Konu: Çizgiromanlarda Teknik Temalar Üzerine

  1. #51
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Metafizik Felsefe XXI:





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume' un, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserindeki önerme eklemlerinin ' tümel [evetleme | değilleme] ' kökeni, çok eskilere dek uzanır, e.c.

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Lysis adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Lysis, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '


    213c:

    Peki, ama, dost; ne seven, ne sevilen, ne de hem sevip hem sevilen ise ne yapacağız? Bunların dışında başka hangi dostluk örneklerinden bahsedebiliriz?

    216d-e:

    Öyleyse bir çeşit sezişle ne iyi ne de kötü olan, güzelin ve iyinin dostudur diyorum. Bak bunu nereden çıkarıyorum. Üç tür vardır bence: iyi, kötü, ne iyi ne de kötü. Buna bir diyeceğin var mı?

    Aynı düşüncedeyim.

    Oysa ne iyi iyinin dostudur, ne kötü kötünün, ne de iyi kötünün. Az önce söylediklerimiz gösterdi bunu; o hâlde, eğer iki varlık arasında dostluk diye bir şey varsa, geriye şu kalıyor: ne iyi ne de kötü olan, iyinin ya da iyiyle aynı türden olanın dostudur; kötünün dostu olunamaz çünkü, değil mi?





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Kötülük problemi, tümellerin Tümelinin ' Külli'l-külliyât; devimsiz Devitken ', [Tümelleriyle | Yüklemleriyle | Sıfatlarıyla] ' [Kâdir-i, Âlim-i, Hayr-i] Mutlak: Omni[Potentia, Scientia, Benevolentia] ' bir tümelin ' kötülük; malum ', ya tutarsız yahut karşıt veyahut çelişik olduğunu ileri sürer.

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, De Republica adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Politeia, Liber II., Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '


    379b-c:

    Demek ki, iyi, her şeyin sebebi değil, yalnız iyi olanın sebebidir. Kötü olan şeylerle ilgisi yoktur.

    Kesinlikle öyle.

    Demek Tanrı iyi olduğu için, insanların başına gelen her şey, yaygın kanının aksine, ondan gelmez. Yalnız iyi olan şeyler Tanrı'dan gelir. İyi şeyler de, kötülüklerden daha az olduğuna göre, Tanrı'dan çok değil, az şey gelir bize. Kötü şeyler için, başka sebepler aranmalı, Tanrı'dan geldiği söylenmemelidir.



    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Timaeus adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Tímaios, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    28c, 29a:

    Evrene dair soracağımız bir sual daha var: Yapıcısı onu bu iki örnekten hangisine göre yapmıştır, değişmiyen, her zaman aynı kalana göre mi, doğmuş olana mı? Bu evren güzelse, onu yapan iyi ise, gözlerini ilksiz örnekten ayırmamış olduğuna şüphe yoktur: aksi halde, ki bunu farzetmeğe bile hakkımız yoktur, doğmuş örneğe bakmış olacaktır. Halbuki yapıcının gözlerini ilksiz örnekten ayırmamış olduğunu herkes açıkça görür, çünkü evren doğmuş olan şeylerin en güzelidir, yapıcısı da nedenlerin en kemalisidir. Demek ki, evren bu şekilde yapılmışsa akılla mana tarafından sezilen, her zaman aynı kalan örneğe göre yapılmış demektir.

    30a:

    Gerçekten, Tanrı her şeyin elden geldiği kadar iyi olmasını, kötü olmamasını, istediğinden hareketsiz olmıyan, kuralsız düzensiz bir hareket içinde olan, gözle görünen şeylerin bütününü aldı; düzenin her bakımdan daha iyi olduğunu düşünerek onu düzensizlikten düzene soktu. Ama her şeyden üstün olanın yaratacağı nesnenin, en güzel nesne olmamasına imkan yoktu ve yoktur.


    30b-c:

    Bu düşüncenin sonunda zekâyı ruha, ruhu da bedene koydu ve evrene özü bakımından mümkün olduğu kadar iyi bir eser yaratırcasına şekil verdi. İşte bu temelin, yakın düşünüşe göre gerçekten bir ruhu, bir zekâsı olan bu evrenin, bu canlı varlığın, Tanrı kayrasiyle yaratıldığını söylemek gerekir.






    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Euthyphron adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Euthyphron, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    * 10a1-3:

    Şimdi şöyle düşün: Kutsal, kutsal olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi kutsaldır?


    * ' Her ne kadar alelade gibi görünse de ' soru[nun yanıtlanması], aslen çok zordur. : )

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Theaetetus adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Theaítetos, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '


    176a:

    Ama ne kötülükleri ortadan kaldırmak mümkündür Theodoros -çünkü iyinin karşısında daima bir şey olması zorunludur- ne de onların Tanrı'da bulunması. Kötü şeyler, bir zorunluluk olarak, ölümlü tabiatı ve bu dünyayı çevrelemiştir.

    176b-c:

    Tanrı hiçbir yerde ve hiçbir şekilde adaletsiz değildir, aksine en adaletlidir ve hiçbirimiz de bu en adaletli olmak konusunda O'nun benzeri olamayız. Kişinin gerçek ustalığı, değersizliği ya da korkaklığı burada ortaya çıkar. Çünkü insanın bilmesi bilgelik ve gerçek erdem, bilmemesi ise bilgisizlik ve apaçık kötülüktür.


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Euthydemus adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Euthydemos, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    281e:

    Şu hâlde konuşmamızdan çıkan netice nedir? Bu dünyada, iyi veya kötü hiçbir şey yoktur; yalnız iki şey müstesna; iyi bir şey olan bilgelik ve kötü şey olan bilgesizlik, değil mi?





    Evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayan değilse, ' daha da yetkini yaratılmadığından ' tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlak değildir.

    Tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlak olmayan değildir.
    __________________________________________________ ________________________

    Evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayandır ' mümkün evrenlerin en yetkinidir '


    Öncüller doğruysa, sonuç zorunlu olarak doğrudur " Modus Tollens "

    Kötülük problemi ' öncüllerinde ', tümellerin Tümelinin Tümellerini ' Omni[potentia, scientia, benevolentia] ' tasdiklediğinden;

    II. öncül reddedilemez ' Aksi hâlde_? Omnibenevolentia, hem reddedilmemiş hem de reddedilmiştir, ki çelişki '

    I. öncül de reddedilemez* ' Aksi hâlde_? Omnipotentia reddedilmeden daha da yetkini olmayanın neden yaratıldığı açıklanamaz '

    I. öncül hipotetik bir önerme olduğundan, ilk bileşeni hipotez, diğer bileşeni hükümdür ki, öyleyse de, hipotez ise hükümdür, hüküm değilse hipotez değildir, i.e. Contrapositivus.

    Evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayan değilse, tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlak değildir.

    Tümellerin Tümeli, kâdir-i mutlaksa, evren, özü bakımından, daha yetkini mümkün olmayandır.

    İlk önerme reddedilemezse ' ki reddedilemez ', diğeri de reddedilemez.



    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Eski dostlarımızdan Fındıkfındık için:





    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  2. #52
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Metafizik Felsefe XXII:

    Vicipædia ne diyordu_?


    Problem değişik versiyonlarla defalarca tekrarlanmıştır. Kötülük probleminin çok bilinen bir versiyonu da çağdaş filozof John L. Mackie tarafından ileri sürülmüştür.:

    1.Tanrı vardır.
    2.Tanrı mutlak iyidir.
    3.Tanrı her şeye kâdirdir (Her şeye gücü yeter).
    4.Kötülük vardır.

    Yukardaki maddelerden herhangi üçünü kabul eden kişi, dördüncüsünü reddediyor olmalıdır. Yani:

    Eğer Tanrı varsa (madde 1) ve mutlak iyiliği (madde 2) istiyorsa ve istediği her şeyi yapabilecek kadar güçlüyse (madde 3) kötülük olmamalıdır.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    (P /\ Q /\ R) -> ~S

    ;................................................. .................................................. ..........................................


    Eğer Tanrı varsa (madde 1) ve sadece iyiliği istiyorsa (madde 2), fakat Dünya'da kötülük varsa (madde 4) Tanrı istediğini yapamıyor demektir. Böylece Tanrı her şeye kâdir değil demektir.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> ~(P /\ Q /\ R) V ~S Material Implication

    [(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> ~(P /\ Q /\ R /\ S) Double negation

    [(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> ~[(P /\ Q /\ S) /\ R] Commutation


    (P -> Q) <-> (~P V Q) Material Implication

    (P -> Q) <-> ~~(~P V Q) Double Negation

    (P -> Q) <-> ~(P /\ ~Q) De Morgan's Theorem


    [(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> [(P /\ Q /\ S) -> ~R]

    ;................................................. .................................................. ..........................................


    Eğer Tanrı varsa (madde 1) ve her şeye kâdirse (madde 3) ve kötülük de varsa (madde 4), Tanrı kötülüğü yaratmış ve mutlak iyi değildir.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> [(P /\ R /\ S) -> ~Q]

    ;................................................. .................................................. ..........................................


    Son olarak, eğer Tanrı aynı zamanda mutlak iyi (madde 2) ve her şeye kâdirse (madde 3) ve buna rağmen kötülük varlığını sürdürüyorsa (madde 4) böyle bir Tanrı var olamaz.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [(P /\ Q /\ R) -> ~S] <-> [(Q /\ R /\ S) -> ~P]

    ;................................................. .................................................. ..........................................


    Din felsefesinde bu sorulara cevap bulma çabasına genel olarak teodise denilmiş ve burada sorunun çözümüne çalışılmıştır.





    (P /\ Q /\ R) -> ~S önermesi doğru ise, diğer önermeler de doğrudur. Demek oluyor ki, Felsefeci Mackie, ' çelişki üstüne çelişki olduğunu kanıtlamak için olsa gerek ' problemi şişirdikçe şişirmiş. Doğrusu enteresan.

    Sözün özü, özün sözü_? Problem ' öyle, böyle, şöyle de değil, net bir şekilde ' çözülmüş.

    Peki yapacak bir şey yok mu_? Kim bilebilir ki_?

    Ne yani_? Antik devirlerden kalma ve Kilise Babaları ' Patres Ecclesiae ' ve Skolastikler & Mütekaddimûn & Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores & priores & scholastici ' dahil olmak üzere pek çok Filozofun, çözümlemek için binlerce yıldır kafa patlattığı, dahası hayatlarını adadıkları ' St. Augustinus, takıntı haline getirmiş, ömrünün sonuna dek çabalamıştır ' bu felsefi problem, Epicurus' tan bu yana hiç kimse tarafından hipotetik önerme formuna dönüştürülememiş, dahası bu sayın bay tarafından agu gugu ana okulu bir mantık* üzerinden tümdengelimle tek bir hamlede çözümlenerek, bir devimsiz Devitken' in ya varlığının ya da sıfatının mütenâkız olması gerektiği de keşfedilememişti öyle mi_?

    Belki de kaziye-i anha öyle değildir, değil mi_? Ne o_? Olamaz mı_? Neden ki_?

    Bilcümle kuyrukçuları da ' bay Dawkins, Ernest C. Mossner* ' dahil olmak üzere David Hume ne diyordu_?

    Evrenin yapısından, düzeninden, tasarımından ve nedenlerinden, tümellerin Tümeli bir neden çıkarımlanamaz.

    Kategoriler ' sonlu fail - sonsuz Fail ' farklıdır, aralarında mükemmel bir benzeşim yoktur, & al.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    * Bilhassa Ernest C. Mossner, alelacayiptir ki, anlatılamaz, böyle bir şey olamaz. Yere göğe, vara yoğa sığdıramadığı David Hume' da billurlaşmıştır, kendisini öyle bir adamıştır ki, hiç durmadan ululamaktan başka bir şey bilmez.

    David Hume' a, ' sözde* ' bir biyografi de yazmıştır, ki neler diyordu_? " David Hume, Din Üstüne, (çev., Mete Tunçay), 4. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları: 130 "

    * Bu yazının biyografiyle hiçbir alakası yoktur. Ayrıca yazının başlığı da " Hume ve Söyleşilerin Kalıtı " değil, ' Hume' u Ululama ' ya da ' Hume' da Billurlaşma ' olmalıydı.

    ' Billurlaşmadan olsa gerek ', ululamalarda çelişkiler o kadar çoktur ki, inanılamaz, ee.g.

    Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?


    Sağlık ve hastalık, dinginlik ve fırtına, nedenleri bilinmeyen ve değişken olan daha sonsuz sayıda başka ilinekler, gerek tek tek kişilerin yazgıları, gerekse genel toplumların genlikleri üstünde büyük bir etki yaparlar; hatta bütün insan yaşamı, bir bakıma bu gibi ilineklere dayanır. Onun için, evrenin gizli zembereklerini bilen bir varlık, kendini herhangi bir işlemle açığa vurmadan tek tek istemlerle bütün bu ilinekleri kolayca insanlığın yararına çevirebilir, bütün dünyayı mutlu kılabilirdi. Amacı topluma yararlı olan bir filo her zaman güzel bir rüzgâr bulabilirdi; iyi hükümdarlar sağlıklı ve uzun ömürlü olabilir, erk ve yetke yerlerine geçmek için doğmuş kişiler iyi huylar ve erdemli yatkınlıklarla donatılabilirlerdi. Düzenli olarak ve bilgece yönetilen bunlar gibi birkaç olay, dünyanın yüzünü değiştirirdi; hem de, nedenlerin gizli, değişken ve bileşik olduğu şeylerin şimdiki ekonomisinin yaptığından daha çok doğanın akışını bozuyor ya da insan davranışını şaşırtıyor gibi de hiç görünmezdi. Bebekliğinde Caligula'nın beynine yapılacak birkaç dokunma, onu bir Trajanus'a çevirebilirdi; ötekilerden biraz daha yüksek bir dalga Caesar'ı ve servetini okyanusun dibine gömerek, insanlığın önemli bir bölümünü yeniden özgürlüğe kavuşturabilirdi. Bilebildiğimiz ölçüde, Tanrısal takdirin bu yolda işe karışmaması için iyi sebepler, olabilir; fakat bu sebepleri biz bilmiyoruz: bu gibi sebeplerin yalnızca varoldukları varsayımı, tanrısal niteliklere ilişkin çıkarılan sonucu kurtarmak için yeterli olabilir, ama besbelli ki o sonucu kabul ettirmek için yeterli olamaz.

    Âdeta Cennet!

    Philo'ya diğer ikisine ayrılan yerlerin toplamından fazla yer verilmiştir: Demea yüzde on iki, Cleanthes yüzde yirmi bir, Philo yüzde altmış yedi. Daha dramatik olarak söylersek, Philo Söyleşiler'in göstermelik kahramanı Cleanthes'ten üç kere daha fazla yere gerek duymaktadır. En önemlisi, Philo, XI'inci ve XII'nci Ayrımlara egemendir; her şeyin üstünde de, hayli bilmecemsi bitiriş sözlerini o söylemektedir.

    Her nedense aklımıza Üstad N.F.K.' in bir şiirinin dörtlüğü geldi. Ne diyordu_?

    Allah'ın on pulunu bekleyedursun on kul;
    Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
    Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
    Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!

    Kötülük üzerine ahkâm kesip duruyorsunuz ya; peki bu adaletsizlik ve hâliyle de kötülük değil mi_?

    David Hume, kötülük karşıtı değil miydi_? " Evrenin ilk nedenleri " üzerine a priori " dört varsayım " yok muydu_? Fakat " olguların karışık nitelikte olması " ve " genel yasaların tekbiçimlilik ve sürekliliği " dolayısıyla ilk üç varsayım olası değildi, a posteriori olarak " açık farkla en büyük olasılık taşıyan ", dördüncüsü ' ne iyilik ne de kötülük ' idi, değil mi_? Tamam da hiç değilse, herkese ayrılan yer, a priori ve a posteriori kanıtlamaların da gösterdiği gibi, ne iyilik ne de kötülük olacak şekilde eşit ve hâliyle de adaletli olamaz mıydı_?

    Evrenin gizli zembereklerini bilen bir Varlık, hep iyilik yaratmalı, hiç kötülük yaratmamalı değil mi_? Her hâlde.

    Ergo,

    Evrenin gizli zembereklerini bilen bir Varlık, her sebebi bilmesine rağmen, her fiilinde de özgür olmamalıdır, değil mi_?

    Ergo,

    Evrenin gizli zembereklerini bilmeyen bir varlık, hep iyiliğe maruz kalmalı, hiç kötülüğe maruz kalmamalı, değil mi_? Her hâlde.

    Ergo,

    Evrenin gizli zembereklerini bilmeyen bir varlık, her sebebi bilmemesine rağmen, her fiilinde de özgür olmalıdır ' adaletsizlik, & seg. ', değil mi_?

    Oh, ne âlâ dünya : )



    Hume'un, yazarla özdeşliği hemen hemen kesin olan Söyleşiler'in kuşkucusu Philo'yu tartışmayı kazanıyor gibi göstermeyip de, kanıtları ve inançları o zamanın kişilerine çok daha yaklaşan Cleanthes'i galip ilân etmesi, bu ışık altında anlaşılabilir. Yaygın önyargılarla açık bir çatışmadan sakınan bu öngörülü strateji, günümüze değin, Hume'un ironisini fark edememiş okuyucular için bir engel ve yanlış anlama kaynağı olmuştur.

    Kim fark edememiş_? Felsefeci ya da değil, herhangi biri tarafından ' bu eser okunacak ve " Hume'un ironisi " fark edilemeyecek, öyle mi_?

    Ha, merak etme, az sonra kimin neyi fark edemediğini de göreceğiz, tamam mı_?


    Bu arada, gözönüne alınması gereken bir başka konu da, Hume'un Doğal Din Üstüne Söyleşiler'inin Cicero'nun De Natura Deorum'undan örneklenmiş olmasıdır. Bu, çok önemli bir nokta değildir, fakat kişilerin ve yapıların koşutluğu olsun, anlamlı ayrılıklar olsun, bize Hume'un sanatı hakkında bir şeyler söylemektedir.

    Cicero'nun tartışmacıları Stoacı Balbus, Epikourosçu Velleius ve Kuşkucu Cotta'dır. Bu sonuncusunun, Hume'un Philo'yu resmedişinde bir miktar etkisi vardır. (s. 112)





    Bir de ' çatlarcasına kasılarak ' şüpheci pozları kesiyordun. Nereden biliyorsun_? David Hume' un, eserinin adı " Dialogi de Religione Naturali /Doğal Din Üstüne Diyaloglar " ve karakterleri " Philo, Cleanthes, Demea ", belki de Galileo Galilei' nin eserinden " Dialogus de Systemate Mundi /Dünya Sistemi Üstüne Diyalog " ve karakterlerinden ' Simplicio —Aristoteles & Ptolemaevs, Salviati —Galilei & Copernicvs, Sagredo —Wise man " örneklenmiştir, olamaz mı ki_?

    Hume'un açımlayıcıları Galilei'yi hep atlamışlardır. Oysa Galilei'nin kendi kahramanıyla sorunu, Hume'un kendi kahramanıyla sorununa tıpatıp benzemektedir. Philo'nun "gelmiş geçmiş dâhilerin en yükseklerinden biri olan bu büyük dâhi" diye övdüğü (s. 151; elinizdeki çeviride: s. 160) Galilei 1632'de, Kopernikusçu ve Aristotelesçi-Batlamyusçu (Ptolemaeus) varsayımların zekice ve pek parlak bir görüş alışverişi içinde tartışıldığı, ünlü Başlıca iki Dünya Sistemi Üstüne Söyleşi'sini yayımlamıştı. Ne yazık ki, ironi retoriği işe yaramamış ve Engizisyon ortaklaşa bilgeliğiyle, Galilei'nin güneş-merkezli varsayım hakkında kurgulamalar yapmadığına, bunu savunduğuna hükmetmiştir. Yaradılış'ın (Tekvin'in) kutsal yetkesi yadsınmaktaydı. Böylelikle, Galilei sapkınlığından yeminbillâh vazgeçmek ve cezasını çekmek zorunda kalmıştı.

    Tarihçi Priscilla Robertson tarafından aydınlatılıncaya kadar, ben de bunu atlayanlardandım.


    Başlıca iki Dünya Sistemi Üstüne Söyleşi üzerinden ' sözüm ona ' Kutsal Engizisyon ' Sancta Inquisitio ' eleştirilmesine rağmen, Engizitörler ' inquisitores; haereticae pravitatis ' tarafından baştan sona satır satır okunan bu eser okunmamış demek ki. Hani aydınlatılmış ya, ondan, ondan. : )

    Neymiş_? Kurgulamalar yapmadığına, bunu savunduğuna hükmetmiş de, ironi retoriğiymiş de, bilmem ne imiş_?

    Ne yani_? Hükmetmemeli miydi_? Engizitörlerin hiçbir şeyden anlamaz safdillerden ibaret oldukları mı sanılıyordu_?

    Galileo Galilei' nin Dünya Sistemi Üstüne Diyalog adlı eserini okuyan hangi açımlayıcılar atlamış_? İsim listeleri ' Index Nominum ' nerede_?

    Nasıl ki, Kilise' nin tepkisini üzerine çekmemek için, Salviati Simplicio' yu galip ilan etmişse, Philo' da, aynı nedenlerle Cleanthes' i galip ilan etmiştir, ironi retorikleri de farksızdır, &c. Hülasa, bağıntıların görülememesi imkânsızdır.

    Galileo Galilei, İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog ' Dialogis, de Duobus Maximis Mundi Systematibus ' adlı eserinde ne diyordu_?


    Quarti Diei, Colloquium, Systema Cosmicum, Dialogus IV.:

    Salviatus – Iam quia tempus monet imponere finem dissertationibus nostris, hoc superest, ut te rogem, si per otium, a me proposita retractanti, difficultatis vel dubiorum aliquid per me non satis explicatum occurrerit, excuses defectum meum, & propter nouitatem inuentionis, & ob ingenii mei debilitatem, reique magnitudinem, & vero quia hoc mihi non sumo, neque sumpsi, ut eum ab aliis mihi pollicerer assensum, quem nec ipsemet huic phantasiæ præsto, quam pro vanissima Chimæra, solennissimoque paradoxo, facillime adducar ut habeam.

    Salviatus – Artık tezlerimize son verme vakti geldiğinden, dileğim, serdettiklerimi tekrar düşündüğünüzde, yeterince açıklayamadığım müşkül veya şüpheli bir şey ortaya çıkarsa, hem mevzunun yeniliği hem meselenin büyüklüğü hem de zekâmın zaafı nedeniyle muvaffakiyetsizliğimi mazur görmenizdir, ki bizzat kendim de tasdik edemediğimden, fantezi olarak bulduğum bu mevzuyu başkalarının da tasdiklemesini dilemiyorum, ki zaten bu fikrimi boş bir kuruntu ve ciddi bir paradoks olarak görmeye de yönlenebilirim.





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Güneş Merkezlilik' te ' Heliocentrismus: Theoria Heliocentrica ', selef ve halefler, i.e. Mahşerin Dört Atlısı ' Quattuor Equites Apocalyptici ', sanılanın aksine, Modern Çağ' dan ' [philosophis, physicis, astronomis, mathematicis] Aevis Modernis ' Copernicus ' clericus Catholicus: De revolutionibus orbium cœlestium ', Keplerus ' theologus Protestanticus: Epitome Astronomiae Copernicana ', Iordanus Brunus ' defensio theoriae heliocentriae Copernici: De Infinito Universo et Mundo ' ve Galilaei ' defensio theoriae heliocentriae Copernici: Dialogis, de Duobus Maximis Mundi Systematibus ' d e ğ i l, Presokratik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus praesocraticus ' Philolaus Crotoniensis‡ ve Antik Yunan Filozofları ' philosophi Graeci antiqui ' Hicetas Syracusius#, Aristarchus Samius* ve Helenleşmiş Keldani ' Chaldaeus Hellenizatus ' Seleucus Seleuciae' dir.^


    ‡ In systemate Philolai, sphaera stellarum fixarum, quinque planetarum, Solis, Lunae et Terrae, omnia circum Ignem Centralem movebantur.

    Philolaus'un sisteminde, sabit yıldızlar küresi, beş gezegen, Güneş, Ay ve Dünya, Merkezî Ateş ' [dios pyrgós | estía toú pantós] ' etrafında hareket ediyorlardı.

    # Antik Roma Filozofu ' philosophus Romanus antiquus ' Cicero, Academica, Liber II., XXXIX.


    Hicetas Syracosius, ut ait Theophrastus, caelum, solem, lunam, stellas, supera denique omnia, stare censet; neque, praeter terram, rem ullam in mundo moveri: quae cum circum axem se summa celeritate convertat & torqueat, eadem effici omnia, quasi stante terra caelum moveretur. Atque hoc etiam Platonem in Timaeo dicere quidem arbitrantur, sed paullo obscurius.

    Theophrastus'un da belirttiği gibi, Sirakuzalı Hicetas, göğün, güneşin, ayın, yıldızların ve hatta gökyüzündeki her şeyin hareketsiz kaldığını ve evrende Dünya dışında hiçbir şeyin hareket etmediğini savunur: Dünya, kendi ekseni etrafında en büyük hızla dönüp döndükçe, sanki dünya hareketsiz ve gök hareket ediyormuş gibi aynı sonuçlar ortaya çıkıyor. Bazıları aslında Platon'un da, Timaios'ta, bunu biraz daha muğlak bir şekilde de olsa söylediğini düşünür.


    * Aristarchi, De magnitudinibus et distantiis solis et lunae ' Aristarchus' un Ay ve Güneş'in Büyüklükleri ve Uzaklıkları ':


    Positiones.

    4 Cum luna dimidiata nobis apparet, tunc eam a sole distare minus quadrante, quadra tis parte trigesima.

    Propositio VII.

    Distantia, qua sol a terra distat, distantie qua luna distat a terra maior quidem est, quam duodevigintupla, minor vero, quam vigintupla.

    Sit solis quidem centrum A; terræ vero centrum B. & iuncta AB producatur. lunæ autem dimidiatæ existentis centrum sit C: & per AB, & C planu producatur, quod faciat sectionem in sphæra, per quam fertur centrum solis, maximum circulum ADE, & AC CB iungatur: producaturq; BC in D. erit vtique angulus ACB rectus, propterea quod puctum C sit lune dimidiatæ centrum. ducatur a puncto B ipsi BA ad rectos angulos BE. ergo circumferentia ED erit trigesima pars circumferentiæ EDA. positum est enim, cum luna dimidiata nobis apparet, diftare eam a sole minus quadrante, quadrantis parte trigesima. quare & EBC angulus est trigesima pars vnius recti. compleatur parallelogrammum AE: & BF iungatur. erit angulus FBE recti dimidius. secetur FBE bifariam recta linea BG angulus igitur GBE est quarta pars vnius recti. sed DBE angulus est vnius recti pars trigesima. ergo proportio anguli GBE ad angulum DBE est ea, quam habet 15 ad 2. quarum enim partium angulus rectus est 60, earum angulus quidem GBE est 15; angulus vero DBE 2.

    Et quoniam GE ad EH maiorem proportionem habet, quam angulus GBE ad DBE angulun; habebit GE ad EH maiorem proportionem, quam 15 ad 2. est autem BE equalis EF: atque est angulus qui ad E rectus. quadratum igitur ex FB duplu est quadrati ex BE. vt aut quadratu ex FB ad quadratu ex BE, ita quadratu ex FG ad quadratu ex GE. ergo quadratu ex FG quadrati ex GE duplu erit. Sed 49 minora sunt qua dupla 25. quadratu igitur ex FG ad quadratum ex GE maiorem proportionem habet, quam 49 ad 25. ac propterea ipsa FG ad GE maiorem habet proportionem, quam 7 ad 5: & componedo FE ad EG maiorem, quam 12 ad 5: hoc est, quam 36 ad 15. ostensum autem est & GE ad EH maiorem proportionem habere, quam 15 ad 2. ergo ex æquali FE ad EH maiorem habebit proportionem, quam 36 ad 2, hoc est quam 18 ad 1. & ob id FE maior est, quam duodeuigintupla ipsius EH. est autem FE æqualis EB. ergo & BE ipsius EH maior est, quam duodeuigintupla. multo igitur maior erit BH, quam duodeuigintupla ipsius HE.

    sed vt BH ad HE, ita est AB ad BC ob similitudinem triangulorum. ergo & AB ipsius BC maior est, quam duodeuigintupla:estque AB quidem distantia, qua sol a terra distat: CB vero distatia qua luna distat a terra: distantia igitur qua sol a terra distat, distantiæ qua luna distatia terra maior est, qua duodeuigintupla. Dico etiam minorem esse, quam vigintuplam. Ducatur enim per D ipsi EB parallela DK, & circa DKB triangulum circulus describatur DKB. erit ipsius diameter DB, propterea quod angulus ad K rectus sit: & aptetur BL hexagoni latus. Quoniam igitur angulus DBE est trigesima pars recti erit & BDK recti pars trigesima. ergo circumferentia BK sexagesima pars est totius circuli. est autem & BL totius circuli pars sexta. circumferentia igitur BL decupla erit circumferentiæ BK: atque habet circumferentia BL ad circumferentiam BK maiorem proportionem, quam recta linea BL ad BK rectam. ergo recta BL rectæ BK minor est, quam decupla. est autem ipsius BL dupla BD. quare BD ipsius BK minor erit, quam vigintupla.

    sed vt DB ad BK, ita AB ad BC. ergo & AB minor erit, quam vigintupla ipsius BC. estque AB quidem distantia, qua sol a terra distat; BC vero distantia, qua luna distat a terra. distantia igitur qua sol a terra distat distantie, qua luna distat a terra minor est, quam vigintupla. ostensa autem est maior; qua duodeuigintupla. quod ostendere oportebat.


    Faraziyeler.

    4. ' faraziye ': Ay bize ikiye bölünmüş olarak göründüğünde, Güneş'ten uzaklığı bir çeyrek dairenin otuzda biri kadar daha azdır. (2∏ /4) /30 = ∏ /60 = 3° -> (∏ /2 - ∏ /60) = 29 ∏ /60 = 87°


    7. Önerme.

    Güneş'in Dünya'ya uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya uzaklığının onsekiz katından fazladır, ancak yirmi katından azdır.

    Güneşin merkezi A, Dünya'nın merkezi B olsun. A & B birleşsin. C, yarım ayın merkezi olsun: AB ve C'den geçen ve küreyi kesen bir düzlem olsun ve güneşin merkezinin üzerinde hareket ettiği büyük daire ADE olsun, A & C ve C & B birleştirilsin: BC'den D elde edilsin; ACB açısı dik olacaktır, çünkü C noktası yarım ayın merkezidir. BE, B'den BA'ya dik olarak çizilsin. Bu sebeple ED yayı EDA yayının otuzda biri olacaktır. Hipoteze göre, ay bize ikiye bölünmüş göründüğünde, güneşten uzaklığı bir çeyrek dairenin otuzda biri kadar küçüktür, ki demek ki EBC açısı da bir dik açının otuzda biridir. AE paralelkenarı tamamlansın: B & F birleşsin. FBE açısı bir dik açının yarısı olacaktır. FBE açısının BG doğru parçası tarafından ikiye bölündüğünü varsayalım; dolayısıyla GBE açısı bir dik açının dörtte biri kadardır. Ne var ki DBE açısı bir dik açının otuzda biri kadardır. Sonuç olarak denilebilir ki, GBE açısının DBE açısına oranı 15'e 2'dir. Eğer bir dik açıyı 60 eşit parçaya bölersek; GBE açısı bu parçaların 15'inden, DBE açısı ise 2'sinden oluşur.

    GE'nin EH'ye oranı, GBE açısının DBE açısına oranından daha büyük olduğundan, GE'nin EH'ye oranı 15'in 2'ye oranından daha büyük olacaktır. Ancak BE, EF'ye eşittir ve de E açısı diktir. Bu yüzden FB üzerindeki kare BE üzerindeki karenin iki katıdır. FB üzerindeki kare BE üzerindeki kareye göredir, ki FG üzerindeki kare de GE üzerindeki kareye göredir. O hâlde FG üzerindeki kare GE üzerindeki karenin iki katı olacaktır. Lakin 49, 25'in iki katından küçüktür. Binaenaleyh FG üzerindeki karenin GE üzerindeki kareye oranı, 49'un 25'e olan oranından daha büyüktür. FG'nin kendisinin GE'ye olan oranı da, 7'nin 5'e olan oranından daha büyüktür:* Ama, FE'nin EG'ye oranı, 12'nin 5'e oranından, yani 36'nın 15'e oranından daha büyük olmalıdır: O zaman GE'nin EH'ye oranının 15'in 2'ye oranından daha büyük olması gerektiği de kanıtlanmıştır. Bu durum karşısında, doğru orantılılık için, FE'nin EH'ye oranının 36'nın 2'ye oranından, yani 18'in 1'e oranından daha büyük olacaktır. Bu nedenle FE, EH'nin on sekiz katından büyüktür. İlle velakin FE, EB'ye eşittir. Öyleyse BE de EH'nin on sekiz katından büyüktür. Demek oluyor ki BH on sekiz kattan çok daha büyük olacaktır.

    Ancak BH'nin HE'ye olan uzaklığı, üçgenlerin benzerliğinden dolayı AB'nin BC'ye olan uzaklığıdır. Bu bakımdan AB, BC'nin on sekiz katından da büyüktür: Ve de AB güneşin dünyaya olan uzaklığıdır: Tıpkı CB'nin, ayın dünyaya olan uzaklığı olması gibi: Hâliyle güneşin dünyaya olan uzaklığı da ayın dünyaya olan uzaklığının 18 katından büyüktür. Ayrıca bu uzaklığın yirmi kattan az olduğunu da söylüyorum. DK'nin EB'ye paralel olarak D'den ve DKB üçgeni etrafından çizildiğini varsayalım, ki DKB çemberi de çizilsin. Çapı DB olacaktır, zira K'deki açı diktir: Ve BL'nin çembere bir altıgenin kenarı gibi yerleştirildiğini varsayalım. Şu hâlde DBE açısı bir dik açının otuzda biri olduğundan, BDK açısı da bir dik açının otuzda biri olacaktır. BK yayı tüm çemberin altmışta biridir. BL'de tüm çemberin altıda biridir. BL, BK yayının on katı olacaktır: & BL yayının BK yayına oranı, BL doğru parçasının BK doğru parçasına oranından daha büyüktür. BL doğru parçası, BK doğru parçasının uzunluğunun on katından küçüktür. Fakat BD, BL'nin iki katıdır. Hasebiyle, BD, BK'nin uzunluğunun yirmi katından küçüktür.

    Gelgelelim, DB'nin BK'ya oranı, AB'nin BC'ye oranıdır. Ve de AB, BC'nin yirmi katından da küçük olacaktır. AB, Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığıdır; BC ise Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığıdır. Öte yandan Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığının yirmi katından azdır. Evvelce, başka bir yönden, kanıtlanması gerektiği gibi, bu uzaklığın on sekiz katından büyük olduğu kanıtlanmıştı.


