bir şey S ise P değildir "
Aliquae S sunt P " Bazı S' ler P' dir yahut P olan S vardır veyahut Hiç değilse bir şey hem S hem de P'dir "
Aliquae S non sunt P " Bazı S' ler P değildir yahut P olmayan S vardır veyahut Hiç değilse bir S, P değildir "
;................................................. .................................................. ..........................................
_ Hypothetical syllogism:
D: Deus, Op: Omnipotentia, Os: Omniscientia, I: Interventio, C: Cambiat
D -> Os ' Fail ise, her şeyi bilendir '
Os -> I ' Her şeyi bilen ise, nasıl müdahale edileceğine dair bilgisi de vardır
__________________________________________________ ____________
D -> I ' Fail ise, nasıl müdahale edileceğine dair bilgisi de vardır
D -> Op ' Fail ise, her şeye kâdirdir '
Op -> C ' Her şeye kâdir ise, fikrini değiştirebilme yeteneği de vardır '
__________________________________________________ ____________
D -> C ' Fail ise, fikrini değiştirebilme yeteneği de vardır '
Burada, Fail' in yüklemleri ' Omni[scientia, potentia] ' arasında bağdaşmazlık y o k. Ne var ki aksi iddia edilmektedir, şöyle ki:
" Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye kadir olma özelliğini kullanarak tarihin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalıdır. "
[D -> (Os /\ Op)] -> C
" Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da her şeye kâdir olmadığı anlamına gelir. "
~C -> ~Op
Bu çıkarım, enikonu basitleştirilmiştir, ki asli form şudur:
i " Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye kadir olma özelliğini kullanarak tarihin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalıdır. "
[D -> (Os /\ Op)] -> C = [(D -> Os) /\ (D -> Op)] -> C = ~C -> [~(D -> Os) V ~(D -> Op)]
j " Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar her şeyi bilen olsa da] her şeye kâdir olmadığı anlamına gelir. "
~C -> [~(D -> Os) V ~(D -> Op)] = ~C -> [(D -> Os) -> ~(D -> Op)]
Yahut
j* " Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar her şeye gücü yeten olsa da] her şeyi bilmediği anlamına gelir. "
~C -> [~(D -> Os) V ~(D -> Op)] = ~C -> [(D -> Os) -> ~(D -> Op)] = ~C -> [(D -> Op) -> ~(D -> Os)]
i.e. Contrapositivus, ki demek ki, i önermesi d o ğ r u ise, hem j hem de j* d o ğ r u d u r. : )
Ne o_? Yoksa contrapositivus, Fail' in yüklemlerinden ' [Omnipotentia | Omniscientia] ' herhangi birinin menfiliğini mi kanıtlar_? Y o k. Neden_?
Aksi hâlde, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' nin bazı e s a s l ı kavramlarının da birbirleriyle bağdaşmadığı mantıkçıların dikkatinden kaçmaz. Nasıl_?
Bay Dawkins, Kör Saatçi ' The Blind Watchmaker /Horologiarius Caecus ' adlı eserinde ne diyordu_?
Natural selection, the blind, unconscious, automatic process which Darwin discovered, and which we now know is the explanation for the existence and apparently purposeful form of all life, has no purpose in mind. It has no mind and no mind's eye. It does not plan for the future. It has no vision, no foresight, no sight at all. If it can be said to play the role of watchmaker in nature, it is the blind watchmaker.
Oysa, Darwin'in keşfettiği ve tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu ve bir amacı varmış gibi görünmesini açıkladığını artık bildiğimiz, kendiliğinden, bilinçsiz, kör sürecin, yani doğal seçilimin hiçbir amacı yoktur. Doğal seçilimin aklı ve düş gücü yoktur. Doğal seçilim geleceği planlamaz; geleceği görme yetisi yoktur; öngörüsü yoktur. Doğal seçilim hiçbir şey göremez. Doğal seçilimin doğanın saatçi olduğu söylenecekse, bu saatçinin kör olduğu da eklenmelidir.
Bay Dawkins, Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak ' Climbing Mount Improbable /Ascensus Mons Improbabilis ' adlı eserinde ne diyordu_?
This is that wherever in nature there is a sufficiently powerful illusion of good design for some purpose, natural selection is the only known mechanism that can account for it.
Şöyle ki, doğada nerede belirli amaçlara yönelik iyi bir tasarımın etkili ve güçlü bir sanrısı varsa, bundan sorumlu olan bilinen tek mekanizma doğal seçilimdir.#
;................................................. .................................................. ..........................................
#
Teleologia est idea philosophiae quae res realitatis ad finem. Teleologia causalitate refertur et origines operae Platonis et Aristotelis sunt. Etiam Immanuel Kantius aestheticam teleologiae cogitavit.
Teleoloji, realitenin ereğe ' sebebin içerdiği sona ' göre oluştuğunu ileri süren felsefi fikirdir. Teleolojik nedenselliğe, Platon ve Aristoteles' in başlangıç eserlerinde atıfta bulunulur. Ayrıca Immanuel Kant, teleolojik estetiği gözönünde bulundurmuştu.
Bay Dawkins, bilhassa teleolojik nedenselliği, her eserinde hedef alır, ki şöyle böyle de olsa değinilmesi gerektiği aşikârdır.
Doğal seleksiyon öngörüsüzdür, zira aksi hâlde, ereksel nedene ' causa finalis ' değgin bir şeyler var demektir, ki ereksellik bulaştırılır, ki demek ki, hiç istenilmeyen bir şeydir, bir başka deyişle, Satan ' Diabolus ' için Kutsal Su ' Aqua Sancta ' ne ise, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi için de Ereksellik ' Teleolojik Nedensellik: Teleologia Causalitate ' odur, değil mi ya_? : )
Ne var ki, bu çırpınırcasına çabalamalar nafiledir, zira güneş balçıkla sıvanmaz, e.g.
Bay Dawkins, Ataların Hikayesi: Yaşamın Kökenine Yolculuk ' The Ancestor's Tale: A Pilgrimage to the Dawn of Life /Fabula Antecessorum: Peregrinatio ad Auroram Vitae ' adlı eserinde ne diyordu_?
Darwin saw natural selection as the survival and reproduction of certain types of organism at the expense of rival types of organism.
Darwin, doğal seçilimi, belli organizma tiplerinin, rakip organizma tipleri zararına hayatta kalması ve üremesi olarak görüyordu.
Because the world has a certain stability and doesn't change capriciously, the genes that have survived in the past tend to be the ones that are going to be good at surviving in the future. That means good at programming bodies to survive and make children, grandchildren and long-distance descendants. So, we have arrived back at our individual-based definition of fitness looking into the future.
Dünya belli bir istikrara sahip olduğuna ve kaprisli bir biçimde değişmediğine göre, geçmişte hayatta kalmış olan genler, gelecekte de hayatta kalmayı becerecek genler olma eğilimindedirler. Yani vücutları, hayatta kalmaya ve çocuk, torun ve uzak torun yapmaya programlamayı beceren genler. Böylece yine bireyi temel alan, geleceğe yönelmişlik tanımımıza ulaştık.
Any consequence of a change in alleles, anywhere in the world, however indirect and however long the chain of causation, is fair game for natural selection, so long as it impinges on the survival of the responsible allele, relative to its rivals.
Dünyanın herhangi bir yerinde, nedensellik zinciri ne kadar dolaylı ve ne kadar uzun olursa olsun, alellerde bir değişimin sonucu, rakiplerine kıyasla sorumlu alelin hayatta kalmasını etkilediği sürece, doğal seçilim için meşru bir hedeftir.
Ne yani_? Bu pasajlar, doğal seleksiyon ' natural selection ', alel ' allele ', gen ' gene ' falan filan üzerine mi ki_? : )
Ne o_? Burada " the survival and reproduction; hayatta kalma & üreme ", " tend to be the [ones | genes]; genler olma eğilimindedirler ", " looking into the future; geleceğe yönelmişlik ", fair game [for natural selection]; [doğal seleksiyon için] meşru hedef ", " the chain of causation; nedensellik zinciri " denildiğinde, ereksellik bertaraf edilmiş mi oluyor yoksa_?
Peki niçin bertaraf edilemez_? Canlılık ' dâhilî & haricî ' teleolojiktir, i.e., ereksellik kesinlikle inkâr edilemez, böyle bir şey, imkânsızdır.
Zaten Jan Baedke, Evrimsel Nedensellik Sorunu Nedir? " What's Wrong with Evolutionary Causation? " adlı makalede ne diyordu_? : )
This challenge might make necessary delving deeper into widely neglected issue of organismic teleology. According J.B.S. Haldane "Teleology is like a mistress to a biologist: he cannot live without her but he's unwilling to be seen with her in public" (attributed to Haldane by Pittendrigh; Mayr 1988: 63).
Bu meydan okuma, geniş çapta ihmal edilen organizmasal teleoloji meselesine daha derinden dalmayı gerekli kılabilir. J.B.S. Haldane'e göre "Teleoloji bir biyoloğun mistress' ı gibidir; onsuz yaşayamaz ama onunla toplum içinde görülmek istemez" (Pittendrigh tarafından Haldane'e atfedilir; Mayr 1988: 63).
;................................................. .................................................. ..........................................
Ergo, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ne göre, doğal seleksiyon, hem evrim mekanizmasıdır hem de kördür.
Sn: Selectio Naturalis, Cs: Caecus, M: Mechanismus, C: Cambiat
" Eğer doğal seleksiyon mekanizmaysa, kör olma özelliğini kullanarak evrimin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalı değildir. "
[Sn -> (M /\ Cs)] -> ~C = [(Sn -> M) /\ (Sn -> Cs)] -> ~C = C -> [~(Sn -> M) V ~(Sn -> Cs)]
" Ancak bu, müdahalesizliği hakkındaki doğasını değiştirebileceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar mekanizma olsa da] kör olmadığı anlamına gelir. "
C -> [~(Sn -> M) V ~(Sn -> Cs)] = C -> [(Sn -> M) -> ~(Sn -> Cs)]
Yahut
" Ancak bu, müdahalesizliği hakkındaki doğasını değiştirebileceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar kör olsa da] mekanizma olmadığı anlamına gelir. "
C -> [~(Sn -> M) V ~(Sn -> Cs)] = C -> [(Sn -> M) -> ~(Sn -> Cs)] = C -> [(Sn -> Cs) -> ~(Sn -> M)]
;................................................. .................................................. ..........................................
Öncelikle bu beş kanıtın hiçbiri Orta Çağ Skolastik Filozofu Thomas Aquinas' tan ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' değildir, zira Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhemdir. Ayrıca 4. Kanıt, Metaphysica' daki iki öncüle, 5. Kanıt, erekselliğe ' teleologia causalitate ' dayanır.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Rönesans' tan bu yana, ' dolaylı ya da dolaysız ' Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e yönelik eleştirel yazıların çok büyük bir çoğunluğu tek kelimeyle gülünçtür, dahası hükümsüzdür, ki zaten bu ve benzeri cüretkâr kaleme sarılmaların asli sebebi de kendisinin anlaşılmasının ne denli güç bir filozof olduğunun anlaşılamamasındandır.
;................................................. .................................................. ..........................................
Peki bu kanıtların özleri nedir_?
Olumsallığı Olumsallıkla Tanıtlama ' Probare Contingentiam per Contingentiam ' & Sonsuza [dek] Gerileme ' Regressio ad Infinitum ' & Modalite
Ayrıca bu özler behemehâl çürütülemezdir, ki pek çok filozof tarafından da pekâlâ kanıtlanmıştır.*
* Bkz. Metafizik Felsefe ' Philosophia Metaphysica ' IX, X, XI, XII, XIII.
Dolayısıyla y i n e l e n m e y e c e k t i r, lakin birkaç misalle hatırlatılması da iyi olur, değil mi_? : )
M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy ' Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele ':
Aristoteles'in örtülü reductio ad infinitum (sonsuza indirgeme) argümanın kısaltılmış bir versiyonu şöyledir:
P1. Herhangi bir p için, p eğer bir önermeyse, o zaman p için ya da p'ye karşı nedenler verilebilir.
P2. p bir önermedir.
C1. p için ya da p'ye karşı nedenler verilebilir (modus ponens, P1, P2).
P3. q ve r, p için ya da p'ye karşı nedenlerdir.
P4. Eğer q ve r önermelerse, o zaman q ve r için ya da q ve r'ye karşı nedenler verilebilir.
P5. q bir önermedir.
C2. q ve r için ya da q ve r'ye karşı nedenler verilebilir (modus ponens P1, P5).
P6. s ve t, q için ya da q'ya karşı nedenlerdir.
P7. Eğer s ve t önermelerse, o zaman s ve t için ya da s ve t'ye karşı nedenler verilebilir.
P8. s bir önermedir.
C3. s için ya da s'ye karşı nedenler verilebilir (modus ponens P1, P8).
P9. u ve v, s için ya da s'ye karşı nedenlerdir.
P10. Eğer u ve v önermelerse, o zaman u ve v için ya da u ve v'ye karşı nedenler verilebilir.
P11. u bir önermedir.
C4. u için ya da u'ya karşı nedenler verilebilir (modus ponens, P1, 11).
Bu şekilde ad infinitum (sonsuza kadar) (r, t ve v hariç tutularak).
Eğer her önerme için/karşı nedenler talep edersek, bir başka deyişle doğrulamanın sona ermeyen sürecine bağlı kalacaksak, hiçbir şey öne süremeyiz. Mantık filozofu ve matematikçi Charles Parsons'ın dediği gibi, "itiraz bir yerde durmak zorundadır."
1 Hareket Argümanı:
P1. Bazı şeyler hareket eder.
P2. Eğer hareket eden şey F varlığıysa, şu halde o fiili olarak değil ama potansiyel olarak F 'dir.
P3. Bir şeyi hareket ettiren şey F ise o zaman (hareket ettirici) şey, fiili olarak F ile ilintili durumdadır.
C1. Şayet bir şey F olmak için başka bir şeye doğru hareket ediyorsa (örneğin, hem hareket ettirilen hem de kendi kendisinin hareket ettiricisi olan), o zaman bu şey hem fiili olarak değil ama potansiyel olarak ve hem de gerçeklikte F ile ilintili haldedir (bağlaç ve modus ponens, P1, P2, P3).
P4. Ancak bir şeyin hem fiili olarak değil ama potansiyel olarak F olması hem de aynı zamanda F ile ilintili bir gerçeklik durumunda olması olanaksızdır.
C2. Bir şeyin F olmak için kendi kendini hareket ettirmesi olanaksızdır (modus tollens, C1, P4).
P5. Bir şeyin F olmak için kendi kendini hareket ettirmesi olanaksız ise o zaman bir şey hareket ederse, başka bir şey tarafından hareket ettirilir.
C3. Bir şey hareket ederse, başka bir şey tarafından hareket ettirilir (modus ponens, C2, P5).
P6. Eğer B, A'yı hareket ettirir ve B hareket ederse, o zaman B başka bir şey, C tarafından hareket ettiriliyor olmalıdır. Ve C hareket ettiriliyor ise o zaman C başka bir şey, D tarafından hareket ettiriliyor olmalıdır. Ve bu böyle sürer gider.
P7. Hareket ettiriciler dizisi sonsuza kadar giderse, o zaman bir ilk hareket ettirici olmaz.
P8. Eğer bir ilk hareket ettirici yoksa o zaman hareket de olamaz.
C4. Bir ilk hareket ettirici vardır (modus tollens, P1, P8).
C5. Bu ilk hareket ettirici, herkesin Tanrı olarak ele aldığı şeydir (tanım).
Modus ponens: Önermeli mantıkta geçerli bir argüman biçimi ve sonuç çıkarma kuralı; onaylayarak onaylama yöntemi. ' Si P tunc Q, P; ergo Q'
Modus tollens: Önermeli mantıkta geçerli bir argüman biçimi ve sonuç çıkarma kuralı; yadsıyarak yadsıma yöntemi. ' Si P tunc Q, non Q; ergo non P '
2 Nedensellik Argümanı:
P1. Etkin nedenlerin sıralı bir dizisi vardır.
P2. Zorunlu olarak, X, Y'nin etkin nedeniyse, o zaman X, Y'den önce gelir.
C1. Zorunlu olarak, X, X'in etkin nedeniyse, o zaman X, X'ten önce gelir (örnek, P2.)
P3. X için X'ten önce gelmek olanaksızdır.
C2. X'in kendisinin bir etkin nedeni olması olanaksızdır (modus tollens, C1, P3.)
P4. Bir şey etkin nedenlerin sıralı bir dizisiyse, o zaman ilk neden orta neden(leri)in nedeni olur ve orta neden(ler) sonuncu
etkinin nedeni olur.
P5. Eğer bir neden etkin nedenlerin sıralı bir dizisinden çıkarsa, o zaman bu nedenin ardından gelen etkiler de yok olur.
C3. Eğer bir ilk neden yoksa, o zaman sonraki etkiler de olmayacaktır (örnek, P4, P5.)
P6. Eğer etkin nedenlerin bir sıralı dizisi sonsuzluk içinde önce gelebiliyorsa, o zaman bir ilk neden olmayacaktır.
C4. Eğer etkin nedenlerin bir sıralı dizisi sonsuzluk içinde önce gelebiliyorsa, o zaman sonraki etkiler olmayacaktır (varsayımsal tasım*, C3, P6).
P7. Fakat sonraki etkiler vardır.
C5. Etkin nedenlerin bir sıralı dizisi sonsuzluk içinde önce gelemez (modus tollens, C4, P7).
P8. Etkin nedenlerin bir sıralı dizisi ya sonsuzluk içinde önce gelerek kendi kendisinin nedeni olan bir nedene son verir ya da bir nedensiz nedeni kaldırır.
C6. Etkin nedenlerin bir sıralı dizisi bir nedensiz nedene son verir. (ayrıştırıcı tasım#, C2, C5, P8).
C7. Nedensiz nedene "Tanrı" diyoruz (tanım).
* Varsayımsal Tasım ' Hypothetical Syllogism ':
P -> Q
Q -> R
___________
P -> R
# Ayrıştırıcı Tasım ' Disjunctive syllogism ':
P V Q
~P
___________
Q
3 Olasılık ve Zorunluluk Argümanı:
P1. Bazı şeyler oluşabilir veya bozulabilir.
P2. Eğer bazı şeyler oluşabilir ve bozulabilirse, o zaman bu şeyler var olabilir ya da var olmayabilir.
C1. Bazı şeylerin var olması ya da var olmaması olasıdır (modus ponens, P1, P2.)
P3. Eğer her şey için, var olmamak olasıysa, o zaman belli bir zamanda o şey var olmaz.
C2. Eğer, her şey, belli bir zamanda var olmazsa, o zaman belli bir zamanda hiçbir şey yoktur (evrensel genelleme, P3).
P4. Eğer belli bir zamanda hiçbir şey yoksa, o zaman başka bir şeyin var olmasına neden olacak hiçbir şey de yoktur.
P5. Eğer başka bir varlığın var olmasına neden olan hiçbir şey yoksa, o zaman hiçbir şey meydana gelemez.
P6. Eğer hiçbir şey meydana gelemezse, o zaman bugün de hiçbir şey var olamaz.
P7. Fakat şu anda bir şeylerin varlığı söz konusudur.
C3. Bir şey meydana gelmiş olmalı (modus tollens, P6, P7).
C4. Başka bir şeyin var olmasına neden olan bir şey olmuş olmalı (modus tollens, P5, C3).
C5. Hiçbir şeyin olmadığı bir zaman yoktur (modus tollens, P4, C4).
C6. Beli bir zamanda var olmama her şey için gerçek değildir (modus tollens, C2, C5).
C7 Var olmaması olası olmayan bir şey var olmalı - yani zorunlu bir varlık olmalı (modus tollens, P3, C6).
P8. Bir zorunlu varlık, başka bir şeyden gelsin ya da gelmesin kendi zorunluluk nedenine sahiptir.
P9. Kendi zorunluluklarını başka bir şeyden alan varlıkların sonsuz bir dizisinin var olması olası değildir.
C8. Kendi zorunluluklarını başka bir şeyden almayan bir zorunlu varlık var olmalı (ayrıştırıcı tasım, P8, P9).
C9. Zorunluluğunu başka hiçbir şeyden almayan zorunlu varlığa "Tanrı" diyoruz (tanım).
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Bay Dawkins, her ne kadar bazıları mülhem ve de [içerikleri] tartışmalı olsa da, bazı kelimeler türetmekte pek hünerlidir, ee.g.
Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak ' Climbing Mount Improbable /Ascensus Mons Improbabilis ':
The belief that natural selection favours a mutation rate of zero and that mutation is undirected does not preclude an intriguing possibility, which I have called 'the evolution of evolvability', and advocated in an essay of that title.
Doğal seçilimin sıfır oranında bir mutasyonu tercih ettiği ve mutasyonun yönlendirilmemiş olduğu inancı, benim "evrilebilirliğin evrimi" olarak nitelendirdiğim ve yine bu başlığı taşıyan bir makalede savunduğum ilginç bir olasılıktır.
Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları ' The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution /Spectaculum Grandissimum in Terra: Ad Evolutionem Evidentiam ':
In 1989 I wrote a paper called 'The evolution of evolvability' in which I suggested that not only do animals get better at surviving, as the generations go by: lineages of animals get better at evolving.
1989'da "Evrilebilirliğin Evrimi" adlı bir makale yazdım. Bu makalede, nesiller geçtikçe hayvanların yalnızca hayatta kalma konusunda daha başarılı hale gelmekle kalmadıklarını, aynı zamanda hayvan soylarının evrilmekte daha başarılı hale geldiklerini öne sürdüm.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
liber V., C. II., 225b13-16:
Etkinliğin ve edilginliğin devinimi ya da devindirilenin ve devindirenin devinimi de yok, çünkü devinimin devinimi, oluşun oluşu, kısaca değişmenin değişmesi olamaz:
liber V., C. II., 225b33-35, 226a1-9:
Öte yandan değişmenin değişmesi ve oluşun oluşu olacak olsa sonsuza gidilecektir. Sonraki olacaksa daha öncekinin de olması zorunlu, sözgelişi belli bir anda mutlak anlamda bir oluş oluşmuşsa, oluşan şeyin de oluşmuş olması gerekirdi, dolayısıyla mutlak anlamda oluşan henüz yok idi ama oluşarak oluşan bir şey çoktan vardı! Yine bunun da bir zaman oluşmuş olması gerekirdi, dolayısıyla o anda oluşarak oluşan şey yoktur, bu böyle sonsuza dek sürer. Ama sonsuz sıralamada bir ilk olmadığından ötürü 'ilk' varolmayacaktır, dolayısıyla onu taşıyan da olmayacaktır. Demek ki hiçbir şeyin ne oluşması ne devinmesi ne de değişmesi olacaktır! Yine karşıt devinim (karşıt durgunluk da), oluş ile yokoluş da aynı nesnenin işi, dolayısıyla "oluşurken oluşan nesne" oluşurken oluştuğu sırada yokolur!
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in kastettiği " ilginç " bir mantıksal zorunluluk ' latine; necessitas logica -> [flavor] anglice; logical necessity ' ne_?
Ya şudur:
. . . <- evrilebilirliğin evriminin evrimi <- evrilebilirliğin evrimi
Ya da budur:
. . . <- evrilebilirliğin evrilebilirliğinin evrimi <- evrilebilirliğin evrimi
Ergo, et cetera, [[conditio | causa] sine qua non [unde necessitas]], ad infinitum : )
;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eski dostlarımızdan Savataged için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Metafizik Felsefe XXVII:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un Euthyphron Diyaloğu Üzerine ' De Platonis dialogo Euthyphro ':
M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy ' Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele ':
Euthyphron İkilemi
Bir keresinde Antony Flew, birisinin felsefi yeteneğini test etmenin bir yolunun teist ahlaka yönelik geleneksel itirazın izlenebildiği erken dönem Sokratik bir diyalog olan "Euthyphron lkilemi"yle ilgili bakış açısı ve onu kavrama gücü olduğunu söylemişti. Bu ikilem, uzun süredir ahlaki otoriteyi Tanrı'nın (ya da tanrıların) iradesi ya da buyruklarına yerleştirme çabasının etkili bir reddiyesi olarak düşünülmektedir. Orijinal bağlamında ikilem Yunan tanrılar panteonuna, onların sevdikleri ve nefret ettikleri şeylere göndermede bulunurken yakın dönemlerdeki formülasyon, genelde Tanrı ve Tanrı'nın buyrukları üzerinden düzenlenmektedir. İkilemin ana hususu, Tanrı'nın, eğer Tanrı varsa bile, ahlakın temellendirilmesinde bir işlev göremeyeceğidir. Tanrı olsa olsa, ahlak konusunda sağduyulu ya da epistemik bir işlev görebilir ama argümandan anlaşıldığına göre ontolojik bir işlev göremez.
Platon'un Euthyphron diyalogunun ortalarına doğru Sokrates, genç Euthyphron'a sonradan "Euthyphron lkilemi" olarak bilinen bir soru sorar. Monoteislik ve çağdaş bir tarzda ifade edildiğinde soru şöyle dile getirilebilir: Tanrı bir şeyi ahlaki olduğu için buyurabilir mi ya da bir şey onu Tanrı buyurduğu için ahlaki olur mu? Orijinal bağlamda Yunan panteonundaki tanrılara yürekten inanan Euthyphron, kutsallığın özünün tanrıların sevdiği şey olduğunu öne sürer. Sokrales, Euthyphron'un kabulünden yola çıkıp efsanelere göre tanrıların her konuda anlaşamadıkları sonucuna varınca, Euthyphron'un görüşü kutsalın bütün tanrıların sevdikleri ve kutsal olmayanın bütün tanrıların nefret ettikleri şey olduğuna dönüşür. Bu noktada Sokrates vites yükseltir ve lkilemi ortaya atar. İkilemin iki yanı da teistik ahlak açısından problemlidir: Zira Tanrı ya yalnızca neyin ahlaki olduğunu bildirir ya da Tanrı nın aklına esen her neyse o ahlaki olabilir.
Birçok klasik teist, ikilemin iki sonucunu da kabul edilemez bulur, çünkü ahlaki gerçekçiler olarak ahlakın sonsuz derecede değişebilen bir şey olarak düşünülmesini istemezler ve sağlam doğaüstücüler olarak da ahlaki gerçek gibi bu kadar önemli bir konuya Tanrı'nın aslında ilgisiz olması görüşüne karşı çıkarlar. "Ahlakın" yükümlülük (deontic) ve değersel (axiological) boyutları arasındaki "belirsizliği ortadan kaldırmaya" çalışan yaygın bir çözüm çabasında yükümlülük/zorunluluk (obligation) ve değer (value) ayırt edilerek Tanrı'nın buyruklarının kökeni yalnızca yükümlülükle bulunur.
Böylece Tanrı'nın buyrukları aynı zamanda yükümlülük gerektiren iyi şeyler arasında sınırlandırma yapmanın yolunu açıyor, dolayısıyla ahlaki olarak iyi olan her şey aynı zamanda zorunlu bir yükümlülük olmayacağı için böylesi bir mekanizma zorunludur (aksi halde görev çağrısının ötesine ve üstüne çıkan ahlaki eylemler işgüzarlık kategorisine, yararcı eylem biçimlerinin zor dönemlerde benimsendiğine dair adı çıkan bir kategoriye girmezlerdi).
Kulsal mükemmelliğin (günahsızlığın) ilke olarak onaylanması, keyfiliği ve anlamsız endişeleri çözmeye yardımcı olur. Çünkü eğer Tanrı özünde iyi ve sevgi doluysa, o zaman hiçbir zaman tartışma konusu yapılamaz ahlaki sezgilerle içinden çıkılamaz hale gelen gerilimler yaratacak buyruklar vermeyecektir.