    T.Heath, Aristarchus of Samos, the Ancient Copernicus adlı eserinde ne diyordu_?


    If we bear in mind that ' Şunu göz önünde bulundurursak '

    sin ∏ /2 = tan ∏ /4 = 1, sin ∏ /6 = 1 /2, tan ∏ /8 = 1 /(1 + √2)

    and if we substitute for √2 the approximate value 3 which is assumed by Aristarchus, we can deduce the following inequalities:

    ve √2 yerine Aristarchus tarafından varsayılan yaklaşık değer olan 7 /5'i koyarsak, aşağıdaki eşitsizlikleri çıkarabiliriz:

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    * Antik Yunan Filozofu ' [philosophus, mathematicus, astronomus] Graecus antiquus ' Aristarchus Samius ne diyordu_?

    " erit angulus FBE recti dimidius: FBE açısı bir dik açının yarısı olacaktır ".

    Şekilden FBE bir ikizkenar dik üçgendir. Pythagoras teoremi' ne göre, bir dik üçgende, dik kenarların karesi hipotenüse eşittir. Eğer ki, dik kenarlar 5 ise, hipotenüs √50 olur, ki demek ki 7 ≈ √50 = 5√2 -> √2 ≈ 7 /5, ki bağıl hata % 1.00505, ki demek ki çok küçüktür.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    (1) If m > 1, sin ∏ /2m > 1 /m

    (2) cos ∏ /2m = sin (∏ /2 - ∏ /2m) > (m - 1) /m

    (3) If m > 2, sin ∏ /2m < tan ∏ /2m < 2 /m

    (4) If m > 3, sin ∏ /2m > 3 /2m

    (5) If m > 4, sin ∏ /2m < tan ∏ /2m < 5 /3m

    The narrowest limits for sin ∏ /2m obtained by means of these inequalities are

    Bu eşitsizlikler aracılığıyla elde edilen sin ∏ /2m için en dar sınırlar şunlardır:

    (6) 5 /3m > sin ∏ /2m > 3 /2m

    whereas, if Aristarchus had known the approximate value 22 /7 for ∏, he could have obtained the closer upper limit

    Oysaki Aristarkus, ∏ için 22/7 yaklaşık değerini bilseydi, daha yakın bir üst sınır elde edebilirdi

    sin ∏ /2m < 11 /7m

    Now, for example, in Prop. 7, Aristarchus has to find limits for sin 3°, that is to say sin ∏ /60; thus m = 30, and the formula (6)
    above gives his result

    Örneğin, şimdi, 7. önerme'de, Aristarkus'un sin 3°, bir başka deyişle sin ∏ /60 için limitler bulması gerekir; demek ki m = 30 ve yukarıdaki (6) formülü onun sonucunu verir

    1 /18 > sin 3° > 1 /20

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Magni Momenti Notitita:

    Antik Yunan Filozofu ' [philosophus, mathematicus, astronomus] Graecus antiquus ' Aristarchus Samius' un mantığını, Ay'ın uzanım açısının 87° değil de 89° 51', i.e. 5391' olduğu hipotezini öne sürerek yinelersek, Güneş'in Dünya'dan uzaklığı, Ay'ın Dünya'dan uzaklığının 360 ila 400 katı arasındadır. Bu sonuç, şu anda kabul gören ortalama sonuca yakındır.

    Faraziyeler.

    4. ' faraziye ': Ay bize ikiye bölünmüş olarak göründüğünde, Güneş'ten uzaklığı bir çeyrek dairenin altı yüzüncü parçası veya 9' kadar daha azdır, yani 5391 parçadır; bunlar aslında 5400'ün on yedinci parçası olan dokuz parçadan, bir çeyrek dairenin 5400 parçası kadar farklıdır. (2∏ /4) /600 = ∏ /1200 = 0.15° = 9' -> (∏ /2 - ∏ /1200) = 599 ∏ /1200 = 89.85° = 89° 51'


    7. Önerme.

    Güneş'in Dünya'ya uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya uzaklığının üç yüz altmış katından fazladır, ancak dört yüz katından azdır.

    Güneşin merkezi A, Dünya'nın merkezi B olsun. A & B birleşsin. C, yarım ayın merkezi olsun: AB ve C'den geçen ve küreyi kesen bir düzlem olsun ve güneşin merkezinin üzerinde hareket ettiği büyük daire ADE olsun, A & C ve C & B birleştirilsin: BC'den D elde edilsin; ACB açısı dik olacaktır, çünkü C noktası yarım ayın merkezidir. BE, B'den BA'ya dik olarak çizilsin. Bu sebeple ED yayı EDA yayının otuzda biri olacaktır. Hipoteze göre, ay bize ikiye bölünmüş göründüğünde, güneşten uzaklığı bir çeyrek dairenin otuzda biri kadar küçüktür, ki demek ki EBC açısı da bir dik açının otuzda biridir. AE paralelkenarı tamamlansın: B & F birleşsin. FBE açısı bir dik açının yarısı olacaktır. FBE açısının BG doğru parçası tarafından ikiye bölündüğünü varsayalım; dolayısıyla GBE açısı bir dik açının dörtte biri kadardır. Ne var ki DBE açısı bir dik açının altı yüzde biri kadardır. Sonuç olarak denilebilir ki, GBE açısının DBE açısına oranı, 15'e 1/10'dur. Eğer bir dik açıyı 60 eşit parçaya bölersek; GBE açısı bu parçaların 15'inden, DBE açısı ise 1/10'undan oluşur.

    GE'nin EH'ye oranı, GBE açısının DBE açısına oranından daha büyük olduğundan, GE'nin EH'ye oranı, 15'in 1/10'a oranından daha büyük olacaktır. Ancak BE, EF'ye eşittir ve de E açısı diktir. Bu yüzden FB üzerindeki kare BE üzerindeki karenin iki katıdır. FB üzerindeki kare BE üzerindeki kareye göredir, ki FG üzerindeki kare de GE üzerindeki kareye göredir. O hâlde FG üzerindeki kare GE üzerindeki karenin iki katı olacaktır. Lakin 49, 25'in iki katından küçüktür. Binaenaleyh FG üzerindeki karenin GE üzerindeki kareye oranı, 49'un 25'e olan oranından daha büyüktür. FG'nin kendisinin GE'ye olan oranı da, 7'nin 5'e olan oranından daha büyüktür: Ama FE'nin EG'ye oranı, 12'nin 5'e oranından, yani 36'nın 15'e oranından daha büyük olmalıdır: O zaman GE'nin EH'ye oranının, 15'in 1/10'a oranından daha büyük olması gerektiği de kanıtlanmıştır. Bu durum karşısında, doğru orantılılık için, FE'nin EH'ye oranının 36'nın 1/10'a oranından, yani 360'ın 1'e oranından daha büyük olacaktır. Bu nedenle FE, EH'nin üç yüz altmış katından büyüktür. İlle velakin FE, EB'ye eşittir. Öyleyse BE de EH'nin üç yüz altmış katından büyüktür. Demek oluyor ki BH, üç yüz altmış kattan çok daha büyük olacaktır.

    Ancak BH'nin HE'ye olan uzaklığı, üçgenlerin benzerliğinden dolayı AB'nin BC'ye olan uzaklığıdır. Bu bakımdan AB, BC'nin üç yüz altmış katından da büyüktür: Ve de AB güneşin dünyaya olan uzaklığıdır: Tıpkı CB'nin ayın dünyaya olan uzaklığı olması gibi: Hâliyle güneşin dünyaya olan uzaklığı da ayın dünyaya olan uzaklığının üç yüz altmış katından büyüktür. Ayrıca bu uzaklığın dört yüz kattan az olduğunu da söylüyorum. DK'nin EB'ye paralel olarak D'den ve DKB üçgeni etrafından çizildiğini varsayalım, ki DKB çemberi de çizilsin. Çapı DB olacaktır, zira K'deki açı diktir: Ve BL'nin çembere bir altıgenin kenarı gibi yerleştirildiğini varsayalım. Şu hâlde DBE açısı bir dik açının altı yüzde biri olduğundan, BDK açısı da bir dik açının altı yüzde biri olacaktır. BK yayı tüm çemberin altmışta biridir. BL'de tüm çemberin altıda biridir. BL, BK yayının iki yüz katı olacaktır: & BL yayının BK yayına oranı, BL doğru parçasının BK doğru parçasına oranından daha büyüktür. BL doğru parçası, BK doğru parçasının uzunluğunun iki yüz katından küçüktür. Fakat BD, BL'nin iki katıdır. Hasebiyle BD, BK'nin uzunluğunun dört yüz katından küçüktür.

    Gelgelelim, DB'nin BK'ye oranı, AB'nin BC'ye oranıdır. Ve de AB, BC'nin dört yüz katından da küçük olacaktır. AB, Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığıdır; BC ise Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığıdır. Öte yandan Güneş'in Dünya'ya olan uzaklığı, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığının dört yüz katından azdır. Evvelce, başka bir yönden, kanıtlanması gerektiği gibi, bu uzaklığın üç yüz altmış katından büyük olduğu kanıtlanmıştı.

    1 /360 > *sin ∏ /1200 > 1 /400

    [1 - (1 /360 /sin ∏ /1200)]* 100 < [1 - (*sin ∏ /1200 /sin ∏ /1200)]* 100 < [1 - (1 /400 /sin ∏ /1200)]* 100

    [1 - (1 /360 /sin ∏ /1200)]* 100 < Bağıl hata < [1 - (1 /400 /sin ∏ /1200)]* 100

    % -6.10341659811 < Bağıl Hata < % 4.5069250617

    Bağıl Hata aralığının dar olduğuna dikkat edilmelidir. : )


    ^ Antik Yunan Filozofu ' [philosophus, geographus] Graecus antiquus ' Strabon, Geographica adlı eserinde ne diyordu_?


    Refert etiam Seleucum eum qui a Rubro mari oriundus fuit, in his æqualitatem inæqualitatemque statuere aliquam pro signorum coelestium ratione: nam luna in æquinoctialibus signis hærente, æquabiliter illos æstus fieri; in solstitialibus autem et quantitate et celeritate inæquali; eamque inæqualitatem in reliquis signis locum habere pro eo atque unumquodvis eorum ad dicta propius accedit.

    [Stoacı Yunan Filozofu ' philosophus Stoicus Graecus ' Posidonius Apameus], Eritre Denizi kıyısındaki ülkenin yerlisi olan Seleukos'un, denizin gelgitlerinin düzenliliği ve düzensizliğinin Ay'ın burçlar kuşağındaki farklı konumlarına bağlı olduğunu; ekinoks burçlarında olduğunda gelgitlerin düzenli olduğunu, ancak tropiklere yakın burçlarda olduğunda gelgitlerin hem yükseklik hem de kuvvet bakımından düzensiz olduğunu; geri kalan burçlar için düzensizliğin, daha önce belirtilen burçlardan az veya çok uzak olmalarına göre az veya çok olduğunu söylediğini anlatır.




    ;................................................. .................................................. ..........................................


    Eski dostlarımızdan Victoryv için:





    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  3. #53
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Metafizik Felsefe XXIII:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Eudemos'a Etik' te ne diyordu_? ' Ēthika Eudēmeia, liber II., 1223a9-20, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    Ve erdem ile kötülüğün ve onlardan doğan eylemlerin bazen yerilmesi bazen de övülmesi gerektiğinden, (ki yergi ve övgü, zorunluluk, tesadüf veya tabiattan kaynaklananlar için değil, sebep olduğumuz şeyler için verilir: zira başkasının sebep olduğu şeyler için yergi ve övgü ona aittir), hem erdem hem de kötülüğün [insani] eylemlerimizin sebebi ve kaynağı olduğu şeylerle ilgili olduğu açıktır. Öyleyse, sebep ve eylemlerin kaynağı olduğu eylemlerin ne tür olduğunu belirlemeliyiz. Hepimiz, istemli ve erekli tüm eylemlerimizin sebebi olduğumuz ve istemsiz olanların da sebebi olmadığımız mevzusunda hemfikiriz, ki aşikârdır ki, kasıtlı olarak işlenen eylemler istemli olarak işlenir. Demek oluyor ki, hem erdem hem de kötülük irâdî türdendir.

    liber VII., 1223a36-39, 1223b1:

    Kötülük her şeyi daha da adaletsiz hale getirir, ve öz denetim eksikliği kötülük gibi görünür, ve ölçüsüz insan akla aykırı olarak arzuya uygun hareket eden insan türüdür, ve davranışları arzu tarafından yönlendirildiğinde ölçüsüzlüğü gösterir, öyle ki ölçüsüz insan arzuya uygun hareket ederek haksızlık yapacaktır;

    liber VII., 1239b11-16:

    Çünkü iyi basittir, ama kötünün biçimi çeşitlidir; ve iyi insan her zaman kendisi gibidir ve karakteri değişmez, ama kötü ve akılsız akşamları sabah olduklarından tamamen farklıdır. Bu nedenle kötüler bir anlaşmaya varmadıkça, birbirlerinin dostu değillerdir, ki ayrılırlar; ama güvensiz dostluk, dostluk değildir.






    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Nikomakhos'a Etik' te ne diyordu_? ' Ethica Nicomachea, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    liber II. De virtute, 1106b20-35:


    At verò quando, in quibus, & in quos decet, cuiúsq; rei causa, & quomodo æquú est, mediocre quiddá est ac optimum: quod quidem in virtute situm est. Itémque in actionibus est nimium, parum, & mediocre. Virtus verò in affectionibus est actionibúsque: in quibus nimio peccatur, & parum in vitio est, me diocre in laude, & rectè factis. quæ duo virtutis sunt propria. Est igitur mediocritas quædá virtus, cùm mediocris sit indagatrix. Iam peccare licet multis modis, quoniam vt Pythagorei coniiciebát, malum infiniti est, bonum finiti. At verò recte facere vno modo licet. Itaque illud facile, hoc difficile est. Ná & à signo discedere facile est: at ipsum attingere, magni negotij. Ob eámq; causam nimiÅ« & parÅ« invitio est, mediocritas invirtute.

    Nam est simplex virtus, omnigenum vitium.

    Oysa bu duyguları, doğru olanlara, doğru zamanda, doğru vesileyle, doğru amaçla ve doğru şekilde hissetmek, onların en iyi miktarını, yani orta miktarı hissetmek demektir ve en iyi miktar da elbette erdemin işaretidir. Benzer şekilde eylemlerde fazlalık, eksiklik ya da orta olma durumu vardır. Duygular ve eylemlerse erdemin mevzusudur; ve duygularda ve eylemlerde fazlalık ve eksiklik yerilir, ki hatadır, orta miktar övülür, ki başarıyı oluşturur; övülmek ve başarılı olmaksa erdeme özgüdür. Demek oluyor ki, erdem orta olmaktır ve ulaşmak istediği erek de budur. Yine hata çok biçimlidir, zira Pisagor'un sezdiği gibi, kötülük sonsuzun, iyilik sonlunun bir biçimidir, oysa başarı yalnızca bir şekilde mümkündür, ki bu yüzden başarısız olmak kolay, başarılı olmak zordur, hedefi ıskalamak kolay, vurmak zordur; Bu nedenle fazlalık ya da eksiklik kötülüğü işaret ederken, orta olmak erdemi gösterir.

    İyilik, tek bir yapıya sahip; bileşik veya karmaşık değil; bölünmemiş, birleşiktir,' ki tek çeşittir, ki tekliktir ', kötülük ise her türlüdür, ' ki envaiçeşittir, ki çokluktur '.

    liber II. De virtute, 1108b8-19:


    De iustitia autem quando non vno modo dicitur, deinceps diuisione adhibita, quemadmodum mediocritates vtræque sint, disseremus, itémque de virtutibus quæ rationi attributæ sunt.

    Cùm autem tres sint habitus, duo vitiosi, quorum vnus immoderatus est, alter modo deest, & vna virtus in mediocritate posita, sunt illa omnia inter se quodammodo contraria. Nam extremi & medio habitui sunt, & inter se contraria, &medius extremis. Quemadmodum enim si æquale cum minore cÅparetur, maius est: sin cum maiore, minus: sic medij habitus, si cum iis qui absunt à modo, conferantur, superant: si cum iis qui modÅ« trÄseunt, deficiÅ«t, tÅ« in affectionibus, tÅ« in actionibus.

    Bundan sonra adaletin iki türünü ayırt ederek ele alacağız, zira birden fazla anlamı vardır, ki her birinin nasıl orta yolu gözetmenin bir yolu olduğunu göstereceğiz ve mantıksal erdemlerle de benzer şekilde ilgileneceğiz.

    Üç tür eğilim vardır: biri fazlalık, biri eksiklik, ki hiçbiri erdem değil; ve biri de orta yolu gözetmek olan erdem; ve her biri belli bir şekilde diğer ikisine karşıttır. Uçlar hem birbirlerinin hem de orta durumun karşıtıdır ve orta durum her iki ucun da karşıtıdır; tıpkı eşit olanın daha küçük olana kıyasla daha büyük, daha büyük olana kıyasla daha küçük olması gibi, karakterin orta durumları da, ister duygular ister eylemler söz konusu olsun, eksik durumlara kıyasla fazla, fazla durumlara kıyasla eksiktir.






    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber VII., C. III., 246a10-17, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?

    neque alteratio omnino. manifestum est q no est omnio q& est alteratidis circa habitus Neque itaque circa anime virtutes et malitias Virtus em queda p[er]fectio est. Unumq&que enim tunc maxie perfectu est cu attingit p[er]prie virtuti. et tunc est maxime suem natura. vt circulus tunc maxie suem natura est cum maxime circulus sit Malitia aut corruptio horu et remotio est.

    Beden veya ruhun durumlarında da nitelik değiştirme yoktur, zira bazı alışkanlıklar erdem, bazıları ise kötü alışkanlıklardır; ama ne erdem ne de kötü alışkanlık nitelik değiştirmedir; erdem belirli bir mükemmelliktir, ki her şey kendine özgü erdemini kazandığında, ona mükemmel denir. Tıpkı bir dairenin en iyi daire iken mükemmel olduğunun söylenmesi gibi ancak o zaman, doğasına uygun olur. Ne var ki, kötülük ve erdemsizlik, bunun yokolması, yitirilmesidir.


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Metafizik' te ' Metaphysica, liber I., C. VI., 988a7-17, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?


    Plato quidem igitur de quesitis ita diffinivit. Palam autem ex dictis quia duabus causis solum est usus, ipsa quae est eius quod quid est et ipsa materia; species enim eius quod quid est cause sunt aliis, speciebus vero unum. Et quae materia subiecta de qua species hae quidem in sensibilibus, hae autem in speciebus, unum vero in speciebus dicitur, quia haec dualitas est: magnum et parvum. Amplius bene et male causam dedit elementis singulis singulam, quod magis dicimus priorum investigare quosdam philosophorum, ut Empedoclem et Anaxagoram.

    Platon, söz konusu noktalarda görüşlerini şöyle ifade etmiştir; söylenenlerden yalnızca iki neden kullandığı açıktır: formel ve maddi neden (zira idealar, tüm diğer şeylerin özünün nedenleridir ve Bir, ideaların özünün nedenidir); niteliklerin taşıyıcısı olan (ve duyusal şeylerle ilgili olarak ideaların, idealarla ilgili olarak da Bir olan'ın hakkında tasdik edildiği) maddeye gelince, o, iki olan'dır, yani Büyük ve Küçük olan'dır. Dahası bu iki öğenin birini iyiliğin, diğerini kötülüğün nedeni olarak almaktadır;' tıpkı bazı seleflerinin, örneğin Empedokles ve Anaksagoras'ın yapmaya çalıştığı gibi."

    ' İyiliğin nedeni Bir olan, Kötülüğün ise İki olan'dır.

    " Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in bazı şârihlerinin şerhlerinde, Presokratik Yunan Filozofları ' philosophi Graeci praesocratici ' Empedokles & Anaksagoras' ın bu görüşü ileri sürdüklerinin şüpheli olduğu ileri sürülür.

    Ne var ki Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in, bu ve benzeri filozoflarla aynı çağda yaşadığı unutulmamalıdır, ki öyleyse de, hâlihazırda bilinmeyen ya da bilinse dahi kayıp olan bazı eser, şiir ya da fragmanlara ' fragmentis ', kendisi pekâlâ erişmiş de olabilir, değil mi_? : )

    liber IX., C. IX., 1051a3-21:


    Quod autem et melior et honorabilior studiosa potentia actus, ex hiis est palam. Quaecumque enim secundum posse dicuntur, idem est potens contraria, ut rquod dicitur posse conualescere idem est et languens, et simul; eadem enim potentia convalescendi et laborandi, et quiescendi et movendi, et edificandi et destruendi, et edificari et corruendi. Posse quidem igitur contraria simul existit; contraria vero impossibile est existere, ut sanum esse et laborare. Quare necesse horum alterum esse bonum, posse vero similiter utrumque aut neutrum. Actus ergo melior est.

    Necesse autem et in malis finem et actum esse deteriorem potentia; quod enim potens: idem ambo contraria.

    Palam ergo quia non est aliquid quod malum praeter res; posterius enim ipsi nature malum quam potentia.

    Non ergo nec in eis quae a principio et sempiternis nihil est neque malum neque peccatum neque corruptum; et enim corruptio malorum.

    İyi'nin fiilinin de İyi'nin kuvvesinden daha iyi ve daha değerli olduğunun kanıtı şudur: Bir şeyi yapma gücüne sahip olduğunu söylediğimiz bütün varlıklarda bu güç, zıtları yapma gücüdür. Örneğin sağlıklı olma gücüne sahip olduğunu söylediğimiz varlık, aynı zamanda hasta olma gücüne de sahip olan varlıktır. O her iki güce de aynı zamanda sahiptir; çünkü aynı güç hem sağlık hem hastalık, hem hareket hem sükûnet, hem yapma hem yıkma, hem yapılma hem yıkılma gücüdür. O halde zıtları kabul etme gücü varlıklarda aynı zamanda mevcuttur. Ancak zıtların kendileri aynı zamanda mevcut olamazlar ve fiillerin, örneğin hastalık ve sağlığın, aynı zamanda var olmaları da mümkün değildir. Bunun zorunlu sonucu şudur ki bilfiil İyi'nin iki zıttan biri olmasına karşılık, kuvve aynı zamanda hem biri, hem diğeri veya aynı zamanda ne biri ne diğeridir. O halde İyi'nin fiili, İyi'nin kuvvesinden daha iyidir.

    Kötü'ye gelince, onun ereği veya fiili, zorunlu olarak kuvvesinden daha kötüdür. Çünkü bilkuvve varlık, aynı zamanda iki zıddın kuvvesidir;

    dolayısıyla Kötü'nün duyusal şeylerden bağımsız olarak var olmadığı açıktır. Çünkü Kötü, doğası gereği kuvveden sonra gelir.

    O hâlde ilk ve ezeli-ebedi gerçekliklerde ne kötülük, ne kusur, ne yokoluş mevcuttur (çünkü yokoluş da bir tür kötülüktür).

    liber XII., C. X., 1075a36-39:


    Alii autem nec principia bonum et malum; quamvis in omnibus maxime quod bonum principium. Alii vero hoc quidem recte quia principium, sed quomodo quod bonum principium non dicunt, utrum ut finis aut ut movens aut ut species.

    Başka filozoflar* Ne iyi ne Kötü olan'ın ilkeler olduklarını söylemektedirler. Bununla birlikte her şeyde en mükemmel anlamda olan ilke İyi olan'dır. İyi'yi ilke olarak kabul edenler şüphesiz haklıdırlar. Ancak onlar da İyi'nin nasıl bir ilke olduğunu, yani ereksel neden olarak mı, hareket ettirici neden olarak mı, yoksa formel neden olarak mı bir ilke olduğunu söylemiyorlar.#

    * Pythagorici & philosophus Graecus antiquus Speusippos.

    # Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e göre, şeylerin ' tikellerin ' oluş ve bozuluşu ' hareketi ', dört sebeple kavranılabilir. ' Theoria [mutationis, transformationis] Aristotelis '

    Maddi sebep ' causa materialis ': Tikelleri oluşturan madde.

    Formel sebep ' causa formalis ': Tikellerin tümellerine değişme potansiyeli.

    Fail sebep ' causa efficiens ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyet.

    Ereksel sebep ' causa finalis ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyetin ereği.

    N.B.: Materyalist felsefeye göre, tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir, ki demek ki tek bir sebep vardır, ki şudur: Maddi sebep.

    liber XII., C. X., 1075b6-10:


    Inconveniens autem et incorruptibilem esse litem; hoc ipsum autem est mali natura. Anaxagoras autem ut movens quod bonum principium; intellectus enim movet. Sed gratia alicuius movet, quare alterum, excepto ut nos dicimus;

    Nefret'i^ yokoluşa tabi olmayan bir şey olarak almak da çelişkilidir; oysa o, kötülüğün doğasıdır. Anaksagoras İyi'yi hareket ettirici ilke olarak kabul etmektedir; çünkü (onun sisteminde) Akıl, şeyleri hareket ettirmektedir. Ancak o, bir amaçla hareket ettirmektedir. Bu amaç ise dolayısıyla kendisinden farklı bir şey olmak zorundadır; meğerki fail nedenle ereksel nedenin bir ve aynı şey oldukları görüşümüzü kabul etmiş olsun.

    ^ Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in eserlerinin çevirmenlerine de, ' hazır yeri gelmişken ' değinmek lazım, şöyle ki:

    Batılı mütercimler:

    liber XII., C. X., 1075b2' deki Antik Yunanca [ten] philían kelimesini, [nomen] latine -> amicitia, accusativus; amicitiam, [flavor] anglice -> the love

    liber XII., C. X., 1075b7' deki Antik Yunanca tò neîkos kelimesini, [nomen] latine -> lis, accusativus; litem, [flavor] anglice -> [the] strife

    Türk mütercimler:

    liber XII., C. X., 1075b2' deki Antik Yunanca [ten] philían kelimesini, Dostluk

    liber XII., C. X., 1075b7' deki Antik Yunanca tò neîkos kelimesini, Nefret

    olarak çevirmektedirler.

    Ne var ki, Antik Yunanca tò neîkos kelimesi, çatışma, mücadele ya da benzeri bir anlama da gelmektedir.

    Eğer ki öyleyse ' ve de bu bölümde bazı filozofların eleştirildiği göz önüne alınırsa ' Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, üstü kapalı da olsa, Presokratik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus praesocraticus ' Herakleitos' un karşıtların birliği ve mücadelesi yasası' na ' lex unitatis et certamen oppositorum ' gönderme yapıyor olabilir.

    N.B.: Bu yasa, Materyalist felsefenin ' [philosophiae Materialisticae | dialecticus materialismus] ' esaslı önermelerindendir.






    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Eski dostlarımızdan Ercu Unlu için:








    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  4. #54
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Metafizik Felsefe XXIV:

    Cehennem Problemi: Allah'ın Adaletinin Sınırları' nda ne deniliyordu_? ' Öncül Analitik Felsefe '

    Cehennem Problemi, din felsefesi literatüründe "mutlak iyi bir varlık" ile "cehennem" gibi sonsuz bir kötülük kaynağının varlığı arasındaki çelişkiye dikkat çeken bir problemdir. Bu probleme Hristiyan teologlar ve din felsefecileri şöyle ya da böyle (bazen Kötülük Problemi içerisinde, bazen bilahare bir problem olarak) eğilmişlerse de İslam felsefesi içinde pek ilgi görmediği söylenebilir. Birkaç farklı şekilde yaptığım aramalarda buna dair İslam özelinde ne Türkçe ne İngilizce tek bir akademik makale bulamamamın epey ilginç geldiğini belirtmem gerek. Bu yazıyı İslam'ı ve cehennem anlayışını merkez alarak yazacak olsam da bu problem aynı ya da benzer cehennem anlayışının olduğu tüm dinler için geçerlidir.

    İslam özelinde tartışıyor olmamın birkaç sebebi var, birincisi İslam'a -Hristiyanlıktan ve diğer dinlerden- daha hakim olmam, ikincisi bu problemin İslam içinde herhangi bir makul çözümünün olmayışının gerçekten İslam aleyhine çok güçlü bir kanıt olarak ileri sürülebileceğini düşünmem, ve üçüncüsü felsefi olarak kimsenin tartışmaya yanaşmamış olması. Umarım buradan bir tartışma kıvılcımı çıkartmayı başarabilirim. Yapmayı düşündüğüm şey öncelikle klasik formülasyonu sunmak, sonrasında İslam özelinde daha sorunlu hale getiren unsurları tartışmak.

    Problemin klasik formülasyonu şöyle:

    1. Allah mutlak iyi ve adildir.
    2. İşlenen her kabahatin cezası, kabahate ölçülü olmalıdır. (Ölçülülük İlkesi)
    3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
    4. O halde Cehennem adil değildir.
    5. O halde Allah yoktur.

    Ayrıca sözüm ona yanıtlanması oldukça müşkül bir soru sorulmaktadır, ki ne idi_?

    Bir insanın ateist, deist, Hristiyan, Yahudi, Budist vb. olması işlenebilecek suçların en büyüğü müdür? Eğer en büyüğüyse sonsuza kadar işkenceyi gerektirir mi? Kimseyi uğraştırmadan kısaca cevap vereyim: Hayır. Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok. Bu sorunun içinden nasıl çıkılabileceğine dair en ufak fikrim yok, aslında içinden çıkılabileceğini düşünmüyorum bile.

    [Flavor] Anglice mualliminin hükmü ne idi_? : )

    Bunların dışında görebildiğim bir savunma yok. Bu üç açıklamadan en umut vaat edeni C gibi duruyor, fakat o bile fazla zayıf. Elimizdeki en makul seçeneğin (5) numaralı önermeyi kabul etmek olduğunu düşünüyorum. Sahip olduğumuz bilgiler ışığında Allah'ın olmadığı (diğer bir deyişle İslam'ın yanlış olduğu) sonucuna ulaşıyoruz. Şüphesiz bu sonuca itiraz edilecektir, edilmesini de isterim. Zira entelektüel tartışmalar felsefi sorulara doğru cevapları bulabilmek için bildiğimiz en iyi yöntem.





    Ne yazık ki, ne şu efsanevi sorunuzla ne de A, B ve C ile uğraşacağız, zira aşikârdır ki, hem soru hem de A, B ve C communarius' a yöneliktir.

    Ayrıca yazı tutarsızlıklarla doludur, ee.g.


    Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok.

    Ha, öyle mi_? Enteresan. Teorinin kökeni ne_?

    dilemma Euthyphronis <- Antik Yunan Filozofu ' philosophi Graeci antiqui /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platonis dialogis ' Platon diyalogları '

    Peki büyük öncül[ünüz] ne_?

    Fail ' Universalis universalium ', buyuruyorsa [doğrudur, iyidir, suç değildir, &c.], yasaklıyorsa [yanlıştır, kötüdür, suçtur, &c.]

    Bak, dikkat et, gözünü aç da bak, bak.

    Çünkü Tanrı Öyle Söylüyor: İlahi Buyruk Teorisi Üzerine ' Öncül Analitik Felsefe ':


    1. İlahi Buyruk Teorisi Nedir?

    Devam etmeden önce, ilk olarak İlahi Buyruk Teorisi'nin ne olmadığını açık hâle getirelim. İlahi Buyruk Teorisi, Tanrı'nın gerçekte ne emrettiğiyle ilgili hiçbir iddiada bulunmadığı için hangi spesifik eylemlerin iyi ya da kötü olduğuyla ilgili bir şeyler söyleyen bir teori değildir. Aynı zamanda etik gerçekleri nasıl bildiğimize dair bir teori de değildir. Tanrı'nın, emirlerini nasıl bilindik kıldığı, hatta onları duyurmayı seçip seçmediği hakkında bir şey söylemez. Son olarak, İlahi Buyruk Teorisi ateizmle tutarsız değildir. İkisi mantıksal olarak uyumludur, ancak birlikte, tıpkı anarşi durumunda neyin yasal olduğu hakkında hiçbir gerçek olmayacağı gibi, ahlak ile ilgili hiçbir gerçeğin bulunmamasını gerektirir.

    " Yanlış bir metaetik teori " nerede_?

    2. İlahi Buyruk Teorisi'ne Yönelik İki Problem

    İlahi Buyruk Teorisi dinin popüler savunmaları için cazip görünse de ilk bakışta, aslında konumu dini düşünürler arasında tartışmalıdır.

    Neden inançlı düşünürlerin çok azı İlahi Buyruk Teorisi'ni kabul eder?

    Ne o_? Bu sorunun içinden nasıl çıkılabileceğine dair en ufak fikriniz yine mi yok yoksa_? Tamam canım, öyle olsun, bir şey demiyoruz.

    Çünkü Tanrı Öyle Söylüyor: İlahi Buyruk Teorisi Üzerine ' Öncül Analitik Felsefe ':


    İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman:

    1. Tanrı tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir.
    2. Bir şeyleri kendi iradesiyle iyi ya da kötü olduğuna karar veren bir varlık, bunu yapamayan bir varlıktan daha güçlüdür.
    3. Bu yüzden, eğer bir şeyleri iyi ya da kötü yapan şey Tanrı'nın buyrukları değil ise, akıl edebilecek en güçlü şey Tanrı değildir (çünkü bunu yapabilecek bir şeyi düşünebiliyoruz).
    4. Ama bu saçmadır.
    5. Bu yüzden, Tanrı neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebilir (İlahi Buyruk Teorisinin tanımı).

    Kendi başına bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir, çünkü Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler. Ama, Tanrı'nın varlığı için diğer argümanlarla birlikte kullanılabilmesi açısından yararlıdır (örneğin Aquinas'ın beş argümanından biri olarak kullanılabilir).





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    İspat ' Sembolik Mantık ':

    1. Q
    2. P -> Q
    3. ~P -> ~Q
    4. ~(~P V ~Q)

    i. (P /\ Q) ' 1. & 4. : Double negation & Idempotent laws & Association '

    ii. (P <-> Q) ' 2. & 3. : Transposition & Conjunction '

    ----------------------------------------------------------------------------------

    iii. Ergo, (P /\ Q) ' i. & ii. : Simplification & Modus Ponens '

    yahut
    ----------------------------------------------------------------------------------

    iv. P ' iii. : Simplification '

    veyahut
    __________________________________________________ ___________

    5. Q ' iii. : Simplification '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Q /\ (P -> Q) /\ (~P -> ~Q) /\ ~(~P V ~Q)

    (P /\ Q) /\ (P -> Q) /\ (~P -> ~Q)

    (P /\ Q) /\ (~P V Q) /\ (P V ~Q)

    (P /\ ~P /\ Q) V (P /\ Q /\ Q) /\ (P V ~Q)

    (P /\ ~P /\ Q) V (P /\ Q) /\ (P V ~Q)

    (P /\ ~P /\ Q) V (P /\ Q /\ ~Q) V (P /\ P /\ Q)

    (F[alse] /\ Q) V (P /\ F[alse]) V (P /\ Q)

    F V F V (P /\ Q)

    F V (P /\ Q)

    P /\ Q


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Müjde! Artık bir fikriniz var! : )

    __ Kendi başına bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir, çünkü Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler: i.e. (Q <- P) argümanı hükümsüzdür, çünkü " Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler ": i.e. P öncülü doğrudur, ne var ki " bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir ": Q hükmü doğru değildir, ki demek ki argüman hükümsüzdür. Neden_?

    Bir argümanda, öncüller doğru, hüküm doğru değil ise argüman hükümsüzdür. ' P Doğru, Q Doğru değil ise (Q <- P) Hükümsüzdür. '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Magni Momenti Notitia:

    Aslında bağlaç IMPLY ' <- ' d e ğ i l, sözde bağlaç BECAUSE ' -dığı için, -den dolayı, sebebiyle, nedeniyle ' olmalıdır, lakin bu karışık bir mevzu, şöyle ki:

    Meselâ, üniversite sınavına hazırlanıldığını ve sayısal ya da sözel bölümlerden birinin tercih edilmesine karar verilmesi gerektiğini varsayalım. Sözelden haz edilmediği için Sayısal seçilmiş olsun.

    Üniversite sınavına hazırlanıldığı için sayısal seçildi.

    Bu önerme, ilk cümleye göre d o ğ r u, diğerine göre y a n l ı ş t ı r.

    Ne var ki, burada IMPLY ' <- ' alınmasında hiçbir mahzur yoktur, zira [sebep | neden] " Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler " t e k t i r.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Bilhassa Materyalist Felsefe' de " Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler ", " şu yahut bu veyahut o metafiziktir " ve benzeri öncüller, mütemadiyen dillendirilir ve Metafizik Felsefe ve argümanları sözüm ona istihfaf edilir, ki kulp takmaktan mütevellittir, ki mantıksızdır. Ne var ki, bu defa, lâmı cimi yok, bu ve benzeri iddiaların köküne kibrit suyu dökeceğiz. : )

    Meselâ, Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım' da ne diyordu_?


    Lachelier, bağıntı önermelerinin, ikinci çözümlemede yapıldığı gibi, içindelik önermeleri cinsinden çözümlenmesine karşı, biri metafizik* ötekiyse mantıki iki itiraz ortaya koyar. Mantıki itiraz şöyledir: Bağıntı önermelerinden yapılacak tasımlık çıkarımların "sezilen" geçerliliği, ancak standart kategorik tasımlardan farklı yapılardaki bağıntı tasımlarıyla "tanıtlanabilir".

    * Metafizik değer (valeur métaphysique) gibi karanlık nosyonlara başvuran ve tartışmam açısından da herhangi bir önem taşımayan metafizik itirazı, yerim de sınırlı olduğundan, buraya alamıyorum. Bu itiraz için bkz. Lachelier, "La Proposition et le Syllogisme", 137-38.

    Meselâ, Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?

    Aristoteles'in deyişi ile mantık "varlığı, varlık olarak inceler." Varlığın temel ilkeleri olarak mantık yasaları evrensel olup, tüm olup bitenlere uygulanır. Doğayı inkar etmeksizin bunları inkar etmeğe olanak yoktur. Aristoteles'den beri sürüp gelen bu görüş metafizikseldir; günümüzde artık pek az kimse tarafından savunulmaktadır.*

    Mantık ilkelerinin genel ve zorunlu olması, bu ilkelerin varlığın genel niteliklerini dile getiren birer yasa olmasını gerektirmez. İlkelerin genel sayılması, her türlü ispat için gerekli olmalarından; zorunlu sayılması inkarlarının söz ve düşüncelerimizi bir saçma yığını yapmasından ileri gelmektedir. Mantık ilkelerini varsaymaksızın ne matematik, ne bilim, hatta ne de günlük düşünce var olabilir.

    Mantık ilkelerini varsaymaksızın ne matematik, ne bilim, hatta ne de günlük düşünce var olabilir, ne var ki bu ilkelerin varlığın genel niteliklerini dile getiren birer yasa olmasını gerektirmez, zira bu görüş metafizikseldir. Doğrusu enteresan. : )

    * Rönesans' tan bu yana mütemadiyen dillendiren bu tek yanlı görüş, ki galatımeşhurdur, ki işin aslı öyle değil, şöyle:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in eserlerinin mütercimi Prof. H. R. Atademir, Aristo'nun Mantık ve İlim Anlayışı adlı doçentlik tezinde ne diyordu_?


    Bununla beraber, "dedüktif istidlâl teorisi"nde bu formel karakterin köklerini görmek ve aramak da mümkündür. Fakat "modal önermeler ve kıyaslar teorisi"nde, zaruret'i ve imkân'ı vaz'ederek "nesnelere teallukunu ileri sürmekle materyel bir karakterde olduğunu, kıyasın ve isbatın materyel tetkikine girmeksizin bile" anlamakta güçlük çekilmez. Aristo'ca modalite, mutlak surette önermenin veya hükmün materyel tetkiki ile ilgili bulunmaktadır.





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [Klasik ' Geleneksel ' & Sembolik] Mantık: Logica [classica & propositionalis]:

    _ Yüklemin özneyle ilişkisi öznenin kapsamına göre ele alındığında, önerme tümel, tikel, tekil ve belirsiz olarak ayrılır. ' Si consideratur habitudo praedicati ad subiectum secundum extensionem subiecti, propositio dividitur in universalem, particularem, singularem, indefinitam. '

    Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:


    örneğin geleneksel mantığa konu şu çıkarımın, (1)

    Tüm A'lar B 'dir.
    Bazı C'ler B değildir.
    :. Bazı C'ler A değildir.

    geçerli olduğunu biliyoruz. İmdi bu çıkarımdaki önermeleri doğruluk fonksiyonu terimleriyle sırasıyle P, Q ve R önerme değişkenleri ile temsil edersek meydana gelen çıkarımın, (2)

    P
    Q
    :. R

    geçerli olmadığını görürüz. Demek oluyor ki, (1)'deki türden çıkarımlar için Doğruluk Fonksiyonu Mantığının ispat yöntemleri yeterli değildir.

    Niceleme Mantığı ' logikós posodeíktis ':

    Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:


    Bilindiği gibi dört temel önermeden,

    A ' Tümel olumlu önerme ' ile O ' Tikel olumsuz önerme ': Her S P'dir ile Bazı S'ler P değildir

    &

    E ' Tümel olumsuz önerme ' ile I ' Tikel olumlu önerme ': Hiçbir S P değildir ile Bazı S'ler P'dir

    birbirinin çelişiğidir. O halde aşağıdaki "eşdeğerlik"leri yazabiliriz:

    (a) ~A = O : ~(x) (Sx -> Px) = (-]x) (Sx /\ ~Px) ' ~(SaP) = (SoP) '
    (b) A = ~O : (x) (Sx -> Px) = ~(-]x) (Sx /\ ~Px) ' SaP = ~(SoP) '
    (c) ~E = I : ~(x) (Sx -> ~Px) = (-]x) (Sx /\ Px) ' ~(SeP) = (SiP) '
    (d) E = ~I : (x) (Sx -> ~Px) = ~(-]x) (Sx /\ Px) ' (SeP) = ~(SiP) '


    Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım:

    Lachelier bu özelliği semantik bir terim çiftiyle şöyle ifade eder: genel önermenin bir yasa anlamı (sens de droit) bir de olgu anlamı (sens de fait) varken, tekil ve toplayıcı önermelerin yalnızca olgu anlamı bulunur.

    Hatta Lachelier'in kendisi, dolaysız çıkarımları konu edinen önceki yazısında, tikel önermelerin yalnızca olgu değeri taşıdıklarını ve bu sebeple de tasımlarda yasa olarak hizmet veremeyeceklerini söyler. Bkz. Lachelier, Jules, "Étude sur la Théorie du Syllogisme", Revue Philosophique de la France et de l’Étranger, 1 (1876).

    Cemal Yıldırım, aşikârdır ki, daha da katıdır, i.e., tümel önermelerin olgu değeri taşıdıklarını inkâr eder. Peki ne diyordu_?*

    Geleneksel mantığın tersine, modern mantık kategorik tümel önermeleri hipotetik olarak yorumlama eğilimindedir. Bu yorumda, "Tüm S'ler P'dir," önermesi, "Eğer bir şey S ise, o şey P'dir," demekten ileri geçmemekte, S olan şeylerin varlığından söz etmemektedir. Böyle olunca çelişiklik ilişkisi dışında diğer ilişkilere olanak kalmamakta; SaP ve SeP üst-karşıt, SiP ve SoP alt-karşıt olmaktan çıkmakta; tümel önermeler aynı nitelikteki tikelleri içerme gücünü yitirmektedir. Gerçekten S sınıfını varlıksal saymadığımızda tümel önermelerin yanlış olma olanağı ortadan kalkar. "Tüm S'ler P'dir," önermesinin yanlış olması için P olmayan bir S'nin olması gerekir; oysa S diye bir şey yoksa, P olmayan bir S'nin varlığı olanaksızdır. Böyle olunca "Tüm S'ler P 'dir," önermesini doğru saymak gerekir. Aynı şey, "Hiç bir S, P değildir," için de geçerlidir. Bu önermenin yanlış olması için P olan bir S'nin bulunması gerekir. Oysa S sınıfı varlıksal değilse böyle bir şeyin bulunması olanaksızdır. O halde SaP gibi SeP'i de doğru saymak gerekir.#

    Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım:

    Bu dört nicelik, geleneksel bir asimilasyon işlemiyle iki niceliğe, yani tümel ve tikele indirgenir: tekil önerme, ilgili birinci tözün zaten bölünemez olan bütünü için bir evetleme veya değilleme yapıyor olduğundan, tasım kuramında tümel önerme muamelesi görür; belirsiz önermeyse, en azından bazı kullanımlarıyla uyumlu olacak şekilde, yine tasım kuramına tikel önerme olarak katılır.



    * Bize göre, Jules Lachelier haklıdır, lakin tümel [önerme]ler karmaşık bir mevzudur, ki detaylarına girilmeyecektir.

    # " Eşdeğerlikler " üzerinden Jules Lachelier'in tikel [olumsuz | olumlu] önermeler olgusaldır öncülü çıkar, şöyle ki:

    Tümel olumsuz & olumlu önermeler ' SaP & SeP ' hipotetiktir ' varlıksal olmayandır ', ki demek ki, çelişikleri olan tikel olumsuz ve olumlu önermeler ' SiP & SoP ' varlıksaldır ' i.e., olgusaldır '. Ayrıca tekil ve belirsizin tümel ve tikele indirgendiği de aşikârdır.



    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Eski dostlarımızdan Palio68 için:





    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  5. #55
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Metafizik Felsefe XXV:

    Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:

    Mantıkçılar kategorik önermeleri standart biçimlere indirgeme yolunda iki adım daha atma gereğini duymuşlardır. Bunlardan biri özne ve yüklem terimlerini küme ya da sınıf adları olarak yorumlayarak, özne-yüklem ilişkisini bir alt-sınıf-sınıf ilişkisi biçiminde ele almaya; öbürü tekil önermeleri tümel olarak işleme tabi tulmaya yönelik olmuştur. Birinci yorum bir güçlük çıkarmamaktadır. Fakat ikinci yorumun bir zorlama, hatta mantıkça hatalı bir yorum olduğu söylenebilir. Gerçekten günlük kullanım yönünden de "Sokrates bir filozoftur" u "Tüm Sokratesler filozoftur" diye ele almak aykırı gelmektedir. Kaldı ki, iki önermedeki özne-yüklem ilişkisi temelden farklıdır. Birincide bir üye-sınıf ilişkisi, ikincide bir alt-sınıf-sınıf ilişkisi söz konusudur. Birini ötekisine indirgemek olanaksızdır, çünkü alt-sınıf-sınıf ilişkisi geçişli (transitive) olduğu halde, üye-sınıf ilişkisi geçişli değildir. Bu farkı bir örnekle gösterelim.

    Oktay A derneğinin, A derneği de B dernekler federasyonunun üyesi ise, Oktay'ın B dernekler federasyonunun üyesi olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü kişiler değil ancak dernekler B dernekler federasyonunun üyesi olabilirler. Oysa, tüm memeliler omurgalı ve tüm omurgalılar hayvansa, tüm memelilerin hayvan olduğu kesinlikle söylenebilir.

    Ne var ki, mantıkçılar bu güçlüğü bile bile söz konusu yoruma gitmekten geri kalmamışlardır. (Buna istersek, "mantığın mantıksızlığı" da diyebiliriz.)

    Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım:

    Bekleneceği gibi, bu asimilasyon ve onun sonucu olan sınıflama, bazı mantık kavramlarına dair tartışmalara yol açacaktır. Örneğin, bir önermeyi basitçe değillemek, geleneksel karşıolum (opposition) matematiğine göre, onun çelişiğini vermelidir. Yani önerme değillendiğinde, elde edilen yeni önerme, ilk önermeyle ne birlikte doğru ne de birlikte yanlış olabilecek bir önerme olmalıdır. Şimdi "Sokrates ölümlüdür" gibi tekil evetleyici bir önerme, tümel olarak alınacak olursa, şu soru sorulabilir: Bu önermenin değillemesi olduğunu söyleyebileceğimiz "Sokrates ölümlü değildir" önermesi de tümel olarak mı alınacaktır? Evet, tümel olarak alınması gerekir, çünkü öznesi bir birincil tözü, öncekininkiyle aynı birincil tözü belirtmektedir. Ama hayır, çünkü kategorik bir önermenin değili –yani çelişiği– hem nicelik hem de nitelik bakımından ters olmalıdır, öyleyse "Sokrates ölümlü değildir" tikel değilleyici bir önerme olmalıdır.

    Bu çatalçıkmazı aşmak için ya tümel kavramının ya da çelişik kavramının içleminde bir değişikliğe gidilmelidir, çünkü ne bir birincil tözün en az bir üyesinden bahsedilebilecek ne de "Sokrates ölümlü değildir"in ilk önermeye aslında karşıt olduğu savunulabilecektir; bir değişikliğe gidilmeyecekse de tümel grubuna asimile edilmiş olan tekillerin yine de bir özgünlüğünün bulunduğu kabul edilmelidir. Ne var ki, ilk iki seçenek karşıolumun doğasını tekillerin asimilasyonu için bozmak, son seçenek de, tam bir asimilasyonun başarılamayacağını baştan kabul etmek anlamına gelecektir.

    Filhakika doğru. Fakat bu yorumlamalar hem ehemmiyetsizdir hem de içinden çıkılması oldukça müşkül, hatta imkânsız bazı problemlere yol açar, şöyle ki:

    _
    [Genellikle] tekil önermeler, tanıt ya da kanıt için, ne formel olmayanlarda ne de formellerde ' mantık, matematik, geometri,... ' ehemmiyet-i hâizdir, ee.g.

    Goldbach hipotezine göre, ikiden büyük her çift sayı, iki asal sayının toplamına eşittir. Meselâ, n = 998 için 17 ikili asal mevcuttur ve şunlardır:

    (7, 991), (31, 967), (61, 937), (79, 919), (139, 859), (211, 787), (229, 769), (241, 757), (271, 727)

    (307, 691), (337, 661), (367, 631), (379, 619), (397, 601), (421, 577), (457, 541), (499, 499)

    Hasılıkelam, n < 4*10^18 için ikili asallar tespit edilmiştir, ki her ikili asal, Goldbach hipotezini doğrulayan bir tekil önerme gibidir, lakin ehemmiyet-i hâiz değildir, zira bu bir ispat d e ğ i l d i r.

    Peki tekil önermeler ne zaman ehemmiyet-i hâizdir_?

    Cemal Yıldırım, Matematiksel Düşünme' de albenili bir misal sunar, şöyle ki:


    Şimdi benzer, ama evrensel geçerlikten yoksun başka bir ilişkiyi alalım. Bir zamanlar, herhangi bir tamsayının kendisiyle çarpımına kendisini ve 41 eklediğimizde sonucun asal bir sayı olduğuna inanılırdı. Simgesel olarak ilişkiyi şöyle yazarız:

    f(x) = x² + x + 41 = asal sayı.

    f(0 ≤ x ≤ 39) asal sayıdır, fakat f(x = 40) = (40 + 1)² = 1681, ki demek ki asal değil. O hâlde eşitlik g e ç e r s i z d i r.

    Buradan Goldbach hipotezinin niçin teorem statüsüne kavuşamadığı da anlaşılmaktadır, zira, n > 4*10^18 için ikiz asalı o l m a y a n bir çift sayı bulunamayacağının garantisi var mı ki_? Y o k.

    N.B.: Felsefi Tümevarım' dan ' Inductio Philosophica ' Türeme Ortak Atalardan Türeme Hipotezi açısından yaşayan fosiller de ' vivus fossilibus ', buna benzerdir. Tek fark, kavramlardadır, ki formel olmayanlarda tanıt, formellerde kanıttır. Velhasılıkelam [mantıkça] bu durumun hiçbir istisnası y o k t u r.

    _
    Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?


    Böyle olunca çelişiklik ' contradictoriae ' ilişkisi dışında diğer ilişkilere olanak kalmamakta; SaP ve SeP üst-karşıt ' contrariae ', SiP ve SoP alt-karşıt ' subcontrariae ' olmaktan çıkmakta; tümel önermeler aynı nitelikteki tikelleri içerme ' subalternae ' gücünü yitirmektedir.

    Arman Besler, Lachelier'nin Yükleme Semantiği ve Tasım' da ne diyordu_?

    ya tümel kavramının ya da çelişik kavramının içleminde bir değişikliğe gidilmelidir

    ki demek ki, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in Karşıtlık Karesi ' translaticium contrarium quadratum ' yok olur.

    Özetle, böyle bir şey olamaz ' karşıolumun doğası tekillerin asimilasyonu için b o z u l a m a z '.

    _
    " Klasik formülasyon " ile " İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman " daki bazı önermeler;

    _ tekil olarak alınırsa, Fail ' Universalis universalium | Causa causarum | Prima Causa ' olgusaldır, ki olamaz.

    _ tikel olarak alınırsa, Fail ' Universalis universalium | Causa causarum | Prima Causa ' en az birdir ' i.e., putperestlik; idololatria ', ki olamaz.

    _ Ergo, zorunludur ki, Fail ' Universalis universalium | Causa causarum | Prima Causa ' tümel olarak alınmalıdır, aksi bir hâl olamaz, ee.g.

    " Allah mutlak iyi ve adildir " önermesi, " Eğer bir şey Allah ise, o şey tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir, " demekten ileri geçmemekte, Allah olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?

    " Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür, " önermesi, " Eğer bir şey Allah ise, o şey sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür " demekten ileri geçmemekte, Allah olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?

    " Tanrı tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir, " önermesi, " Eğer bir şey Tanrı ise, o şey tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir, " demekten ileri geçmemekte, Tanrı olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?

    " Tanrı neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebilir, " önermesi, " Eğer bir şey Tanrı ise, o şey neyin iyi neyin kötü olduğuna karar verebilir, " demekten ileri geçmemekte, Tanrı olan şey[ler]in varlığından söz etmemektedir, değil mi_?

    _
    Farzımuhal öncül ve hüküm doğru. Bu daha da fenadır, şöyle ki:

    Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi:


    Mantıksal geçerlik: Dedüktif çıkarım

    Bir argümanda öncüller doğru ve sonuç için yeterli ise, sonucun yanlış olması olanaksızdır. O halde sonucun doğruluğunun ispatı hem tüm öncüllerin doğru olmasını, hem de öncüllerin sonucu zorunlu kılmasını gerektirir.





    ' Tanrı'nın var olduğu da varsayılsa var olmadığı da varsayılsa farketmez, ki ne varsayılırsa varsayılsın ', bir argümanda; öncüller doğru, sonuç yanlış olamaz ' aksi hâlde çıkarım geçersizdir ' ve sonucun doğruluğunun ispatı hem tüm öncüllerin doğru olmasını, hem de öncüllerin sonucu zorunlu kılmasını gerektirir.

    " Klasik formülasyon " için kimi öncüller ne idi_?


    1. Allah mutlak iyi ve adildir.
    3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.

    " İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman " için kimi öncüller ne idi_?

    1. Tanrı tasavvur edilebilecek en güçlü şeydir.
    3. Bu yüzden, eğer bir şeyleri iyi ya da kötü yapan şey Tanrı'nın buyrukları değil ise, akıl edebilecek en güçlü şey Tanrı değildir (çünkü bunu yapabilecek bir şeyi düşünebiliyoruz).

    " Klasik formülasyon " ile " İlahi Buyruk Teorisi'ni destekleyen herhangi bir iyi argüman " arasında fark var ise eğer, nedir ki_?

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Felsefe ve Mantık Profesörü Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?

    Günlük dilde akıl-yürütmeler her zaman bu örneklerde görüldüğü kadar basit değildir. Aşağıda verilen metin oldukça karmaşık bir düşünmeyi örneklemektedir:

    "Evrenimizin büyük bir mühendislik zekâsı, yani Tanrı tarafından desenlenip gerçekleştirildiğini kesin matematiksel kanunlarla ispatlayabiliriz.

    Bir an cebinize birden ona kadar numaraladığınız on tane yirmibeş kuruşluk madeni para koyduğunuzu ve iyice karıştırdığınızı düşünün. Şimdi bunları birer birer çekin ve her çekişinizde yerine koyup cebinizi gene iyice karıştırın. Matematiksel olarak biliyoruz ki, ilk çekilişte 1 rakamı ile işaretli paranın çıkma olasılığı 1/10'dir; 1 ve 2 rakamlı paraların art arda çıkma olasılığı 1/100; 1, 2, ve 3 rakamlı paraların aynı sıra içinde çıkma olasılığı 1/1000' dir. Birden ona kadar rakamlı paraların aynı sıra içinde çıkma olasılığı on milyarda 1 gibi inanılması güç bir dereceye düşer.

    Aynı şekilde, canlı yaşamın gezegenimiz üzerinde ortaya çıkması o kadar çok koşulun bir araya gelmesine bağlıdır ki, bunun şans veya rastlantı ile oluşabileceğini söylemeye hemen hemen olanak yoktur. Dünya, ekseni etrafında 1000 mil hızla dönmektedir. Bu dönüş saatte 100 mil hızla olsaydı, gündüz ve gecelerimiz şimdikinden 10 kat daha uzun olur, gündüzleri güneş tüm bitkileri kavururken, geceleri geriye kalan her şey, soğuktan donup kalırdı. Öte yandan, yaşamın kaynağı güneşin yüzeyindeki sıcaklığın 5000 °C'den daha yüksek olduğu gözönünde tutulursa, bu 'cehennemi ateş'in dünyadan bizi yeterince ısıtacak fakat yakmayacak bir uzaklıkta olduğu görülür. Güneşten şimdiki ışınımının ancak yansını alsaydık, bir anda donmaktan, iki katı kadar alsaydık bir anda kavrulmaktan kurtulamazdık.

    Dünyanın yörünge düzlemi ile ekvator arasındaki 23 derecelik açı bize mevsimlerimizi vermektedir. Eğer bu eğiklik olmasaydı, okyanuslardan yükselen buharlar güney ve kuzeyde buz kıtaları meydana getirirdi. Gene, ay dünyamıza şimdiki uzaklıkta değil de 50.000 mil uzaklıkta olsaydı okyanuslardaki gel-gitler öylesine büyük olurdu ki, tüm kıtalar günde iki kez su altında kalır, erozyon dağları bile silip götürürdü. Arzın kabuğu, çok değil, 3-4 metre daha kalın olsaydı, oksijen olmayacak, oksijensiz de yaşama olanak kalmayacaktı. Okyanuslar birkaç kadem daha derin olsaydı, havadaki karbondioksit ve oksijen tümüyle yutulacak, bitki dünyası diye bir şey olmayacaktı.

    Bu ve benzer daha bir sürü örneklerden görülüyor ki, yaşamın gezegenimiz üzerinde şans veya rastlantı sonucu oluştuğuna milyarda 1 bile olanak yoktur."*

    Bu uzunca metin bir tek sonucu, Tanrı'nın var olduğu sonucunu, ispatlamaya çalışmaktadır. Argümanı kısaca şöyle dile getirebiliriz:

    Eğer yüce bir zekâ, Tanrı, olmasaydı, evren böyle yetkin bir düzende olmayacaktı.

    Oysa evren bir düzen içindedir.
    __________________________________________________ ________________

    O halde, yüce bir zekâ, Tanrı, vardır.

    İlerde göreceğimiz üzere örneğimizi döktüğümüz bu kalıp mantıksal yönden geçerlidir. Ancak mantıksal geçerlik, sonucu doğru kabul etmemiz için yeterli değildir; ayrıca öncüllerin doğru olması gerekir.

    Modus Tollens:

    İspat ' Sembolik Mantık ':

    i: ~P -> ~Q ; Propositio Maior '

    ii: Q .......... ; ' Adsumptio '
    -------------------------------
    iii: ~P ' Assumptio '

    iv: ~Q ' Modus Ponens; i, iii '

    v: Q /\ ~Q ' Coniunctio; ii, iv '
    _______________________

    P ' Conclusio <- Reductio ad absurdum '



    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Hüküm:

    " Kendi başına bu argüman ateistleri ikna etmek için yeterli değildir, çünkü Tanrı'nın var olduğu varsayımıyla ilerler " önermesi, hükümsüzdür.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    " Problemin klasik formülasyonu şöyle " idi, değil mi_?

    1. Allah mutlak iyi ve adildir.
    2. İşlenen her kabahatin cezası, kabahate ölçülü olmalıdır. (Ölçülülük İlkesi)
    3. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.
    4. O halde Cehennem adil değildir.
    5. O halde Allah yoktur.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    1*. Allah Mutlak İyi ve Adildir.
    2*. İşlenen her ecirin mükâfatı, ecirden aşkın olmalıdır. (Aşkınlık İlkesi)
    3*. Allah, sonlu bir evrende, sonlu ecirler için sonsuz yahut çok uzun ve lezzetli bir mükâfatı (cennet) uygun görür.
    4*. Cennet adildir.
    5*. O hâlde Allah vardır.

    Bu çıkarım bir yanılgıdır ve geçersizdir. Neden_?*

    * Aşkınlık ilkesinden dolayı değil.


    ;................................................. .................................................. ..........................................
    _
    [Flavor] Anglice mualliminin kanısının aksine, problemin formülasyonu problemlidir, şöyle ki:

    Problemin formülasyonundaki öncüller ' [1., 2., 3., 4.] ' doğru ise hüküm ' [5.] ' doğru değildir, ki çıkarımlar hükümsüzdür. Neden_? Zira, öncüllerden elde edilecek hüküm şudur:


    5. Allah Mutlak İyi ve Adil değildir.

    Kısacası problemin formülasyonundaki öncüllerden ' doğru olsalar dahi ' hükümdeki yüklem elde edilemez, bir başka deyişle Allah' ın yok olduğu çıkmaz. Ayrıca karşıt yüklemlerden de hiçbir şey elde edilemez. Neden_?

    _
    Klasik formülasyon ve benzeri uyduruk çıkarımların nedeni, Fail' in hiçbir Yükleminin karşıtının olmadığı kanısıdır, şöyle ki:

    Geç Antik Çağ Filozofu ' philosophus antiquitatis posterioris /artis oratoriae praeceptor et fidei Christianae defensor, qui inter Patres Ecclesiae ' Lactantius, " gazap, Tanrısal Yüklemlerdendir# " önermesinin doğruluğunun tanıtlanmaya çalışıldığı, Tanrı'nın Gazabı Üzerine' de, ' De Ira Dei ' ne diyordu_?


    CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus.

    Non enim sic oportebat eos argumentari: Quia Deus non irascitur, ergo nec gratia commovetur; sed ita, Quia Deus gratia movetur, ergo et irascitur. Si enim certum et indubitatum fuisset, non irasci Deum, tunc ad illud alterum veniri esset necesse. Cum autem magis sit ambiguum de ira, pene manifestum de gratia; absurdum est, ex incerto certum velle subvertere, cum sit promptius, de certis incerta firmare.

    5. BÖLÜM, Stoacıların Tanrı hakkındaki görüşleri; Gazabı ve lütfu üzerine.

    Zira şöyle akıl yürütmemeleri gerekirdi: Tanrı gazaba gelmeye meyilli olmadığı için, lütufla harekete geçirmek de mümkün değildir; fakat şöyle ' akıl yürütmeleri gerekirdi '; Tanrı lütufla harekete geçtiği için, gazaba gelmeye de meyilli olur. Zira eğer Tanrı'nın gazaba gelmeye meyilli olmadığı kesin ve şüphe götürmez olsaydı, o zaman zorunlu olarak diğer noktaya varılırdı. Fakat Tanrı'nın gazaplı olup olmadığı daha muğlak, lütufkâr olduğuysa neredeyse apaçık olduğundan, belirsizlik yoluyla kesin olanı yıkmak istemek saçmadır; çünkü kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak daha kolaydır.


    Orta Çağ Filozofu ' philosophus Medii Aevi /eş-Şeyhü'l Ekber ' İbn Arabî, aşikârdır ki, daha da katıdır.

    Ş.Topuz, İbn Arabî Metafiziğinde Kötülük Problemi adlı DT' nde ne diyordu_?


    İbn Arabî'ye göre Allah, kendisini, bize, cemâl ve celâl isimlerine sahip bir varlık olarak tanıtmıştır. Ona göre Allah ismi, el-Muhyi (Hayat veren), el-Mümit (Öldüren), en-Nafi (Fayda veren), ed-Dârr (Zarar veren) gibi zıt anlamlı cemâl ve celâl isimlerini kendisinde toplayan toplayıcı isimdir. Allah, kullarına, ed-Dârr ismiyle hastalık verebileceği gibi eş-Şafi ismiyle de şifa verir. Allah, kullarına el-Muhyi ismiyle hayat verebileceği gibi el-Mümit ismiyle de öldürebilir. İşte ilahî isimler arasındaki zıtlıklar ve Allah'ın mecma'ul ezdâd yani zıtların toplamı oluşu, âlemde birbirinden farklı sonuçların ortaya çıkmasının asıl sebebidir. Bu bakımdan, âlemden, kötü, zararlı olarak görülen şeylerin ortadan kalkması mümkün değildir. Dolayısıyla, âlemde, belâ-afiyet, iyi-kötü, faydalı-zararlı vb. durumların varlığı zorunludur.


    İbn Arabî açısından kötülük probleminin mantıksal formuna önermelerle de şu şekilde itiraz edilebilir:

    İlahî isimlerde işlevsizlik imkânsızdır.

    Tanrı el-Müblî, ed-Dârr ve el-Muazzip'tir.

    Âlemde belâ, zarar ve azap veren durumlar vardır.

    Öyleyse Tanrı vardır.

    Dolayısıyla âlemdeki acı, elem, azap vb. durumlardan hareketle Tanrı'nın yokluğu sonucuna ulaşmak İbn Arabî açısından mümkün görünmemektedir.





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Mukaddes Eski Yazıtlar' da ne deniliyordu_? ' Sacris Scripturis Veteribus: Enbiya, 21:23 '

    Lâ yus-elu 'ammâ yef'alu vehum yus-elûn(e)

    O yaptığından mes'ul olmaz onlar ise mes'uldürler


    ;................................................. .................................................. ..........................................
    _
    Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?

    [Philo:] Evet Cleanthes, biz bir ev görürsek, büyük bir kesinlikle bunun bir mimarı ya da yapıcısı olduğu sonucuna varırız: çünkü bu örnek tam, o çeşit nedenden ileri geldiğini deneyle gördüğümüz etki çeşididir. Fakat evrenin, aynı kesinlikle benzer bir neden çıkarsamamıza elverecek biçimde bir eve benzediğini, ya da andırışmanın burada tam ve yetkin olduğunu söylemeyeceksiniz, herhalde. Benzeşmezlik öylesine çarpıcıdır ki, burada olsa olsa en çok yeltenebileceğimiz, benzer bir nedene ilişkin bir tahmin, bir yakıştırma, bir kabuldur; bu iddianın dünyada nasıl karşılanacağını ise sizin takdirinize bırakıyorum.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    De Ira Dei, CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus & De Religione' deki önermeler, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhemdir, şöyle ki:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber II., C. I., 192b31-193a9, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?


    Sed non suem se ipsa quecuque suem acciis cause fiunt vtique ipsis, est igitur natura quod dictum est. Naturam aut habent quecunque huiusmodi habet principiu, et sunt hec oia subiecta. Subiectum em quoddam et in subiecto est natura semper. Scdm naturaue aut sunt: hec et quecuque his in sunt suem se. vt igni ferri sursum hoc em natura quidem non est: neque habet naturaue, sed a natura, et suem naturam est, quid quideue natura sit dictum est, et quida natura, et quid suem natura. Q aut est natura temptare demostrare ridiculum est. Manifestum em est q huiusmodi rerum sunt multa Demostrare aut manifesta per immanifesta non potentis iudicare est propter ipsum et non perpteripm cognitum. Q& aut contingit hoc pati, non immanifestum est. Syllogiset em aliquis cu natus sit cecus de coloribus.

    Quare necesse est huiusmodi de nominibus habere ronem nihil aut intelligere.

    kimi ise kendi içinde taşır ama 'kendi başına' değil, yani kimi nesneler ilineksel anlamda kendileri için neden olabilir. Demek ki doğa işte bu söylediğimiz. Bu tür bir ilke taşıyan her nesnenin bir doğası var. Bunların hepsi de birer töz. Çünkü hepsi bir taşıyıcıdır, doğa da her zaman bir taşıyıcı içinde bulunur. Hem bunlar 'doğaya göre' olan nesnelerdir hem de bunlarda 'kendi başına' bulunan özellikler: sözgelişi alev için yükselmek; nitekim alevin yükselmesi bir doğa değil, bir doğası da yok ama 'doğa gereği', 'doğaya göre'. Demek ki doğa ne, 'doğa gereği', 'doğaya göre' olan ne, bunu söyledik. Doğanın varolduğunu kanıtlamaya çalışmak gülünç bir şey, çünkü bu tür varolan pek çok nesne var, bu açık. Açık olmayan şeyler aracılığıyla açık şeyleri kanıtlamak ise kendisi aracılığıyla bilinir olanla kendisi aracılığıyla bilinir olmayanı birbirinden ayıramayan birinin işi (bunun olası olması görülmeyecek bir şey değil: nitekim doğuştan kör biri renkler üzerine uslamlama yapabilir).

    Dolayısıyla şu zorunlu: böyle kişiler sözcükler, adlar üzerine konuşurlar ama hiçbir şey kavramazlar.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in I. Analitikler' de ' Analytica Priora ' inceleyerek her bir kip için tek tek ispatladığı modal mantıktaki kipli kıyaslar ' syllogismorum modalium in logica modali ' ile ilişkilidir, ki hâlihazırda dahi tam olarak çözülememiştir, tartışmalı ve de çok karışık bir mevzudur, ki hâliyle bununla uğraşmak da ziyadesiyle müşküldür. Her neyse.