Altı ilave ayrımdan oluşan bir dizi, aynı zamanda Euthyphron İkilemi'ne nüfuz etmeye yardımcı olabilir. Tanım ile analiz arasındaki ayrım alanı, kaçamak konuşmak ile aynı dilden konuşmak arasındaki semantik ayrım, düşünülebilirlik ile olanaklılık arasındaki kipsel ayrım, zorluk ile olanaksızlık arasındaki epistemik ayrım, bilgi ile varlık arasındaki ahlakötesi (metaetik) ayrım, bağımlılık ile kolektif kontrol arasındaki ontolojik ayrım teist ahlakın Euthyphron İkilemi'ne karşı görüşlerini savunmasını sağlayabilir. Dolayısıyla "ahlaki yükümlülüklerin" (moral obligations) bir tanımının olmaması, ateistlerin Tanrı'ya inanmadan anlamlı biçimde yükümlülük dilini kullanmalarına izin veriyor olsa bile, Tanrı'nın buyrukları ahlaki yükümlülüklerin doğru bir analizini sağlayabilir. Ayrıca Tanrı insanda bulunmayan ahlaki yetilere sahip olduğundan Tanrı'nın davranışı, sonuna kadar ahlaki olarak kabul edilse bile kesinlikle insan ahlakı gibi olmasına gerek yoktur (John Stuart Mill'in karşı iddiası bunun tam tersidir).
Tanrı'nın baş edilemez kötü buyruklar verebilmesi anlaşılamaz olsa da, gerçekte bu pek olanaklı olmayacaktır; ortadan kaldırılamayan ahlaki sezgilerle Tanrı'nın buyruklarını bağdaştırmak zor olabilir ancak Tanrı'nın ahlaki mükemmelliğine inanmak akla uygunsa bu olanaksız değildir. Bizim zorunlu ahlaki olguları kavramamız, ahlaklılığın metafizik temelleri konusunda eksik kalacak epistemik bir konudur. Son olarak ahlakın Tanrı'ya bağımlılığı ahlakın içeriği üzerinde Tanrı'nın iradi kontrolünü gerektirmez; kutsal kusursuzluk bazı şeyleri hükümsüz kılar. Böylesi ayrımlarla silahlanan teist ahlak ve kutsal buyruk teorisi Euthyphron ikilemi ışığında akıldışı olarak gösterilemez.
Kutsal, tanrılar onu onayladığı için mi kutsaldır; yoksa kutsal olduğu için mi tanrılar onu onaylar? (Platon, s. 10a)
P1. Ahlaki olan, Tanrı onu buyursa da buyurmasa da ahlakidir.
P2. Eğer ahlaki olan Tanrı buyruğu olduğu için ahlakiyse, o zaman ahlak keyfi ve anlamsız bir şeydir.
P3. Eğer ahlaki olan Tanrı buyruğu yerine başka bir nedenden ahlakiyse, o zaman ahlaki bakış açısına göre Tanrı gereksizdir.
C1. Ahlak ya keyfi ve anlamsız bir şeydir ya da Tanrı ahlak için gereksizdir (yapıcı ikilem*, P1, P2, P3).
* Yapıcı İkilem ' Constructive Dilemma ':
P1. P V R
P2. R -> S
P3. P -> Q
___________
C1. Q V S
İspat:
P1., P2., P3. = (P V R) /\ (R -> S) /\ (P -> Q)
.................................................. ................
~P -> R ; Material Implication ' (P V R) |- (~P -> R) '
~P -> S ; Hypotetical Syllogism ' (R -> S) /\ (~P -> R) |- (~P -> S) '
(~S -> Q) ; Hypotetical Syllogism ' (P -> Q) /\ (~P -> S) |- (~S -> Q) '
______________________________________
C1. Q V S ; Material Implication ' (~S -> Q) |- (Q V S) '
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Ne var ki Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un Euthyphron Diyaloğu, ehemmiyet-i hâiz birtakım nüanslar sebebiyle, bu çıkarım kalıbı üzerinden açıklanamaz.#
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.: Antik Yunanistan' da, Constructive Dilemma, çok sevilen ve de kullanılan bir çıkarım kalıbıdır, şöyle ki:
Felsefe ve Mantık Profesörü Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?
Bir dilemi, öncülleri eleştirerek reddemezsek, karşı bir dilemle etkisiz kılma yoluna gidebiliriz. Felsefe tarihinde bunun çok renkli örnekleri vardır. Bunlardan biri, filozof Protagoras'la kendisinden hukuk dersi almak isteyen bir öğrenci arasındaki anlaşma ile ilgilidir. Anlaşmaya göre, öğrenci ilk davasını kazanırsa hocasına ücret ödeyecek, kaybederse ücret ödemeyecek. Ne var ki, öğrenimin biliminde öğrenci avukatlık yapmayacağını, bu nedenle bir ücret ödemesinin söz konusu edilemeyeceğini bildirerek işin içinden çıkmak ister. Protagoras dava açar ve öğrencisini yargıç karşısında şu dilemle zor duruma düşürmek ister:
Davayı kazanırsan, ilk davanı kazandığın için ödeyeceksin; kaybedersen davayı ben kazandığım için ödeyeceksin.
Davayı ya kazanacaksın ya da kaybedeceksin.
_______________________________________
:. Her iki halde de ücretimi ödeyeceksin.
Hukuk mantığı hocasınınkinden geri kalmayan öğrenci şöyle bir karşı dilemle zor durumdan çıkmaya çalışır:
Davayı kazanırsam, mahkeme kararıyla ödemekten kurtulacağım; kaybedersem, ilk davamı kaybettiğim için ödemeyeceğim.
Davayı ya kazanacağım, ya da kaybedeceğim.
_______________________________________
:. Her iki halde de bir şey ödemeyeceğim.
Bir karşı dilemin etkili olması için, iki sonucun çelişik olması gerekir. Nitekim örnek olarak verdiğimiz iki dilemin sonuçları biribirini inkar edici niteliktedir. Ancak buna bakarak öğrencinin hocasını altettiği sonucuna gidemeyiz. Aslında hem hocanın hem de öğrencinin çıkarımlarında gözden kaçmaması gerekli ortak bir zayıf nokta var. Her iki dilemin büyük öncülünde bir yandan ilk anlaşmaya bir yandan da mahkeme kararına yollama yapılmakta, isteğe göre biri veya ötekisi dayanak seçilmektedir.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy:
Although God's issuing irremediably evil commands is vaguely conceivable, it wouldn't be genuinely possible; reconciling God's commands with ineliminable moral intuitions may be difficult but can't be impossible if it's rational to believe in God's moral perfection; and our grasp of necessary moral facts is an epistemic issue that would underdetermine the metaphysical foundations of morality. And finally, the dependence of morality on God does not entail God's volitional control over the contents of morality to make it just anything at all; divine impeccability would rule some things out. Armed with such distinctions, the theistic ethicist and divine command theorist has not been shown to be irrational in light of the Euthyphro Dilemma.
Tanrı'nın baş edilemez kötü buyruklar verebilmesi anlaşılamaz olsa da, gerçekte bu pek olanaklı olmayacaktır; ortadan kaldırılamayan ahlaki sezgilerle Tanrı'nın buyruklarını bağdaştırmak zor olabilir ancak Tanrı'nın ahlaki mükemmelliğine inanmak akla uygunsa bu olanaksız değildir. Bizim zorunlu ahlaki olguları kavramamız, ahlaklılığın metafizik temelleri konusunda eksik kalacak epistemik bir konudur. Son olarak ahlakın Tanrı'ya bağımlılığı ahlakın içeriği üzerinde Tanrı'nın iradi kontrolünü gerektirmez; kutsal kusursuzluk bazı şeyleri hükümsüz kılar. Böylesi ayrımlarla silahlanan teist ahlak ve kutsal buyruk teorisi Euthyphron ikilemi ışığında akıldışı olarak gösterilemez.
Öncül Analitik Felsefe' de Andersen' den Masallar ' fabulas Andersen ' misali, " Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok " diyen [flavor] Anglice Muallimi, i.e. Cehennem Problemi' nin efsanevi mucidi nerede_?
[Tebdîl-i kıyâfet ya da değil] Materyalist felsefe ve Ortak Atalardan Türeme Hipotezi üzerinden [Saf] Metafizik Felsefe üzerine mütemadiyen cevher yumurtlamakla iştigal edenlere de bir müjdemiz vardır, ki şudur:
Bu defa, lâmı cimi yok, bu ve benzeri iddiaların köküne kibrit suyu dökeceğiz, tamam mı_?
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.: T[rue], F[alse], I[ndefinite]
P T, Q T ise P V Q F
P T, Q F ise P V Q T
P F, Q T ise P V Q T
P F, Q F ise P V Q F
P V Q = ~(P <-> Q)
;................................................. .................................................. ..........................................
[Saf] Metafizik Felsefe ya da Materyalist felsefe ve Ortak Atalardan Türeme Hipotezi üzerine ' academicus ya da communarius farketmeksizin ', her yazı, makale ve kitap, ' attention! '
P: [Saf] Metafizik Felsefe
Q: Materyalist felsefe ve Ortak Atalardan Türeme Hipotezi
öncül ya da hüküm olmak şartıyla, ya karşıtlıktan ya da çelişiklikten yola çıkar, ki önermeler de;
_ ya şudur:
P ' i.e. P doğrudur '
Q ' i.e. Q doğrudur '
(P -> ~Q) ' i.e. P doğru ise, Q doğru değildir '
(~P -> Q) ' i.e. P doğru değil ise, Q doğrudur '
;................................................. .................................................. ..........................................
_
N = 2
Klasik Mantık ' Logica Classica ':
P V Q V (P -> ~Q) V (~P -> Q)
P V (P -> ~Q) V Q V (~P -> Q)
~[P <-> (P -> ~Q)] V ~[Q <-> (~P -> Q)]
~{[P -> (P -> ~Q)] /\ [(P -> ~Q) -> P]} V ~{[Q -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> Q]}
~{[~P V (~P V ~Q)] /\ [P V ~(~P V ~Q)]} V ~{[Q -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> Q]}
~{[~P V ~Q] /\ [P V (P /\ Q)]} V ~{[~Q V (Q V P)] /\ [Q V ~(Q V P)]}
~{[~P V ~Q] /\ [(P V P) /\ (P V Q)]} V ~{[(~Q V Q) V P)] /\ [Q V (~Q /\ ~P)]}
~{[~P V ~Q] /\ [P /\ (P V Q)]} V ~{[T V P] /\ [Q V (~Q /\ ~P)]}
{~P V ~(P V Q) V (P /\ Q)} V ~{T /\ [Q V (~Q /\ ~P)]}
[~P V (P /\ Q) V ~(P V Q)] V ~[Q V (~Q /\ ~P)]
[(~P V P) /\ (~P V Q) V ~(P V Q)] V [~Q /\ (Q V P)]
[T /\ (~P V Q) V ~(P V Q)] V [(~Q /\ Q) V (~Q /\ P)]
[(~P V Q) V ~(P V Q)] V [F V (P /\ ~Q)]
[(~P V ~P V Q) /\ (~P V Q V ~Q)] V [F V (P /\ ~Q)]
[(~P V Q) /\ (~P V T)] V [F V (P /\ ~Q)]
[(~P V Q) /\ T] V (P /\ ~Q)
(~P V Q) V ~(~P V Q)
(P -> Q) V ~(P -> Q) ; Tautologia
P T, Q T ise P T, Q T, (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T
P T, Q F ise P T, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<
P F, Q T ise P F, Q T, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<
P F, Q F ise P F, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#
_
N = 3
Üç Değerli Mantık: ' Logica [Tripartita | Ternaria] vel per tres valor veritatis modos, indefinitam scilicet, veram et falsam '
P V Q V (P -> ~Q) V (~P -> Q) ' nec Tautologia nec Contradictoria, i.e. Contingens '
N.B.: P, Q ister T ister I ister F olsun, bu önermenin doğruluk değeri ya T ya da F' dir ' i.e. I olmaz '. : )
P T, Q T ise P T, Q T, (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T
P T, Q I ise P T, Q I, (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T
P T, Q F ise P T, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<
P I, Q T ise P I, Q T, (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T
P I, Q I ise P I, Q I, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<
P I, Q F ise P I, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I
P F, Q T ise P F, Q T, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<
P F, Q I ise P F, Q I, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I
P F, Q F ise P F, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#
;................................................. .................................................. ..........................................
_ ya da budur:
Karşıtlık:
(P -> ~Q) ' i.e. P doğru ise, Q doğru değildir '
(~P -> Q) ' i.e. P doğru değil ise, Q doğrudur '
Çelişiklik:
(P <-> ~Q) ' i.e. P doğru ise, Q doğru değildir, et vice versa. '
;................................................. .................................................. ..........................................
_
N = 2
Klasik Mantık ' Logica Classica ':
(P -> ~Q) V (~P -> Q) V (P <-> ~Q)
~[(P -> ~Q) <-> (~P -> Q)] V [P <-> ~Q]
~{[(P -> ~Q) -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> (P -> ~Q)]} V [P <-> ~Q]
~{[(~P V ~Q) -> (P V Q)] /\ [(P V Q) -> (~P V ~Q)]} V [P <-> ~Q]
~{[~(P /\ Q) -> (P V Q)] /\ [(P V Q) -> ~(P /\ Q)]} V [P <-> ~Q]
~{[(P /\ Q) V (P V Q)] /\ ~[(P V Q) /\ (P /\ Q)]} V [P <-> ~Q]
{[~(P /\ Q) /\ ~(P V Q)] /\ ~(P V Q) V ~(P /\ Q)]} V [P <-> ~Q]
[~(P /\ Q) /\ ~(P V Q) /\ ~(P V Q) V ~(P /\ Q)] V [P <-> ~Q]
[~(P /\ Q) /\ ~(P V Q)] V [P <-> ~Q]
[(~P V ~Q) /\ ~(P V Q)] V [P <-> ~Q]
[(P -> ~Q) /\ ~(~P -> Q)] V [P <-> ~Q]
~[~(P -> ~Q) V (~P -> Q)] V [P <-> ~Q]
~[(P -> ~Q) -> (~P -> Q)] V [P <-> ~Q]
~[P <-> ~Q] V [P <-> ~Q] ; Tautologia
P T, Q T ise (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) F
P T, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<
P F, Q T ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<
P F, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#, (P <-> ~Q) F
_
N = 3
Üç Değerli Mantık: ' Logica [Tripartita | Ternaria] vel per tres valor veritatis modos, indefinitam scilicet, veram et falsam '
(P -> ~Q) V (~P -> Q) V (P <-> ~Q) ' nec Tautologia nec Contradictoria, i.e. Contingens '
N.B.: P, Q ister T ister I ister F olsun, bu önermenin doğruluk değeri ya T ya da F' dir ' i.e. I olmaz '. : )
P T, Q T ise (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) F
P T, Q I ise (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) I
P T, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<
P I, Q T ise (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) I
P I, Q I ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<
P I, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I, (P <-> ~Q) I
P F, Q T ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<
P F, Q I ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I, (P <-> ~Q) I
P F, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#, (P <-> ~Q) F
;................................................. .................................................. ..........................................
N -> sonsuz için de değişen bir şey olmaz.
# Öncül[ler] doğru ise sonuç yanlış olamaz, ki demek ki [çıkarım] geçersizdir '.
P T, Q F ya da P F, Q T ise, doğruluk değerleri arasında herhangi bir fark var mı ki_? Y o k, zira ya T yahut F veyahut geçersiz.
Tasdik edilmesi en mantıklı olan hangisi_? Ne geçersiz ne de F olan P I, Q I değil mi_? : )
Ergo, P ve Q önermelerinin doğruluk değeri doğru olmayabilir de olabilir de ' i.e., doğru olması [mümkündür | olumsaldır] '.
;................................................. .................................................. ..........................................
Peki efsanevi olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ' vardı ya hani, hah, işte o ne olacak_?
Bay Dawkins, Tanrı Yanılgısı ' The God Delusion /Delusio Deus ' adlı eserinde ne diyordu_?
The spectrum of probabilities works well for TAP (temporary agnosticism in practice). It is superficially tempting to place PAP (permanent agnosticism in principle) in the middle of the spectrum, with a 50 per cent probability of God's existence, but this is not correct.
Olasılıklar spektrumu TAP (Uygulamada Geçici Bilinemezcilik) için iyi randıman verir. PAP' ı (Prensipte Sabit Bilinemezcilik) yüzde 50 Tanrı vardır olasılığıyla olasılıklar tayfının ortasına yerleştirmek görünüşte çekicidir, ancak bu doğru değildir.
[S ö z d e] olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ':
Tanrı' nın varlığı ' [% 100 | % 100 değil | % 50' den az yüksek | % 50 | % 50' den az düşük | % 0 değil | % 0] '
' ESEB destekli ' bir platformun temsilcisi, bu 7 olasılığı 14' e çıkartmıştır, ki maddelerden bazıları ilgi çekicidir, e.g.:
İetsizm: "Tanrı'nın varlığına inanmıyorum, ama bir şeyler (Hollandaca: "iets") veya bir güç olmalı."
Nedense aklımıza Kaptan Swing, C91' deki Düşlere Giren Cellat' ın notu geldi, ki ne diyordu_? : )
Hepiniz öleceksiniz! Hollandalı'yı hatırlayın! ' Vos omnes morituri estis! Mementote Batavi! '
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, I. Analitikler' de ' Analytica Priora, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
CAPUT II. De conversione absolutarum propositionum ' Arı önermelerin aksolunması [üzerine] ', 25a1-6:
Quoniam autem omnis propositio est, aut de inesse, aut ex necessitate inesse, aut contingere inesse; harum autem, hae quidem affirmativae, illae autem negativae secundum unamquamque appellationem; rursus autem affirmativarum et negativarum, aliae sunt universales, aliae particulares, aliae indefinitae: universalem quidem privativam de eo quod est inesse, necesse est in terminis converti.
Her öncül ya bir arı yükleme, ya bir gerekli yükleme, ya bir olağan yükleme koyar; bu türlü öncüllerin kendileri de, her bir yüklemeye göre bir kısmı olumlu öbürleri de olumsuzdur; olumlu ve olumsuz öncüllerin de bir kısmı bütüncül, bir kısmı bölümcül, bir kısmı da belirsizdir. Bunun sonucu olarak, bütüncül arı yüklemede, olumsuz öncüllük terimleri gerekli olarak aksolunabilirler:
CAPUT XIII. De contingenti non necessario ' Gerekli olmayan olağan [üzerine] ', 32a36-40
Quoniam enim quod est contingens non est necessarium, et quod non est necessarium possibile est non esse, manifestum quoniam si contingit A inesse B, contingit et non inesse, et si omni contingit inesse, et omni contingit non inesse.
Mademki, gerçekte, olağan gerekli değildir ve gerekli - olmayabilir. A nın B ye ait olması olağan ise, ona ait olmamasının da olağan olduğu açıktır; ve A nın her B ye ait olması olağan ise her B ye ait olmaması da olağandır.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Nikomakhos'a Etik' te ne diyordu_? ' Ethica Nicomachea, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
liber II. De virtute ' Erdem [üzerine] ', 1108b10-16:
Cùm autem tres sint habitus, duo vitiosi, quorum vnus immoderatus est, alter modo deest, & vna virtus in mediocritate posita, sunt illa omnia inter se quodammodo contraria. Nam extremi & medio habitui sunt, & inter se contraria, &medius extremis. Quemadmodum enim si æquale cum minore coparetur, maius est: sin cum maiore, minus:
Üç tür eğilim vardır: biri fazlalık, biri eksiklik, ki hiçbiri erdem değil; ve biri de orta yolu gözetmek olan erdem; ve her biri belli bir şekilde diğer ikisine karşıttır. Uçlar hem birbirlerinin hem de orta durumun karşıtıdır ve orta durum her iki ucun da karşıtıdır; tıpkı eşit olanın daha küçük olana kıyasla daha büyük, daha büyük olana kıyasla daha küçük olması gibi:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in tabirleriyle açıklayacağız, şöyle ki: : )
Üç tür öncül vardır: biri gereklilik ' necessitas ', biri imkân[sızlık] ' [im]possibilitas ', ki hiçbiri olumsal ' continges ' değil; ve biri de orta yolu gözetmek olan olumsal; ve her biri belli bir şekilde diğer ikisine karşıttır. Uçlar hem birbirlerinin hem de orta durumun karşıtıdır ve orta durum her iki ucun da karşıtıdır; tıpkı eşit olanın daha küçük olana kıyasla daha büyük, daha büyük olana kıyasla daha küçük olması gibi:
Felsefi jargon üzerinden anlaşılması müşkül ise, işte alelade bir açıklama:
P, Q birbirlerine göre tümleyendir, i.e. [P | Q] olasılığı ne kadar artarsa [Q | P] olasılığı o kadar azalır, et vice versa.
Belirli [olayların | önermelerin,...] ' e.c. [P | Q] ' olma olasılıkları [p(P) | p(Q)] ise, olmama olasılıkları 1 - [p(P) | p(Q)] olur, ki [0, 1] aralığındadır, ergo, et cetera:
p(P) + p(Q) = 1
0 < [p(P) | p(Q)] < 1 ' i.e., mümkün; possibile '
[p(P) | p(Q)] = 0 ' i.e., imkânsız; impossibile '
[p(P) | p(Q)] = 1 /2 ' i.e., olumsal; contingens '
[p(P) | p(Q)] = 1 ' i.e., zorunlu; necesse '
Tasdik edilmesi en mantıklı olan hangisi_? Ne imkânsız ne mümkün ne de zorunlu olan [p(P) | p(Q)] = 1 /2 değil mi_? : )
Ergo, P ve Q önermelerinin doğruluk değeri doğru olmayabilir de olabilir de ' i.e., doğru olması [mümkündür | olumsaldır] '.
Hüküm:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in I. Analitikler' i ' Analytica Priora ', olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ' için Ortak Ata ' Antecessor Communis ' hükmündedir.
Bay Dawkins' in eserine ait olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ' diye bir şey y o k t u r, zira üremiştir, ki türemiştir, ki ıraksamış ıradır, ki hükümsüzdür.
Bay Dawkins, ' ESEB destekli ' bir platform temsilcisi ve Communarii' nin kanılarının aksine, TAP, PAP diye bir şey, hiç y o k t u r.
Bay Dawkins, ' ESEB destekli ' bir platform temsilcisi ve Communarii, olasılıklar spektrumunun ' spectrum probabilitatis theisticae ', " yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre " üremiş, ki demek ki türemiş, ki demek oluyor ki ıraksamış ıra, ki denilebilir ki hükümsüz olduğuna, bir başka deyişle, böyle bir spektrumun olmadığına, kelimenin tam anlamıyla uyduruk olduğuna alışması gerekmektedir.
N.B.: " Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. "
;................................................. .................................................. ..........................................
# Zaten Metafizik Felsefe XXI' de ne denilmişti_? ' Dilemma Euthyphronis '
* ' Her ne kadar alelade gibi görünse de ' soru[nun yanıtlanması], aslen çok zordur.
Her neyse. Antik Yunanlılar misali, Materyalist felsefe ' philosophia materialistica ' ve de bu felsefeden türeme Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' nin bilcümle tilmîzleri de ' discipuli plebeii ad philosophiam materialisticam propensus ' bu çıkarım kalıbına hayrandır ve sanal âlemde de sözüm ona "teist ahlaka yönelik geleneksel itirazın" pekiştirilmesi için sözde felsefi, özde gülünç yazılarda ballandıra ballandıra sunulmaktadır, şöyle ki:
EVTH. Equidé statuerim illud esse Sanctum; quod omnes dii amant: & contrà, quod omnes dii oderut, Profanum esse.
EVTH. O hâlde tanrıların sevdiği şey kutsallıktır, buna karşın tanrıların nefret ettiği şeyse, kutsal olmayandır diyorum. ' 9e1-3 '
SO. Sanctúmne, quatenus sanctum est; à diis amatur: an quatenus à diis amatur, ideo sanctum est?
SO. Kutsal, kutsal olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi kutsaldır? ' 10a1-3 '
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un, Euthyphron' un yanıtına, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Socrates üzerinden ayrık bir seçenek ' Qi V Qj ' sunması, Euthyphron' a bir ikilem ' [(Qi V Qj) /\ (Qj -> Qv) /\ (Qi -> Qz)] -> (Qz V Qv) ' sunduğu anlamına gelmez.
Euthyphron İkilemi' nde argüman şu şekilde ilerle[tili]r:
Qi V Qj önermesi; Qi doğru, Qj yanlış veya Qi yanlış, Qj doğru ise doğrudur, değilse değildir ' i.e., her iki bileşende doğru veya yanlış ise yanlıştır '.
Qi doğru olsun. Öyleyse, Qj yanlış olmalıdır. ' Aksi hâlde Qi V Qj önermesi yanlıştır '.
Qj doğru olsun. Şöyleyse, Qj yanlış olmalıdır. ' Aksi hâlde Qi V Qj önermesi yanlıştır '.
Demek ki, Qi' de doğru olsa, Qj' de doğru olsa, tasdik edilemez. Ergo, önermeye götüren her varsayım yanlış olmalıdır. : )
Ne var ki ne öyledir ne de şöyledir, ki böyledir böyle ' Sam Boyle ':
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Euthyphron adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Euthyphron, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
9e8, 10a-11b8:
SO. Fortasse etiam melius; mi Euthyphro, intelligemus. Quiddam enim huiusmodi cogita: Sanctúmne, quatenus sanctum est; à diis amatur: an quatenus à diis amatur, ideo sanctum est?
EV. Nescio quid dicas, Socrates.
SOC. Ego verò conabor id magis perspicué explicare. Dicimus, Id quod fertur, & quod fert, Id quod agitur, & quod agit, Quod videtur, & videt, & omnia similia nónne intelligis: alia ab aliis differre, & quatenus differant: quum tota in mutua illa ratione versentur?
EVTH. Mihi hæc quidem videor intelligere.
SOC. Nónne igitur id quod amatur, aliquid est: & id quod amat, diuersum est ab co?
EV. Quídni?
SOCR. Dic mihi, vtrum Id quod fertur, quoniam fertur, ideo Id quod fertur, est: an verò propter aliud quidpia?
EVTH. Nequaquam, sed propter illud ipsum.
SOC. Et Id quod agitur, quia agitur: Id quod videtur; quia videtur?
EV. Omnino.
SO. Non igitur quoniam est Id quod videtur, hac de causa videtur: sed contrà, ideo quoniam videtur, hac de causa est Id quod videtur. Neque quoniam est Id quod agitur, hac de causa agitur: sed quoniá agitur, ideo est Id quod agitur: neque quoniam Id quod fertur, est, propterea fertur: sed quoniam fertur, ideo est Id quod fertur. Tibíne perspicuum est quod volo dicere? hoc nimirum volo, & siquid fit aut siquid patitur, non ideo fit, quia est Id quod fit: sed quoniam fit, ideo est Id quod fit, neque patitur, quia huiusmodi est vt patiens fit: sed quoniam patitur, patiens est. nónne ita concedis?
EV. Equidem.
SOC. Nónne & Id quod amatur, aut quod fit, aliquid est, aut quod patitur quid ab aliquo?
EV. Omnino.
SO. Et hoc igitur ita se habet vt superiora illa: nimirum non quatenus est Id quod amatur, ideo amatur ab his à quibus amatur: sed quia amatur, ideo Id est quod amatur.
EV. Necesse est.
SO. Quid verò de Sancto dicemus, Euthyphro? an quia amatur ab omnibus diis, ideo sanctu vocari statuemus, quemadmodum fert tua oratio?
EV. Maximé.
SO. Idcircóne amatur, quia sanctu est, an propter aliud quidpià:
EV. Minimé: sed propter idipsum quia sanctum est.
SO. Ideóne igitur amatur, quia sanctum est: sed non ideo sanctum est, quia amatur?
EV. Videtur.
SO. Atqui, quoniam amatur à diis, diísne gratu & acceptum est?
EV. Quídni?
SO. Non ergo diis gratum, Euthyphro, Sanctum est, neque sanctum, diis gratum, quemadmodum tu ais: sed aliud quidpiam ab illo est.
EV. Quomodo id ais, Socrates?
SO. Quia fatemur Sanctum ideo amari, quia sanctum est: non verò, quia amatur, ideo sanctum esse. nónne?
EV. Certé.
SO. Diis verò gratum, eo quòd amatur à diis, hoc ipso gratum esse:non verò, quia diis gratum est, ideo amari.
EVTH. Vera dicis.