    I. Analitikler' de, kıyas şekilleri ' figurae syllogismorum ' ve kipler ' zorunlu -necesse-, [olumsal | mümkün] -[contingens | possibile]-, [kipsiz, yalın,...] -immodalitas- ' üçtür ve modları da ön dörttür. ' Birinci şeklin dolaylı formu dördüncü şekilden ve modlarından bahsedilmez, zaten bu şekil, gayritabiidir ve kavranması da güçtür. '

    Modlar:

    Barbara, Celarent, Darii, Ferio. ' I. Şekil '
    Baroco, Camestres, Cesare, Festino. ' II. Şekil '
    Darapti, Datisi, Disamis, Felapton, Ferison, Bocardo. ' III. Şekil '

    _ Öncüller zorunlu ise:

    Her şekil ' I., III., III. ' ve mod için sonuç, zorunludur.


    _ Öncüller [mümkün | olumsal] ise:

    I. Şekil:

    Her mod için sonuç, [mümkündür | olumsaldır].

    II. Şekil:

    Hiçbir mod sonuç vermez.

    III. Şekil:

    Her mod için sonuç, [mümkündür | olumsaldır]. ' Bocardo hariç.* '

    * ' Nedendir bilinmez ' I. Analitikler' de Bocardo zikredilmez.


    _ Öncüllerden biri zorunlu, diğeri [mümkün | olumsal] ise:

    Her şekil ' I., III., III. ' ve mod için sonuç, ya [mümkün | olumsal] ya da hem [mümkün | olumsal] hem de yalın olur.

    Hem [mümkün | olumsal] hem de yalın, şu şart ve modlarda olur:

    I. Şekil: Büyük öncül zorunlu ise, Celarent & Ferio' da.

    II. Şekil: Her mod için sonuç, hem [mümkün | olumsal] hem de yalındır.

    III. Şekil: Büyük öncül zorunlu ise, Bocardo, Felapton, Ferison.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    [Salt] Metafizik Felsefe' de, bu ve benzeri önermeler [mutlak] zorunlu veya imkânsızdır, meselâ, skolastik felsefenin ' philosophiae scholasticae ' eski üstadları ne diyordu_?


    De propositionibus compositis ex parte formae (copulae) sive de propositionibus modalibus.

    Propositio modalis ea est, in qua non solum pronuntiatur praedicatum subiecto convenire vel non convenire, sed etiam enuntiatur modus quo convenit vel non convenit.

    Modi autem, secundum quos attributum subiecto inesse vel ab eo abesse potest, quattuor enumerantur, scilicet: necessarium, impossibile, contingens, possibile.

    Possibile est, quod potest esse: Petrum esse philosophum.

    Contingens est, quod potest esse et potest non esse, ut Petrum esse aegrotum.

    Impossibile est, quod non potest esse, ut Deum esse crudelem.

    Necessarium est, quod non potest non esse, ut Deum esse iustum.

    Hinc quattuor distingui possunt propositionum modalium species, nimirum: necessaria, impossibilis, contingens, possibilis.


    Formel kısım (bağ) üzerine kurulu önermeler veya modal önermeleri üzerine.

    Modal önerme, yüklemin özneyle uyumlu olup olmadığını belirtmenin yanı sıra, uyumlu olup olmamasının biçimini de belirten bir önermedir.

    Şimdi, bir niteliğin öznede bulunup bulunmamasına göre dört kip sıralanır: zorunlu, imkansız, rastlantısal, mümkün.

    Mümkün olan, olabilecek şeydir: Peter'ın filozof olması.

    Olumsal olan, olabilecek ve olamayabilecek şeydir: Peter'ın hasta olması gibi.

    İmkânsız olan, olamayacak şeydir: Tanrı'nın zalim olması gibi.

    Zorunlu olan, olamayacak olamaz şeydir: Tanrı'nın adil olması gibi.

    Bu nedenle, dört tür modal önerme ayırt edilebilir: zorunlu, imkansız, rastlantısal, mümkün.






    Ergo, iii. ' Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir ' hükmü, imkânsızdır.*

    * Orta Çağ Filozofları' na ' Mütekaddimûn /philosophi priores /philosophi Medii Aevi ' göre, imtina, i.e. Özü dış varlığında yokluğunu gerektirme zorunluluğu '

    Ayrıca bu çıkarım, ' sanılanın aksine ' zayıf değildir, bilakis çok güçlüdür, zira aşikârdır ki, kategoriler farklıdır, i.e. Fail ile fâni arasında ölçülülük ilkesi üzerinden bir ortak anlam ' illet ' bulunamaz, ki demek ki bir analoji kurulamaz. Zaten Fail, nerede kaldı ki ölçülülük ilkesi, zamana ve mekâna bile bağlı değildir, elhasıl hiçbir ilkeye bağlı değildir, şöyle ki:

    Fail ekseriya her şeye gücü yeten ' kâdir ', her şeyi bilen, her yerde olan, her şeyi seven ' mutlak iyi, sonsuz rahmet sahibi ', sonsuz ' ebedî, namütenahi ' ve metafiziki zorunlu olarak tasavvur edilir. " Deus plerumque concipitur omnipotens, omnisciens, omnipraesens, omnibenevolens, aeternus, et metaphysice necessarius. "

    Bu tanımda, herhangi bir ölçülülük ilkesi ' ne çok fazla ne çok az olma durumu, orta olma durumu ilkesi ' diye bir şey var mı_?

    Öyleyse ' ki öyle ' ölçülülük ilkesi, i.e. 2. öncül:

    _ Ya tutarsızdır, ki demek ki imkânsızdır.#

    # Orta Çağ Skolastik Filozofu ' philosophus Scholasticus Medii Aevi ' Ioannes Duns Scotus' a göre, bir önerme tutarsız ise, imkânsızdır.

    _ Ya da zorunlu doğru olamaz, ki nerede kaldı ki [Salt] Metafizik Felsefe, Materyalist Felsefede bile olumsal doğrudur, şöyle ki:

    [Modal] Mantık' taki Peiorem Kuralı ' Peiorem Regulam in Logica [Modali] ' ne idi_? Sonuç, daima daha zayıf öncülü izler. " Peiorem semper sequitur conclusio partem. "

    Bu kurala göre, [nicelik, nitelik, kiplik] açısından [tikel tümelden, olumsuz olumludan, [mümkün | olumsal] yalından & yalın zorunluluktan] daha zayıftır, i.e., bir kıyasta, [tikel & tümel veya olumsuz & olumlu veya [mümkün | olumsal] & yalın veya yalın & zorunlu] öncüllerden [tümel veya olumlu veya yalın veya zorunlu] sonuç çıkmaz.

    Hüküm:

    [Mümkündür ki | Olumsaldır ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması mümkündür veya Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olmaması da mümkündür olması da.

    Ne var ki [Salt] Metafizik Felsefe' de, bu ve benzeri önermeler [mutlak] zorunlu veya imkânsızdır, lakin Hüküm mümkün veya olumsaldır, ki demek ki Hüküm hükümsüzdür, ki:

    [Salt] Metafizik Felsefe' de Hüküm:

    [Zorunludur ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması zorunludur.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    _ [Salt] Metafizik Felsefe' nin bu ve benzeri g e ç e r l i çıkarımlarına ölçülülük ilkesi denilen şeyin, ' i.e., sözde öncülün ' doğru olduğu ileri sürülerek itiraz edilebilir mi ki_? Y o k. Peki neden_?

    Bu ölçülülük ilkesi kelimenin tam manasıyla fasa fisodur, zira zihinleri bulandırmak için kasten sokuşturulmuştur, şöyle ki:

    [Metafiziksel | Fiziksel] şartlı önermeler, kategorik önermelerin bir formudur, et vice versa. Gereksiz yere şişirilmiş kıyas sadeleştirildiğinde, ' i.e., ölçülülük ilkesi denilen şey, süprüntülüğü boyladığında ' g e ç e r l i mantıksal form şudur:

    Modus Tollens:


    i. Allah, Mutlak İyi ve Adil ise, Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür değildir.

    ii. Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.

    iii. Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir.


    j. Allah, Mutlak İyi ve Adil değil ise, Allah, sonlu bir evrende, sonlu ecirler için sonsuz yahut çok uzun ve lezzetli bir mükâfatı (cennet) uygun görür değildir.

    jj. Allah, sonlu bir evrende, sonlu ecirler için sonsuz yahut çok uzun ve lezzetli bir mükâfatı (cennet) uygun görür.

    jjj. Allah, Mutlak İyi ve Adildir.


    Ne o_? " Aleyhindeki çok güçlü bir kanıt " aleyhindeki çok güçlü bir kanıt değil mi yoksa_? : )

    iii. ve jjj. hükümlerinden ' ki yüklemleri, yok ya da var yüklemleriyle özdeş olmadıklarından ' Allah Yoktur ya da Allah Vardır hükümleri çıkartılamaz, şöyle ki:

    Cehennem, iyi ve adil değildir.
    O hâlde cehennem yoktur.

    Cennet, iyi ve adildir.
    O hâlde cennet vardır.

    Bu ve benzeri argümanlar, sözde lojiktir, ki özde psikolojiktir, " cehennemin iyi ve adil olduğunu düşünmüyorum, öyleyse cehennem yoktur " veya " cennetin iyi ve adil olduğunu düşünüyorum, öyleyse cennet vardır " demekten hiçbir farkı yoktur.

    Metafizik Felsefede, Varlık, her şeye yüklenilen en üstün tümeldir ' esse est universalissimum ', ki demek ki hüküm, öncülleri aşmıştır, ki aşamaz, ki çelişki.

    Materyalist Felsefede, Varlık, nesnenin değil, kavramın yüklemidir, ki aksi hâlde bir şeyin var olmadığı söylenemez, zira var olmadığı söylenilene gönderme yapıldığından var olmayanın var olduğunun tasdik edilmesi zorunludur, ki çelişki.

    [Salt] Metafizik:

    Öncüller, ya zorunlu veya [mümkün | olumsal] veyahut zorunlu ya da imkânsızdır.

    Öncüller farksızdır, ki [Salt] Metafizik' tir, ki demek ki biri zorunlu, diğeri [mümkün | olumsal] olamaz.

    Öncüller farksızdır, ki [Salt] Metafizik' tir, ki demek ki öncüller zorunludur, ki demek oluyor ki, her şekil ve modda hüküm zorunludur ve zorunlu bir hüküm daima doğru bir hükümdür.

    Ne var ki, iii. & jjj. çelişiktir, ki demek ki biri doğru değil ise, diğeri doğrudur.

    Küçük öncüller ' ii. ve jj. ' zorunlu doğrudur, ki inkâr edilemez.

    Hükümlerden ilki ' ii. ' imkânsızdır, diğeri ' jj. ' zorunlu doğrudur, ki inkâr edilemez.

    Bu durumda önermelerin doğruluk değerleri şu şekildedir:


    i. (P -> ~Q) : (T[rue] | F[alse])

    ii. Q : T[rue]
    ___________________________

    iii. ~P : F[alse]

    i. T[rue] ise, argüman geçersizdir, zira bir çıkarımda, öncüller doğru, sonuç yanlış olamaz.*

    i. F[alse] ise, argüman geçerlidir, lakin sonucun doğru olduğu ispatlanamaz.#


    * Ancak ve ancak bir argüman geçerli, hükmü de yanlış ise, öncüllerden en az biri yanlış demektir. İlk argümanın öncüllerinden en az biri[nin] yanlış [olması zorunludur]. Demek ki argüman geçersizdir.

    (V[alida] /\ ~C[onclusio]) <-> ~P[raemissae], ~P[raemissae] :. ~V[alida]

    # Sonucun doğru olarak ispatlanması hem argümanın geçerli olmasını hem de öncüllerin doğru olmasını gerektirir.


    j. (~P -> ~Q) : (T[rue] | F[alse])

    jj. Q : T[rue]
    ___________________________

    jjj. P : T[rue]

    j. T[rue] ise, argüman geçerlidir ve sonucun doğru olduğu ispatlanır.

    j. F[alse] ise, argüman geçerlidir, lakin sonucun doğru olduğu ispatlanamaz.


    Peki doğru olma ihtimali daha fazla olan argüman hangisidir_? Ne o_? Yoksa, ilki mi_? : )

    Ayrıca Mantık' ta olumlu kavram yahut tanım veyahut hüküm, olumsuz kavram yahut tanım veyahut hükümden daha değerlidir.

    Zaten Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, Klasik Mantığa Giriş adlı eserinde ne diyordu_?


    Tanımda, izah ve olumlu bir şekilde hükme bağlama (icab) gibi iki önemli işlem yapılır.* Tanımla, bir terimin içleminde bulunan esaslı karakterlerin belirtilmesi hedeflenir. Çünkü kaplam saymakla bitmez.

    * İzmirli, Felsefe Dersleri, s. 101. İyi bir tanımın tümel ve olumlu olması gerekir. Örneğin "kaplan, büyük bir kedi değildir" tanımı doğru ve uygun bir tanım değildir.

    Meselâ, [Mutlak] İyi ve Adil değil ise nedir_?#

    [Âdeta] İyi ve Adil mi_? [Takriben] İyi ve Adil mi_? [Şöyle Böyle] İyi ve Adil mi_? [Az] İyi ve Adil mi_? [Çok Az] İyi ve Adil mi_?

    Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir = [' Allah, Mutlak İyidir ' ve ' Allah, Mutlak Adildir '] d e ğ i l [d i r]. ' ~(Qi /\ Qj) ' #

    # Mantık' ta Sheffer stroke, NAND ' N[ot]AND '.

    NAND' ın her iki bileşeni de aynı anda doğru ise y a n l ı ş t ı r, diğer durumlarda d o ğ r u d u r.

    Cehennem Problemi: Allah'ın Adaletinin Sınırları' nda ne deniliyordu_? ' Öncül Analitik Felsefe '


    Cehennem Problemi, din felsefesi literatüründe "mutlak iyi bir varlık" ile "cehennem" gibi sonsuz bir kötülük kaynağının varlığı arasındaki çelişkiye dikkat çeken bir problemdir.

    _ Allah, Mutlak İyidir doğru ise ' i.e. NAND' ın ilk bileşeni doğru ise ':

    Çelişki y o k o l u r.

    _ Allah, Mutlak Adildir doğru ise ' i.e. NAND' ın diğer bileşeni doğru ise ':

    " 4. O halde Cehennem adil değildir " hükmü y o k o l u r.


    Materyalist Felsefe:

    O hâlde, öncüller [mümkün | olumsal]' dır, ki hüküm ya [mümkündür | olumsaldır] ya da hükümsüzdür.

    Hüküm:

    [Mümkündür ki | Olumsaldır ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması mümkündür veya Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olmaması da mümkündür olması da.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, liber II., C. I., 193a3-6, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?

    Manifestum em est q huiusmodi rerum sunt multa Demostrare aut manifesta per immanifesta non potentis iudicare est propter ipsum et non perpteripm cognitum.

    çünkü bu tür varolan pek çok nesne var, bu açık. Açık olmayan şeyler aracılığıyla açık şeyleri kanıtlamak ise kendisi aracılığıyla bilinir olanla kendisi aracılığıyla bilinir olmayanı birbirinden ayıramayan birinin işi

    Geç Antik Çağ Filozofu ' philosophus antiquitatis posterioris /artis oratoriae praeceptor et fidei Christianae defensor, qui inter Patres Ecclesiae ' Lactantius, " gazap, Tanrısal Yüklemlerdendir# " önermesinin doğruluğunun tanıtlanmaya çalışıldığı, Tanrı'nın Gazabı Üzerine' de, ' De Ira Dei, CAPUT V. De Deo stoicorum sententia; de Ira et gratia ejus ' ne diyordu_?


    Cum autem magis sit ambiguum de ira, pene manifestum de gratia; absurdum est, ex incerto certum velle subvertere, cum sit promptius, de certis incerta firmare.

    Fakat Tanrı'nın gazaplı olup olmadığı daha muğlak, lütufkâr olduğuysa neredeyse apaçık olduğundan, belirsizlik yoluyla kesin olanı yıkmak istemek saçmadır; çünkü kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak daha kolaydır.


    Eğer yüce bir zekâ, Tanrı, olmasaydı, evren böyle yetkin bir düzende olmayacaktı.

    Oysa evren bir düzen içindedir.
    __________________________________________________ ________________

    O halde, yüce bir zekâ, Tanrı, vardır.


    Allah, Mutlak İyi ve Adil ise, Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür değildir.

    Allah, sonlu bir evrende, sonlu kabahatler için sonsuz yahut çok uzun ve şiddetli bir cezayı (cehennem) uygun görür.

    Allah, Mutlak İyi ve Adil değildir.

    Çıkarımlardan hangisi " [neredeyse apaçık] kesin olan şeyler yoluyla belirsiz şeyleri doğrulamak ", hangisi " açık olmayan şeyler aracılığıyla açık [olmayan] şeyleri kanıtlamak "_? : )

    Anlaşılamadı mı ki_? Tamam, öyle olsun.

    Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, ilk argümandaki küçük öncülü ' adsumptio ' inkâr eder, şöyle ki:

    Evrende hem düzen hem de düzensizlik vardır, ki çelişki. ' Q /\ ~Q '

    Sonucun doğru olarak ispatlanması hem argümanın geçerli olmasını hem de öncüllerin doğru olmasını gerektirir.

    Argüman geçerlidir, lakin çelişkiden dolayı sonucun doğru olduğu ispatlanamaz ' bu hâl sonucun yanlış olduğu anlamına gelmez '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?


    There may four hypotheses be framed concerning the first causes of the universe: that they are endowed with perfect goodness; that they have perfect malice; that they are opposite, and have both goodness and malice; that they have neither goodness nor malice. Mixed phenomena can never prove the two former unmixed principles; and the uniformity and steadiness of general laws seem to oppose the third. The fourth, therefore, seems by far the most probable.

    Evrenin ilk nedenleri üstüne şöyle dört tane varsayım konulabilir: bu nedenler, 1) tam bir iyilikle donatılmışlardır, 2) tam bir kötü niyetle donatılmışlardır, 3) hem iyiliği hem kötülüğü olan bir karşıtlık içindedirler, 4) ne iyilikleri ne de kötülükleri vardır. Olguların karışık nitelikte olması, ilk iki katışıksız ilkeyi hiçbir zaman kanıtlayamaz. Genel yasaların tekbiçimlilik ve sürekliliği de üçüncüye karşı görünmektedir. Öyleyse, açık farkla en büyük olasılık taşıyan, dördüncüsü gibi duruyor.

    Mademki öyle, şu önermenin de " açık farkla en büyük olasılık taşıyan " olması lazımdır ' değil ise de neden_? '

    Evrende ne düzen ne de düzensizlik vardır.

    Ne var ki evrende ya hem düzen hem de düzensizlik vardır ya da ne düzen ne de düzensizlik vardır önermesi y a n l ı ş t ı r. : )


    Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, Din Üstüne " De Religione <- Dialogi de Religione Naturali & Religionis Historia Naturalis " adlı eserinde ne diyordu_?


    Nothing is demonstrable, unless the contrary implies a contradiction. Nothing, that is distinctly conceivable, implies a contradiction. Whatever we conceive as existent, we can also conceive as non-existent. There is no being, therefore, whose non-existence implies a contradiction.

    Karşıtı bir çelişki içermedikçe hiçbir şey belitlenemez. Seçiklikle düşünülebilen şeylerin hiçbiri bir çelişki içermez. Neyin varolduğunu düşünebilirsek, onun varolmadığını da düşünebiliriz. Onun içindir ki, varolmayışı bir çelişki içeren hiçbir varlık yoktur.

    Bu m e ş h u r önermeler m ü l h e m d i r, zira skolastik felsefenin ' philosophiae scholasticae ' eski üstadları ne diyordu_? : )


    Sic e. g. ostendi potest propositionem contradictoriam nulla niti ratione et proinde refelli posse vi principii: Quod gratis asseritur, gratis negatur. Ex quo legitime inferri poterit propositionem probandam non necessario esse falsam vel posse esse veram, vel saltem ab adversario non everti. Quae quidem argumentatio dicitur demonstratio negativa.

    Meselâ, karşıt bir önermenin hiçbir gerekçeye dayanmadığı ve bu nedenle "[sebepsizce | gereksizce | haksızca | özgürce] ileri sürülen şey, [sebepsizce | gereksizce | haksızca | özgürce] reddedilir" ilkesi gereğince çürütülebileceği gösterilebilir. Buradan ispatlanacak önermenin mutlaka yanlış olmadığı veya doğru olabileceği veyahut en azından karşı tarafça çürütülemeyeceği meşru bir şekilde çıkarılabilir. Bu argümantasyona olumsuzdan ispat denir.

    Sic etiam ostendi potest ex contradictoria propositionis probandae sequi aliquid absurdi, ipsam proinde esse falsam, ut deinde vi principii: Ex falsitate unius contradictionis sequitur veritas alterius, concludatur propositionem probandam esse veram: demonstratio per absurdum.

    Ayrıca, ispatlanacak önermenin karşıt önermesinden saçma bir şeyin çıktığı ve bu nedenle yanlış olduğu gösterilebilir; böylece "bir çelişkinin yanlışlığından diğerinin doğruluğu çıkar" ilkesi gereğince, ispatlanacak önermenin doğru olduğu sonucuna varılır; [Bu argümantasyona] saçmalıktan ispat [denir].

    Ayrıca, hayat-i önemi haizdirler, ki ' mevzubahis argümanlar için de ' kastedilen şudur:

    Kategorik Önerme için:

    Meselâ, Allah' ın [Mutlak İyi ve Adil | Var] olmadığı cehennemden çıkarsa, cennetten de Allah' ın [Mutlak İyi ve Adil | Var] olduğu ortaya çıkar.

    (~P -> ~Q) -> (Q -> P) ' Tautologia '

    Modal Önerme için:

    N.B.: []: Zorunlu, <>: Mümkün, O: Olumsal

    Meselâ, [Mümkündür ki | Olumsaldır ki] Allah Mutlak İyi ve Adildir, i.e. Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olması mümkündür veya Allah' ın Mutlak İyi ve Adil olmaması da mümkündür olması da ' ki bu önerme[ler] çelişki içermez. '

    _
    Türkiye' de sembolik mantığın duayenlerinden Prof. Dr. Teo Grünberg, Sembolik Mantık El Kitabı C2' de ne diyordu_?


    Kiplik Önermelerinin Yorumlanması

    İmdi herhangi bir yorumlama verildiğinde, []P ile <>P'nın doğruluk değeri P'nın doğruluk değerine bağlıdır. Ancak bağıntı oldukça karmaşıktır.

    Bir önermenin (mutlak) doğruluk değeri, önermelerin gerçek dünyadaki doğruluk değeri demektir.

    Gerçek dünya mümkün dünyalardan biri sayılır.

    Filhakika karmaşıktır. Bu yüzden de ' sayfalar dolusu ' kuramsal açıklamaları tarafımızca sadeleştirilerek sunulacaktır.

    Kendisinin P için seçtiği örnek şudur:

    1. Kar beyazdır

    2. Kar beyazdır veya kar beyaz değildir ' ki totoloji, i.e. T[rue] '

    3. Kar beyaz değildir.

    4. Kar beyazdır ve kar beyaz değildir. ' ki çelişki, i.e. F[alse] '


    P; yanlış ise []P yanlış, doğru ise <>P doğrudur.

    P; totoloji ise P & []P & <>P doğrudur, çelişki ise P & []P & <>P yanlıştır.

    Bu önerme çifti, modal doğruluk çizelgesi kurmak için yeterlidir, şöyle ki:


    P .... ~P .... []P ... <>P .... []~P .... <>~P ... OP ... ~OP

    T ...... F ....... F ........ T ......... F ........... T ...... T ........ F
    T ...... F ....... T ........ T ......... F ........... F ...... F ........ T
    F ...... T ....... F ........ T ......... F ........... T ...... T ........ F
    F ...... T ....... F ......... F ........ T ........... T ...... F ........ T


    [<> | O] P ' [Mümkündür ki | Olumsaldır ki] P '; ne totolojidir ne de çelişki, ki ne doğrudur ne de yanlış, ki demek ki [mümkün | olumsal] önerme[ler] çelişki içermez.

    N.B.: Enteresandır ki, olumsal olmayan ' i.e., zorunlu belirli ' önermeler de çelişki içermez.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Peki Orta Çağ Filozofu /Müteahhirûn ' philosophus Medii Aevi /philosophi posteriores ' Gazali' nin ' Algazelus ' tilmîzi, David Hume, ikinci argümandaki hangi öncülü inkâr etmez_? : )


    [Yeni üye olduysanız üye onayınızı bekleyiniz ya da üye olmak için TIKLAYINIZ.]


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [Flavor] Anglice muallimi, ' ESEB destekli ' bir platforma da üyedir, ki öyleyse ' ki öyle ' Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ni ' Descendentiae de Antecessoribus Communibus Hypotheticis ' inkâr etmemektedir, değil mi_?

    ' ESEB destekli ' bir platformun temsilcisi ne diyordu_?


    İnsan maymundan evrimleşmiştir

    Türkçedeki "maymun" kelimesi, taksonominin anadili olan Latincedeki "Simiiformes" (Türkçe: Simiyen) taksonomik infratakımı ile eşanlamlıdır. Primatlar altında olup da, "ön maymunlar" adı verilen grup içerisinde bulunmayan her hayvan türü maymundur. İnsan da bir maymun türüdür. İnsanın kuzenleri ve ataları da maymun türleridir. Dolayısıyla evrim savunucularının sıklıkla tekrar ettiği "İnsan maymundan gelmez, maymunla ortak ataları paylaşırlar." şiarı, hatalı bir yumuşatma ve kaçıştır. İnsan hiçbir modern maymun türünden (örneğin şempanze) evrimleşmemiştir. Ancak insan, maymundur (tıpkı "memeli", "hayvan", "primat" olduğu gibi). Dahası insan maymun türlerinden evrimleşmiştir. Çünkü evrimsel süreçteki tüm atalarımız da halk arasında "maymunlar" olarak isimlendirilen Simiiformes infratakımı altında bulunan canlılardı! Bu, "İnsanlar bir memelidir ve memelilerden evrimleşmiştir" demekten tamamen farksızdır ve eşit derecede doğrudur. Buna alışmak gerekmektedir.

    Maymun Meselesi: Maymun Nedir? İnsan Maymun mudur? Maymunlardan mı Gelir?

    İnsan türü olarak, kendimizi diğer hayvanlardan ve maymunlardan dışlamaya çalışmanın anlamı yok. İnsan türü, yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre bir primattır, bir "maymun" türüdür ve daha spesifik olarak bir İnsansı Maymun'dur. Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. Böylece insanın maymunlardan gelmediği, diğer maymunlarla ortak atası bulunduğu ve kendisinin de zaten bir maymun türü olduğu daha net anlaşılabilecektir.

    İnsan Zekasının Evrimi: Neden Sadece İnsanın Beyni Bu Kadar Evrimleşmiştir?

    Unutmayalım ki insanın herhangi bir ek özelliği bulunmamaktadır. İnsan da, belirli bir süredir doğada bulunan bir hayvan türüdür. Sadece yaşadığı bölgenin özellikleri ve şartları sayesinde bu kombinasyon bir araya gelip, zekanın evrimine yol açmıştır. Hiçbir canlı zeka evrimleştireyim diye kendisini zorlamaz. Zekanın abartılmış versiyonlarını aklımızdan atar ve bilimsel tanımıyla olaya yaklaşırsak, bu kadar büyütülecek bir durum olmadığı, sıradan bir hayvan özelliği olduğu, sadece insanda, saydığımız şartlar altında daha ileri gittiği görülebilecektir. Ancak bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değildir. Sonuçta hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır ve evrimleşmiştir.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Materyalist felsefenin bir alt dalı olan bu felsefede ' theoria descendentiae seu evolutionis specierum ', olmaz olmaz deme olmaz olmaz derler ya, işte o misal, olmayacak hiçbir şey yoktur ve zihin üzerindeki etkisi öyle göz kamaştırıcıdır ki, inanılamaz. Her ne kadar mevzubahis olmasa da, bir misal sunmadan da geçmek istemiyoruz açıkçası.

    ' ESEB destekli ' bir platform ne diyordu_?


    Hatalı İsimlendirilmiş ve Yanlış Bilinen Hayvanlar: Kral Kobra, Gerçekten Kobra mıdır?

    Gerçek kobralar Naja cinsinin üyeleridir. Kral kobra ise Ophiophagus cinsindendir. Filogenetik, anatomik ve ekolojik farklarından dolayı "kobra" üyesi değildir. Kral kobraları kobralardan ayıran özelliklerden bazıları şunlardır; örneğin kral kobranın büyük kafa pulları 11 tane iken, gerçek kobraların 9 tanedir. Kral kobraların boyunları daha dar, gerçek kobraların ise daha geniş. Ayrıca kral kobralar genelde diğer yılanlar ile beslenir. Günümüzde 28 gerçek kobra türü bulunur ve kral kobra onlardan birisi değildir.

    Benzer şekilde, dağ keçisi de, gerçek keçilerin yer aldığı Capra cinsine ait bir hayvan değildir. Oreamnos americanus türünün halk arasındaki adıdır.

    Katil balina, balina değildir. Balinalar (Catecea) takımının, dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı dahilindeki yunusgiller (Delphinidae) familyasında sınıflandırılırlar. Orcinus orca türü, filogenetik ve ekolojik açıdan gerçek balina olarak görülmez. Kendisi yunusgiller ailesinin en iri üyesidir. İsminin aksine katil de değildirler. Doğal ortamlarında insana saldırdıkları ile ilgili herhangi bir rapor yoktur. Sadece parklarda esir tutulanlar saldırganlaşabiliyor doğal olarak. Zira onlar da birer memeli.

    Yeleli Kurt: Kurt değildir.


    Balina ............................. Katil Balina

    Ordo: Cetacea ............... Cetacea
    Subordo: Odontoceti ..... Odontoceti
    ..................................................
    Familia: Delphinidae ....... Delphinidae
    ..................................................
    Genus: Delphinus ........... Orcinus
    Species: D. delphis ........ O. orca


    Kurt ................................ Yeleli Kurt

    Ordo: Carnivora ............. Carnivora
    Subordo: Caniformia ...... Caniformia
    ..................................................
    Familia: Canidae ............. Canidae
    ..................................................
    Genus: Canis ................. Chrysocyon
    Species: C. lupus .......... C. brachyurus


    Keçi ................................ Dağ Keçisi

    Ordo: Artiodactyla ......... Artiodactyla
    Subordo: Ruminantia ..... Ruminantia
    Infraordo: Pecora .......... Pecora
    ..................................................
    Familia: Bovidae ............. Bovidae
    ..................................................
    Genus: Capra ................. Oreamnos
    Species: C. hircus ......... O. americanus


    Kobra .............................. Kral Kobra

    Ordo: Squamata ............ Squamata
    Subordo: Serpentes ...... Serpentes
    Infraordo: Alethinophidia Alethinophidia
    ..................................................
    Familia: Elapidae ............ Elapidae
    ..................................................
    Genus: Naja ................... Ophiophagus
    Species: N. naja ............ O. hannah


    Maymun ' Şempanze ' .... İnsan

    Ordo: Primates ............... Primates
    Subordo: Haplorhini ........ Haplorhini
    Infraordo: Simiiformes .... Simiiformes
    ..................................................
    Familia: Hominidae ......... Hominidae
    ..................................................
    Genus: Pan .................... Homo
    Species: P. troglodytes . H. sapiens



    Taksonomik kategorilerde ' categoriae taxinomicae zoologicae et botanicae ' âlemden türe ' a regno ad speciem ' benzerlik ve ortak özellik artar, et vice versa.

    Öyleyse, ' ki öyle ' bu kategorilerde herhangi bir fark var ise eğer, nedir ki_? Akıl var, izan var değil mi_?

    Ne yani_? Kaplan, aslan, çita, puma, panter, leopar, jaguar, serval, vaşak, oselot ve kedi, her nasılsa kedi olmasına kedilerdir de, kedigillerdendir de ' Familia: Felidae ', onlar mı farklıdır_?

    Tamam, farklı olsunlar, bir şey demiyoruz. Mademki öyle, o zaman n i ç i n insan, illaki maymun ki_? ' i.e., farksız ki '_?

    Ne var ki onlarda devasa bir fark yine de vardır işte. Nasıl olur_? Şöyle ki:

    Kobra & kral kobra ikilisinde, ilkinin boynu geniş ve kafa pulları 9 diğerinin boynu dar ve kafa pulları 11.

    Keçi & dağ keçisi ikilisinde, ilki Capra cinsine diğeri Oreamnos cinsine ait.

    Balina & katil balina ikilisinde, ilki Delphinidae ailesine ait diğeri Delphinidae ailesinin iri mi iri üyesi.


    Maymun ' şempanze ' ve insan hakkında da benzer şeyler söylenemez mi ki_?

    Maymun ' şempanze ' ve insan ikilisinde, ilkinin kafatası hacmi çok küçük ' microcephalus ' ve kromozom sayısı 48, diğerinin kafatası hacmi çok büyük ve kromozom sayısı 46, ilkinde zihin kuramı namevcut ' deest theoria mente in simiis ' diğerinde değil, ilki dilsiz ' alalus ' diğeri değil, ilki içgüdülü ' instinctivus ' diğeri değil, ilki ağaççıl ' arborealismus ' diğeri değil, ilki dört ayaklı ' quadrupedalismus ' diğeri değil,...

    Maymun ' şempanze ' ve insan ikilisinde, ilki Pan cinsine diğeri Homo cinsine ait.

    Maymun ' şempanze ' ve insan ikilisinde, ilki Hominidae ailesine ait diğeri Hominidae ailesinin kıllı mı kıllı ' chaetiferous ' üyesi.

    Buna rağmen, her nedense, onlar arasında devasa fark var olmasına vardır da, maymun ' şempanze ' ile insan arasında hiçbir fark yoktur, ki demek ki ya identiktirler yahut denktirler veyahut eşittirler, zira, " yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre " insan; ya mutlak maymundur yahut muhakkak maymundur veyahut illaki maymundur, değil mi_? : )

    İnsan türü, yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre bir primattır, bir "maymun" türüdür, değil mi_? Neden_?

    Ordo: Primates ' Primatlar ' & Infraordo: Simiiformes ' Maymunbiçimliler ' kategorilerinin farksızlığından dolayı, doğru mu_?

    Tamam da, anladık da, diğerlerinde, nerede kaldı ki Ordo & Infraordo, Familia dahi farksız değil mi_?

    Sözün özü, şu gülünç ibareden " i.e., yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiden " ve maval " i.e., filogenetik, anatomik ve ekolojik " farklardan ne felsefi ne de mantıkça bir şey çıkar, özün sözü hiçbir şey çıkmaz, tamam mı_?


    Ayrıca, felsefenin esaslı önermelerine göre, şu önermeniz de y a n l ı ş t ı r.

    [Zekâ]
    " bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değildir. "

    Neden_?

    Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ne göre, Y ve Z türleri ne Y ne de Z türünden bir ortak atadan türemiştir.

    Benzer şeylerin en eski türlere dek ' X, W, . . ., J, I, . . ., B, A ' geçerli olduğunu belirtmeye gerek yok herhâlde, değil mi_?

    Meselâ, P. troglodytes ' şempanze ' ve H. sapiens ' insan ', ne P. troglodytes ne de H. sapiens bir ortak atadan türemiştir, etc.

    Ordo: Primates kategorisinin son ortak atası 55 ila 80 milyon yıl önce yaşamıştır, ki demek ki bu kategorideki türler ibadullahtır.

    Bu kategori ve alt kategorilerdeki insan dahil tüm türlerin atası o r t a k olduğuna ve de " bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik " olmadığına göre, insandan başka hiçbir canlı n i ç i n zekâ evrimleştiremedi_?


    Ek olarak, felsefenin hipotezleriyle bağdaştırılabilmesi uğraşından mütevellit [üstünkörü] hükmünüz de y a n l ı ş t ı r.

    [Zekâ]
    " Sonuçta hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır ve evrimleşmiştir. "

    Neden_?

    Zekâ, " bir pençeden, bir kanattan, bir yüzgeçten çok da üstün ya da farklı bir özellik değil " ve " sıradan bir hayvan özelliği " idi, değil mi_? Mademki öyle, nasıl bir " katkı " sağlamış olabilir ki_?

    Zekâ evrimleşmiştir ki, hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamıştır hükmü doğruysa, hayatta kalmaya ve üremeye katkı sağlamamıştır ki, zekâ evrimleşmemiştir hükmü de doğrudur.

    (P -> Q) -> (~Q -> ~P) ' Tautologia, ki [özde] denktirler, ki contrapositivus '

    Zekâ, insandan başka hiçbir canlıda yoktur ya da felsefenin tabiriyle insandan başka hiçbir canlıda evrimleşmemiştir.

    Ne var ki felsefeye göre, insandan başka her canlı, " her ne kadar katkı olmasa da ' bir şekilde, üstüne üstlük hemen her zaman insandan çok daha iyi bir şekilde, hayatta kalmış ve üremiş ve evrimleşmiştir.

    Meselâ, üç milyar yıl eskilere dek uzanan bakteri ve virüsler, üstelik de zekânın hiçbir katkısı olmamasına rağmen, birkaç milyon yıllık insanlardan çok daha etkili bir şekilde hayatta kalırlar ve çok hızlı ürerler ve evrimleşirler, değil mi_?

    Öyleyse de " katkı " etkisiz elemandır, ki değilse ' i.e., hükmünüz doğru ise ', zekânın evrimi katiyen a ç ı k l a n a m a z.

    Kısacası zekânın hayatta kalmaya ve üremeye hiçbir katkısı y o k t u r, bilakis, insanlık hayatta kalamayacak ve [hâliyle] üreyemeyecekse, bunun tek mesulu da zekâ olacaktır.

    Ayrıca ' cidden enteresandır ki ' durduk yere, yerli yersiz, zekâ, bilinç, içgüdü ya da ne bileyim işte, şu, bu, o evrimleşmiştir nakaratına başvurmak, ' sanıldığının aksine ' hiçbir şeyi açıklayamamaktadır ne yazık ki.

    Neden_? Bu ve benzeri yinelenmelerin şu, bu, o yaratılmıştır denilmesinden herhangi bir farkı var ise eğer, nedir ki_?


    Her neyse. Ha, unutmadan, bu önermeniz de y a n l ı ş t ı r.


    " Türkçedeki "maymun" kelimesi, taksonominin anadili olan Latincedeki "Simiiformes" (Türkçe: Simiyen) taksonomik infratakımı ile eşanlamlıdır. "

    Nüanslar şudur:

    _ Maymun ' Pithecus /Simius /Simia ' tekil, lakin Maymunbiçimliler ' Simiiformes ' tekil değildir. ' Gramatik '

    _ Maymun ' Pithecus /Simius /Simia ' alt tümel ' subuniversalis ', lakin Maymunbiçimliler ' Simiiformes ' tümel ' universalis ' kavramdır. ' Felsefi '

    _ " Türkçedeki "maymun" kelimesi, taksonominin anadili olan Latincedeki "Simiiformes" (Türkçe: Simiyen) taksonomik infratakımı ile eşanlamlı " değildir. Ayrıca Türkçede Simiyen diye bir kelime behemehâl yoktur, Latince Simia ' Maymun ' kelimesinden uydurulmuştur. Ha, inanmakta güçlük çekiyorsanız ya da bozuluyorsanız TDK' na ya da zât-ı Talat' ın eserlerine şöyle bir göz gezdirmeniz fazlasıyla yeterlidir.

    _ Simiiformes " Latin -' nomen substantivum /nominativus /masculinum /pluralis ' simii ("apes, monkeys") + ' suffixus /nominativus /masculinum /pluralis ' formes ("forms, shapes")- "

    Ne de olsa, tartışılan kavramların ne anlama geldikleri bilinmek zorundadır değil mi_? : )

    İşte öyle, neyin ne olduğunu bilip bilmeden üst perdeden konuşmak, akıl öğretmek yok öyle.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Ergo, ' ESEB destekli ' bir platforma göre, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' nden şu önermelerin çıkarsanması zorunludur.

    Töz' ün Öz' ü, Ortak Ata' dır ' essentia substantiae est antecessor communis ', üreyen, türeyen, ırası ıraksayan d e ğ i l.

    Dile kolay, insandan başka hiçbir canlıda olmamasına rağmen, zekânın hiçbir üstün ya da farklı bir özelliği y o k t u r.

    İnsan diye bir şey de y o k t u r, zira üremiştir, ki türemiştir, ki ıraksamış ıradır, ki hükümsüzdür.

    Peki bu klasik formülasyon, Ortak Ata mıdır_? D e ğ i l. Neden_? Zira Ortak Ata, şudur:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' dan mülhem, Şer Problemi " Epicuri dilemma /quaestiones disputatae de malo "

    Sözün kısası, [flavor] Anglice muallimi, çıkarımının, " yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre " üremiş, ki demek ki türemiş, ki demek oluyor ki ıraksamış ıra, ki denilebilir ki hükümsüz olduğuna, bir başka deyişle, böyle bir çıkarımın olmadığına, kelimenin tam anlamıyla uyduruk olduğuna alışması gerekmektedir.

    N.B.: " Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. "


    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Eski dostlarımızdan ZaFrEsA için:





    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  6. #56
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu



    Metafizik Felsefe XXVI:

    Bu ve benzeri sözde felsefi özde fasarya açıklamalar pek çoktur, meselâ bay Dawkins ' ki bir etolog, ki demek ki, mantıkçı d e ğ i l, ki ' Tanrı Yanılgısı' nda ' The God Delusion /Delusio Deus ' ne diyordu_?

    Thomas Aquinas' 'Proofs'

    The five 'proofs' asserted by Thomas Aquinas in the thirteenth century don't prove anything, and are easily - though I hesitate to say so, given his eminence - exposed as vacuous. The first three are just different ways of saying the same thing, and they can be considered together. All involve an infinite regress - the answer to a question raises a prior question, and so on ad infinitum.

    1 The Unmoved Mover. Nothing moves without a prior mover. This leads us to a regress, from which the only escape is God. Something had to make the first move, and that something we call God.

    2 The Uncaused Cause. Nothing is caused by itself. Every effect has a prior cause, and again we are pushed back into regress. This has to be terminated by a first cause, which we call God.

    3 The Cosmological Argument. There must have been a time when no physical things existed. But, since physical things exist now, there must have been something non-physical to bring them into existence, and that something we call God.

    All three of these arguments rely upon the idea of a regress and invoke God to terminate it. They make the entirely unwarranted assumption that God himself is immune to the regress. Even if we allow the dubious luxury of arbitrarily conjuring up a terminator to an infinite regress and giving it a name, simply because we need one, there is absolutely no reason to endow that terminator with any of the properties normally ascribed to God: omnipotence, omniscience, goodness, creativity of design, to say nothing of such human attributes as listening to prayers, forgiving sins and reading innermost thoughts. Incidentally, it has not escaped the notice of logicians that omniscience and omnipotence are mutually incompatible. If God is omniscient, he must already know how he is going to intervene to change the course of history using his omnipotence. But that means he can't change his mind about his intervention, which means he is not omnipotent.

    Thomas Aquinas'ın on üçüncü yüzyılda öne sürdüğü beş 'kanıt' hiçbir şeyi kanıtlamaz ve -kendisinin saygınlığı göz önüne alındığında bunu söylemekte tereddüt etsem de- anlamsız oldukları kolayca gösterilebilir. İlk üçü aynı şeyi söylemenin farklı yollarıdır ve birlikte ele alınabilirler. Hepsi sonsuz bir gerilemeyi içerir - bir sorunun yanıtı, daha önceki bir soruyu gündeme getirir ve bu böyle sonsuza dek devam eder.

    1 Hareketsiz Hareket Ettirici. Hiçbir şey bir ilk hareket ettirici olmadan hareket etmeye başlamaz. Bu bizi bir gerilemeye götürür ve bundan çıkışın tek yolu Tanrı'dır. Bir şeyin ilk hareketi sağlamış olmalı ve biz bu şeye Tanrı deriz.

    2 Sebepsiz Sebep. Hiçbir şey kendi kendine sebep olamaz. Her etkinin öncül bir sebebi vardır ve bir kez daha gerilemeye itiliyoruz. Bunun bir ilk sebep tarafından sona erdirilmiş olmalıdır, ki biz buna Tanrı deriz.

    3 Kozmolojik Argüman. Fiziksel şeylerin var olmadığı bir zaman mutlaka olmuştur. Ancak, hâlihazırda fiziksel şeyler var olduğuna göre, onları var eden fiziksel olmayan bir şey de olmuş olmalı ve biz bu şeye Tanrı diyoruz.

    Bu argümanın üçü de bir gerileme fikrine dayanır ve bunu sonlandırmak için Tanrı'yı devreye sokar. Tanrı'nın kendisinin gerilemeye karşı bağışık olduğu şeklinde haksız bir varsayımda bulunur. Sonsuz bir gerilemeye keyfi olarak bir sonlandırıcı hayal edip, sırf ihtiyacımız olduğu için ona bir isim vermenin müphem lüksünü kabul etsek bile, bu sonlandırıcıya normalde Tanrı'ya atfedilen özelliklerden hiçbirini bahşetmenin hiçbir nedeni yok: Her şeye kâdir olma, her şeyi bilme, iyilik, tasarım yaratıcılığı, duaları dinleme, günahları bağışlama ve en içteki düşünceleri okuma gibi insani niteliklerde cabası. Bu arada, her şeyi bilme ve her şeye kadir olma kavramlarının birbirleriyle bağdaşmadığı mantıkçıların dikkatinden kaçmamıştır. Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye kadir olma özelliğini kullanarak tarihin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalıdır. Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da her şeye kâdir olmadığı anlamına gelir.






    ;................................................. .................................................. ..........................................

    " Bu arada, her şeyi bilme ve her şeye kadir olma kavramlarının birbirleriyle bağdaşmadığı mantıkçıların dikkatinden kaçmamıştır. "

    Bak hele! Doğrusu enteresan. : )

    _ Bu kavramlar birbirleriyle bağdaşmaz değildir, şöyle ki:

    Her şeyi bilmenin karşıtı hiçbir şey bilmeme, çelişiği bazı şeylere kâdir olmamadır.

    Her şeye kâdir olmanın karşıtı hiçbir şeye kâdir olmama, çelişiği bazı şeylere kâdir olmamadır.

    _ Ayrıca önermeler de çelişik değildir, şöyle ki:

    Fail, her şeyi bilendir önermesinin karşıtı Fail, hiçbir şey bilen değildir, çelişiği Fail, bazı şeyleri bilen değildir önermesidir.

    Fail, her şeye kâdirdir önermesinin karşıtı Fail, hiçbir şeye kâdir değildir, çelişiği Fail, bazı şeylere kâdir değildir önermesidir.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    _ Bu [kavramlarla | önermelerle] bağdaşmaz, bu [kavramlardan | önermelerden] başka, herhangi bir [kavram | önerme] b u l u n a m a z. Neden_?

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in Karşıtlık Karesi' nden ' translaticium contrarium quadratum ', şöyle ki:

    Kategorik Önerme formu şudur:

    S, P' dir. ' S konu, P yüklem, -dır kopuladır '

    T tümel, Ti tikel, Te tekil, A ' affirmans ' olumlu, N ' negans ' olumsuz, + müspet, - menfi

    Konu ve yüklem, müspet ya da menfi, aralarında ilişki vuku bulursa olumlu, bulmazsa olumsuz, nicelikleri de tümel, tikel, tekil olacacağından, teorik açıdan 72 çeşit kategorik önerme vardır.


    A [her S (T +) her P' dir (T +)] ............................. N [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [her S (T +) her P olmayanlardır (T -)] ............. N [hiçbir S (T +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    A [her S olmayan (T -) her P' dir (T +)] ............... N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [her S olmayan (T -) her P olmayandır (T -)] ... N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]............................ N [hiçbir S (T +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [her S (T +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]............ N [hiçbir S (T +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
    A [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)].............. N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [her S olmayan (T -) bazı P olmayandır (Ti -)].. N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [her S (T +) P' dir (Te +)] .................................. N [hiçbir S (T +) P 'değil'dir (Te +)]
    A [her S (T +) P olmayanlardır (Te -)] .................. N [hiçbir S (T +) her P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
    A [her S olmayan (T -) P' dir (Te +)] .................... N [hiçbir S olmayan (T -) P 'değil'dir (Te +)]
    A [her S olmayan (T -) P olmayandır (Te -)] ........ N [hiçbir S olmayan (T -) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    A [bazı S (Ti +) her P' dir (T +)]............................. N [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [bazı S (Ti +) her P olmayanlardır (T -)]............. N [bazı S (Ti +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) her P' dir (T +)]............... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) her P olmayandır (T -)]... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]........................... N [bazı S (Ti +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]........... N [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)]............. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)]. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [bazı S (Ti +) P' dir (Te +)] ................................. N [bazı S (Ti +) P 'değil'dir (Te +)]
    A [bazı S (Ti +) P olmayanlardır (Te -)] ................. N [bazı S (Ti +) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) P' dir (Te +)] ................... N [bazı S olmayan (Ti -) P 'değil'dir (Te +)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) P olmayandır (Te -)] ....... N [bazı S olmayan (Ti -) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    A [S (Te +) her P' dir (T +)] ................................... N [S (Te +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [S (Te +) her P olmayanlardır (T -)] ................... N [S (Te +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    A [S olmayan (Te -) her P' dir (T +)] ..................... N [S olmayan (Te -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [S olmayan (Te -) her P olmayandır (T -)] ......... N [S olmayan (Te -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [S (Te +) bazı P' dir (Ti +)] ................................. N [S (Te +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [S (Te +) bazı P olmayanlardır (Ti -)] ................. N [S (Te +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
    A [S olmayan (Te -) bazı P' dir (Ti +)] ................... N [S olmayan (Te -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [S olmayan (Te -) bazı P olmayandır (Ti -)] ....... N [S olmayan (Te -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [S (Te +) P' dir (Te +)] ........................................ N [S (Te +) P 'değil'dir (Te +)]
    A [S (Te +) P olmayanlardır (Te -)] ........................ N [S (Te +) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]
    A [S olmayan (Te -) P' dir (Te +)] .......................... N [S olmayan (Te -) P 'değil'dir (Te +)]
    A [S olmayan (Te -) P olmayandır (Te -)] .............. N [S olmayan (Te -) P olmayanlar 'değil'dir (Te -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Klasik Mantık' ta tekil önerme, tümel önerme hükmündedir, bu yüzden kategorik önermeler 72 - 40 = 32' ye düşer.


    A [her S (T +) her P' dir (T +)]* ............................. N [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
    A [her S (T +) her P olmayanlardır (T -)] ............... N [hiçbir S (T +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    A [her S olmayan (T -) her P' dir (T +)] ................. N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [her S olmayan (T -) her P olmayandır (T -)] ..... N [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]* ........................... N [hiçbir S (T +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]*
    A [her S (T +) bazı P olmayanlardır (Ti -)] ............. N [hiçbir S (T +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
    A [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)] ............... N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [her S olmayan (T -) bazı P olmayandır (Ti -)] ... N [hiçbir S olmayan (T -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    A [bazı S (Ti +) her P' dir (T +)]* ........................... N [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
    A [bazı S (Ti +) her P olmayanlardır (T -)] ............. N [bazı S (Ti +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) her P' dir (T +)] ............... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) her P olmayandır (T -)] ... N [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    A [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]* .......................... N [bazı S (Ti +) bazı P 'değil'dir (Ti +)]*
    A [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlardır (Ti -)] ............ N [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)] .............. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P 'değil'dir (Ti +)]
    A [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)] .. N [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayanlar 'değil'dir (Ti -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................


    I. Mantık Aksiyomu " primum axioma logicum ": Olumlu önermelerde yüklem daima tikeldir ' tümel olamaz '

    II. Mantık Aksiyomu " secundum axioma logicum ": Olumsuz önermelerde yüklem daima tümeldir ' tikel olamaz '

    Her iki aksiyomdan dolayı kategorik önermeler 32 - 16 = 16' ya düşer.


    Ny [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
    Nx [hiçbir S (T +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    Nt [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    Nz [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Ax [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]*
    Ay [her S (T +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]
    Az [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)]
    At [her S olmayan (T -) bazı P olmayandır (Ti -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Nw [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]*
    Nu [bazı S (Ti +) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]
    Nn [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)]
    Nv [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P olmayanlar 'değil'dir (T -)]

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Au [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]*
    Aw [bazı S (Ti +) bazı P olmayanlardır (Ti -)]
    Av [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)]
    An [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)]

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Kategorik önermelerde;

    Dönüştürme, doğruluk değerini muhafaza eden önermenin uçlarının tersine çevrilmesidir. " Conversio est inversio extremorum propositionis, retenta eiusdem propositionis veritate. "

    i_ nitelik değiştirilmeksizin ' olumlu ise olumlu, olumsuz ise olumsuz ' konu ve yüklem yer değiştirildiğinde önermenin eşdeğeri elde edilir " conversio simplex "

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Tümel olumlu önermenin döndürülmesi, tikel olumlu olur, tümel olumlu olamaz. Neden_?

    Klasik Mantık' ta, I. Mantık Aksiyomu' na göre, olumlu önermelerde, yüklem, kaplamının tümüyle alınmış olup dağıtılmış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplayan /tümel ' olamaz, bir başka deyişle, kaplamının bir kısmıyla alınmış olup daima dağıtılmamış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplamayan /tikel ' olur, aksi taktirde, konu ve yüklem kaplamsal açıdan eşit olduğundan, ya bilineni tekrardan ibarettir ' totoloji ' ya da tikel için söylenen, tümel için de söylenmiş olur, ki imkânsızdır " Konu ve yüklemleri eşit /özdeş olan kategorik önermelerde de, yüklem, konu gibi tümeldir ve haliyle de A, A' dır formunda olduğundan totolojiktir "

    Tikel olumsuz önerme döndürülemez. Neden_?

    Klasik Mantık' ta, II. Mantık Aksiyomu' na göre, olumsuz önermelerde, yüklem, kaplamının tümüyle alınmış olup dağıtılmış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplayan /tümel ' olur, bir başka deyişle, kaplamının bir kısmıyla alınmış olup daima dağıtılmamış ' belirttiği sınıfın tümünü kaplamayan /tikel ' olamaz, aksi taktirde, evvelce tikel konu tümel yüklem iken, ahirde tümel konu tikel yüklem olacağından, döndürmede konu ve yüklemin kaplamları değişmiş olur, ki imkânsızdır. " Bir diğer neden de döndürülen önermenin bazen doğru bazen yanlış olmasıdır "

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    j_ nitelik değiştirilerek ' olumlu ise olumsuz, olumsuz ise olumlu ' konu ve yüklem yer değiştirilmeksizin yüklemin çelişiği alındığında önermenin eşdeğeri elde edilir " obversio propositionum "

    k_ nitelik ve nicelik değiştirilmeksizin ' olumlu ise olumlu, olumsuz ise olumsuz ve tümel ise tümel, tikel ise tikel ', konu ve yüklem yer değiştirilerek çelişikleri alındığında önermenin eşdeğeri elde edilir " conversio per contrapositionem "

    Nxyzt = Axyzt, Nnuvw = Anuvw olduğundan, ' j' den dolayı ' kategorik önermeler 16 - 8 = 8' e düşer.


    Nyj [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SeP = S'iP
    Nt [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'eP = SiP —

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Axj [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]* SaP = S'oP
    Az [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)] S'aP = SoP —

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Nw [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SoP
    Nnj [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'oP —

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Au [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]* SiP
    Avj [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)] S'iP —

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    cs -> conversio simplex

    op -> obversio propositionum

    cpc -> conversio per contrapositionem


    Ny [hiçbir S (T +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SeP

    Nycs [hiçbir P (T +) hiçbir S 'değil'dir (T +)] PeS

    Nyop [her P (T +) bazı S olmayandır (Ti -)] PaS'

    Nycs [bazı S olmayan (Ti -) bazı P' dir (Ti +)] S'iP

    Nycs = Av olduğundan, Ny ile Av eşdeğerdir

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Nt [hiçbir S olmayan (T -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'eP

    Ntcs [hiçbir P (T +) hiçbir S olmayan 'değil'dir (T -)] PeS'

    Ntop [her P (T +) bazı S' dir (Ti +)] PaS

    Ntcs [bazı S (Ti +) bazı P' dir (Ti +)]* SiP

    Ntcs = Au olduğundan, Nt ile Au eşdeğerdir

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Ax [her S (T +) bazı P' dir (Ti +)]* Sap

    Axcpc [her P olmayan (T -) bazı S olmayandır (Ti -)] P'aS'

    Axcs [bazı S olmayan (Ti -) bazı P olmayandır (Ti -)] S'iP'

    Axop [bazı S olmayan (Ti -) hiçbir P 'değil'dir (T +)] S'oP

    Axop = Nn olduğundan, Ax ile Nn eşdeğerdir

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Az [her S olmayan (T -) bazı P' dir (Ti +)] S'ap

    Azcpc [her P olmayan (T -) bazı S' dir (Ti +)] P'aS

    Azcs [bazı S (Ti +) bazı P olmayandır (Ti -)] SiP'

    Azop [bazı S (Ti +) hiçbir P 'değil'dir (T +)]* SoP

    Azop = Nw olduğundan, Az ile Nw eşdeğerdir

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    csi, op, cpc' den dolayı kategorik önermeler 8 - 4 = 4' e düşer.

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Ny0 [hiçbir S (T +) P 'değil'dir (T +)]* SeP = S'iP

    Ax0 [her S (T +) P' dir (T +)]* SaP = S'oP

    Nw0 [bazı S (T +) P 'değil'dir (T +)]* SoP

    Au0 [bazı S (T +) P' dir (T +)]* SiP

    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Ergo, kategorik önermeler şunlardır: ' Aksi bir hâl, imkânsızdır '.

    Omnes S sunt P " Her S P' dir yahut P olmayan S yoktur veyahut Bir şey P değilse, S de değildir "

    Nullum S est P " Hiçbir S P değildir yahut P olan S yoktur veyahut Bir şey S ise P değildir "

    Aliquae S sunt P " Bazı S' ler P' dir yahut P olan S vardır veyahut Hiç değilse bir şey hem S hem de P'dir "

    Aliquae S non sunt P " Bazı S' ler P değildir yahut P olmayan S vardır veyahut Hiç değilse bir S, P değildir "


    ;................................................. .................................................. ..........................................


    _ Hypothetical syllogism:

    D: Deus, Op: Omnipotentia, Os: Omniscientia, I: Interventio, C: Cambiat

    D -> Os ' Fail ise, her şeyi bilendir '

    Os -> I ' Her şeyi bilen ise, nasıl müdahale edileceğine dair bilgisi de vardır
    __________________________________________________ ____________

    D -> I ' Fail ise, nasıl müdahale edileceğine dair bilgisi de vardır


    D -> Op ' Fail ise, her şeye kâdirdir '

    Op -> C ' Her şeye kâdir ise, fikrini değiştirebilme yeteneği de vardır '
    __________________________________________________ ____________

    D -> C ' Fail ise, fikrini değiştirebilme yeteneği de vardır '


    Burada, Fail' in yüklemleri ' Omni[scientia, potentia] ' arasında bağdaşmazlık y o k. Ne var ki aksi iddia edilmektedir, şöyle ki:


    " Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye kadir olma özelliğini kullanarak tarihin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalıdır. "

    [D -> (Os /\ Op)] -> C

    " Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da her şeye kâdir olmadığı anlamına gelir. "

    ~C -> ~Op

    Bu çıkarım, enikonu basitleştirilmiştir, ki asli form şudur:

    i " Eğer Tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye kadir olma özelliğini kullanarak tarihin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalıdır. "

    [D -> (Os /\ Op)] -> C = [(D -> Os) /\ (D -> Op)] -> C = ~C -> [~(D -> Os) V ~(D -> Op)]

    j " Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar her şeyi bilen olsa da] her şeye kâdir olmadığı anlamına gelir. "

    ~C -> [~(D -> Os) V ~(D -> Op)] = ~C -> [(D -> Os) -> ~(D -> Op)]

    Yahut

    j* " Ancak bu, müdahalesi hakkındaki fikrini değiştiremeyeceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar her şeye gücü yeten olsa da] her şeyi bilmediği anlamına gelir. "

    ~C -> [~(D -> Os) V ~(D -> Op)] = ~C -> [(D -> Os) -> ~(D -> Op)] = ~C -> [(D -> Op) -> ~(D -> Os)]

    i.e. Contrapositivus, ki demek ki, i önermesi d o ğ r u ise, hem j hem de j* d o ğ r u d u r. : )

    Ne o_? Yoksa contrapositivus, Fail' in yüklemlerinden ' [Omnipotentia | Omniscientia] ' herhangi birinin menfiliğini mi kanıtlar_? Y o k. Neden_?

    Aksi hâlde, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' nin bazı e s a s l ı kavramlarının da birbirleriyle bağdaşmadığı mantıkçıların dikkatinden kaçmaz. Nasıl_?

    Bay Dawkins, Kör Saatçi ' The Blind Watchmaker /Horologiarius Caecus ' adlı eserinde ne diyordu_?


    Natural selection, the blind, unconscious, automatic process which Darwin discovered, and which we now know is the explanation for the existence and apparently purposeful form of all life, has no purpose in mind. It has no mind and no mind's eye. It does not plan for the future. It has no vision, no foresight, no sight at all. If it can be said to play the role of watchmaker in nature, it is the blind watchmaker.

    Oysa, Darwin'in keşfettiği ve tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu ve bir amacı varmış gibi görünmesini açıkladığını artık bildiğimiz, kendiliğinden, bilinçsiz, kör sürecin, yani doğal seçilimin hiçbir amacı yoktur. Doğal seçilimin aklı ve düş gücü yoktur. Doğal seçilim geleceği planlamaz; geleceği görme yetisi yoktur; öngörüsü yoktur. Doğal seçilim hiçbir şey göremez. Doğal seçilimin doğanın saatçi olduğu söylenecekse, bu saatçinin kör olduğu da eklenmelidir.

    Bay Dawkins, Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak ' Climbing Mount Improbable /Ascensus Mons Improbabilis ' adlı eserinde ne diyordu_?


    This is that wherever in nature there is a sufficiently powerful illusion of good design for some purpose, natural selection is the only known mechanism that can account for it.

    Şöyle ki, doğada nerede belirli amaçlara yönelik iyi bir tasarımın etkili ve güçlü bir sanrısı varsa, bundan sorumlu olan bilinen tek mekanizma doğal seçilimdir.#

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    #

    Teleologia est idea philosophiae quae res realitatis ad finem. Teleologia causalitate refertur et origines operae Platonis et Aristotelis sunt. Etiam Immanuel Kantius aestheticam teleologiae cogitavit.

    Teleoloji, realitenin ereğe ' sebebin içerdiği sona ' göre oluştuğunu ileri süren felsefi fikirdir. Teleolojik nedenselliğe, Platon ve Aristoteles' in başlangıç eserlerinde atıfta bulunulur. Ayrıca Immanuel Kant, teleolojik estetiği gözönünde bulundurmuştu.

    Bay Dawkins, bilhassa teleolojik nedenselliği, her eserinde hedef alır, ki şöyle böyle de olsa değinilmesi gerektiği aşikârdır.

    Doğal seleksiyon öngörüsüzdür, zira aksi hâlde, ereksel nedene ' causa finalis ' değgin bir şeyler var demektir, ki ereksellik bulaştırılır, ki demek ki, hiç istenilmeyen bir şeydir, bir başka deyişle, Satan ' Diabolus ' için Kutsal Su ' Aqua Sancta ' ne ise, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi için de Ereksellik ' Teleolojik Nedensellik: Teleologia Causalitate ' odur, değil mi ya_? : )

    Ne var ki, bu çırpınırcasına çabalamalar nafiledir, zira güneş balçıkla sıvanmaz, e.g.

    Bay Dawkins, Ataların Hikayesi: Yaşamın Kökenine Yolculuk ' The Ancestor's Tale: A Pilgrimage to the Dawn of Life /Fabula Antecessorum: Peregrinatio ad Auroram Vitae ' adlı eserinde ne diyordu_?


    Darwin saw natural selection as the survival and reproduction of certain types of organism at the expense of rival types of organism.

    Darwin, doğal seçilimi, belli organizma tiplerinin, rakip organizma tipleri zararına hayatta kalması ve üremesi olarak görüyordu.

    Because the world has a certain stability and doesn't change capriciously, the genes that have survived in the past tend to be the ones that are going to be good at surviving in the future. That means good at programming bodies to survive and make children, grandchildren and long-distance descendants. So, we have arrived back at our individual-based definition of fitness looking into the future.

    Dünya belli bir istikrara sahip olduğuna ve kaprisli bir biçimde değişmediğine göre, geçmişte hayatta kalmış olan genler, gelecekte de hayatta kalmayı becerecek genler olma eğilimindedirler. Yani vücutları, hayatta kalmaya ve çocuk, torun ve uzak torun yapmaya programlamayı beceren genler. Böylece yine bireyi temel alan, geleceğe yönelmişlik tanımımıza ulaştık.

    Any consequence of a change in alleles, anywhere in the world, however indirect and however long the chain of causation, is fair game for natural selection, so long as it impinges on the survival of the responsible allele, relative to its rivals.

    Dünyanın herhangi bir yerinde, nedensellik zinciri ne kadar dolaylı ve ne kadar uzun olursa olsun, alellerde bir değişimin sonucu, rakiplerine kıyasla sorumlu alelin hayatta kalmasını etkilediği sürece, doğal seçilim için meşru bir hedeftir.

    Ne yani_? Bu pasajlar, doğal seleksiyon ' natural selection ', alel ' allele ', gen ' gene ' falan filan üzerine mi ki_? : )

    Ne o_? Burada " the survival and reproduction; hayatta kalma & üreme ", " tend to be the [ones | genes]; genler olma eğilimindedirler ", " looking into the future; geleceğe yönelmişlik ", fair game [for natural selection]; [doğal seleksiyon için] meşru hedef ", " the chain of causation; nedensellik zinciri " denildiğinde, ereksellik bertaraf edilmiş mi oluyor yoksa_?

    Peki niçin bertaraf edilemez_? Canlılık ' dâhilî & haricî ' teleolojiktir, i.e., ereksellik kesinlikle inkâr edilemez, böyle bir şey, imkânsızdır.

    Zaten Jan Baedke, Evrimsel Nedensellik Sorunu Nedir? " What's Wrong with Evolutionary Causation? " adlı makalede ne diyordu_? : )


    This challenge might make necessary delving deeper into widely neglected issue of organismic teleology. According J.B.S. Haldane "Teleology is like a mistress to a biologist: he cannot live without her but he's unwilling to be seen with her in public" (attributed to Haldane by Pittendrigh; Mayr 1988: 63).

    Bu meydan okuma, geniş çapta ihmal edilen organizmasal teleoloji meselesine daha derinden dalmayı gerekli kılabilir. J.B.S. Haldane'e göre "Teleoloji bir biyoloğun mistress' ı gibidir; onsuz yaşayamaz ama onunla toplum içinde görülmek istemez" (Pittendrigh tarafından Haldane'e atfedilir; Mayr 1988: 63).

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Ergo, Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' ne göre, doğal seleksiyon, hem evrim mekanizmasıdır hem de kördür.

    Sn: Selectio Naturalis, Cs: Caecus, M: Mechanismus, C: Cambiat

    " Eğer doğal seleksiyon mekanizmaysa, kör olma özelliğini kullanarak evrimin [yönünü | akışını | gidişatını] nasıl değiştireceğini önceden biliyor olmalı değildir. "

    [Sn -> (M /\ Cs)] -> ~C = [(Sn -> M) /\ (Sn -> Cs)] -> ~C = C -> [~(Sn -> M) V ~(Sn -> Cs)]

    " Ancak bu, müdahalesizliği hakkındaki doğasını değiştirebileceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar mekanizma olsa da] kör olmadığı anlamına gelir. "

    C -> [~(Sn -> M) V ~(Sn -> Cs)] = C -> [(Sn -> M) -> ~(Sn -> Cs)]

    Yahut

    " Ancak bu, müdahalesizliği hakkındaki doğasını değiştirebileceği anlamına gelir ki bu da [her ne kadar kör olsa da] mekanizma olmadığı anlamına gelir. "

    C -> [~(Sn -> M) V ~(Sn -> Cs)] = C -> [(Sn -> M) -> ~(Sn -> Cs)] = C -> [(Sn -> Cs) -> ~(Sn -> M)]


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Öncelikle bu beş kanıtın hiçbiri Orta Çağ Skolastik Filozofu Thomas Aquinas' tan ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' değildir, zira Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhemdir. Ayrıca 4. Kanıt, Metaphysica' daki iki öncüle, 5. Kanıt, erekselliğe ' teleologia causalitate ' dayanır.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Rönesans' tan bu yana, ' dolaylı ya da dolaysız ' Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e yönelik eleştirel yazıların çok büyük bir çoğunluğu tek kelimeyle gülünçtür, dahası hükümsüzdür, ki zaten bu ve benzeri cüretkâr kaleme sarılmaların asli sebebi de kendisinin anlaşılmasının ne denli güç bir filozof olduğunun anlaşılamamasındandır.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Peki bu kanıtların özleri nedir_?