SO. Atqui si idem esset, mi Euthyphto, diis gratum & Sanctum: si eo ipso quòd sanctum sit; Sanctum amaretur, & eo item ipso quòd diis gratum est, ipsum illud diis gratu amaretur. Si auté diis gratum, ideo quòdà diis amaretur;hactenus diis gratum esset: & Sanctum quidem, ea ratione quòd amaretur, sanctum esset. Nunc vides illa contrario inter se modo affecta esse, quippe quæ omnino inter se fint diuersa. Hoc enim nimiru diis gratu, quia amatur, ita affectu est vt ametur: & quoniá tale est vt ametur, ideo amatur. Et videris quide, Euthyphro, quum à te quæreretur quídnam Sanctu esset, minime voluisse illius naturá significare: sed affectionem quandam ipsius notare: videlicet, quòd ita comparatum fit ipsum illud sanctu, ideo ab omnibus diis ais amari: quídnam verò fit ipsum,nondum dixisti. Si verò id tibi lubet, ne me rei istius cognitionem celato: sed rursus à primordio expone écquid tandé Sanctum fit, seu à diis ametur, seu quidlibet aliud in ipsum cadat.
non enim hac de re erit inter nos cótrouersia. Verum age, præsenti animo mihi explica quid fit Sanctum & Profanum.
EVTH. Atqui, Socrates, non possum fatis comode quæ sentio edisserere. circumuagatur enim quodammodo nobis id quod posuimus, neque potest quiescere;vbiuis illud cóstituerimus.
SO. Birazdan daha iyi anlarız, Euthyphro. Şimdi şöyle düşün: Kutsal, kutsal olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi kutsaldır? ' 9e8, 10a1-3 '
EV. Ne demek istediğini anlamıyorum, Sokrates. ' 10a4 '
SOC. O zaman daha açık anlatmaya çalışacağım. Hani taşınan ve taşıyan, yönlendirilen ve yönlendiren, görülen ve görenden bahsederiz ya: Bütün bunların birbirlerinden farklı olduğunu ve aralarında ne gibi farklılıklar bulunduğunu biliyorsun, değil mi? ' 10a5-8 '
EVTH. Biliyorum sanırım. ' 10a9 '
SOC. Öyleyse sevilen şey de sevenden farklı değil midir? ' 10a10-11 '
EV. Neden olmasın ki? ' 10a12 '
SOCR. Şimdi söyle bana, taşınan şey taşındığı için mi taşınandır: Yoksa başka bir nedenden dolayı mı? ' 10b1-2 '
EVTH. Hayır, taşındığı için. ' 10b3 '
SOC. Yönlendirilen şey yönlendirildiği için yönlendirilendir: Görülen şey de görüldüğü için görülendir; öyle değil mi? ' 10b4-5 '
EV. Kesinlikle. ' 10b6 '
SO. Demek ki bir şey görülen olduğu için görülmez, aksine görüldüğü için görülendir; bir şey yönlendirilen olduğu için yönlendirilmez, aksine yönlendirildiği için yönlendirilendir; bir şey taşınan olduğu için taşınmaz, aksine taşındığı için taşınandır. Euthyphro, ne demek istediğimi anladın mı? Şunu söylemeye çalışıyorum ki, eğer bir şey varolursa ya da bir şeyden etkilenirse, o şey varolan olduğu için varolmaz, aksine varolduğu için varolandır; etkilenen olduğu için etkilenmez, aksine etkilendiği için etkilenendir. Yoksa buna katılmıyor musun? ' 10b7-11, 10c1-4 '
EV. Katılıyorum. ' 10c5 '
SOC. Öyleyse sevilen şey ya varolan bir şeydir ya da bir şeyden etkilenen, değil mi? ' 10c6-7 '
EV. Kesinlikle. ' 10c8 '
SO. Bu da, bundan öncekilerdeki gibidir: i.e., bir şey sevilen olduğu için sevenler tarafından sevilmez, aksine sevildiği için sevilen bir şeydir, değil mi? ' 10c9-11 '
EV. Kuşkusuz. ' 10c12 '
SO. Peki, kutsal olan hakkında ne diyebiliriz Euthyphro? Senin ifadene göre, bütün tanrılar tarafından sevilen şeydir, değil mi? ' 10d1-2 '
EV. Evet. ' 10d3 '
SO. Bu yüzden, i.e., kutsal olduğu için mi dine uygundur, yoksa başka bir nedenden dolayı mı? ' 10d4 '
EV. Hayır, kutsal olduğu için. ' 10d5 '
SO. Öyleyse kutsal olan kutsal olduğu için sevilir, aksine sevildiği için kutsal olmaz, değil mi? ' 10d6-7 '
EV. Öyle görünüyor. ' 10d8 '
SO. Öte yandan tanrıların sevdiği şey tanrılar tarafından sevildiği için tanrıların sevdiği şeydir ve sevilendir. ' 10d9-10 '
EV. Tabii ki. ' 10d11 '
SO. Demek ki Euthyphro, tanrıların sevdiği şey kutsal değildir, kutsal olan da tanrıların sevdiği şey değildir; senin de söylediğin gibi, birbirinden farklıdır bunlar. ' 10d12-13 '
EV. Fakat bu nasıl olur Sokrates? ' 10e1 '
SO. Zira kutsal olanın kutsal olduğu için sevildiğini tasdik ediyoruz, tersine sevildiği için dine uygun olduğunu değil, değil mi? ' 10e2-3 '
EV. Evet. ' 10e4 '
SO. Ayrıca tanrıların sevdiği şeyin, tanrılar tarafından sevildiği için, tam da bu sevilmeden dolayı, tanrıların sevdiği şey olduğunu tasdik ediyoruz, tanrıların sevdiği şey olduğu için sevildiğini değil. ' 10e5-7 '
EVTH. Doğru söylüyorsun. ' 10e8 '
SO. Sevgili Euthyphro, eğer tanrıların sevdiği şeyle kutsal olan aynı şey olsaydı, i.e., kutsal olan kutsal olduğu için sevilseydi, o zaman tanrıların sevdiği şey de tanrıların sevdiği şey olduğu için sevilirdi; sonra tanrıların sevdiği şey tanrılar tarafından sevildiği için tanrıların sevdiği olsaydı, o zaman kutsal olan da tanrılar tarafından sevildiği için kutsal olurdu. Lakin bunların birbirinden tümüyle farklı iki karşıt şey olduğunu görüyorsun. Zira biri sevildiği için sevilen oluyor velakin diğeri sevilen olduğu için seviliyor. Görünen o ki, kutsallık nedir diye sorulduğunda onun özünü bana açıklamak istemiyorsun Euthyphro, aksine kutsallığa ait bir özellikten, i.e., onun bütün tanrılar tarafından sevilen bir şey olduğundan söz edip duruyorsun. Ne var ki onun gerçekte ne olduğunu henüz söylemedin. Lütfen saklama bunu benden, kutsallığın ne olduğunu yeni baştan anlat bana, tanrılar tarafından seviliyormuş ya da sahip olduğu başka bir özellik varmış, ne önemi var ki bunun.
Sonuçta tartıştığımız şey bu değil ki. Asıl kutsallık nedir, kutsal olmayan nedir, onu anlat bana dürüstçe. ' 10e9-10, 11a1-10, 11b1-5 '
EVTH. İyi de, Sokrates, ne demek istediğimi nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Zira ne tür bir tanım ileri sürersek sürelim, öyle ya da böyle tanımımız ortalıkta dolanıp duruyor ve nereye yerleştirmeye kalkarsak kalkalım yerinde durmak bilmiyor. ' 11b6-8 '
;................................................. .................................................. ..........................................
SO. Zira kutsal olanın kutsal olduğu için sevildiğini tasdik ediyoruz, tersine sevildiği için dine uygun olduğunu değil, değil mi? ' 10e2-3 '
EV. Evet. ' 10e4 '
i (L .: H) [Bir şey, kutsal olduğu için tanrılar tarafından sevilendir]
ii ~(H .: L) [Bir şey, tanrılar tarafından sevildiği için kutsal değildir]
SO. Ayrıca tanrıların sevdiği şeyin, tanrılar tarafından sevildiği için, tam da bu sevilmeden dolayı, tanrıların sevdiği şey olduğunu tasdik ediyoruz, tanrıların sevdiği şey olduğu için sevildiğini değil. ' 10e5-7 '
EVTH. Doğru söylüyorsun. ' 10e8 '
iii (P .: L) [Bir şey, tanrılar tarafından sevildiği için, tanrıların sevdiğidir]
iv ~(L .: P) [Bir şey, tanrıların sevdiği olduğu için tanrılar tarafından sevilen değildir]
SO. Sevgili Euthyphro, eğer tanrıların sevdiği şeyle kutsal olan aynı şey olsaydı, i.e., kutsal olan kutsal olduğu için sevilseydi, o zaman tanrıların sevdiği şey de tanrıların sevdiği şey olduğu için sevilirdi; ' 10e9-10, 11a1 '
v (H <-> P) -> [(L .: H) -> (L .: P)]
sonra tanrıların sevdiği şey tanrılar tarafından sevildiği için tanrıların sevdiği olsaydı, o zaman kutsal olan da tanrılar tarafından sevildiği için kutsal olurdu. ' 11a1-3 '
vi (H <-> P) -> [(P .: L) -> (H .: L)]
;................................................. .................................................. ..........................................
(Qi /\ ~Qj) <-> ~(~Qi V Qj) ' De Morgan's Theorem '
~(~Qi V Qj) <-> ~(Qi -> Qj) ' Material Implication '
vii (L .: H) /\ ~(L .: P) ' i & iv: Conjunction '
(L .: H) /\ ~(L .: P) <-> ~[(L .: H) -> (L .: P)]
viii (P .: L) /\ ~(H .: L) ' ii & iii: Conjunction '
(P .: L) /\ ~(H .: L) <-> ~[(P .: L) -> (H .: L)]
ix Modus Tollens ' v & vii ':
(H <-> P) -> [(L .: H) -> (L .: P)]
~[(L .: H) -> (L .: P)]
_______________________________
~(H <-> P)
x Modus Tollens ' vi & viii ':
(H <-> P) -> [(P .: L) -> (H .: L)]
~[(P .: L) -> (H .: L)]
_______________________________
~(H <-> P)
N.B.: NOT = ~, AND = /\, OR = V, XOR = V, XNOR = <->, IMPLY = ->, .: = BECAUSE
SO. ... Lakin bunların birbirinden tümüyle farklı iki karşıt şey olduğunu görüyorsun. ' 11a3-4 '
Şu hâlde, kutsal olmak, tanrıların sevdiğiyle aynı şey değildir. ' ~(H <-> P) '
;................................................. .................................................. ..........................................
Euthyphro Argümanı_i:
E1. Etkile[n]me: Herhangi x ve y için, eğer x, y' yi etkiliyorsa, o zaman y, x tarafından etkilenendir çünkü x, y' yi etkiler. (10A5-B6; krş. 10C1–4)
E2. Asimetri: Herhangi p ve q için, eğer p, q'dan kaynaklanıyorsa, o zaman q'nun p'den kaynaklanması söz konusu değildir. (10B7-C1)
E3. Demek ki herhangi bir x ve y için, eğer x, y' yi etkiliyorsa, o zaman (i) y, x tarafından etkilenendir çünkü x, y' yi etkiler ve (ii) x'in y'yi etkilemesi, y'nin x'ten etkilenmesi anlamına gelmez. (10c1-5) [E1 ve E2'den]
E4. Etkin Sevgi: Bir şeyi sevmek, onu etkilemenin bir yoludur. (10C6-8)
E5. Demek oluyor ki, herhangi x ve y için, eğer x, y'yi seviyorsa, o zaman (i) y, x tarafından sevilendir çünkü x, y'yi sever ve (ii) x'in y'yi etkilemesi, y'nin x'ten etkilenmesi anlamına gelmez. (10C9-12) [E3 ve E4'ten]
E6. Nesne Önceliği: Tanrılar, dindar olduğu için, dindar şeyi sever 'i.e. Tanrılar dindar şeyi sever, çünkü o dindardır'. (10D4-5)
E7. Şu hâlde, dindar şeyin, tanrılar onu sevdiği için dindar olduğu iddiası söz konusu değildir 'i.e., dindar şeyin dindar olması, tanrıların onu sevmesi anlamına gelmez'. (10D6-7) [E2 ve E6'dan]
E8) Tanrı'nın sevdiği şey, tanrıların onu sevmesi nedeniyle Tanrı'nın sevdiği şeydir 'i.e. Tanrı'nın sevdiği şey, Tanrı'nın sevdiği şeydir, çünkü tanrılar onu sever'. (10D9-10) [E5'ten]
E9. Öyleyse tanrıların, tanrı tarafından sevilen şeyi, tanrı tarafından sevildiği için sevmeleri söz konusu değildir. (10E5-7) [E5 veya E2 ve E8'den]
E10. İkame: Eğer dindar, Tanrı'nın sevdiği ile aynı ise, ayrıca (S1) eğer tanrının sevdiği şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle tanrıların sevdiği bir şeyse, o zaman dindar şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle dindardır ve (S2) eğer tanrılar dindar şeyi dindar olduğu için seviyorsa, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi tanrıların sevdiği bir şey olduğu için sever. (10E9-11A3)
E11. Eğer Dindar kişi Tanrı'nın Sevdiği kişiyle aynı ise, o zaman (C1) dindar şey tanrılar onu sevdiği için dindardır ve (C2) tanrılar tanrının sevdiği şeyi sever, çünkü o tanrının sevdiği bir şeydir. (10E9-11A3) [E6, E8 ve E10'dan]
E12. Dolayısıyla dindar kişi, Tanrı'nın sevdiği kişiyle aynı değildir. (11A3-4) [E7 ve E11 veya E9 ve E11'den]
Euthyphro Argümanı_j:
*E1. Özdeşlik: Herhangi bir x ve y için, eğer x y'yi etkiliyorsa, y'nin x'ten etkilenmiş olması, x'in y'yi etkilemesi gerçeğiyle aynıdır.
*E2. Asimetri: Herhangi p ve q için, eğer p, q'dan kaynaklanıyorsa, o zaman q'nun p'den kaynaklanması söz konusu değildir.
*E3. Demek ki herhangi bir x ve y için, eğer x, y'yi etkiliyorsa, o zaman x y'yi etkiler çünkü y x tarafından etkilenmiştir demek değildir 'i.e., eğer x, y'yi etkiliyorsa, o zaman x'in y'yi etkilemesi, y'nin x'ten etkilenmesi anlamına gelmez '. [*E1 ve *E2' den]
*E4. Etkin Sevgi: Bir şeyi sevmek, onu etkilemenin bir yoludur.
*E5. Demek oluyor ki, herhangi x ve y için, eğer x, y'yi seviyorsa, o zaman x'in y'yi sevmesi, y'nin x tarafından sevilmesinden kaynaklanmaz. [*E3 ve *E4' ten]
*E6. Nesne Önceliği: Tanrılar, dindar olduğu için, dindar şeyi sever 'i.e. Tanrılar dindar şeyi sever, çünkü o dindardır'.
*E7. İkame: Eğer dindar, Tanrı'nın sevdiği ile aynı ise, ayrıca, eğer tanrılar dindar şeyi dindar olduğu için seviyorsa, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi tanrıların sevdiği bir şey olduğu için sever.
*E8. Eğer Dindar, Tanrı'nın Sevdiği ile aynı ise, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi sever, çünkü o tanrının sevdiği bir şeydir. [*E6 ve *E7' den]
*E9. Dolayısıyla dindar kişi, Tanrı'nın sevdiği kişiyle aynı değildir. [*E5 ve *E8' den]
;................................................. .................................................. ..........................................
Magni Momenti Notitia:
Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele' deki argümandan kuşkusuzdur ki, daha yetkindir.
Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy' deki originalis [flavor] anglice argümanla karşılaştıralım da, bir görelim bakalım, öyle mi değil mi, değil mi_?
Is what is holy holy because the gods approve it, or do they approve it because it is holy? (Plato, 10a)
P1. What is moral is either moral because God commands it or it is not.
P2. If what is moral is moral because God commands it, then morality is arbitrary and vacuous.
P3. If what is moral is moral for reasons other than that God commands it, then God is superfluous from the standpoint of morality.
C1. Either morality is arbitrary and vacuous or God is superfluous to morality (constructive dilemma, P1, P2, P3).
O da ne_?
Soru da because var.
P1' deki either or ' seçenekler arasındaki zorunlu seçim, ya ... ya da, i.e. V ' bağlacı arasında because var.
P2' deki if then ' eğer ise, ise o zaman, i.e. -> ' bağlacı arasında because var.
Demek ki b e c a u s e buharlaşmış! Ne var ki buharlaştırılamaz. : )
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, II. Analitikler' de ' Analytica Posteriora, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
liber II., C. XI., 94a20-35:
Per quodlibet genus causae demonstrari posse.
Quoniam autem scire opinamur cum sciamus causam, causae autem quatuor sunt: una quidem quod quid erat esse; una vero cum hoc sit, necesse est hoc esse; altera autem quae aliquid primo movit; quarta vero cuius gratia omnes hae per medium monstrant. Et hoc enim quod cum sit hoc, necesse est esse, una quidem accepta propositione non est, duabus autem ad minus, hoc autem est, cum unum medium habeant, hoc ergo uno accepto, conclusionem necesse est esse.
Manifestum est autem et sic, propter quid est rectus in semicirculo? aut quo existente rectus est? Sit ergo rectus in quo a, media duorum rectorum in quo b, qui est in semicirculo in quo c, ipsius a igitur rectum esse in c, qui est in semicirculo, causa est b, hoc enim ipsi a aequale est, qui vero est c, ipsi b. Duorum enim rectorum dimidium est, existente igitur dimidio duorum rectorum, a in c est, hoc autem erat in semicirculo rectum esse. Hoc autem idem est ei quod quid erat esse, cum hoc significaret oratione, at vero et ipsius quod quid erat esse causa monstrata est media.
Türlü sebepler suretiyle kanıtlanabilir herhangi şeyler. ' Orta terim olarak alınan türlü sebepler '
Sebebi bildiğimiz zaman tanıdığımızı zannederiz. Sebeplerin sayısı ise dörttür: ilk olarak, mahiyet ' formel sebep ', ikinci olarak bazı şeyler verilmiş olmakla bir başka şeyin gerekli olarak onu takip etmesi ' sonucu gerektiren öncüller '; üçüncü olarak nesnenin hareketinin ilkesi ' fail sebep '; dördüncü olarak da nesne ne maksatla olmuşsa o gaye ' ereksel sebep '. Bu sebeplerin hepsi ispatta orta terim olmaya yarayabilirler. — Gerçekte, filân nesne belli ve verilmiş olmakla, bundan gerekli olarak şunun var olduğu sonucunun çıktığı, bir tek öncül yardımiyle ispat olunamaz, hiç olmazsa iki tane lâzımdır; yani bu iki önermenin bir tek orta terimi olması gerekir. Böylece bu biricik orta terim bir kere ortaya konuldu mu, sonuç gerekli olarak ardından gelir. Bu, aşağıdaki misalle de gösterilebilir:
Yarım-daire içine çizilen açı niçin bir dik açıdır? Veya: Hangi veriden bu açının bir dik açı olduğu sonucu çıkar? Böylece, A nın dik açı, B nin iki dik açının yarısı, G nin de yarım daire içine çizilen açı olduğunu kabul edelim. O zaman, B sebeptir ve bu sebep gereğince dik açı olan A, yarım daire içine çizilen açı olan G ye aittir. Çünkü B, A ya; G, B ye eşittir. Çünkü G iki dik açının yarısıdır. O halde, iki dik açının yarısı olan B. A nın G ye ait olduğu, yani, dediğimiz gibi, yarım daire içine çizilen açının dik açı olduğu sonucunun çıktığı veridir. Bundan başka, B, A nın mahiyetine özdeştir, çünkü o, A nın tarifinin ifade ettiği şeydir; biz ise daha önce, orta terimin sebep olarak mahiyet olduğunu gösterdik.#
liber II., C. XI., 94b27-34:
Contingit autem idem et gratia cuius esse et ex necessitate, ut per lucernae pellem lumen egredi; etenim ex necessitate disgreditur, quod in parva est partibilius, et per maiores poros, si quidem lumen fit disgrediendo, et gratia cuius, ut non offendamus. Nonne igitur si esse contingit, et fieri contingit? sicut si tonat exstincto igne, necesse est sizire et sonare, et (quemadmodum Pythagorici dicunt) minarum causa iis qui sunt in tartaro, quatenus timeant.
Esasen, aynı şeyin hem bir gaye ile var olduğu, hem de gerekliliğin eseri olduğu da olabilir: Sözgelimi, niçin ışık fenerden geçiyor? Bunun sebebi ilkin daha küçük parçacıklardan mürekkep olan şeyin gerekli olarak, ışığın dışarda nüfuz yoluyla husule geldiğini kabul etmek şartıyla, daha büyük mesamelerden ' gözeneklerden ' geçmesidir; ikincisi, bir gaye ile, yani çarpmamamız ' tökezlemememiz ' içindir. Öyle ise bir nesne iki sebeple var olabilirse yine iki sebeple olamaz mı? Sözgelimi, gök gürlemesi bulutlardaki ateşin sönmesiyle gerekli bir şekilde husule gelen bir vızlama, bir gürültü olması ve gayesi de, Pythagoras'cıların temin ettikleri gibi, Tartaros'dakilere korku telkin etmek için onları tehdit etmek olması halindeki gibi bir halde.
;................................................. .................................................. ..........................................
# Genel İspat:
O, yarım dairenin merkezi ' ut centrum semicirculi O '
|OA| = |OB| = |OG| = |BG| /2
_ Geometrik:
<BAG = <OAB + <OAG = <OBA + <OGA
<OAB + <OAG + <OBA + <OGA = TT
Ergo, et cetera. ' QED '
<BAG = TT /2
_ Trigonometrik:
<AOB + <AOG = TT = pi
cosinüs teoreminden ' lex cosinus ':
|AB|² = |OA|² + |OB|² — 2 |OA| |OB| cos <AOB = [1 — cos <AOB] |BG|² /2
|AG|² = |OA|² + |OG|² — 2 |OA| |OG| cos <AOG = [1 — cos <AOG] |BG|² /2
|AB|² + |AG|² = [2 — cos <AOB — cos <AOG] |BG|² /2
—cos <AOB — cos <AOG = —cos <AOB — cos (TT — <AOB) = —cos (TT — <AOG) — cos <AOG = 0
i.e. Pisagor teoremi ' theorema Pythagorae ':
|AB|² + |AG|² = |BG|²
Ergo, et cetera. ' QED '
<BAG = TT /2
;................................................. .................................................. ..........................................
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
Metafizik Felsefe XXIV' te üstü kapalı vurgulandığı gibi, soru[nun yanıtlanmasının] çok zor olmasının asli sebepleri şunlardır:
S. Marc Cohen, Socrates on the Definition of Piety ' Sokrates'in Dindarlığın Tanımı Üzerine Görüşleri ': Euthyphro 10A-11 B:
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
(a) loved by the gods because it is pious ' dindar olduğu için tanrılar tarafından sevilir '
(b) pious because it is loved (by the gods) ' dindar çünkü (tanrılar tarafından) sevilir '
(a') god-loved because it is loved by the gods ' tanrının sevdiği çünkü tanrılar tarafından sevilir '
(b') loved (by the gods) because it is god-loved ' tanrının sevdiği olduğu için (tanrılar tarafından) sevilir '
(â) ø-ed thing because it is ø-ed (by something) ' logical-[hóti | because], i.e., çünkü '
(ß) ø-ed (by something) because it is a ø-ed thing ' reason-[hóti | because] ' i.e., -dığı için '
P logical-[hóti | because] Q: [P .: Q | P <- Q]
reason-[hóti | because] ' sebep bağlacı: -dığı için '
ø: Verba, e.g. Graece antiqua: phéro, latine: fero, [flavor] Anglice: carry ',
-ed: Suffixum Anglicum, Latine: [-tus, -ta, -tum], ' adhibitus ad participia praeterita verborum (regularium) formanda '.
Graece antiqua: phéretai ' singularis praesentis mediopassivi indicativi verbi " phéro " '
Graece antiqua: pheromenon ' singularis [nomin | voc | accus]ativi masculini neutri participii praesentis mediopassivi " phéro " '
Graece antiqua: oûn ' particula, [flavor] Anglice: therefore, then '
Graece antiqua: ára ' coniunctio, [flavor] Anglice: so, therefore, then '
;................................................. .................................................. ..........................................
Socrates' argument, as we have interpreted it, was that if 'pious' and 'god-loved' are definitionally equivalent, then (a) entails
(b') and (a') entails (b). But the hóti in both (a') and (b) is the logical-hóti; the one in both (a) and (b') is the reason-hóti. Socrates' argument, then, does not commit the fallacy of equivocation.*
* Brown, loc. cit., claims that Socrates' argument is equivocally fallacious because, he feels, the negation of (b) is inferred by Socrates from (a); he similarly feels that Socrates infers the falsity of phéretai hóti pheromenon from the truth of pheromenon hóti phéretai, etc. As I have presented the argument, the denials of (b) and (b') are put forward independently of the assertions of (a) and (a'), not inferred from them. If this is right, there is no reason to suspect that some inference in the argument is equivocally fallacious.
There is, however, some reason for thinking that the negations of (b) and (b') are inferred from (a) and (a'), respectively. For although no inferential particles precede the introduction of the negations of (b) and (b') into the argument, the situation seems to be different in the epagoge. There an instance of (â) is put forward, after which the negation of the corresponding instance of (ß) is introduced preceded by the (weak) inferential particle ára (10b4-8). And since the truth of both (a) and (a') and the falsity of both (b) and (b') seem to be inferred from the epagoge, the inferential connection between (â) and not-(ß) might be thought to carry over to the later pairs.
Since the inferential particle is the weak ára, rather than the strong oún. one might argue that Socrates is speaking somewhat carelessly and is not supposing that there is a logical connection between (â) and not-(ß). But the success of my interpretation does not depend on such an argument, for I think it can be shown that even if not-(ß) is being inferred from (â), the inference is not fallacious despite the equivocation on hóti.
Sokrates'in yaptığı çıkarımların her birinde tek anlamlı olarak kullanılır. Sokrates'in argümanı, yorumladığımız şekliyle, "dindar" ve "tanrının sevdiği" tanımsal olarak eşdeğerse, (a)'nın (b')'yi ve (a')'nın da (b)'yi gerektirdiğiydi. Ancak hem (a') hem de (b)'deki "hóti" mantıksal-hóti'dir; hem (a) hem de (b')'deki ise sebep-hóti'dir. Dolayısıyla Sokrates'in argümanı eş anlamlılık hatasına ' fallacia aequivocationis ' düşmez.*
* Brown, adı geçen pasajda, Sokrates'in argümanının eş anlamlılık hatası olduğunu iddia eder çünkü (b)'nin olumsuzluğunun Sokrates tarafından (a)'dan çıkarıldığını düşünür; benzer şekilde, Sokrates'in phéretai hóti pheromenon'un yanlışlığını pheromenon hóti phéretai'nin doğruluğundan çıkardığını da, etc. Argümanı sunduğum gibi, (b) ve (b')'nin reddi, (a) ve (a')'nın iddialarından bağımsız olarak ileri sürülmüştür, onlardan çıkarılmamıştır. Eğer bu doğruysa, argümandaki bazı çıkarımların eş anlamlılık hatası içerdiğinden şüphelenmek için hiçbir neden yoktur.
Ancak, (b) ve (b')'nin olumsuzlamalarının sırasıyla (a) ve (a')'dan çıkarıldığını düşünmek için bazı nedenler vardır. Her ne kadar (b) ve (b')'nin olumsuzlamalarının argümana dahil edilmesinden önce hiçbir çıkarımsal parçacık gelmese de, tümevarımda durum farklı görünmektedir. Burada bir (â) örneği öne sürülmüş, ardından (ß)'nin karşılık gelen örneğinin olumsuzlaması, (zayıf) çıkarımsal parçacığı ára'dan önce getirilmiştir (10b4-8). Hem (a) hem de (a')'nın doğruluğu ve hem (b) hem de (b')'nin yanlışlığı tümevarımdan çıkarılmış gibi göründüğünden, (â) ile değil-(ß) arasındaki çıkarımsal bağlantının sonraki çiftlere de taşındığı düşünülebilir.