    Olumsallığı Olumsallıkla Tanıtlama ' Probare Contingentiam per Contingentiam ' & Sonsuza [dek] Gerileme ' Regressio ad Infinitum ' & Modalite

    Ayrıca bu özler behemehâl çürütülemezdir, ki pek çok filozof tarafından da pekâlâ kanıtlanmıştır.*

    * Bkz. Metafizik Felsefe ' Philosophia Metaphysica ' IX, X, XI, XII, XIII.

    Dolayısıyla y i n e l e n m e y e c e k t i r, lakin birkaç misalle hatırlatılması da iyi olur, değil mi_? : )

    M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy ' Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele ':


    Aristoteles'in örtülü reductio ad infinitum (sonsuza indirgeme) argümanın kısaltılmış bir versiyonu şöyledir:

    P1. Herhangi bir p için, p eğer bir önermeyse, o zaman p için ya da p'ye karşı nedenler verilebilir.

    P2. p bir önermedir.
    C1. p için ya da p'ye karşı nedenler verilebilir (modus ponens, P1, P2).
    P3. q ve r, p için ya da p'ye karşı nedenlerdir.
    P4. Eğer q ve r önermelerse, o zaman q ve r için ya da q ve r'ye karşı nedenler verilebilir.

    P5. q bir önermedir.
    C2. q ve r için ya da q ve r'ye karşı nedenler verilebilir (modus ponens P1, P5).
    P6. s ve t, q için ya da q'ya karşı nedenlerdir.
    P7. Eğer s ve t önermelerse, o zaman s ve t için ya da s ve t'ye karşı nedenler verilebilir.

    P8. s bir önermedir.
    C3. s için ya da s'ye karşı nedenler verilebilir (modus ponens P1, P8).
    P9. u ve v, s için ya da s'ye karşı nedenlerdir.
    P10. Eğer u ve v önermelerse, o zaman u ve v için ya da u ve v'ye karşı nedenler verilebilir.

    P11. u bir önermedir.
    C4. u için ya da u'ya karşı nedenler verilebilir (modus ponens, P1, 11).

    Bu şekilde ad infinitum (sonsuza kadar) (r, t ve v hariç tutularak).

    Eğer her önerme için/karşı nedenler talep edersek, bir başka deyişle doğrulamanın sona ermeyen sürecine bağlı kalacaksak, hiçbir şey öne süremeyiz. Mantık filozofu ve matematikçi Charles Parsons'ın dediği gibi, "itiraz bir yerde durmak zorundadır."


    1 Hareket Argümanı:

    P1. Bazı şeyler hareket eder.

    P2. Eğer hareket eden şey F varlığıysa, şu halde o fiili olarak değil ama potansiyel olarak F 'dir.

    P3. Bir şeyi hareket ettiren şey F ise o zaman (hareket ettirici) şey, fiili olarak F ile ilintili durumdadır.

    C1. Şayet bir şey F olmak için başka bir şeye doğru hareket ediyorsa (örneğin, hem hareket ettirilen hem de kendi kendisinin hareket ettiricisi olan), o zaman bu şey hem fiili olarak değil ama potansiyel olarak ve hem de gerçeklikte F ile ilintili haldedir (bağlaç ve modus ponens, P1, P2, P3).

    P4. Ancak bir şeyin hem fiili olarak değil ama potansiyel olarak F olması hem de aynı zamanda F ile ilintili bir gerçeklik durumunda olması olanaksızdır.

    C2. Bir şeyin F olmak için kendi kendini hareket ettirmesi olanaksızdır (modus tollens, C1, P4).

    P5. Bir şeyin F olmak için kendi kendini hareket ettirmesi olanaksız ise o zaman bir şey hareket ederse, başka bir şey tarafından hareket ettirilir.

    C3. Bir şey hareket ederse, başka bir şey tarafından hareket ettirilir (modus ponens, C2, P5).

    P6. Eğer B, A'yı hareket ettirir ve B hareket ederse, o zaman B başka bir şey, C tarafından hareket ettiriliyor olmalıdır. Ve C hareket ettiriliyor ise o zaman C başka bir şey, D tarafından hareket ettiriliyor olmalıdır. Ve bu böyle sürer gider.

    P7. Hareket ettiriciler dizisi sonsuza kadar giderse, o zaman bir ilk hareket ettirici olmaz.

    P8. Eğer bir ilk hareket ettirici yoksa o zaman hareket de olamaz.

    C4. Bir ilk hareket ettirici vardır (modus tollens, P1, P8).

    C5. Bu ilk hareket ettirici, herkesin Tanrı olarak ele aldığı şeydir (tanım).


    Modus ponens: Önermeli mantıkta geçerli bir argüman biçimi ve sonuç çıkarma kuralı; onaylayarak onaylama yöntemi. ' Si P tunc Q, P; ergo Q'

    Modus tollens: Önermeli mantıkta geçerli bir argüman biçimi ve sonuç çıkarma kuralı; yadsıyarak yadsıma yöntemi. ' Si P tunc Q, non Q; ergo non P '


    2 Nedensellik Argümanı:

    P1. Etkin nedenlerin sıralı bir dizisi vardır.

    P2. Zorunlu olarak, X, Y'nin etkin nedeniyse, o zaman X, Y'den önce gelir.

    C1. Zorunlu olarak, X, X'in etkin nedeniyse, o zaman X, X'ten önce gelir (örnek, P2.)

    P3. X için X'ten önce gelmek olanaksızdır.

    C2. X'in kendisinin bir etkin nedeni olması olanaksızdır (modus tollens, C1, P3.)

    P4. Bir şey etkin nedenlerin sıralı bir dizisiyse, o zaman ilk neden orta neden(leri)in nedeni olur ve orta neden(ler) sonuncu
    etkinin nedeni olur.

    P5. Eğer bir neden etkin nedenlerin sıralı bir dizisinden çıkarsa, o zaman bu nedenin ardından gelen etkiler de yok olur.

    C3. Eğer bir ilk neden yoksa, o zaman sonraki etkiler de olmayacaktır (örnek, P4, P5.)

    P6. Eğer etkin nedenlerin bir sıralı dizisi sonsuzluk içinde önce gelebiliyorsa, o zaman bir ilk neden olmayacaktır.

    C4. Eğer etkin nedenlerin bir sıralı dizisi sonsuzluk içinde önce gelebiliyorsa, o zaman sonraki etkiler olmayacaktır (varsayımsal tasım*, C3, P6).

    P7. Fakat sonraki etkiler vardır.

    C5. Etkin nedenlerin bir sıralı dizisi sonsuzluk içinde önce gelemez (modus tollens, C4, P7).

    P8. Etkin nedenlerin bir sıralı dizisi ya sonsuzluk içinde önce gelerek kendi kendisinin nedeni olan bir nedene son verir ya da bir nedensiz nedeni kaldırır.

    C6. Etkin nedenlerin bir sıralı dizisi bir nedensiz nedene son verir. (ayrıştırıcı tasım#, C2, C5, P8).

    C7. Nedensiz nedene "Tanrı" diyoruz (tanım).


    * Varsayımsal Tasım ' Hypothetical Syllogism ':

    P -> Q

    Q -> R
    ___________

    P -> R


    # Ayrıştırıcı Tasım ' Disjunctive syllogism ':

    P V Q

    ~P
    ___________

    Q



    3 Olasılık ve Zorunluluk Argümanı:

    P1. Bazı şeyler oluşabilir veya bozulabilir.

    P2. Eğer bazı şeyler oluşabilir ve bozulabilirse, o zaman bu şeyler var olabilir ya da var olmayabilir.

    C1. Bazı şeylerin var olması ya da var olmaması olasıdır (modus ponens, P1, P2.)

    P3. Eğer her şey için, var olmamak olasıysa, o zaman belli bir zamanda o şey var olmaz.

    C2. Eğer, her şey, belli bir zamanda var olmazsa, o zaman belli bir zamanda hiçbir şey yoktur (evrensel genelleme, P3).

    P4. Eğer belli bir zamanda hiçbir şey yoksa, o zaman başka bir şeyin var olmasına neden olacak hiçbir şey de yoktur.

    P5. Eğer başka bir varlığın var olmasına neden olan hiçbir şey yoksa, o zaman hiçbir şey meydana gelemez.

    P6. Eğer hiçbir şey meydana gelemezse, o zaman bugün de hiçbir şey var olamaz.

    P7. Fakat şu anda bir şeylerin varlığı söz konusudur.

    C3. Bir şey meydana gelmiş olmalı (modus tollens, P6, P7).

    C4. Başka bir şeyin var olmasına neden olan bir şey olmuş olmalı (modus tollens, P5, C3).

    C5. Hiçbir şeyin olmadığı bir zaman yoktur (modus tollens, P4, C4).

    C6. Beli bir zamanda var olmama her şey için gerçek değildir (modus tollens, C2, C5).

    C7 Var olmaması olası olmayan bir şey var olmalı - yani zorunlu bir varlık olmalı (modus tollens, P3, C6).

    P8. Bir zorunlu varlık, başka bir şeyden gelsin ya da gelmesin kendi zorunluluk nedenine sahiptir.

    P9. Kendi zorunluluklarını başka bir şeyden alan varlıkların sonsuz bir dizisinin var olması olası değildir.

    C8. Kendi zorunluluklarını başka bir şeyden almayan bir zorunlu varlık var olmalı (ayrıştırıcı tasım, P8, P9).

    C9. Zorunluluğunu başka hiçbir şeyden almayan zorunlu varlığa "Tanrı" diyoruz (tanım).





    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Bay Dawkins, her ne kadar bazıları mülhem ve de [içerikleri] tartışmalı olsa da, bazı kelimeler türetmekte pek hünerlidir, ee.g.

    Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak ' Climbing Mount Improbable /Ascensus Mons Improbabilis ':


    The belief that natural selection favours a mutation rate of zero and that mutation is undirected does not preclude an intriguing possibility, which I have called 'the evolution of evolvability', and advocated in an essay of that title.

    Doğal seçilimin sıfır oranında bir mutasyonu tercih ettiği ve mutasyonun yönlendirilmemiş olduğu inancı, benim "evrilebilirliğin evrimi" olarak nitelendirdiğim ve yine bu başlığı taşıyan bir makalede savunduğum ilginç bir olasılıktır.

    Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları ' The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution /Spectaculum Grandissimum in Terra: Ad Evolutionem Evidentiam ':


    In 1989 I wrote a paper called 'The evolution of evolvability' in which I suggested that not only do animals get better at surviving, as the generations go by: lineages of animals get better at evolving.

    1989'da "Evrilebilirliğin Evrimi" adlı bir makale yazdım. Bu makalede, nesiller geçtikçe hayvanların yalnızca hayatta kalma konusunda daha başarılı hale gelmekle kalmadıklarını, aynı zamanda hayvan soylarının evrilmekte daha başarılı hale geldiklerini öne sürdüm.


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Fizik' te ' [Physica [Naturalis]] auscultatio, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?

    liber V., C. II., 225b13-16:

    Etkinliğin ve edilginliğin devinimi ya da devindirilenin ve devindirenin devinimi de yok, çünkü devinimin devinimi, oluşun oluşu, kısaca değişmenin değişmesi olamaz:

    liber V., C. II., 225b33-35, 226a1-9:

    Öte yandan değişmenin değişmesi ve oluşun oluşu olacak olsa sonsuza gidilecektir. Sonraki olacaksa daha öncekinin de olması zorunlu, sözgelişi belli bir anda mutlak anlamda bir oluş oluşmuşsa, oluşan şeyin de oluşmuş olması gerekirdi, dolayısıyla mutlak anlamda oluşan henüz yok idi ama oluşarak oluşan bir şey çoktan vardı! Yine bunun da bir zaman oluşmuş olması gerekirdi, dolayısıyla o anda oluşarak oluşan şey yoktur, bu böyle sonsuza dek sürer. Ama sonsuz sıralamada bir ilk olmadığından ötürü 'ilk' varolmayacaktır, dolayısıyla onu taşıyan da olmayacaktır. Demek ki hiçbir şeyin ne oluşması ne devinmesi ne de değişmesi olacaktır! Yine karşıt devinim (karşıt durgunluk da), oluş ile yokoluş da aynı nesnenin işi, dolayısıyla "oluşurken oluşan nesne" oluşurken oluştuğu sırada yokolur!


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in kastettiği " ilginç " bir mantıksal zorunluluk ' latine; necessitas logica -> [flavor] anglice; logical necessity ' ne_?

    Ya şudur:

    . . . <- evrilebilirliğin evriminin evrimi <- evrilebilirliğin evrimi

    Ya da budur:

    . . . <- evrilebilirliğin evrilebilirliğinin evrimi <- evrilebilirliğin evrimi

    Ergo, et cetera, [[conditio | causa] sine qua non [unde necessitas]], ad infinitum : )



    ;--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Eski dostlarımızdan Savataged için:








    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  7. #57
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Metafizik Felsefe XXVII:


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un Euthyphron Diyaloğu Üzerine ' De Platonis dialogo Euthyphro ':

    M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy ' Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele ':


    Euthyphron İkilemi

    Bir keresinde Antony Flew, birisinin felsefi yeteneğini test etmenin bir yolunun teist ahlaka yönelik geleneksel itirazın izlenebildiği erken dönem Sokratik bir diyalog olan "Euthyphron lkilemi"yle ilgili bakış açısı ve onu kavrama gücü olduğunu söylemişti. Bu ikilem, uzun süredir ahlaki otoriteyi Tanrı'nın (ya da tanrıların) iradesi ya da buyruklarına yerleştirme çabasının etkili bir reddiyesi olarak düşünülmektedir. Orijinal bağlamında ikilem Yunan tanrılar panteonuna, onların sevdikleri ve nefret ettikleri şeylere göndermede bulunurken yakın dönemlerdeki formülasyon, genelde Tanrı ve Tanrı'nın buyrukları üzerinden düzenlenmektedir. İkilemin ana hususu, Tanrı'nın, eğer Tanrı varsa bile, ahlakın temellendirilmesinde bir işlev göremeyeceğidir. Tanrı olsa olsa, ahlak konusunda sağduyulu ya da epistemik bir işlev görebilir ama argümandan anlaşıldığına göre ontolojik bir işlev göremez.

    Platon'un Euthyphron diyalogunun ortalarına doğru Sokrates, genç Euthyphron'a sonradan "Euthyphron lkilemi" olarak bilinen bir soru sorar. Monoteislik ve çağdaş bir tarzda ifade edildiğinde soru şöyle dile getirilebilir: Tanrı bir şeyi ahlaki olduğu için buyurabilir mi ya da bir şey onu Tanrı buyurduğu için ahlaki olur mu? Orijinal bağlamda Yunan panteonundaki tanrılara yürekten inanan Euthyphron, kutsallığın özünün tanrıların sevdiği şey olduğunu öne sürer. Sokrales, Euthyphron'un kabulünden yola çıkıp efsanelere göre tanrıların her konuda anlaşamadıkları sonucuna varınca, Euthyphron'un görüşü kutsalın bütün tanrıların sevdikleri ve kutsal olmayanın bütün tanrıların nefret ettikleri şey olduğuna dönüşür. Bu noktada Sokrates vites yükseltir ve lkilemi ortaya atar. İkilemin iki yanı da teistik ahlak açısından problemlidir: Zira Tanrı ya yalnızca neyin ahlaki olduğunu bildirir ya da Tanrı nın aklına esen her neyse o ahlaki olabilir.

    Birçok klasik teist, ikilemin iki sonucunu da kabul edilemez bulur, çünkü ahlaki gerçekçiler olarak ahlakın sonsuz derecede değişebilen bir şey olarak düşünülmesini istemezler ve sağlam doğaüstücüler olarak da ahlaki gerçek gibi bu kadar önemli bir konuya Tanrı'nın aslında ilgisiz olması görüşüne karşı çıkarlar. "Ahlakın" yükümlülük (deontic) ve değersel (axiological) boyutları arasındaki "belirsizliği ortadan kaldırmaya" çalışan yaygın bir çözüm çabasında yükümlülük/zorunluluk (obligation) ve değer (value) ayırt edilerek Tanrı'nın buyruklarının kökeni yalnızca yükümlülükle bulunur.

    Böylece Tanrı'nın buyrukları aynı zamanda yükümlülük gerektiren iyi şeyler arasında sınırlandırma yapmanın yolunu açıyor, dolayısıyla ahlaki olarak iyi olan her şey aynı zamanda zorunlu bir yükümlülük olmayacağı için böylesi bir mekanizma zorunludur (aksi halde görev çağrısının ötesine ve üstüne çıkan ahlaki eylemler işgüzarlık kategorisine, yararcı eylem biçimlerinin zor dönemlerde benimsendiğine dair adı çıkan bir kategoriye girmezlerdi).

    Kulsal mükemmelliğin (günahsızlığın) ilke olarak onaylanması, keyfiliği ve anlamsız endişeleri çözmeye yardımcı olur. Çünkü eğer Tanrı özünde iyi ve sevgi doluysa, o zaman hiçbir zaman tartışma konusu yapılamaz ahlaki sezgilerle içinden çıkılamaz hale gelen gerilimler yaratacak buyruklar vermeyecektir.

    Altı ilave ayrımdan oluşan bir dizi, aynı zamanda Euthyphron İkilemi'ne nüfuz etmeye yardımcı olabilir. Tanım ile analiz arasındaki ayrım alanı, kaçamak konuşmak ile aynı dilden konuşmak arasındaki semantik ayrım, düşünülebilirlik ile olanaklılık arasındaki kipsel ayrım, zorluk ile olanaksızlık arasındaki epistemik ayrım, bilgi ile varlık arasındaki ahlakötesi (metaetik) ayrım, bağımlılık ile kolektif kontrol arasındaki ontolojik ayrım teist ahlakın Euthyphron İkilemi'ne karşı görüşlerini savunmasını sağlayabilir. Dolayısıyla "ahlaki yükümlülüklerin" (moral obligations) bir tanımının olmaması, ateistlerin Tanrı'ya inanmadan anlamlı biçimde yükümlülük dilini kullanmalarına izin veriyor olsa bile, Tanrı'nın buyrukları ahlaki yükümlülüklerin doğru bir analizini sağlayabilir. Ayrıca Tanrı insanda bulunmayan ahlaki yetilere sahip olduğundan Tanrı'nın davranışı, sonuna kadar ahlaki olarak kabul edilse bile kesinlikle insan ahlakı gibi olmasına gerek yoktur (John Stuart Mill'in karşı iddiası bunun tam tersidir).

    Tanrı'nın baş edilemez kötü buyruklar verebilmesi anlaşılamaz olsa da, gerçekte bu pek olanaklı olmayacaktır; ortadan kaldırılamayan ahlaki sezgilerle Tanrı'nın buyruklarını bağdaştırmak zor olabilir ancak Tanrı'nın ahlaki mükemmelliğine inanmak akla uygunsa bu olanaksız değildir. Bizim zorunlu ahlaki olguları kavramamız, ahlaklılığın metafizik temelleri konusunda eksik kalacak epistemik bir konudur. Son olarak ahlakın Tanrı'ya bağımlılığı ahlakın içeriği üzerinde Tanrı'nın iradi kontrolünü gerektirmez; kutsal kusursuzluk bazı şeyleri hükümsüz kılar. Böylesi ayrımlarla silahlanan teist ahlak ve kutsal buyruk teorisi Euthyphron ikilemi ışığında akıldışı olarak gösterilemez.

    Kutsal, tanrılar onu onayladığı için mi kutsaldır; yoksa kutsal olduğu için mi tanrılar onu onaylar? (Platon, s. 10a)

    P1. Ahlaki olan, Tanrı onu buyursa da buyurmasa da ahlakidir.

    P2. Eğer ahlaki olan Tanrı buyruğu olduğu için ahlakiyse, o zaman ahlak keyfi ve anlamsız bir şeydir.

    P3. Eğer ahlaki olan Tanrı buyruğu yerine başka bir nedenden ahlakiyse, o zaman ahlaki bakış açısına göre Tanrı gereksizdir.

    C1. Ahlak ya keyfi ve anlamsız bir şeydir ya da Tanrı ahlak için gereksizdir (yapıcı ikilem*, P1, P2, P3).


    * Yapıcı İkilem ' Constructive Dilemma ':

    P1. P V R

    P2. R -> S

    P3. P -> Q
    ___________

    C1. Q V S


    İspat:

    P1., P2., P3. = (P V R) /\ (R -> S) /\ (P -> Q)
    .................................................. ................

    ~P -> R ; Material Implication ' (P V R) |- (~P -> R) '

    ~P -> S ; Hypotetical Syllogism ' (R -> S) /\ (~P -> R) |- (~P -> S) '

    (~S -> Q) ; Hypotetical Syllogism ' (P -> Q) /\ (~P -> S) |- (~S -> Q) '
    ______________________________________

    C1. Q V S ; Material Implication ' (~S -> Q) |- (Q V S) '






    Ne var ki Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un Euthyphron Diyaloğu, ehemmiyet-i hâiz birtakım nüanslar sebebiyle, bu çıkarım kalıbı üzerinden açıklanamaz.#

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.: Antik Yunanistan' da, Constructive Dilemma, çok sevilen ve de kullanılan bir çıkarım kalıbıdır, şöyle ki:

    Felsefe ve Mantık Profesörü Cemal Yıldırım, Mantık, Doğru Düşünme Yöntemi' nde ne diyordu_?


    Bir dilemi, öncülleri eleştirerek reddemezsek, karşı bir dilemle etkisiz kılma yoluna gidebiliriz. Felsefe tarihinde bunun çok renkli örnekleri vardır. Bunlardan biri, filozof Protagoras'la kendisinden hukuk dersi almak isteyen bir öğrenci arasındaki anlaşma ile ilgilidir. Anlaşmaya göre, öğrenci ilk davasını kazanırsa hocasına ücret ödeyecek, kaybederse ücret ödemeyecek. Ne var ki, öğrenimin biliminde öğrenci avukatlık yapmayacağını, bu nedenle bir ücret ödemesinin söz konusu edilemeyeceğini bildirerek işin içinden çıkmak ister. Protagoras dava açar ve öğrencisini yargıç karşısında şu dilemle zor duruma düşürmek ister:


    Davayı kazanırsan, ilk davanı kazandığın için ödeyeceksin; kaybedersen davayı ben kazandığım için ödeyeceksin.
    Davayı ya kazanacaksın ya da kaybedeceksin.
    _______________________________________
    :. Her iki halde de ücretimi ödeyeceksin.


    Hukuk mantığı hocasınınkinden geri kalmayan öğrenci şöyle bir karşı dilemle zor durumdan çıkmaya çalışır:

    Davayı kazanırsam, mahkeme kararıyla ödemekten kurtulacağım; kaybedersem, ilk davamı kaybettiğim için ödemeyeceğim.
    Davayı ya kazanacağım, ya da kaybedeceğim.
    _______________________________________
    :. Her iki halde de bir şey ödemeyeceğim.


    Bir karşı dilemin etkili olması için, iki sonucun çelişik olması gerekir. Nitekim örnek olarak verdiğimiz iki dilemin sonuçları biribirini inkar edici niteliktedir. Ancak buna bakarak öğrencinin hocasını altettiği sonucuna gidemeyiz. Aslında hem hocanın hem de öğrencinin çıkarımlarında gözden kaçmaması gerekli ortak bir zayıf nokta var. Her iki dilemin büyük öncülünde bir yandan ilk anlaşmaya bir yandan da mahkeme kararına yollama yapılmakta, isteğe göre biri veya ötekisi dayanak seçilmektedir.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy:


    Although God's issuing irremediably evil commands is vaguely conceivable, it wouldn't be genuinely possible; reconciling God's commands with ineliminable moral intuitions may be difficult but can't be impossible if it's rational to believe in God's moral perfection; and our grasp of necessary moral facts is an epistemic issue that would underdetermine the metaphysical foundations of morality. And finally, the dependence of morality on God does not entail God's volitional control over the contents of morality to make it just anything at all; divine impeccability would rule some things out. Armed with such distinctions, the theistic ethicist and divine command theorist has not been shown to be irrational in light of the Euthyphro Dilemma.

    Tanrı'nın baş edilemez kötü buyruklar verebilmesi anlaşılamaz olsa da, gerçekte bu pek olanaklı olmayacaktır; ortadan kaldırılamayan ahlaki sezgilerle Tanrı'nın buyruklarını bağdaştırmak zor olabilir ancak Tanrı'nın ahlaki mükemmelliğine inanmak akla uygunsa bu olanaksız değildir. Bizim zorunlu ahlaki olguları kavramamız, ahlaklılığın metafizik temelleri konusunda eksik kalacak epistemik bir konudur. Son olarak ahlakın Tanrı'ya bağımlılığı ahlakın içeriği üzerinde Tanrı'nın iradi kontrolünü gerektirmez; kutsal kusursuzluk bazı şeyleri hükümsüz kılar. Böylesi ayrımlarla silahlanan teist ahlak ve kutsal buyruk teorisi Euthyphron ikilemi ışığında akıldışı olarak gösterilemez.

    Öncül Analitik Felsefe' de Andersen' den Masallar ' fabulas Andersen ' misali, " Yanlış bir metaetik teoriye (Naive/Reforme Edilmemiş İlahi Buyruk Teorisi) inanmadan buna evet demenin bir yolu yok " diyen [flavor] Anglice Muallimi, i.e. Cehennem Problemi' nin efsanevi mucidi nerede_?

    [Tebdîl-i kıyâfet ya da değil] Materyalist felsefe ve Ortak Atalardan Türeme Hipotezi üzerinden [Saf] Metafizik Felsefe üzerine mütemadiyen cevher yumurtlamakla iştigal edenlere de bir müjdemiz vardır, ki şudur:

    Bu defa, lâmı cimi yok, bu ve benzeri iddiaların köküne kibrit suyu dökeceğiz, tamam mı_?


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.: T[rue], F[alse], I[ndefinite]


    P T, Q T ise P V Q F

    P T, Q F ise P V Q T

    P F, Q T ise P V Q T

    P F, Q F ise P V Q F


    P V Q = ~(P <-> Q)


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [Saf] Metafizik Felsefe ya da Materyalist felsefe ve Ortak Atalardan Türeme Hipotezi üzerine ' academicus ya da communarius farketmeksizin ', her yazı, makale ve kitap, ' attention! '

    P: [Saf] Metafizik Felsefe

    Q: Materyalist felsefe ve Ortak Atalardan Türeme Hipotezi

    öncül ya da hüküm olmak şartıyla, ya karşıtlıktan ya da çelişiklikten yola çıkar, ki önermeler de;

    _ ya şudur:

    P ' i.e. P doğrudur '

    Q ' i.e. Q doğrudur '

    (P -> ~Q) ' i.e. P doğru ise, Q doğru değildir '

    (~P -> Q) ' i.e. P doğru değil ise, Q doğrudur '


    ;................................................. .................................................. ..........................................
    _
    N = 2

    Klasik Mantık ' Logica Classica ':

    P V Q V (P -> ~Q) V (~P -> Q)


    P V (P -> ~Q) V Q V (~P -> Q)

    ~[P <-> (P -> ~Q)] V ~[Q <-> (~P -> Q)]

    ~{[P -> (P -> ~Q)] /\ [(P -> ~Q) -> P]} V ~{[Q -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> Q]}


    ~{[~P V (~P V ~Q)] /\ [P V ~(~P V ~Q)]} V ~{[Q -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> Q]}

    ~{[~P V ~Q] /\ [P V (P /\ Q)]} V ~{[~Q V (Q V P)] /\ [Q V ~(Q V P)]}

    ~{[~P V ~Q] /\ [(P V P) /\ (P V Q)]} V ~{[(~Q V Q) V P)] /\ [Q V (~Q /\ ~P)]}

    ~{[~P V ~Q] /\ [P /\ (P V Q)]} V ~{[T V P] /\ [Q V (~Q /\ ~P)]}

    {~P V ~(P V Q) V (P /\ Q)} V ~{T /\ [Q V (~Q /\ ~P)]}

    [~P V (P /\ Q) V ~(P V Q)] V ~[Q V (~Q /\ ~P)]

    [(~P V P) /\ (~P V Q) V ~(P V Q)] V [~Q /\ (Q V P)]

    [T /\ (~P V Q) V ~(P V Q)] V [(~Q /\ Q) V (~Q /\ P)]

    [(~P V Q) V ~(P V Q)] V [F V (P /\ ~Q)]

    [(~P V ~P V Q) /\ (~P V Q V ~Q)] V [F V (P /\ ~Q)]

    [(~P V Q) /\ (~P V T)] V [F V (P /\ ~Q)]

    [(~P V Q) /\ T] V (P /\ ~Q)

    (~P V Q) V ~(~P V Q)


    (P -> Q) V ~(P -> Q) ; Tautologia


    P T, Q T ise P T, Q T, (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T

    P T, Q F ise P T, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<

    P F, Q T ise P F, Q T, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<

    P F, Q F ise P F, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#

    _
    N = 3

    Üç Değerli Mantık: ' Logica [Tripartita | Ternaria] vel per tres valor veritatis modos, indefinitam scilicet, veram et falsam '

    P V Q V (P -> ~Q) V (~P -> Q) ' nec Tautologia nec Contradictoria, i.e. Contingens '

    N.B.: P, Q ister T ister I ister F olsun, bu önermenin doğruluk değeri ya T ya da F' dir ' i.e. I olmaz '. : )


    P T, Q T ise P T, Q T, (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T

    P T, Q I ise P T, Q I, (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T

    P T, Q F ise P T, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<

    P I, Q T ise P I, Q T, (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T

    P I, Q I ise P I, Q I, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<

    P I, Q F ise P I, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I

    P F, Q T ise P F, Q T, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T <<<

    P F, Q I ise P F, Q I, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I

    P F, Q F ise P F, Q F, (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    _ ya da budur:

    Karşıtlık:

    (P -> ~Q) ' i.e. P doğru ise, Q doğru değildir '

    (~P -> Q) ' i.e. P doğru değil ise, Q doğrudur '

    Çelişiklik:

    (P <-> ~Q) ' i.e. P doğru ise, Q doğru değildir, et vice versa. '


    ;................................................. .................................................. ..........................................
    _
    N = 2

    Klasik Mantık ' Logica Classica ':

    (P -> ~Q) V (~P -> Q) V (P <-> ~Q)


    ~[(P -> ~Q) <-> (~P -> Q)] V [P <-> ~Q]

    ~{[(P -> ~Q) -> (~P -> Q)] /\ [(~P -> Q) -> (P -> ~Q)]} V [P <-> ~Q]


    ~{[(~P V ~Q) -> (P V Q)] /\ [(P V Q) -> (~P V ~Q)]} V [P <-> ~Q]

    ~{[~(P /\ Q) -> (P V Q)] /\ [(P V Q) -> ~(P /\ Q)]} V [P <-> ~Q]

    ~{[(P /\ Q) V (P V Q)] /\ ~[(P V Q) /\ (P /\ Q)]} V [P <-> ~Q]

    {[~(P /\ Q) /\ ~(P V Q)] /\ ~(P V Q) V ~(P /\ Q)]} V [P <-> ~Q]

    [~(P /\ Q) /\ ~(P V Q) /\ ~(P V Q) V ~(P /\ Q)] V [P <-> ~Q]

    [~(P /\ Q) /\ ~(P V Q)] V [P <-> ~Q]

    [(~P V ~Q) /\ ~(P V Q)] V [P <-> ~Q]

    [(P -> ~Q) /\ ~(~P -> Q)] V [P <-> ~Q]

    ~[~(P -> ~Q) V (~P -> Q)] V [P <-> ~Q]

    ~[(P -> ~Q) -> (~P -> Q)] V [P <-> ~Q]


    ~[P <-> ~Q] V [P <-> ~Q] ; Tautologia


    P T, Q T ise (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) F

    P T, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<

    P F, Q T ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<

    P F, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#, (P <-> ~Q) F

    _
    N = 3

    Üç Değerli Mantık: ' Logica [Tripartita | Ternaria] vel per tres valor veritatis modos, indefinitam scilicet, veram et falsam '

    (P -> ~Q) V (~P -> Q) V (P <-> ~Q) ' nec Tautologia nec Contradictoria, i.e. Contingens '

    N.B.: P, Q ister T ister I ister F olsun, bu önermenin doğruluk değeri ya T ya da F' dir ' i.e. I olmaz '. : )


    P T, Q T ise (P -> ~Q) F#, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) F

    P T, Q I ise (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) I

    P T, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<

    P I, Q T ise (P -> ~Q) I, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) I

    P I, Q I ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<

    P I, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I, (P <-> ~Q) I

    P F, Q T ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) T, (P <-> ~Q) T <<<

    P F, Q I ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) I, (P <-> ~Q) I

    P F, Q F ise (P -> ~Q) T, (~P -> Q) F#, (P <-> ~Q) F


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N -> sonsuz için de değişen bir şey olmaz.

    # Öncül[ler] doğru ise sonuç yanlış olamaz, ki demek ki [çıkarım] geçersizdir '.

    P T, Q F ya da P F, Q T ise, doğruluk değerleri arasında herhangi bir fark var mı ki_? Y o k, zira ya T yahut F veyahut geçersiz.

    Tasdik edilmesi en mantıklı olan hangisi_? Ne geçersiz ne de F olan P I, Q I değil mi_? : )

    Ergo, P ve Q önermelerinin doğruluk değeri doğru olmayabilir de olabilir de ' i.e., doğru olması [mümkündür | olumsaldır] '.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Peki efsanevi olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ' vardı ya hani, hah, işte o ne olacak_?

    Bay Dawkins, Tanrı Yanılgısı ' The God Delusion /Delusio Deus ' adlı eserinde ne diyordu_?


    The spectrum of probabilities works well for TAP (temporary agnosticism in practice). It is superficially tempting to place PAP (permanent agnosticism in principle) in the middle of the spectrum, with a 50 per cent probability of God's existence, but this is not correct.

    Olasılıklar spektrumu TAP (Uygulamada Geçici Bilinemezcilik) için iyi randıman verir. PAP' ı (Prensipte Sabit Bilinemezcilik) yüzde 50 Tanrı vardır olasılığıyla olasılıklar tayfının ortasına yerleştirmek görünüşte çekicidir, ancak bu doğru değildir.

    [S ö z d e] olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ':

    Tanrı' nın varlığı ' [% 100 | % 100 değil | % 50' den az yüksek | % 50 | % 50' den az düşük | % 0 değil | % 0] '


    ' ESEB destekli ' bir platformun temsilcisi, bu 7 olasılığı 14' e çıkartmıştır, ki maddelerden bazıları ilgi çekicidir, e.g.:


    İetsizm: "Tanrı'nın varlığına inanmıyorum, ama bir şeyler (Hollandaca: "iets") veya bir güç olmalı."

    Nedense aklımıza Kaptan Swing, C91' deki Düşlere Giren Cellat' ın notu geldi, ki ne diyordu_? : )

    Hepiniz öleceksiniz! Hollandalı'yı hatırlayın! ' Vos omnes morituri estis! Mementote Batavi! '


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, I. Analitikler' de ' Analytica Priora, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?