Çıkarımsal parçacık güçlü oûn yerine zayıf ára olduğundan, Sokrates'in biraz fütursuzca konuştuğu ve (â) ile değil-(ß) arasında mantıksal bir bağlantı olduğunu varsaymadığı iddia edilebilir. Ancak benim yorumumun başarısı böyle bir argümana bağlı değildir, çünkü (â)'dan değil-(ß) çıkarımı yapılsa bile, hóti'deki cinasa rağmen çıkarımın hatalı olmadığının gösterilebileceğini düşünüyorum.
;................................................. .................................................. ..........................................
_
BECAUSE ' -dığı için, sebebiyle, sembolik: .: ', s ö z d e mantıksal bağlaçtır, özde d e ğ i l.
Ergo, .: yerine, OR ' V ', XOR ' V ', IMPLY ' -> ' Just the Arguments' teki gibi, kullanılamaz d e ğ i l.
Meselâ, herhangi bir x' in Q olma s e b e p l e r i n d e n bahsedilmiyorsa, herhangi bir x için, x ancak ve ancak P değilse Q önermesi yerine, herhangi bir x için, x Q çünkü x P değildir önermesi kullanılamaz d e ğ i l.
Ne var ki, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, II. Analitikler' de ne diyordu_? : )
Bu ' logical-[hóti], reason-[hóti] ' sebeplerin hepsi ispatta orta terim olmaya yarayabilirler;
N i ç i n ışık fenerden geçiyor?
Gereklilik:
Ç ü n k ü daha küçük parçacıklardan mürekkep olan şeyin gerekli olarak, ışığın dışarda nüfuz yoluyla husule geldiğini kabul etmek şartıyla, daha büyük mesamelerden ' gözeneklerden ' geçmesi s e b e b i y l e ' i.e., [geçtiği | geçeceği |...] i ç i n '
Gaye:
Ç ü n k ü tökezlemememiz i ç i n.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Gaye gösteren i ç i n ile sebep gösteren i ç i n arasındaki ayrıma dikkat edilmelidir. Meselâ, latincede gaye i ç i n i ekseriya bir mastarı takip eder ve gaye cümlelerinde ut veya ne, sebep cümlelerinde ise ut veya ut non kullanılır, &c.
;................................................. .................................................. ..........................................
Ölümsüzlerin Önceli Mord, i.e. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon ne diyordu_? : )
Mord sizi çağırıyor! Gölgeler ' Tümeller ' ülkesinden dönüp gelin!
_ Tümeller üzerine ' de Universalibus ':
Özdeşmezlik ' Non identitas ': Fi[lik] a' nın bir özelliğidir ve Fj[lik] a' nın biz özelliğidir ' farklı önermelerdir, i.e., a'ya farklı özelliklerin atfedilmesidir.
Burada a, konudur, ki tikel veya tekillerdir ' i.e., particularia vel singularia ', Fi[lik] ve Fj[lik] soyut tekil terimlerdir, ki tümellerdir ' universalia '.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e göre, şeylerin ' tikellerin ' oluş ve bozuluşu ' hareketi ', dört sebeple kavranılabilir. ' Theoria [mutationis, transformationis] Aristotelis '
Maddi sebep ' causa materialis ': Tikelleri oluşturan madde.
Formel sebep ' causa formalis ': Tikellerin tümellerine değişme potansiyeli.
Fail sebep ' causa efficiens ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyet.
Ereksel sebep ' causa finalis ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyetin ereği.
N.B.: Materyalist felsefeye göre, tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir, ki demek ki tek bir sebep vardır, ki şudur: Maddi sebep.
Öyleyse, Antik Yunan Filozofları ' philosophi Graeci antiqui /Eflâtûn-ı İlâhî & Muallim-i Evvel ' Platon & Aristoteles' in varsayımları geçersizleştirilmiş değil midir ki_?
D e ğ i l. Niçin_?
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Metafizik' te ' Metaphysica, liber VII., C. XIII., 1039a14-23, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
Habet autem quod accidit dubitationem. Si enim neque ex universalibus possibile est esse nec unam substantiam propter tale sed non hoc aliquid significare, nec ex substantiis contingit actu esse neque unam substantiam, incomposita utique erit substantia omnis. Quare nec ratio utique erit neque unius substantiae. At vero videtur omnibus et dictum est dudum: aut solum substantiae esse terminum aut maxime. Nunc autem neque huius. Nullius igitur erit diffinitio; aut modo quodam erit, modo autem quodam non. Manifestum autem erit quod dicitur ex posterioribus magis.
Ancak sonucumuz bir sorun doğurmaktadır. Eğer tümelin bireysel ' tekil ' bir varlığa işaret etmeyip onun belli bir niteliği anlamına gelmesinden dolayı hiçbir şey tümellerden meydana gelmezse ve eğer bir tözün, bilfiil halde bulunan tözlerden meydana gelmesi mümkün değilse, bu takdirde her tözün bölünemez olması gerekir ve dolayısıyla da hiçbir tözün tanımı olamaz ' çünkü bileşik olmayan tözün, tanımı yoktur; ancak sezgisel bilgisi vardır '. Oysa herkes tarafından kabul edilen ve bizim de yukarıda ' liber VII, C. V., 1031a1-14 ' söylediğimiz, yalnızca tözün veya hiç olmazsa esas olarak onun, bir tanımı olduğudur. Ne var ki şimdi onun bir tanımının olmaması durumu ile karşı karşıya bulunmaktayız. O halde hiçbir şeyin tanımı yok mudur? Yoksa bir anlamda tanım vardır da bir başka anlamda mı yoktur? Bu nokta ilerde aydınlanacaktır.
N.B.: Birincil töz ' substantia primaria ': Bireysel varlık, e.g. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates. İkincil töz ' substantia secundaria ': Tür ya da cins, v.g., insan ya da hayvan.
Bireysel ile kastedilen a, tümeller ile kastedilense Fi[lik] ve Fj[lik].
a, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhem ABG üçgeni olsun.
Fi[lik]: Triangularitas: Üçgen[lik] ' Üçgen olma [durumu], Fj[lik]: Trilateralitas: Üç kenarlı[lık] ' Üç kenarlı olma [durumu] olsun.
Üçgen[lik], ABG' nin bir özelliğidir.
Üç kenarlı[lık], ABG' nin bir özelliğidir.
Peki tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir önermesi doğru ise, bu önermeler de doğru değil, değil mi_? D e ğ i l. Olmaz olmaz deme olmaz olmaz derler ya, işte o misal, farzımuhal, doğru değil. Mademki öyle, yüklem olarak alırız, olur biter. : )
ABG, üçgendir.
ABG, üç kenarlıdır.
Meselâ, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes i ç i n tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir, ç ü n k ü her tekilin ne olduğuyla ilgili yalnızca bir tanım verebilir ve niteliklerinin bir tanımından fazlasını veremeyiz.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes' in " tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir; definitio et praedicatio sunt aut falsae aut tautologicae " önermesi, analitik tanımlarda ve kendine yüklemlenen yüklemler için geçerlidir ' hoc enim verum est in et definitionibus analyticis et praedicatis quod per se praedicatur ' ve bu ve benzeri [basit ya da bileşik] önermelerin mantıksal formu da özde şudur:
F[lik] F' nin bir özelliğidir, ee.g.
Üçgen[lik] üçgenin bir özelliğidir. ' Kendi kendine yüklemlenen yüklem, i.e., totolojik [önerme] '
Ne Ezelî[lik] ' Metafizik Felsefe ' ne de [Müddeten] Hâdis[lik] ' Materyalist Felsefe ' Evren' in bir özelliğidir. ' i.e., yanlış [önerme] '
Velakin Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes' in " tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir " önermesi de ya yanlış ya da totolojiktir. Niçin_? : )
İlle velakin " tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir " önermesi yanlıştır denilmesi de oldukça müşküldür, şöyle ki:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Topikler' de ' Topica, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?
liber I., C. V., 101b38-39, 102a1-2
De termino, proprio, genere, et accidente.
Dicendum autem quid terminus, quid proprium, quid genus, quid accidens. Est autem terminus quidem oratio quid erat esse significans. Assignatur autem aut oratio pro nomine, aut oratio pro oratione; possibile est enim et eorum quae sub ratione significantur quaedam definiri.
Tarif, hassa, cins ve ilinti üzerine.
Şimdi tarifin, hassanın, cinsin ve ilintinin ne olduğunu söylememiz lâzımdır:
Tarif, nesnenin mahiyetini ifade eden bir sözdür. Onu ister terimin yerini tutan bir sözün, ister sözün yerini tutan bir sözün
şekline sokmak kabildir çünkü bir sözle ifade edilen bazı nesneler tarif de edilebilirler.
liber I., C. V., 102a11-17
Potentes enim quod idem et quod diversum disputare, eodem modo et ad definitiones argumentari facile poterimus; nam ostendentes quod non idem est, interimentes erimus definitionem: non tamen convertitur quod nunc dictum est, non enim sufficiens est ad astruendum definitionem ostendere idem esse, attamen ad destruendum sufficiens est ostendere quod non idem est.
Gerçekte, biz tartışmada iki şeyin aynı veya ayrı olduklarını ortaya koyabilirsek, aynı tarzda tarifler için de bol bol deliller bulmağa muktedir olacağız. Böylece nesnelerin özdeş olmadıklarını gösterdik mi, tarifi yok etmiş olacağız. Bununla beraber şimdi koyduğumuz kaide için karşılıklılık bulunmadığını kaydedelim. Çünkü tarifi teşkil etmek için iki nesnenin özdeşliğini ispat etmek yetmez, halbuki tarifi yok etmek için bu özdeşliğin bulunmadığını ispat etmek yeter.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in sözlerinin özü şudur:
Tanım, tözün özünün sözüdür ' definitio est verbum essentiae substantiae '.
Tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ' enim non idem est ' ya da totolojiktir ' enim idem esse ', ki " teşkil etmek için yetmez ".
;................................................. .................................................. ..........................................
[Geç] Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus [posterior] ' Kilikyalı Simplikios ' Simplicius Ciliciensis ', Aristoteles'in Kategorileri Üzerine Yorum' da ne diyordu_? ' In Aristotelis Categorias Commentarium, 208, 28, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '
Antik Filozoflar arasında bazıları, yalnızca niteliksel varlığın ' tikel[ler]in ' var olduğunu tasdik ederek niteliklerin varlığını ' tümel[ler]i ' tamamen inkâr ediyordu;
Platon'la bir tartışma sırasında şunu söyleyen Antisthenes'in hâli de böyledir:
"Ah, Platon! "Burada atı görüyorum ama atlılığı göremiyorum"; O Plato! Equum hic video, sed essentiam equi non video.
O da şu cevabı verdi:
"Çünkü atı görecek [bedenî] gözlerin var ama atlılığı algılayacak [zihnî] gözlerin yok." Quia oculos [corporales] habes ad equum videndum, sed non habes oculos [mentales] ad equum essentiam percipiendam.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes' in, Realismus' u ' doctrina [idearum | universalium | formanum] in philosophia Platonis ' inkâr ettiği aşikârdır.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes i ç i n, yüklem ya yanlış ya da totolojik olduğu i ç i n Realismus' u inkar etmiştir.
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes, atlılığı göremediği i ç i n Realismus' u inkar etmiştir.
İlk önerme, ilk cümle i ç i n doğru, diğeri i ç i n doğru d e ğ i l, et vice versa.
Soyut tekil terimler üzerinden sunulan misaller, adı üstünde soyut olduklarından algılanması müşkül olabilir. İşte alelade bir misal:
Üniversite sınavına hazırlanıldığını i ç i n sayısal ya da sözel bölümlerden birinin tercih edilmesine karar verilmesi gerektiği varsayılsın.
Sözelden haz edilmediği i ç i n Sayısal seçilmiş olsun.
N i ç i n sayısal seçildi_?
Üniversite sınavına hazırlanıldığı i ç i n sayısal seçildi.
Ç ü n k ü, bu [ve benzeri] önerme[ler], ilk cümle i ç i n doğru, diğer[ler]i i ç i n doğru d e ğ i l.
_
E10. İkame: Eğer dindar, Tanrı'nın sevdiği ile aynı ise, ayrıca (S1) eğer tanrının sevdiği şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle tanrıların sevdiği bir şeyse, o zaman dindar şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle dindardır ve (S2) eğer tanrılar dindar şeyi dindar olduğu için seviyorsa, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi tanrıların sevdiği bir şey olduğu için sever. (10E9-11A3)
Mantıksal form;
ya şudur ' ki hipotez ve hüküm yer değiştirebilir.* ' :
Eğer Fi = df Fj ise, o zaman (i) eğer x Fj olduğu için p ise, o zaman x Fi olduğu için p'dir ve (ii) eğer x p nedeniyle Fi ise, o zaman x p nedeniyle Fj'dir.
* Eğer qi ise qj, eğer qj ise qi. ' Si qi tunc qj idem valet ac si qj tunc qi '
ya da budur ' ki hipotez ve hüküm yer değiştiremez.# ':
Eğer Fi = df Fj ise, o zaman (i) eğer x Fi olduğu için p ise, o zaman x Fj olduğu için p'dir ve (ii) eğer x p nedeniyle Fj ise, o zaman x p nedeniyle Fi'dir.
# Eğer qi ise qj, eğer qj değilse qi değil. ' Si qi tunc qj idem valet ac si non qj tunc non qi '
Hangisi_?
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' a göre ilki. : )
Nasıl_? Şöyle ki:
Fi ve Fj özelliklerinin herhangi biri için, eğer Fi, Fj ile aynı ise, o zaman tanrılar Fi şeyini Fi olduğu için seviyorlarsa, o zaman tanrılar Fj şeyini Fj olduğu için seviyorlar demektir.
Öyleyse, biri diğerinin tanımı olan iki ifade karşılıklı olarak ' doğruluk değeri değiştirilmeksizin ' değiştirilemez olmamalıdır.
Euthyphron Diyaloğu' nda " Tanrı tarafından sevilen " yerine " dindar " ve " dindar " yerine " Tanrı tarafından sevilen " kelimeleri kullanılabilmektedir, ki demek ki yer değiştirilebilirdir, fakat Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un bunun niçin doğru olduğunu düşündüğü belirsizdir, çünkü bunun için ne argüman sunar ne de ' Euthyphro' dan ' onay ister.*
* Belirsizlik, yer değiştirilebilir ya da yer değiştirilemez oldukları anlamına g e l m e z, yer değiştirilebilir veya yer değiştirilemez olup olmadıkları anlamına gelir, ee.g.
" Akıllı olan " yerine " insan " ve " insan " yerine " akıllı olan " kelimeleri yer değiştirilemez değildir.
' Her ne kadar hem karşıt hem de iç çelişkili olsa da ' tümel, özel bir tikel olsun, ki demek ki evrende tikellerden başka hiçbir şey var değildir önermesi de doğru olsun.
Zaten hem Orta Çağ' da tebdîl-i kıyâfet gezen Materyalist felsefeden başka hiçbir şey olmayan ve tümeller addırlar ' universalia sunt nomina ', tikeller gerçektirler ' particularia sunt realia ' önermelerinin doğru olduğunu ileri süren Adcılık doktrini ' nominalismus /nominalium doctrina ' hem de Materyalist felsefeye göre, tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir değil mi_? Her hâlde.
Ne var ki, evrende, tümellerden başka hiçbir şey var değildir önermesi ne Orta Çağ' da tebdîl-i kıyâfet gezen Materyalist felsefe ne de Materyalist felsefeye göre, yer değiştirilebilirdir. : )
;................................................. .................................................. ..........................................
_
Dindar, dindar olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi dindardır? ' 10a1-3 '
Euthyphron' a bu soru sorulurken, ' eğer ki, bir şey, ancak ve ancak tanrılar onu seviyorsa dindardır önermesi doğruysa ', eş kapsamlılığın bir açıklama gerektirdiğini ve ' eğer ki başarılı olursa ' karşılıklı koşullu bir önermenin ' IFF* ' mukaddem ' antecedens ' ya da tali ' consequens ' bileşenlerinden herhangi birinin doğruluğunun diğer tarafın doğruluğunu nasıl desteklediği varsayılıyor gibi görünmektedir.
* Propositio bicondicionalis:
Eğer p ve q doğruysa veya p ve q yanlışsa, o zaman p <-> q doğrudur ' si p et q vera sunt aut p et q falsa sunt p <-> q verum esse '.
Eğer p yanlış, q doğruysa veya p doğru, q yanlışsa, o zaman p <-> q yanlıştır ' si p falsum est sed q verum est aut p verum est et q falsum est, p <-> q falsum esse '.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.:
Eş kapsamlılık* zorunlu# bir iddia olarak anlaşılmalıdır, olumsal^ bir iddia olarak değil; zira, aşikârdır ki, ne Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon ne de Euthyphron, tanrıların sevdiği şeylerin yalnızca dindar olanlar olmasının bir ilinek ' accidens; tikelin bağlı olmadığı tümel, i.e., tikele ait olabilen veya ait olamayan tümel ' olduğunu tasdik etmektedirler. Dolayısıyla buradaki temel anlaşmazlık, tanrıların sevdiği bazı dindar olmayan şeyler veya tanrıların sevmediği bazı dindar şeyler olup olamayacağı etrafında dönmüyor gibi görünüyor, zira böyle şeylerin olamayacağında hemfikir görünmektedirler.
* Eş kapsamlılık hâli, şu koşulların her ikisinin de doğru olduğu bir hâldir.
Özdeşmezlik ' Non identitas ': a, Fi'dir ' Fi[lik] a' nın bir özelliğidir ' ve a, Fj'dir ' Fj[lik] a' nın biz özelliğidir ' farklı önermelerdir, i.e., a'ya farklı özelliklerin atfedilmesidir.
Eş kapsamlılık ' Coextensio ': Fi = Fj
# Burada a, konudur, ki tikel veya tekillerdir ' i.e., particularia vel singularia ', Fi ve Fj sıfattır yahut [nitelik] yüklemidir veyahut kategorilerdir ' nomen adiectivum vel praedicata vel praedicamenta ', Fi[lik] ve Fj[lik] soyut tekil terimlerdir, ki tümellerdir ' universalia '.
a, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhem ABG üçgeni olsun.
Fi[lik]: Triangularitas: Üçgen[lik] ' Üçgen olma [durumu], Fj[lik]: Trilateralitas: Üç kenarlı[lık] ' Üç kenarlı olma [durumu] olsun.
Üçgen[lik], ABG' nin bir özelliğidir.
Üç kenarlı[lık], ABG' nin bir özelliğidir.
Önermeler, hem özdeşmezdir hem de z o r u n l u olarak eş kapsamlıdır ' i.e., ne özdeştir ne de olumsal olarak eş kapsamlıdır. '
^ Olumsal olmayan [bir iddia olarak] da o l m a z ' i.e., değil. '
;................................................. .................................................. ..........................................
Her ne kadar tanrıların sevdiği şeyler dindar olanlarsa, dindarın Tanrı'nın sevdiğinden nasıl farklı olabileceğini görmek zor olsa da, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, bu denli ileri gitmemektedir, zira eş kapsamlılığı dolaylı olarak tasdik ettikten sonra Euthyphro'nun Yanıtı'na karşı argümanını ortaya koymaktadır ' 11B1–5 '.
Ergo, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' a göre yanıtlar şu önermelerdir.
(C1) dindar şey tanrılar onu sevdiği için dindardır.
*E6. Tanrılar, dindar olduğu için, dindar şeyi sever.
;................................................. .................................................. ..........................................
N.B.: Graece antiqua: tó hósion, [flavor] Anglice: pious, hallowed, sanctioned by the gods ' dindar, kutsal, tanrılar tarafından tasdik edilmiş '
Sanal âlemde, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un Euthyphron Diyaloğu hakkındaki akademik makale ' academicus articulus ' ibadullahtır.
Bu makalelerde kılı kırk yaran felsefecilerin sözlerinin özü şudur ' ki aslen pek de haksız sayılmazlar hani ':
Euthyphron Diyaloğu' nda, " Tanrı tarafından sevilen " yerine " dindar " ve " dindar " yerine " Tanrı tarafından sevilen " veya benzeri kelimeler birbirlerinin yerine kullanılabilmektedir, ki ne özdeş ne eş kapsamlı ne de yer değiştirilemezdirler, ki böyle bir şeyin geçerliliği de mantıkça belirsizdir.
Orta Çağ Skolastik Filozofu Thomas Aquinas ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' De Ente et Essentia ' Varlık ve Öz Üzerine ' adlı eserinde ne diyordu_?
CAPUT 1:
Ex his enim quae dicta sunt patet quod essentia est illud, quod per diffinitionem rei significatur. Diffinitio autem substantiarum naturalium non tantum formam continet, sed etiam materiam; aliter enim diffinitiones naturales et mathematicae non differrent.
Söylenenlerden de anlaşılacağı üzere, öz, bir şeyin tanımıyla ifade edilen şeydir. Doğal tözlerin ' cevher; ne bir mevzûnun yüklemi olan ne de bir mevzûda bulunan şey ' tanımı sadece biçimi değil, maddeyi de içerir; aksi takdirde doğal ve matematiksel tanımlar birbirinden farklı olmazdı.
Meselâ, [canlılık | akıllılık] insanın bir özelliğidir ' doğal tanımdır ', türevlenebilirlik, sürekli fonksiyonların bir özelliğidir ' doğal tanım d e ğ i l d i r '.
Et ideo sicut res constituta ex aliquibus non recipit praedicationem earum rerum, ex quibus constituitur, ita nec intellectus recipit praedicationem eorum intellectuum, ex quibus constituitur.
Bu nedenle, nasıl ki bir şey kendisini oluşturan şeylerin yüklemi olamazsa, bir kavram da kendisini oluşturan kavramların yüklemi olamaz.
F[i,j,k,...][lik] a' nın bir yüklemidir ' özelliğidir ', ki a F[i,j,k,...][lik]' in yüklemi ' özelliği ' olamaz, ki demek ki, F[i,j,k,...][lik] F[x, y, z,...][lik]' in bir yüklemidir ' özelliğidir ' de olamaz.
Et quia pars non praedicatur de toto, inde est quod humanitas nec de homine nec de Socrate praedicatur. Unde dicit Avicenna quod quiditas compositi non est ipsum compositum, cuius est quiditas, quamvis etiam ipsa quiditas sit composita, sicut humanitas, licet sit composita, non est homo, immo oportet quod sit recepta in aliquo quod est materia designata.
Parça bütünün yüklemi olamayacağından, insanlık da ne insanın ne de Sokrates'in yüklemidir. Bu nedenle İbn Sina der ki; "bileşik bir şeyin özü, kendisinin özü olan bileşik şeyin kendisi değildir."; tıpkı insanlığın, bileşik olmasına rağmen insan olmadığı, belirlenmiş madde olan bir şeyde bulunması gerektiği gibi.
i.e. Fi[lik] = İnsanlık, ai,j = insan, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates ise, şu önermeler ya totolojiktir ya da yanlıştır:
İnsanlık, insanın bir yüklemidir ' özelliğidir ', i.e. İnsan, insandır ' ki totoloji. '
İnsanlık, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates' in bir yüklemidir ' özelliğidir ', i.e. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates, insanlıktır ' ki yanlış. '
Sic igitur patet quod essentiam hominis significat hoc nomen homo et hoc nomen humanitas, sed diversimode, ut dictum est, quia hoc nomen homo significat eam ut totum, in quantum scilicet non praecidit designationem materiae, sed implicite, continet eam et indistincte, sicut dictum est quod genus continet differentiam; et ideo praedicatur hoc nomen homo de individuis. Sed hoc nomen humanitas significat eam ut partem, quia non continet in significatione sua nisi id, quod est hominis in quantum est homo, et praecidit omnem designationem. Unde de individuis hominis non praedicatur. Et propter hoc etiam nomen essentiae quandoque invenitur praedicatum in re, dicimus enim Socratem esse essentiam quandam; et quandoque negatur, sicut dicimus quod essentia Socratis non est Socrates.
Dolayısıyla, insanın özünün bu "insan" ve "insanlık" isimleriyle farklı şekillerde ifade edildiği açıktır; çünkü "insan" adı özü bir bütün olarak ifade eder, yani maddenin belirlenmişliğini dışlamaz, aksine örtük olarak ve belirsiz bir şekilde içerir, tıpkı cinsin ayırıcı özelliği içerdiği gibi; bu nedenle bu "insan" ismi bireylerin yüklemi olabilir. Ancak "insanlık" adı özü bir parça olarak ifade eder, çünkü yalnızca insanın insan olması bakımından anlamında içerir ve tüm belirlenmişliği dışlar. Bu nedenle insan bireylerine yüklenmez. Ve bu nedenle de "öz" adı bazen bir şeye yüklenir, çünkü " Sokrates bir özdür " deriz; bazen de yüklenmez, çünkü " Sokrates'in özü Sokrates değildir " deriz.
Hüküm:
Orta Çağ Skolastik Filozofu Thomas Aquinas' ın ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' De Ente et Essentia ' Varlık ve Öz Üzerine ' adlı eseri, kökendir.
Tamam canım, ne özdeş ne eş kapsamlı ne de yer değiştirilemez olsun, bir şey demiyoruz. Mademki öyle, bu makalelerde niçin bazen holy, bazen pious kullanılmaktadır_?
Meselâ, Fi[lik] = Kutsal[lık], Fj[lik] = Dindar[lık] olsun.
Kutsal[lık] ' Kutsal olma [durumu] ' Euthyphron' un bir özelliğidir.
Dindar[lık] ' Dindar olma [durumu] ' Euthyphron' un bir özelliğidir.
Kutsal[lık] ' Kutsal olma [durumu] ' Tanrı'nın bir özelliğidir.
Dindar[lık] ' Dindar olma [durumu] ' Tanrı'nın bir özelliğidir.
Sözün özü, Tanrı tarafından sevilen olmak[lık] ' Tanrı tarafından sevilen olma [durumu] ', dindar[lık] ' dindar olma [durumu] ', kutsal[lık] ' kutsal olma [durumu] ' ve benzeri kelimeler, soyut tekil terimlerdir, ki tümellerdir ', ki içsel ve dışsal bağıntıları, eş kapsamlılıkları, yer değiştirilebilirliklerinin olup olmadığı, kelimenin tam anlamıyla da birbirlerine göre ne olup ne olmadıkları enikonu karmaşık ve ihtilaflıdır.
;................................................. .................................................. ..........................................
M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy ' Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele ':
Antony Flew once said that the test of one's aptitude in philosophy is one's ability to grasp the force and point of the "Euthyphro Dilemma," a traditional objection to theistic ethics traceable to an early Socratic dialogue.
Bir keresinde Antony Flew, birisinin felsefi yeteneğini test etmenin bir yolunun teist ahlaka yönelik geleneksel itirazın izlenebildiği erken dönem Sokratik bir diyalog olan "Euthyphron lkilemi"yle ilgili bakış açısı ve onu kavrama gücü olduğunu söylemişti.
Büyücü Elchin, Mord, i.e. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon hakkında ne diyordu_? : )
Evet... Mord kötülüğün savaşçılarını ayaklandırmış... Aklın düşünebileceği en korkunç belâ bu!..
Hüküm:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' dan mülhem, Şer Problemi " Epicuri dilemma /quaestiones disputatae de malo ", dolaylı da olsa, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' dan mülhemdir.
N.B.:
Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un felsefesi, nerede kaldı ki eleştirilmek, üzerinde şöyle böyle de olsa düşünüldüğünde dahi, eğer ki o ana dek farkında olunmayan sımsıkı kapalı bir pencerenin ansızın ardına kadar açılıp yüreğinizin en derinliklerine doğru buz gibi rüzgarların estiği hissedilmiyorsa, başka deyişle dehşetli bir duyguya kapılınmıyorsa, anlaşılamamıştır.
;................................................. .................................................. ..........................................
Eski dostlarımızdan Timur Khan için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...
-
Felsefeden bunalan eski dostlarımız için:
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
[Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da
üye olmak için TIKLAYINIZ.]
İ ç t e n l i k l e...
Sevgiyle...