    CAPUT II. De conversione absolutarum propositionum ' Arı önermelerin aksolunması [üzerine] ', 25a1-6:


    Quoniam autem omnis propositio est, aut de inesse, aut ex necessitate inesse, aut contingere inesse; harum autem, hae quidem affirmativae, illae autem negativae secundum unamquamque appellationem; rursus autem affirmativarum et negativarum, aliae sunt universales, aliae particulares, aliae indefinitae: universalem quidem privativam de eo quod est inesse, necesse est in terminis converti.

    Her öncül ya bir arı yükleme, ya bir gerekli yükleme, ya bir olağan yükleme koyar; bu türlü öncüllerin kendileri de, her bir yüklemeye göre bir kısmı olumlu öbürleri de olumsuzdur; olumlu ve olumsuz öncüllerin de bir kısmı bütüncül, bir kısmı bölümcül, bir kısmı da belirsizdir. Bunun sonucu olarak, bütüncül arı yüklemede, olumsuz öncüllük terimleri gerekli olarak aksolunabilirler:

    CAPUT XIII. De contingenti non necessario ' Gerekli olmayan olağan [üzerine] ', 32a36-40


    Quoniam enim quod est contingens non est necessarium, et quod non est necessarium possibile est non esse, manifestum quoniam si contingit A inesse B, contingit et non inesse, et si omni contingit inesse, et omni contingit non inesse.

    Mademki, gerçekte, olağan gerekli değildir ve gerekli - olmayabilir. A nın B ye ait olması olağan ise, ona ait olmamasının da olağan olduğu açıktır; ve A nın her B ye ait olması olağan ise her B ye ait olmaması da olağandır.


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Nikomakhos'a Etik' te ne diyordu_? ' Ethica Nicomachea, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    liber II. De virtute ' Erdem [üzerine] ', 1108b10-16:


    Cùm autem tres sint habitus, duo vitiosi, quorum vnus immoderatus est, alter modo deest, & vna virtus in mediocritate posita, sunt illa omnia inter se quodammodo contraria. Nam extremi & medio habitui sunt, & inter se contraria, &medius extremis. Quemadmodum enim si æquale cum minore coparetur, maius est: sin cum maiore, minus:

    Üç tür eğilim vardır: biri fazlalık, biri eksiklik, ki hiçbiri erdem değil; ve biri de orta yolu gözetmek olan erdem; ve her biri belli bir şekilde diğer ikisine karşıttır. Uçlar hem birbirlerinin hem de orta durumun karşıtıdır ve orta durum her iki ucun da karşıtıdır; tıpkı eşit olanın daha küçük olana kıyasla daha büyük, daha büyük olana kıyasla daha küçük olması gibi:


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in tabirleriyle açıklayacağız, şöyle ki: : )

    Üç tür öncül vardır: biri gereklilik ' necessitas ', biri imkân[sızlık] ' [im]possibilitas ', ki hiçbiri olumsal ' continges ' değil; ve biri de orta yolu gözetmek olan olumsal; ve her biri belli bir şekilde diğer ikisine karşıttır. Uçlar hem birbirlerinin hem de orta durumun karşıtıdır ve orta durum her iki ucun da karşıtıdır; tıpkı eşit olanın daha küçük olana kıyasla daha büyük, daha büyük olana kıyasla daha küçük olması gibi:

    Felsefi jargon üzerinden anlaşılması müşkül ise, işte alelade bir açıklama:

    P, Q birbirlerine göre tümleyendir, i.e. [P | Q] olasılığı ne kadar artarsa [Q | P] olasılığı o kadar azalır, et vice versa.

    Belirli [olayların | önermelerin,...] ' e.c. [P | Q] ' olma olasılıkları [p(P) | p(Q)] ise, olmama olasılıkları 1 - [p(P) | p(Q)] olur, ki [0, 1] aralığındadır, ergo, et cetera:

    p(P) + p(Q) = 1

    0 < [p(P) | p(Q)] < 1 ' i.e., mümkün; possibile '

    [p(P) | p(Q)] = 0 ' i.e., imkânsız; impossibile '

    [p(P) | p(Q)] = 1 /2 ' i.e., olumsal; contingens '

    [p(P) | p(Q)] = 1 ' i.e., zorunlu; necesse '

    Tasdik edilmesi en mantıklı olan hangisi_? Ne imkânsız ne mümkün ne de zorunlu olan [p(P) | p(Q)] = 1 /2 değil mi_? : )

    Ergo, P ve Q önermelerinin doğruluk değeri doğru olmayabilir de olabilir de ' i.e., doğru olması [mümkündür | olumsaldır] '.

    Hüküm:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in I. Analitikler' i ' Analytica Priora ', olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ' için Ortak Ata ' Antecessor Communis ' hükmündedir.

    Bay Dawkins' in eserine ait olasılıklar spektrumu ' spectrum probabilitatis theisticae ' diye bir şey y o k t u r, zira üremiştir, ki türemiştir, ki ıraksamış ıradır, ki hükümsüzdür.

    Bay Dawkins, ' ESEB destekli ' bir platform temsilcisi ve Communarii' nin kanılarının aksine, TAP, PAP diye bir şey, hiç y o k t u r.

    Bay Dawkins, ' ESEB destekli ' bir platform temsilcisi ve Communarii, olasılıklar spektrumunun ' spectrum probabilitatis theisticae ', " yeni gelişen ve benimsenen bilimsel terminolojiye göre " üremiş, ki demek ki türemiş, ki demek oluyor ki ıraksamış ıra, ki denilebilir ki hükümsüz olduğuna, bir başka deyişle, böyle bir spektrumun olmadığına, kelimenin tam anlamıyla uyduruk olduğuna alışması gerekmektedir.

    N.B.: " Bunda alınacak, darılacak, bozulacak bir taraf bulunmamaktadır ve bulunmamalıdır da. "


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    # Zaten Metafizik Felsefe XXI' de ne denilmişti_? ' Dilemma Euthyphronis '

    * ' Her ne kadar alelade gibi görünse de ' soru[nun yanıtlanması], aslen çok zordur.

    Her neyse. Antik Yunanlılar misali, Materyalist felsefe ' philosophia materialistica ' ve de bu felsefeden türeme Ortak Atalardan Türeme Hipotezi' nin bilcümle tilmîzleri de ' discipuli plebeii ad philosophiam materialisticam propensus ' bu çıkarım kalıbına hayrandır ve sanal âlemde de sözüm ona "teist ahlaka yönelik geleneksel itirazın" pekiştirilmesi için sözde felsefi, özde gülünç yazılarda ballandıra ballandıra sunulmaktadır, şöyle ki:



    EVTH. Equidé statuerim illud esse Sanctum; quod omnes dii amant: & contrà, quod omnes dii oderut, Profanum esse.

    EVTH. O hâlde tanrıların sevdiği şey kutsallıktır, buna karşın tanrıların nefret ettiği şeyse, kutsal olmayandır diyorum. ' 9e1-3 '

    SO. Sanctúmne, quatenus sanctum est; à diis amatur: an quatenus à diis amatur, ideo sanctum est?

    SO. Kutsal, kutsal olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi kutsaldır? ' 10a1-3 '

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un, Euthyphron' un yanıtına, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Socrates üzerinden ayrık bir seçenek ' Qi V Qj ' sunması, Euthyphron' a bir ikilem ' [(Qi V Qj) /\ (Qj -> Qv) /\ (Qi -> Qz)] -> (Qz V Qv) ' sunduğu anlamına gelmez.

    Euthyphron İkilemi' nde argüman şu şekilde ilerle[tili]r:

    Qi V Qj önermesi; Qi doğru, Qj yanlış veya Qi yanlış, Qj doğru ise doğrudur, değilse değildir ' i.e., her iki bileşende doğru veya yanlış ise yanlıştır '.

    Qi doğru olsun. Öyleyse, Qj yanlış olmalıdır. ' Aksi hâlde Qi V Qj önermesi yanlıştır '.

    Qj doğru olsun. Şöyleyse, Qj yanlış olmalıdır. ' Aksi hâlde Qi V Qj önermesi yanlıştır '.

    Demek ki, Qi' de doğru olsa, Qj' de doğru olsa, tasdik edilemez. Ergo, önermeye götüren her varsayım yanlış olmalıdır. : )


    Ne var ki ne öyledir ne de şöyledir, ki böyledir böyle ' Sam Boyle ':


    ;................................................. .................................................. ..........................................




    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, Euthyphron adlı eserindeki diyaloglarda neler diyordu_? ' Euthyphron, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    9e8, 10a-11b8:


    SO. Fortasse etiam melius; mi Euthyphro, intelligemus. Quiddam enim huiusmodi cogita: Sanctúmne, quatenus sanctum est; à diis amatur: an quatenus à diis amatur, ideo sanctum est?

    EV. Nescio quid dicas, Socrates.

    SOC. Ego verò conabor id magis perspicué explicare. Dicimus, Id quod fertur, & quod fert, Id quod agitur, & quod agit, Quod videtur, & videt, & omnia similia nónne intelligis: alia ab aliis differre, & quatenus differant: quum tota in mutua illa ratione versentur?

    EVTH. Mihi hæc quidem videor intelligere.

    SOC. Nónne igitur id quod amatur, aliquid est: & id quod amat, diuersum est ab co?

    EV. Quídni?

    SOCR. Dic mihi, vtrum Id quod fertur, quoniam fertur, ideo Id quod fertur, est: an verò propter aliud quidpia?

    EVTH. Nequaquam, sed propter illud ipsum.

    SOC. Et Id quod agitur, quia agitur: Id quod videtur; quia videtur?

    EV. Omnino.

    SO. Non igitur quoniam est Id quod videtur, hac de causa videtur: sed contrà, ideo quoniam videtur, hac de causa est Id quod videtur. Neque quoniam est Id quod agitur, hac de causa agitur: sed quoniá agitur, ideo est Id quod agitur: neque quoniam Id quod fertur, est, propterea fertur: sed quoniam fertur, ideo est Id quod fertur. Tibíne perspicuum est quod volo dicere? hoc nimirum volo, & siquid fit aut siquid patitur, non ideo fit, quia est Id quod fit: sed quoniam fit, ideo est Id quod fit, neque patitur, quia huiusmodi est vt patiens fit: sed quoniam patitur, patiens est. nónne ita concedis?

    EV. Equidem.

    SOC. Nónne & Id quod amatur, aut quod fit, aliquid est, aut quod patitur quid ab aliquo?

    EV. Omnino.

    SO. Et hoc igitur ita se habet vt superiora illa: nimirum non quatenus est Id quod amatur, ideo amatur ab his à quibus amatur: sed quia amatur, ideo Id est quod amatur.

    EV. Necesse est.

    SO. Quid verò de Sancto dicemus, Euthyphro? an quia amatur ab omnibus diis, ideo sanctu vocari statuemus, quemadmodum fert tua oratio?

    EV. Maximé.

    SO. Idcircóne amatur, quia sanctu est, an propter aliud quidpià:

    EV. Minimé: sed propter idipsum quia sanctum est.

    SO. Ideóne igitur amatur, quia sanctum est: sed non ideo sanctum est, quia amatur?

    EV. Videtur.

    SO. Atqui, quoniam amatur à diis, diísne gratu & acceptum est?

    EV. Quídni?

    SO. Non ergo diis gratum, Euthyphro, Sanctum est, neque sanctum, diis gratum, quemadmodum tu ais: sed aliud quidpiam ab illo est.

    EV. Quomodo id ais, Socrates?

    SO. Quia fatemur Sanctum ideo amari, quia sanctum est: non verò, quia amatur, ideo sanctum esse. nónne?

    EV. Certé.

    SO. Diis verò gratum, eo quòd amatur à diis, hoc ipso gratum esse:non verò, quia diis gratum est, ideo amari.

    EVTH. Vera dicis.

    SO. Atqui si idem esset, mi Euthyphto, diis gratum & Sanctum: si eo ipso quòd sanctum sit; Sanctum amaretur, & eo item ipso quòd diis gratum est, ipsum illud diis gratu amaretur. Si auté diis gratum, ideo quòdà diis amaretur;hactenus diis gratum esset: & Sanctum quidem, ea ratione quòd amaretur, sanctum esset. Nunc vides illa contrario inter se modo affecta esse, quippe quæ omnino inter se fint diuersa. Hoc enim nimiru diis gratu, quia amatur, ita affectu est vt ametur: & quoniá tale est vt ametur, ideo amatur. Et videris quide, Euthyphro, quum à te quæreretur quídnam Sanctu esset, minime voluisse illius naturá significare: sed affectionem quandam ipsius notare: videlicet, quòd ita comparatum fit ipsum illud sanctu, ideo ab omnibus diis ais amari: quídnam verò fit ipsum,nondum dixisti. Si verò id tibi lubet, ne me rei istius cognitionem celato: sed rursus à primordio expone écquid tandé Sanctum fit, seu à diis ametur, seu quidlibet aliud in ipsum cadat.

    non enim hac de re erit inter nos cótrouersia. Verum age, præsenti animo mihi explica quid fit Sanctum & Profanum.

    EVTH. Atqui, Socrates, non possum fatis comode quæ sentio edisserere. circumuagatur enim quodammodo nobis id quod posuimus, neque potest quiescere;vbiuis illud cóstituerimus.


    SO. Birazdan daha iyi anlarız, Euthyphro. Şimdi şöyle düşün: Kutsal, kutsal olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi kutsaldır? ' 9e8, 10a1-3 '

    EV. Ne demek istediğini anlamıyorum, Sokrates. ' 10a4 '

    SOC. O zaman daha açık anlatmaya çalışacağım. Hani taşınan ve taşıyan, yönlendirilen ve yönlendiren, görülen ve görenden bahsederiz ya: Bütün bunların birbirlerinden farklı olduğunu ve aralarında ne gibi farklılıklar bulunduğunu biliyorsun, değil mi? ' 10a5-8 '

    EVTH. Biliyorum sanırım. ' 10a9 '

    SOC. Öyleyse sevilen şey de sevenden farklı değil midir? ' 10a10-11 '

    EV. Neden olmasın ki? ' 10a12 '

    SOCR. Şimdi söyle bana, taşınan şey taşındığı için mi taşınandır: Yoksa başka bir nedenden dolayı mı? ' 10b1-2 '

    EVTH. Hayır, taşındığı için. ' 10b3 '

    SOC. Yönlendirilen şey yönlendirildiği için yönlendirilendir: Görülen şey de görüldüğü için görülendir; öyle değil mi? ' 10b4-5 '

    EV. Kesinlikle. ' 10b6 '

    SO. Demek ki bir şey görülen olduğu için görülmez, aksine görüldüğü için görülendir; bir şey yönlendirilen olduğu için yönlendirilmez, aksine yönlendirildiği için yönlendirilendir; bir şey taşınan olduğu için taşınmaz, aksine taşındığı için taşınandır. Euthyphro, ne demek istediğimi anladın mı? Şunu söylemeye çalışıyorum ki, eğer bir şey varolursa ya da bir şeyden etkilenirse, o şey varolan olduğu için varolmaz, aksine varolduğu için varolandır; etkilenen olduğu için etkilenmez, aksine etkilendiği için etkilenendir. Yoksa buna katılmıyor musun? ' 10b7-11, 10c1-4 '

    EV. Katılıyorum. ' 10c5 '

    SOC. Öyleyse sevilen şey ya varolan bir şeydir ya da bir şeyden etkilenen, değil mi? ' 10c6-7 '

    EV. Kesinlikle. ' 10c8 '

    SO. Bu da, bundan öncekilerdeki gibidir: i.e., bir şey sevilen olduğu için sevenler tarafından sevilmez, aksine sevildiği için sevilen bir şeydir, değil mi? ' 10c9-11 '

    EV. Kuşkusuz. ' 10c12 '

    SO. Peki, kutsal olan hakkında ne diyebiliriz Euthyphro? Senin ifadene göre, bütün tanrılar tarafından sevilen şeydir, değil mi? ' 10d1-2 '

    EV. Evet. ' 10d3 '

    SO. Bu yüzden, i.e., kutsal olduğu için mi dine uygundur, yoksa başka bir nedenden dolayı mı? ' 10d4 '

    EV. Hayır, kutsal olduğu için. ' 10d5 '

    SO. Öyleyse kutsal olan kutsal olduğu için sevilir, aksine sevildiği için kutsal olmaz, değil mi? ' 10d6-7 '

    EV. Öyle görünüyor. ' 10d8 '

    SO. Öte yandan tanrıların sevdiği şey tanrılar tarafından sevildiği için tanrıların sevdiği şeydir ve sevilendir. ' 10d9-10 '

    EV. Tabii ki. ' 10d11 '

    SO. Demek ki Euthyphro, tanrıların sevdiği şey kutsal değildir, kutsal olan da tanrıların sevdiği şey değildir; senin de söylediğin gibi, birbirinden farklıdır bunlar. ' 10d12-13 '

    EV. Fakat bu nasıl olur Sokrates? ' 10e1 '

    SO. Zira kutsal olanın kutsal olduğu için sevildiğini tasdik ediyoruz, tersine sevildiği için dine uygun olduğunu değil, değil mi? ' 10e2-3 '

    EV. Evet. ' 10e4 '

    SO. Ayrıca tanrıların sevdiği şeyin, tanrılar tarafından sevildiği için, tam da bu sevilmeden dolayı, tanrıların sevdiği şey olduğunu tasdik ediyoruz, tanrıların sevdiği şey olduğu için sevildiğini değil. ' 10e5-7 '

    EVTH. Doğru söylüyorsun. ' 10e8 '

    SO. Sevgili Euthyphro, eğer tanrıların sevdiği şeyle kutsal olan aynı şey olsaydı, i.e., kutsal olan kutsal olduğu için sevilseydi, o zaman tanrıların sevdiği şey de tanrıların sevdiği şey olduğu için sevilirdi; sonra tanrıların sevdiği şey tanrılar tarafından sevildiği için tanrıların sevdiği olsaydı, o zaman kutsal olan da tanrılar tarafından sevildiği için kutsal olurdu. Lakin bunların birbirinden tümüyle farklı iki karşıt şey olduğunu görüyorsun. Zira biri sevildiği için sevilen oluyor velakin diğeri sevilen olduğu için seviliyor. Görünen o ki, kutsallık nedir diye sorulduğunda onun özünü bana açıklamak istemiyorsun Euthyphro, aksine kutsallığa ait bir özellikten, i.e., onun bütün tanrılar tarafından sevilen bir şey olduğundan söz edip duruyorsun. Ne var ki onun gerçekte ne olduğunu henüz söylemedin. Lütfen saklama bunu benden, kutsallığın ne olduğunu yeni baştan anlat bana, tanrılar tarafından seviliyormuş ya da sahip olduğu başka bir özellik varmış, ne önemi var ki bunun.

    Sonuçta tartıştığımız şey bu değil ki. Asıl kutsallık nedir, kutsal olmayan nedir, onu anlat bana dürüstçe. ' 10e9-10, 11a1-10, 11b1-5 '

    EVTH. İyi de, Sokrates, ne demek istediğimi nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Zira ne tür bir tanım ileri sürersek sürelim, öyle ya da böyle tanımımız ortalıkta dolanıp duruyor ve nereye yerleştirmeye kalkarsak kalkalım yerinde durmak bilmiyor. ' 11b6-8 '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    SO. Zira kutsal olanın kutsal olduğu için sevildiğini tasdik ediyoruz, tersine sevildiği için dine uygun olduğunu değil, değil mi? ' 10e2-3 '

    EV. Evet. ' 10e4 '

    i (L .: H) [Bir şey, kutsal olduğu için tanrılar tarafından sevilendir]
    ii ~(H .: L) [Bir şey, tanrılar tarafından sevildiği için kutsal değildir]

    SO. Ayrıca tanrıların sevdiği şeyin, tanrılar tarafından sevildiği için, tam da bu sevilmeden dolayı, tanrıların sevdiği şey olduğunu tasdik ediyoruz, tanrıların sevdiği şey olduğu için sevildiğini değil. ' 10e5-7 '

    EVTH. Doğru söylüyorsun. ' 10e8 '

    iii (P .: L) [Bir şey, tanrılar tarafından sevildiği için, tanrıların sevdiğidir]
    iv ~(L .: P) [Bir şey, tanrıların sevdiği olduğu için tanrılar tarafından sevilen değildir]

    SO. Sevgili Euthyphro, eğer tanrıların sevdiği şeyle kutsal olan aynı şey olsaydı, i.e., kutsal olan kutsal olduğu için sevilseydi, o zaman tanrıların sevdiği şey de tanrıların sevdiği şey olduğu için sevilirdi; ' 10e9-10, 11a1 '

    v (H <-> P) -> [(L .: H) -> (L .: P)]

    sonra tanrıların sevdiği şey tanrılar tarafından sevildiği için tanrıların sevdiği olsaydı, o zaman kutsal olan da tanrılar tarafından sevildiği için kutsal olurdu. ' 11a1-3 '

    vi (H <-> P) -> [(P .: L) -> (H .: L)]


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    (Qi /\ ~Qj) <-> ~(~Qi V Qj) ' De Morgan's Theorem '

    ~(~Qi V Qj) <-> ~(Qi -> Qj) ' Material Implication '


    vii (L .: H) /\ ~(L .: P) ' i & iv: Conjunction '

    (L .: H) /\ ~(L .: P) <-> ~[(L .: H) -> (L .: P)]


    viii (P .: L) /\ ~(H .: L) ' ii & iii: Conjunction '

    (P .: L) /\ ~(H .: L) <-> ~[(P .: L) -> (H .: L)]


    ix Modus Tollens ' v & vii ':

    (H <-> P) -> [(L .: H) -> (L .: P)]

    ~[(L .: H) -> (L .: P)]
    _______________________________

    ~(H <-> P)


    x Modus Tollens ' vi & viii ':

    (H <-> P) -> [(P .: L) -> (H .: L)]

    ~[(P .: L) -> (H .: L)]
    _______________________________

    ~(H <-> P)


    N.B.: NOT = ~, AND = /\, OR = V, XOR = V, XNOR = <->, IMPLY = ->, .: = BECAUSE

    SO. ... Lakin bunların birbirinden tümüyle farklı iki karşıt şey olduğunu görüyorsun. ' 11a3-4 '

    Şu hâlde, kutsal olmak, tanrıların sevdiğiyle aynı şey değildir. ' ~(H <-> P) '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Euthyphro Argümanı_i:

    E1. Etkile[n]me: Herhangi x ve y için, eğer x, y' yi etkiliyorsa, o zaman y, x tarafından etkilenendir çünkü x, y' yi etkiler. (10A5-B6; krş. 10C1–4)

    E2. Asimetri: Herhangi p ve q için, eğer p, q'dan kaynaklanıyorsa, o zaman q'nun p'den kaynaklanması söz konusu değildir. (10B7-C1)

    E3. Demek ki herhangi bir x ve y için, eğer x, y' yi etkiliyorsa, o zaman (i) y, x tarafından etkilenendir çünkü x, y' yi etkiler ve (ii) x'in y'yi etkilemesi, y'nin x'ten etkilenmesi anlamına gelmez. (10c1-5) [E1 ve E2'den]

    E4. Etkin Sevgi: Bir şeyi sevmek, onu etkilemenin bir yoludur. (10C6-8)

    E5. Demek oluyor ki, herhangi x ve y için, eğer x, y'yi seviyorsa, o zaman (i) y, x tarafından sevilendir çünkü x, y'yi sever ve (ii) x'in y'yi etkilemesi, y'nin x'ten etkilenmesi anlamına gelmez. (10C9-12) [E3 ve E4'ten]

    E6. Nesne Önceliği: Tanrılar, dindar olduğu için, dindar şeyi sever 'i.e. Tanrılar dindar şeyi sever, çünkü o dindardır'. (10D4-5)

    E7. Şu hâlde, dindar şeyin, tanrılar onu sevdiği için dindar olduğu iddiası söz konusu değildir 'i.e., dindar şeyin dindar olması, tanrıların onu sevmesi anlamına gelmez'. (10D6-7) [E2 ve E6'dan]

    E8) Tanrı'nın sevdiği şey, tanrıların onu sevmesi nedeniyle Tanrı'nın sevdiği şeydir 'i.e. Tanrı'nın sevdiği şey, Tanrı'nın sevdiği şeydir, çünkü tanrılar onu sever'. (10D9-10) [E5'ten]

    E9. Öyleyse tanrıların, tanrı tarafından sevilen şeyi, tanrı tarafından sevildiği için sevmeleri söz konusu değildir. (10E5-7) [E5 veya E2 ve E8'den]

    E10. İkame: Eğer dindar, Tanrı'nın sevdiği ile aynı ise, ayrıca (S1) eğer tanrının sevdiği şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle tanrıların sevdiği bir şeyse, o zaman dindar şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle dindardır ve (S2) eğer tanrılar dindar şeyi dindar olduğu için seviyorsa, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi tanrıların sevdiği bir şey olduğu için sever. (10E9-11A3)

    E11. Eğer Dindar kişi Tanrı'nın Sevdiği kişiyle aynı ise, o zaman (C1) dindar şey tanrılar onu sevdiği için dindardır ve (C2) tanrılar tanrının sevdiği şeyi sever, çünkü o tanrının sevdiği bir şeydir. (10E9-11A3) [E6, E8 ve E10'dan]

    E12. Dolayısıyla dindar kişi, Tanrı'nın sevdiği kişiyle aynı değildir. (11A3-4) [E7 ve E11 veya E9 ve E11'den]


    Euthyphro Argümanı_j:

    *E1. Özdeşlik: Herhangi bir x ve y için, eğer x y'yi etkiliyorsa, y'nin x'ten etkilenmiş olması, x'in y'yi etkilemesi gerçeğiyle aynıdır.

    *E2. Asimetri: Herhangi p ve q için, eğer p, q'dan kaynaklanıyorsa, o zaman q'nun p'den kaynaklanması söz konusu değildir.

    *E3. Demek ki herhangi bir x ve y için, eğer x, y'yi etkiliyorsa, o zaman x y'yi etkiler çünkü y x tarafından etkilenmiştir demek değildir 'i.e., eğer x, y'yi etkiliyorsa, o zaman x'in y'yi etkilemesi, y'nin x'ten etkilenmesi anlamına gelmez '. [*E1 ve *E2' den]

    *E4. Etkin Sevgi: Bir şeyi sevmek, onu etkilemenin bir yoludur.

    *E5. Demek oluyor ki, herhangi x ve y için, eğer x, y'yi seviyorsa, o zaman x'in y'yi sevmesi, y'nin x tarafından sevilmesinden kaynaklanmaz. [*E3 ve *E4' ten]

    *E6. Nesne Önceliği: Tanrılar, dindar olduğu için, dindar şeyi sever 'i.e. Tanrılar dindar şeyi sever, çünkü o dindardır'.

    *E7. İkame: Eğer dindar, Tanrı'nın sevdiği ile aynı ise, ayrıca, eğer tanrılar dindar şeyi dindar olduğu için seviyorsa, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi tanrıların sevdiği bir şey olduğu için sever.

    *E8. Eğer Dindar, Tanrı'nın Sevdiği ile aynı ise, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi sever, çünkü o tanrının sevdiği bir şeydir. [*E6 ve *E7' den]

    *E9. Dolayısıyla dindar kişi, Tanrı'nın sevdiği kişiyle aynı değildir. [*E5 ve *E8' den]


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Magni Momenti Notitia:

    Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele' deki argümandan kuşkusuzdur ki, daha yetkindir.

    Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy' deki originalis [flavor] anglice argümanla karşılaştıralım da, bir görelim bakalım, öyle mi değil mi, değil mi_?



    Is what is holy holy because the gods approve it, or do they approve it because it is holy? (Plato, 10a)

    P1. What is moral is either moral because God commands it or it is not.

    P2. If what is moral is moral because God commands it, then morality is arbitrary and vacuous.

    P3. If what is moral is moral for reasons other than that God commands it, then God is superfluous from the standpoint of morality.

    C1. Either morality is arbitrary and vacuous or God is superfluous to morality (constructive dilemma, P1, P2, P3).


    O da ne_?

    Soru da because var.

    P1' deki either or ' seçenekler arasındaki zorunlu seçim, ya ... ya da, i.e. V ' bağlacı arasında because var.

    P2' deki if then ' eğer ise, ise o zaman, i.e. -> ' bağlacı arasında because var.

    Demek ki b e c a u s e buharlaşmış! Ne var ki buharlaştırılamaz. : )


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, II. Analitikler' de ' Analytica Posteriora, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?

    liber II., C. XI., 94a20-35:


    Per quodlibet genus causae demonstrari posse.

    Quoniam autem scire opinamur cum sciamus causam, causae autem quatuor sunt: una quidem quod quid erat esse; una vero cum hoc sit, necesse est hoc esse; altera autem quae aliquid primo movit; quarta vero cuius gratia omnes hae per medium monstrant. Et hoc enim quod cum sit hoc, necesse est esse, una quidem accepta propositione non est, duabus autem ad minus, hoc autem est, cum unum medium habeant, hoc ergo uno accepto, conclusionem necesse est esse.

    Manifestum est autem et sic, propter quid est rectus in semicirculo? aut quo existente rectus est? Sit ergo rectus in quo a, media duorum rectorum in quo b, qui est in semicirculo in quo c, ipsius a igitur rectum esse in c, qui est in semicirculo, causa est b, hoc enim ipsi a aequale est, qui vero est c, ipsi b. Duorum enim rectorum dimidium est, existente igitur dimidio duorum rectorum, a in c est, hoc autem erat in semicirculo rectum esse. Hoc autem idem est ei quod quid erat esse, cum hoc significaret oratione, at vero et ipsius quod quid erat esse causa monstrata est media.


    Türlü sebepler suretiyle kanıtlanabilir herhangi şeyler. ' Orta terim olarak alınan türlü sebepler '

    Sebebi bildiğimiz zaman tanıdığımızı zannederiz. Sebeplerin sayısı ise dörttür: ilk olarak, mahiyet ' formel sebep ', ikinci olarak bazı şeyler verilmiş olmakla bir başka şeyin gerekli olarak onu takip etmesi ' sonucu gerektiren öncüller '; üçüncü olarak nesnenin hareketinin ilkesi ' fail sebep '; dördüncü olarak da nesne ne maksatla olmuşsa o gaye ' ereksel sebep '. Bu sebeplerin hepsi ispatta orta terim olmaya yarayabilirler. — Gerçekte, filân nesne belli ve verilmiş olmakla, bundan gerekli olarak şunun var olduğu sonucunun çıktığı, bir tek öncül yardımiyle ispat olunamaz, hiç olmazsa iki tane lâzımdır; yani bu iki önermenin bir tek orta terimi olması gerekir. Böylece bu biricik orta terim bir kere ortaya konuldu mu, sonuç gerekli olarak ardından gelir. Bu, aşağıdaki misalle de gösterilebilir:

    Yarım-daire içine çizilen açı niçin bir dik açıdır? Veya: Hangi veriden bu açının bir dik açı olduğu sonucu çıkar? Böylece, A nın dik açı, B nin iki dik açının yarısı, G nin de yarım daire içine çizilen açı olduğunu kabul edelim. O zaman, B sebeptir ve bu sebep gereğince dik açı olan A, yarım daire içine çizilen açı olan G ye aittir. Çünkü B, A ya; G, B ye eşittir. Çünkü G iki dik açının yarısıdır. O halde, iki dik açının yarısı olan B. A nın G ye ait olduğu, yani, dediğimiz gibi, yarım daire içine çizilen açının dik açı olduğu sonucunun çıktığı veridir. Bundan başka, B, A nın mahiyetine özdeştir, çünkü o, A nın tarifinin ifade ettiği şeydir; biz ise daha önce, orta terimin sebep olarak mahiyet olduğunu gösterdik.#


    liber II., C. XI., 94b27-34:


    Contingit autem idem et gratia cuius esse et ex necessitate, ut per lucernae pellem lumen egredi; etenim ex necessitate disgreditur, quod in parva est partibilius, et per maiores poros, si quidem lumen fit disgrediendo, et gratia cuius, ut non offendamus. Nonne igitur si esse contingit, et fieri contingit? sicut si tonat exstincto igne, necesse est sizire et sonare, et (quemadmodum Pythagorici dicunt) minarum causa iis qui sunt in tartaro, quatenus timeant.

    Esasen, aynı şeyin hem bir gaye ile var olduğu, hem de gerekliliğin eseri olduğu da olabilir: Sözgelimi, niçin ışık fenerden geçiyor? Bunun sebebi ilkin daha küçük parçacıklardan mürekkep olan şeyin gerekli olarak, ışığın dışarda nüfuz yoluyla husule geldiğini kabul etmek şartıyla, daha büyük mesamelerden ' gözeneklerden ' geçmesidir; ikincisi, bir gaye ile, yani çarpmamamız ' tökezlemememiz ' içindir. Öyle ise bir nesne iki sebeple var olabilirse yine iki sebeple olamaz mı? Sözgelimi, gök gürlemesi bulutlardaki ateşin sönmesiyle gerekli bir şekilde husule gelen bir vızlama, bir gürültü olması ve gayesi de, Pythagoras'cıların temin ettikleri gibi, Tartaros'dakilere korku telkin etmek için onları tehdit etmek olması halindeki gibi bir halde.

    ;................................................. .................................................. ..........................................

    # Genel İspat:

    O, yarım dairenin merkezi ' ut centrum semicirculi O '

    |OA| = |OB| = |OG| = |BG| /2


    _ Geometrik:

    <BAG = <OAB + <OAG = <OBA + <OGA

    <OAB + <OAG + <OBA + <OGA = TT

    Ergo, et cetera. ' QED '

    <BAG = TT /2


    _ Trigonometrik:

    <AOB + <AOG = TT = pi

    cosinüs teoreminden ' lex cosinus ':

    |AB|² = |OA|² + |OB|² — 2 |OA| |OB| cos <AOB = [1 — cos <AOB] |BG|² /2

    |AG|² = |OA|² + |OG|² — 2 |OA| |OG| cos <AOG = [1 — cos <AOG] |BG|² /2


    |AB|² + |AG|² = [2 — cos <AOB — cos <AOG] |BG|² /2

    —cos <AOB — cos <AOG = —cos <AOB — cos (TT — <AOB) = —cos (TT — <AOG) — cos <AOG = 0

    i.e. Pisagor teoremi ' theorema Pythagorae ':

    |AB|² + |AG|² = |BG|²

    Ergo, et cetera. ' QED '

    <BAG = TT /2


    ;................................................. .................................................. ..........................................




    Metafizik Felsefe XXIV' te üstü kapalı vurgulandığı gibi, soru[nun yanıtlanmasının] çok zor olmasının asli sebepleri şunlardır:

    S. Marc Cohen, Socrates on the Definition of Piety ' Sokrates'in Dindarlığın Tanımı Üzerine Görüşleri ': Euthyphro 10A-11 B:


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    (a) loved by the gods because it is pious ' dindar olduğu için tanrılar tarafından sevilir '

    (b) pious because it is loved (by the gods) ' dindar çünkü (tanrılar tarafından) sevilir '

    (a') god-loved because it is loved by the gods ' tanrının sevdiği çünkü tanrılar tarafından sevilir '

    (b') loved (by the gods) because it is god-loved ' tanrının sevdiği olduğu için (tanrılar tarafından) sevilir '

    (â) ø-ed thing because it is ø-ed (by something) ' logical-[hóti | because], i.e., çünkü '

    (ß) ø-ed (by something) because it is a ø-ed thing ' reason-[hóti | because] ' i.e., -dığı için '


    P logical-[hóti | because] Q: [P .: Q | P <- Q]

    reason-[hóti | because] ' sebep bağlacı: -dığı için '


    ø: Verba, e.g. Graece antiqua: phéro, latine: fero, [flavor] Anglice: carry ',

    -ed: Suffixum Anglicum, Latine: [-tus, -ta, -tum], ' adhibitus ad participia praeterita verborum (regularium) formanda '.

    Graece antiqua: phéretai ' singularis praesentis mediopassivi indicativi verbi " phéro " '

    Graece antiqua: pheromenon ' singularis [nomin | voc | accus]ativi masculini neutri participii praesentis mediopassivi " phéro " '

    Graece antiqua: oûn ' particula, [flavor] Anglice: therefore, then '

    Graece antiqua: ára ' coniunctio, [flavor] Anglice: so, therefore, then '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Socrates' argument, as we have interpreted it, was that if 'pious' and 'god-loved' are definitionally equivalent, then (a) entails
    (b') and (a') entails (b). But the hóti in both (a') and (b) is the logical-hóti; the one in both (a) and (b') is the reason-hóti. Socrates' argument, then, does not commit the fallacy of equivocation.*

    * Brown, loc. cit., claims that Socrates' argument is equivocally fallacious because, he feels, the negation of (b) is inferred by Socrates from (a); he similarly feels that Socrates infers the falsity of phéretai hóti pheromenon from the truth of pheromenon hóti phéretai, etc. As I have presented the argument, the denials of (b) and (b') are put forward independently of the assertions of (a) and (a'), not inferred from them. If this is right, there is no reason to suspect that some inference in the argument is equivocally fallacious.

    There is, however, some reason for thinking that the negations of (b) and (b') are inferred from (a) and (a'), respectively. For although no inferential particles precede the introduction of the negations of (b) and (b') into the argument, the situation seems to be different in the epagoge. There an instance of (â) is put forward, after which the negation of the corresponding instance of (ß) is introduced preceded by the (weak) inferential particle ára (10b4-8). And since the truth of both (a) and (a') and the falsity of both (b) and (b') seem to be inferred from the epagoge, the inferential connection between (â) and not-(ß) might be thought to carry over to the later pairs.

    Since the inferential particle is the weak ára, rather than the strong oún. one might argue that Socrates is speaking somewhat carelessly and is not supposing that there is a logical connection between (â) and not-(ß). But the success of my interpretation does not depend on such an argument, for I think it can be shown that even if not-(ß) is being inferred from (â), the inference is not fallacious despite the equivocation on hóti.


    Sokrates'in yaptığı çıkarımların her birinde tek anlamlı olarak kullanılır. Sokrates'in argümanı, yorumladığımız şekliyle, "dindar" ve "tanrının sevdiği" tanımsal olarak eşdeğerse, (a)'nın (b')'yi ve (a')'nın da (b)'yi gerektirdiğiydi. Ancak hem (a') hem de (b)'deki "hóti" mantıksal-hóti'dir; hem (a) hem de (b')'deki ise sebep-hóti'dir. Dolayısıyla Sokrates'in argümanı eş anlamlılık hatasına ' fallacia aequivocationis ' düşmez.*

    * Brown, adı geçen pasajda, Sokrates'in argümanının eş anlamlılık hatası olduğunu iddia eder çünkü (b)'nin olumsuzluğunun Sokrates tarafından (a)'dan çıkarıldığını düşünür; benzer şekilde, Sokrates'in phéretai hóti pheromenon'un yanlışlığını pheromenon hóti phéretai'nin doğruluğundan çıkardığını da, etc. Argümanı sunduğum gibi, (b) ve (b')'nin reddi, (a) ve (a')'nın iddialarından bağımsız olarak ileri sürülmüştür, onlardan çıkarılmamıştır. Eğer bu doğruysa, argümandaki bazı çıkarımların eş anlamlılık hatası içerdiğinden şüphelenmek için hiçbir neden yoktur.

    Ancak, (b) ve (b')'nin olumsuzlamalarının sırasıyla (a) ve (a')'dan çıkarıldığını düşünmek için bazı nedenler vardır. Her ne kadar (b) ve (b')'nin olumsuzlamalarının argümana dahil edilmesinden önce hiçbir çıkarımsal parçacık gelmese de, tümevarımda durum farklı görünmektedir. Burada bir (â) örneği öne sürülmüş, ardından (ß)'nin karşılık gelen örneğinin olumsuzlaması, (zayıf) çıkarımsal parçacığı ára'dan önce getirilmiştir (10b4-8). Hem (a) hem de (a')'nın doğruluğu ve hem (b) hem de (b')'nin yanlışlığı tümevarımdan çıkarılmış gibi göründüğünden, (â) ile değil-(ß) arasındaki çıkarımsal bağlantının sonraki çiftlere de taşındığı düşünülebilir.

    Çıkarımsal parçacık güçlü oûn yerine zayıf ára olduğundan, Sokrates'in biraz fütursuzca konuştuğu ve (â) ile değil-(ß) arasında mantıksal bir bağlantı olduğunu varsaymadığı iddia edilebilir. Ancak benim yorumumun başarısı böyle bir argümana bağlı değildir, çünkü (â)'dan değil-(ß) çıkarımı yapılsa bile, hóti'deki cinasa rağmen çıkarımın hatalı olmadığının gösterilebileceğini düşünüyorum.


    ;................................................. .................................................. ..........................................
    _
    BECAUSE ' -dığı için, sebebiyle, sembolik: .: ', s ö z d e mantıksal bağlaçtır, özde d e ğ i l.

    Ergo, .: yerine, OR ' V ', XOR ' V ', IMPLY ' -> ' Just the Arguments' teki gibi, kullanılamaz d e ğ i l.

    Meselâ, herhangi bir x' in Q olma s e b e p l e r i n d e n bahsedilmiyorsa, herhangi bir x için, x ancak ve ancak P değilse Q önermesi yerine, herhangi bir x için, x Q çünkü x P değildir önermesi kullanılamaz d e ğ i l.

    Ne var ki, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, II. Analitikler' de ne diyordu_? : )

    Bu ' logical-[hóti], reason-[hóti] ' sebeplerin hepsi ispatta orta terim olmaya yarayabilirler;

    N i ç i n ışık fenerden geçiyor?

    Gereklilik:

    Ç ü n k ü daha küçük parçacıklardan mürekkep olan şeyin gerekli olarak, ışığın dışarda nüfuz yoluyla husule geldiğini kabul etmek şartıyla, daha büyük mesamelerden ' gözeneklerden ' geçmesi s e b e b i y l e ' i.e., [geçtiği | geçeceği |...] i ç i n '

    Gaye:

    Ç ü n k ü tökezlemememiz i ç i n.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Gaye gösteren i ç i n ile sebep gösteren i ç i n arasındaki ayrıma dikkat edilmelidir. Meselâ, latincede gaye i ç i n i ekseriya bir mastarı takip eder ve gaye cümlelerinde ut veya ne, sebep cümlelerinde ise ut veya ut non kullanılır, &c.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Ölümsüzlerin Önceli Mord, i.e. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon ne diyordu_? : )

    Mord sizi çağırıyor! Gölgeler ' Tümeller ' ülkesinden dönüp gelin!

    _ Tümeller üzerine ' de Universalibus ':

    Özdeşmezlik ' Non identitas ': Fi[lik] a' nın bir özelliğidir ve Fj[lik] a' nın biz özelliğidir ' farklı önermelerdir, i.e., a'ya farklı özelliklerin atfedilmesidir.

    Burada a, konudur, ki tikel veya tekillerdir ' i.e., particularia vel singularia ', Fi[lik] ve Fj[lik] soyut tekil terimlerdir, ki tümellerdir ' universalia '.

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e göre, şeylerin ' tikellerin ' oluş ve bozuluşu ' hareketi ', dört sebeple kavranılabilir. ' Theoria [mutationis, transformationis] Aristotelis '

    Maddi sebep ' causa materialis ': Tikelleri oluşturan madde.

    Formel sebep ' causa formalis ': Tikellerin tümellerine değişme potansiyeli.

    Fail sebep ' causa efficiens ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyet.

    Ereksel sebep ' causa finalis ': Tikellerin tümellerini ortaya çıkartan dolaysız faaliyetin ereği.

    N.B.: Materyalist felsefeye göre, tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir, ki demek ki tek bir sebep vardır, ki şudur: Maddi sebep.


    Öyleyse, Antik Yunan Filozofları ' philosophi Graeci antiqui /Eflâtûn-ı İlâhî & Muallim-i Evvel ' Platon & Aristoteles' in varsayımları geçersizleştirilmiş değil midir ki_?

    D e ğ i l. Niçin_?

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Metafizik' te ' Metaphysica, liber VII., C. XIII., 1039a14-23, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?


    Habet autem quod accidit dubitationem. Si enim neque ex universalibus possibile est esse nec unam substantiam propter tale sed non hoc aliquid significare, nec ex substantiis contingit actu esse neque unam substantiam, incomposita utique erit substantia omnis. Quare nec ratio utique erit neque unius substantiae. At vero videtur omnibus et dictum est dudum: aut solum substantiae esse terminum aut maxime. Nunc autem neque huius. Nullius igitur erit diffinitio; aut modo quodam erit, modo autem quodam non. Manifestum autem erit quod dicitur ex posterioribus magis.

    Ancak sonucumuz bir sorun doğurmaktadır. Eğer tümelin bireysel ' tekil ' bir varlığa işaret etmeyip onun belli bir niteliği anlamına gelmesinden dolayı hiçbir şey tümellerden meydana gelmezse ve eğer bir tözün, bilfiil halde bulunan tözlerden meydana gelmesi mümkün değilse, bu takdirde her tözün bölünemez olması gerekir ve dolayısıyla da hiçbir tözün tanımı olamaz ' çünkü bileşik olmayan tözün, tanımı yoktur; ancak sezgisel bilgisi vardır '. Oysa herkes tarafından kabul edilen ve bizim de yukarıda ' liber VII, C. V., 1031a1-14 ' söylediğimiz, yalnızca tözün veya hiç olmazsa esas olarak onun, bir tanımı olduğudur. Ne var ki şimdi onun bir tanımının olmaması durumu ile karşı karşıya bulunmaktayız. O halde hiçbir şeyin tanımı yok mudur? Yoksa bir anlamda tanım vardır da bir başka anlamda mı yoktur? Bu nokta ilerde aydınlanacaktır.

    N.B.: Birincil töz ' substantia primaria ': Bireysel varlık, e.g. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates. İkincil töz ' substantia secundaria ': Tür ya da cins, v.g., insan ya da hayvan.

    Bireysel ile kastedilen a, tümeller ile kastedilense Fi[lik] ve Fj[lik].

    a, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhem ABG üçgeni olsun.

    Fi[lik]: Triangularitas: Üçgen[lik] ' Üçgen olma [durumu], Fj[lik]: Trilateralitas: Üç kenarlı[lık] ' Üç kenarlı olma [durumu] olsun.

    Üçgen[lik], ABG' nin bir özelliğidir.

    Üç kenarlı[lık], ABG' nin bir özelliğidir.

    Peki tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir önermesi doğru ise, bu önermeler de doğru değil, değil mi_? D e ğ i l. Olmaz olmaz deme olmaz olmaz derler ya, işte o misal, farzımuhal, doğru değil. Mademki öyle, yüklem olarak alırız, olur biter. : )

    ABG, üçgendir.

    ABG, üç kenarlıdır.

    Meselâ, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes i ç i n tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir, ç ü n k ü her tekilin ne olduğuyla ilgili yalnızca bir tanım verebilir ve niteliklerinin bir tanımından fazlasını veremeyiz.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes' in " tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir; definitio et praedicatio sunt aut falsae aut tautologicae " önermesi, analitik tanımlarda ve kendine yüklemlenen yüklemler için geçerlidir ' hoc enim verum est in et definitionibus analyticis et praedicatis quod per se praedicatur ' ve bu ve benzeri [basit ya da bileşik] önermelerin mantıksal formu da özde şudur:

    F[lik] F' nin bir özelliğidir, ee.g.

    Üçgen[lik] üçgenin bir özelliğidir. ' Kendi kendine yüklemlenen yüklem, i.e., totolojik [önerme] '

    Ne Ezelî[lik] ' Metafizik Felsefe ' ne de [Müddeten] Hâdis[lik] ' Materyalist Felsefe ' Evren' in bir özelliğidir. ' i.e., yanlış [önerme] '

    Velakin Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes' in " tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir " önermesi de ya yanlış ya da totolojiktir. Niçin_? : )

    İlle velakin " tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ya da totolojiktir " önermesi yanlıştır denilmesi de oldukça müşküldür, şöyle ki:


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles, Topikler' de ' Topica, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri ' ne diyordu_?

    liber I., C. V., 101b38-39, 102a1-2


    De termino, proprio, genere, et accidente.

    Dicendum autem quid terminus, quid proprium, quid genus, quid accidens. Est autem terminus quidem oratio quid erat esse significans. Assignatur autem aut oratio pro nomine, aut oratio pro oratione; possibile est enim et eorum quae sub ratione significantur quaedam definiri.

    Tarif, hassa, cins ve ilinti üzerine.

    Şimdi tarifin, hassanın, cinsin ve ilintinin ne olduğunu söylememiz lâzımdır:

    Tarif, nesnenin mahiyetini ifade eden bir sözdür. Onu ister terimin yerini tutan bir sözün, ister sözün yerini tutan bir sözün
    şekline sokmak kabildir çünkü bir sözle ifade edilen bazı nesneler tarif de edilebilirler.

    liber I., C. V., 102a11-17


    Potentes enim quod idem et quod diversum disputare, eodem modo et ad definitiones argumentari facile poterimus; nam ostendentes quod non idem est, interimentes erimus definitionem: non tamen convertitur quod nunc dictum est, non enim sufficiens est ad astruendum definitionem ostendere idem esse, attamen ad destruendum sufficiens est ostendere quod non idem est.

    Gerçekte, biz tartışmada iki şeyin aynı veya ayrı olduklarını ortaya koyabilirsek, aynı tarzda tarifler için de bol bol deliller bulmağa muktedir olacağız. Böylece nesnelerin özdeş olmadıklarını gösterdik mi, tarifi yok etmiş olacağız. Bununla beraber şimdi koyduğumuz kaide için karşılıklılık bulunmadığını kaydedelim. Çünkü tarifi teşkil etmek için iki nesnenin özdeşliğini ispat etmek yetmez, halbuki tarifi yok etmek için bu özdeşliğin bulunmadığını ispat etmek yeter.


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' in sözlerinin özü şudur:

    Tanım, tözün özünün sözüdür ' definitio est verbum essentiae substantiae '.

    Tanım ve yüklem[leme], ya yanlış ' enim non idem est ' ya da totolojiktir ' enim idem esse ', ki " teşkil etmek için yetmez ".


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    [Geç] Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus [posterior] ' Kilikyalı Simplikios ' Simplicius Ciliciensis ', Aristoteles'in Kategorileri Üzerine Yorum' da ne diyordu_? ' In Aristotelis Categorias Commentarium, 208, 28, Translitteratio linguae Graecae; litterae Graecae in litteras Latinas transferri '

    Antik Filozoflar arasında bazıları, yalnızca niteliksel varlığın ' tikel[ler]in ' var olduğunu tasdik ederek niteliklerin varlığını ' tümel[ler]i ' tamamen inkâr ediyordu;

    Platon'la bir tartışma sırasında şunu söyleyen Antisthenes'in hâli de böyledir:

    "Ah, Platon! "Burada atı görüyorum ama atlılığı göremiyorum"; O Plato! Equum hic video, sed essentiam equi non video.

    O da şu cevabı verdi:

    "Çünkü atı görecek [bedenî] gözlerin var ama atlılığı algılayacak [zihnî] gözlerin yok." Quia oculos [corporales] habes ad equum videndum, sed non habes oculos [mentales] ad equum essentiam percipiendam.


    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes' in, Realismus' u ' doctrina [idearum | universalium | formanum] in philosophia Platonis ' inkâr ettiği aşikârdır.

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes i ç i n, yüklem ya yanlış ya da totolojik olduğu i ç i n Realismus' u inkar etmiştir.

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus, discipulus Socratis, praeceptor Diogenis ' Antisthenes, atlılığı göremediği i ç i n Realismus' u inkar etmiştir.

    İlk önerme, ilk cümle i ç i n doğru, diğeri i ç i n doğru d e ğ i l, et vice versa.


    Soyut tekil terimler üzerinden sunulan misaller, adı üstünde soyut olduklarından algılanması müşkül olabilir. İşte alelade bir misal:

    Üniversite sınavına hazırlanıldığını i ç i n sayısal ya da sözel bölümlerden birinin tercih edilmesine karar verilmesi gerektiği varsayılsın.

    Sözelden haz edilmediği i ç i n Sayısal seçilmiş olsun.

    N i ç i n sayısal seçildi_?

    Üniversite sınavına hazırlanıldığı i ç i n sayısal seçildi.

    Ç ü n k ü, bu [ve benzeri] önerme[ler], ilk cümle i ç i n doğru, diğer[ler]i i ç i n doğru d e ğ i l.

    _
    E10. İkame: Eğer dindar, Tanrı'nın sevdiği ile aynı ise, ayrıca (S1) eğer tanrının sevdiği şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle tanrıların sevdiği bir şeyse, o zaman dindar şey tanrıların onu sevmesi nedeniyle dindardır ve (S2) eğer tanrılar dindar şeyi dindar olduğu için seviyorsa, o zaman tanrılar tanrının sevdiği şeyi tanrıların sevdiği bir şey olduğu için sever. (10E9-11A3)

    Mantıksal form;

    ya şudur ' ki hipotez ve hüküm yer değiştirebilir.* ' :

    Eğer Fi = df Fj ise, o zaman (i) eğer x Fj olduğu için p ise, o zaman x Fi olduğu için p'dir ve (ii) eğer x p nedeniyle Fi ise, o zaman x p nedeniyle Fj'dir.

    * Eğer qi ise qj, eğer qj ise qi. ' Si qi tunc qj idem valet ac si qj tunc qi '

    ya da budur ' ki hipotez ve hüküm yer değiştiremez.# ':

    Eğer Fi = df Fj ise, o zaman (i) eğer x Fi olduğu için p ise, o zaman x Fj olduğu için p'dir ve (ii) eğer x p nedeniyle Fj ise, o zaman x p nedeniyle Fi'dir.

    # Eğer qi ise qj, eğer qj değilse qi değil. ' Si qi tunc qj idem valet ac si non qj tunc non qi '

    Hangisi_?

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' a göre ilki. : )

    Nasıl_? Şöyle ki:

    Fi ve Fj özelliklerinin herhangi biri için, eğer Fi, Fj ile aynı ise, o zaman tanrılar Fi şeyini Fi olduğu için seviyorlarsa, o zaman tanrılar Fj şeyini Fj olduğu için seviyorlar demektir.

    Öyleyse, biri diğerinin tanımı olan iki ifade karşılıklı olarak ' doğruluk değeri değiştirilmeksizin ' değiştirilemez olmamalıdır.

    Euthyphron Diyaloğu' nda " Tanrı tarafından sevilen " yerine " dindar " ve " dindar " yerine " Tanrı tarafından sevilen " kelimeleri kullanılabilmektedir, ki demek ki yer değiştirilebilirdir, fakat Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un bunun niçin doğru olduğunu düşündüğü belirsizdir, çünkü bunun için ne argüman sunar ne de ' Euthyphro' dan ' onay ister.*

    * Belirsizlik, yer değiştirilebilir ya da yer değiştirilemez oldukları anlamına g e l m e z, yer değiştirilebilir veya yer değiştirilemez olup olmadıkları anlamına gelir, ee.g.

    " Akıllı olan " yerine " insan " ve " insan " yerine " akıllı olan " kelimeleri yer değiştirilemez değildir.

    ' Her ne kadar hem karşıt hem de iç çelişkili olsa da ' tümel, özel bir tikel olsun, ki demek ki evrende tikellerden başka hiçbir şey var değildir önermesi de doğru olsun.

    Zaten hem Orta Çağ' da tebdîl-i kıyâfet gezen Materyalist felsefeden başka hiçbir şey olmayan ve tümeller addırlar ' universalia sunt nomina ', tikeller gerçektirler ' particularia sunt realia ' önermelerinin doğru olduğunu ileri süren Adcılık doktrini ' nominalismus /nominalium doctrina ' hem de Materyalist felsefeye göre, tümel; ya yoktur ya da özel bir tikeldir değil mi_? Her hâlde.

    Ne var ki, evrende, tümellerden başka hiçbir şey var değildir önermesi ne Orta Çağ' da tebdîl-i kıyâfet gezen Materyalist felsefe ne de Materyalist felsefeye göre, yer değiştirilebilirdir. : )


    ;................................................. .................................................. ..........................................
    _
    Dindar, dindar olduğu için mi Tanrı onu onaylar, yoksa Tanrı onu onayladığı için mi dindardır? ' 10a1-3 '

    Euthyphron' a bu soru sorulurken, ' eğer ki, bir şey, ancak ve ancak tanrılar onu seviyorsa dindardır önermesi doğruysa ', eş kapsamlılığın bir açıklama gerektirdiğini ve ' eğer ki başarılı olursa ' karşılıklı koşullu bir önermenin ' IFF* ' mukaddem ' antecedens ' ya da tali ' consequens ' bileşenlerinden herhangi birinin doğruluğunun diğer tarafın doğruluğunu nasıl desteklediği varsayılıyor gibi görünmektedir.

    * Propositio bicondicionalis:

    Eğer p ve q doğruysa veya p ve q yanlışsa, o zaman p <-> q doğrudur ' si p et q vera sunt aut p et q falsa sunt p <-> q verum esse '.

    Eğer p yanlış, q doğruysa veya p doğru, q yanlışsa, o zaman p <-> q yanlıştır ' si p falsum est sed q verum est aut p verum est et q falsum est, p <-> q falsum esse '.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.:

    Eş kapsamlılık* zorunlu# bir iddia olarak anlaşılmalıdır, olumsal^ bir iddia olarak değil; zira, aşikârdır ki, ne Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon ne de Euthyphron, tanrıların sevdiği şeylerin yalnızca dindar olanlar olmasının bir ilinek ' accidens; tikelin bağlı olmadığı tümel, i.e., tikele ait olabilen veya ait olamayan tümel ' olduğunu tasdik etmektedirler. Dolayısıyla buradaki temel anlaşmazlık, tanrıların sevdiği bazı dindar olmayan şeyler veya tanrıların sevmediği bazı dindar şeyler olup olamayacağı etrafında dönmüyor gibi görünüyor, zira böyle şeylerin olamayacağında hemfikir görünmektedirler.

    * Eş kapsamlılık hâli, şu koşulların her ikisinin de doğru olduğu bir hâldir.

    Özdeşmezlik ' Non identitas ': a, Fi'dir ' Fi[lik] a' nın bir özelliğidir ' ve a, Fj'dir ' Fj[lik] a' nın biz özelliğidir ' farklı önermelerdir, i.e., a'ya farklı özelliklerin atfedilmesidir.

    Eş kapsamlılık ' Coextensio ': Fi = Fj

    # Burada a, konudur, ki tikel veya tekillerdir ' i.e., particularia vel singularia ', Fi ve Fj sıfattır yahut [nitelik] yüklemidir veyahut kategorilerdir ' nomen adiectivum vel praedicata vel praedicamenta ', Fi[lik] ve Fj[lik] soyut tekil terimlerdir, ki tümellerdir ' universalia '.

    a, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' ten mülhem ABG üçgeni olsun.

    Fi[lik]: Triangularitas: Üçgen[lik] ' Üçgen olma [durumu], Fj[lik]: Trilateralitas: Üç kenarlı[lık] ' Üç kenarlı olma [durumu] olsun.

    Üçgen[lik], ABG' nin bir özelliğidir.

    Üç kenarlı[lık], ABG' nin bir özelliğidir.

    Önermeler, hem özdeşmezdir hem de z o r u n l u olarak eş kapsamlıdır ' i.e., ne özdeştir ne de olumsal olarak eş kapsamlıdır. '

    ^ Olumsal olmayan [bir iddia olarak] da o l m a z ' i.e., değil. '


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Her ne kadar tanrıların sevdiği şeyler dindar olanlarsa, dindarın Tanrı'nın sevdiğinden nasıl farklı olabileceğini görmek zor olsa da, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, bu denli ileri gitmemektedir, zira eş kapsamlılığı dolaylı olarak tasdik ettikten sonra Euthyphro'nun Yanıtı'na karşı argümanını ortaya koymaktadır ' 11B1–5 '.

    Ergo, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' a göre yanıtlar şu önermelerdir.

    (C1) dindar şey tanrılar onu sevdiği için dindardır.

    *E6. Tanrılar, dindar olduğu için, dindar şeyi sever.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    N.B.: Graece antiqua: tó hósion, [flavor] Anglice: pious, hallowed, sanctioned by the gods ' dindar, kutsal, tanrılar tarafından tasdik edilmiş '

    Sanal âlemde, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un Euthyphron Diyaloğu hakkındaki akademik makale ' academicus articulus ' ibadullahtır.

    Bu makalelerde kılı kırk yaran felsefecilerin sözlerinin özü şudur ' ki aslen pek de haksız sayılmazlar hani ':

    Euthyphron Diyaloğu' nda, " Tanrı tarafından sevilen " yerine " dindar " ve " dindar " yerine " Tanrı tarafından sevilen " veya benzeri kelimeler birbirlerinin yerine kullanılabilmektedir, ki ne özdeş ne eş kapsamlı ne de yer değiştirilemezdirler, ki böyle bir şeyin geçerliliği de mantıkça belirsizdir.


    Orta Çağ Skolastik Filozofu Thomas Aquinas ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' De Ente et Essentia ' Varlık ve Öz Üzerine ' adlı eserinde ne diyordu_?


    CAPUT 1:

    Ex his enim quae dicta sunt patet quod essentia est illud, quod per diffinitionem rei significatur. Diffinitio autem substantiarum naturalium non tantum formam continet, sed etiam materiam; aliter enim diffinitiones naturales et mathematicae non differrent.

    Söylenenlerden de anlaşılacağı üzere, öz, bir şeyin tanımıyla ifade edilen şeydir. Doğal tözlerin ' cevher; ne bir mevzûnun yüklemi olan ne de bir mevzûda bulunan şey ' tanımı sadece biçimi değil, maddeyi de içerir; aksi takdirde doğal ve matematiksel tanımlar birbirinden farklı olmazdı.

    Meselâ, [canlılık | akıllılık] insanın bir özelliğidir ' doğal tanımdır ', türevlenebilirlik, sürekli fonksiyonların bir özelliğidir ' doğal tanım d e ğ i l d i r '.


    Et ideo sicut res constituta ex aliquibus non recipit praedicationem earum rerum, ex quibus constituitur, ita nec intellectus recipit praedicationem eorum intellectuum, ex quibus constituitur.

    Bu nedenle, nasıl ki bir şey kendisini oluşturan şeylerin yüklemi olamazsa, bir kavram da kendisini oluşturan kavramların yüklemi olamaz.

    F[i,j,k,...][lik] a' nın bir yüklemidir ' özelliğidir ', ki a F[i,j,k,...][lik]' in yüklemi ' özelliği ' olamaz, ki demek ki, F[i,j,k,...][lik] F[x, y, z,...][lik]' in bir yüklemidir ' özelliğidir ' de olamaz.


    Et quia pars non praedicatur de toto, inde est quod humanitas nec de homine nec de Socrate praedicatur. Unde dicit Avicenna quod quiditas compositi non est ipsum compositum, cuius est quiditas, quamvis etiam ipsa quiditas sit composita, sicut humanitas, licet sit composita, non est homo, immo oportet quod sit recepta in aliquo quod est materia designata.

    Parça bütünün yüklemi olamayacağından, insanlık da ne insanın ne de Sokrates'in yüklemidir. Bu nedenle İbn Sina der ki; "bileşik bir şeyin özü, kendisinin özü olan bileşik şeyin kendisi değildir."; tıpkı insanlığın, bileşik olmasına rağmen insan olmadığı, belirlenmiş madde olan bir şeyde bulunması gerektiği gibi.

    i.e. Fi[lik] = İnsanlık, ai,j = insan, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates ise, şu önermeler ya totolojiktir ya da yanlıştır:

    İnsanlık, insanın bir yüklemidir ' özelliğidir ', i.e. İnsan, insandır ' ki totoloji. '

    İnsanlık, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates' in bir yüklemidir ' özelliğidir ', i.e. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Sokrates, insanlıktır ' ki yanlış. '


    Sic igitur patet quod essentiam hominis significat hoc nomen homo et hoc nomen humanitas, sed diversimode, ut dictum est, quia hoc nomen homo significat eam ut totum, in quantum scilicet non praecidit designationem materiae, sed implicite, continet eam et indistincte, sicut dictum est quod genus continet differentiam; et ideo praedicatur hoc nomen homo de individuis. Sed hoc nomen humanitas significat eam ut partem, quia non continet in significatione sua nisi id, quod est hominis in quantum est homo, et praecidit omnem designationem. Unde de individuis hominis non praedicatur. Et propter hoc etiam nomen essentiae quandoque invenitur praedicatum in re, dicimus enim Socratem esse essentiam quandam; et quandoque negatur, sicut dicimus quod essentia Socratis non est Socrates.

    Dolayısıyla, insanın özünün bu "insan" ve "insanlık" isimleriyle farklı şekillerde ifade edildiği açıktır; çünkü "insan" adı özü bir bütün olarak ifade eder, yani maddenin belirlenmişliğini dışlamaz, aksine örtük olarak ve belirsiz bir şekilde içerir, tıpkı cinsin ayırıcı özelliği içerdiği gibi; bu nedenle bu "insan" ismi bireylerin yüklemi olabilir. Ancak "insanlık" adı özü bir parça olarak ifade eder, çünkü yalnızca insanın insan olması bakımından anlamında içerir ve tüm belirlenmişliği dışlar. Bu nedenle insan bireylerine yüklenmez. Ve bu nedenle de "öz" adı bazen bir şeye yüklenir, çünkü " Sokrates bir özdür " deriz; bazen de yüklenmez, çünkü " Sokrates'in özü Sokrates değildir " deriz.

    Hüküm:

    Orta Çağ Skolastik Filozofu Thomas Aquinas' ın ' Doctor [Ecclesiae Romanae, Angelicus], philosophi [Scholastici, Aristoteliani] Medii Aevi ' De Ente et Essentia ' Varlık ve Öz Üzerine ' adlı eseri, kökendir.

    Tamam canım, ne özdeş ne eş kapsamlı ne de yer değiştirilemez olsun, bir şey demiyoruz. Mademki öyle, bu makalelerde niçin bazen holy, bazen pious kullanılmaktadır_?

    Meselâ, Fi[lik] = Kutsal[lık], Fj[lik] = Dindar[lık] olsun.

    Kutsal[lık] ' Kutsal olma [durumu] ' Euthyphron' un bir özelliğidir.

    Dindar[lık] ' Dindar olma [durumu] ' Euthyphron' un bir özelliğidir.


    Kutsal[lık] ' Kutsal olma [durumu] ' Tanrı'nın bir özelliğidir.

    Dindar[lık] ' Dindar olma [durumu] ' Tanrı'nın bir özelliğidir.


    Sözün özü, Tanrı tarafından sevilen olmak[lık] ' Tanrı tarafından sevilen olma [durumu] ', dindar[lık] ' dindar olma [durumu] ', kutsal[lık] ' kutsal olma [durumu] ' ve benzeri kelimeler, soyut tekil terimlerdir, ki tümellerdir ', ki içsel ve dışsal bağıntıları, eş kapsamlılıkları, yer değiştirilebilirliklerinin olup olmadığı, kelimenin tam anlamıyla da birbirlerine göre ne olup ne olmadıkları enikonu karmaşık ve ihtilaflıdır.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    M. Bruce & S. Barbone, Just the Arguments: 100 of the Most Important Arguments in Western Philosophy ' Batı Felsefesindeki 100 Temel Mesele ':

    Antony Flew once said that the test of one's aptitude in philosophy is one's ability to grasp the force and point of the "Euthyphro Dilemma," a traditional objection to theistic ethics traceable to an early Socratic dialogue.

    Bir keresinde Antony Flew, birisinin felsefi yeteneğini test etmenin bir yolunun teist ahlaka yönelik geleneksel itirazın izlenebildiği erken dönem Sokratik bir diyalog olan "Euthyphron lkilemi"yle ilgili bakış açısı ve onu kavrama gücü olduğunu söylemişti.

    Büyücü Elchin, Mord, i.e. Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon hakkında ne diyordu_? : )

    Evet... Mord kötülüğün savaşçılarını ayaklandırmış... Aklın düşünebileceği en korkunç belâ bu!..

    Hüküm:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus ' Epicurus' dan mülhem, Şer Problemi " Epicuri dilemma /quaestiones disputatae de malo ", dolaylı da olsa, Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' dan mülhemdir.

    N.B.:

    Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon' un felsefesi, nerede kaldı ki eleştirilmek, üzerinde şöyle böyle de olsa düşünüldüğünde dahi, eğer ki o ana dek farkında olunmayan sımsıkı kapalı bir pencerenin ansızın ardına kadar açılıp yüreğinizin en derinliklerine doğru buz gibi rüzgarların estiği hissedilmiyorsa, başka deyişle dehşetli bir duyguya kapılınmıyorsa, anlaşılamamıştır.


    ;................................................. .................................................. ..........................................

    Eski dostlarımızdan Timur Khan için:








    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

  8. #58
    Ç. R. Düzenleme
    Üyelik Tarihi
    Nov 2015
    Mesajlar
    515

    Seviye: 40 
    Tecrübe: 1,911,385
    Sonraki Seviye: 2,111,327

    Beğenmiş
    2,542
    Beğenilmiş
    2,072
    Adı Geçen
    0 Konu
    Etiketlendiği
    0 Konu
    Felsefeden bunalan eski dostlarımız için:

















    İ ç t e n l i k l e...

    Sevgiyle...

FACEBOOK'TA PAYLAŞ

Konuya Mesaj Yazanlar: 1

profesyonel web tasarım
© Copyright 2021. Tüm Hakları Saklıdır. Çizgili Kitap | Çizgili Kitap Forum Kuralları